Haşyet

  • Haşyet, Allah ismi ile işaret edilen varlığın sonsuz azâmet ve kibriyâsı önünde bir hiç olduğunu hissetme hâlidir. İşte bu, hiç olduğunu hissetme hâlinin adı, “Haşyet!.” Yaşamı da, “Secde” dir.
  • Haşyet, duygu değildir!. Haşyet, tefekkür sonucu oluşur.
  • Haşyette, Allah’ın Azâmet ve Kibriyâsı vardır.
  • Haşyet, Bakabillâhın seyrinde olan bir olaydır, hakkıyla olması için!.
  • “Korku”, kişinin zarar göreceği bir şey karşısında “eyvah ne yaparım” duygusudur…
    “Haşyet” ise, karşılaşılan azâmet, ihtişam, yücelik, olağandışılık, ve daha bir çok bu tür tanımlamanın getirdiği ulvîlik önünde; aczini, yetersizliğini ve nihayet “hiçliğini” hissetme hâlidir.. Bu hissediş, “haşyet duyma” olarak tanımlanır…
  • ONLAR NAMAZDA HUŞÛ İÇİNDEDİRLER” (23-2)
    HUŞÛ” kesinlikle bilelim ki “KORKU” değildir!
    ALLAH” azâmetini farkeden insanın, bu sonsuz yücelik yanında kendi “hiç“liğini farketmesi; ve bunun sonucunda da hissettikleridir “HUŞÛ“!..
  • “Bakâbillah”ta, Mardiye’de “İLİM Sıfatı”yla zâhir oldu mu, bu zuhûr hâlinin, yaşam boyutudur “haşyet”!… Bunun ismi, senin anladığın ikilikteki kulun tanrısından duyduğu haşyet kavramıyla isim benzerliği taşır sadece… Tıpkı, cennetteki “üzüm” ile burada bildiğimiz “üzüm” arasındaki isim benzerliği gibi!
  • Sonsuzluktaki sonsuz oluşları, kemâlâtı seyr hâlinin adıdır gerçekte, “haşyet”; ki celâlin kemâlinden gelir!
  • “Ekber”iyet sırrının kişide açılımının sonucu, dâimi haşyettir.
  • “HÛ’vAllahulleziy la ilahe illâ HÛ”! İster vahiy yollu gelsin, ister bilinç yollu üzerine eğilinsin, algılanan her “şey”in hakikatinin derûnu… Öylesine ki; Ekberiyet tecellisi sonucu önce “haşyeti”;, sonucu olarak da “hiç”liği yaşatır ve bu yüzden de O‘nun hakikatine erişilemez! “Basîretler ona ulaşmaz!” Mutlak bilinmezliğe ve kavranılmazlığa işaret ismidir! Nitekim “ALLÂH” dâhil tüm isimler “HÛ”ya bağlı geçer Kurân‘da! “HU ALLAHu EHAD”, “HU’ver Rahmanur Rahıym”, “Hu’vel’Evvelu vel’Ahıru vez’Zahiru vel’Batın”, “HU’vel Aliyyül Aziym”, “HU’ves Semiy’ul Basıyr” ve Haşr Sûresi‘nin son üç âyeti gibi! Bu arada şunu da bir diğer okunuş şekli itibarıyla fark ederiz ki, isimlerin öncesindeki “HÛ” ismi işaretiyle önce tenzih vurgulaması yapılır, sonra da söz edilen isimlerle teşbihe işaret edilir. Bu da hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gereken bir işarettir.
  • Âbidler, ârifler, âşıklar çoktur. Haşyet ehli çok azdır!.
  • Muhabbet, temeli ile ikilik ve şirktir. Ta ki, aşkın en son noktası ikiliği kaldırır. O noktaya kadar hep ikiliktir, muhabbet!.

    Zaten, haşyeti duyan kişide ikilik kalmaz! Çünkü, Hiçlik noktasındadır. Haşyetin sonucu; O âzâmet ve Kibriyâ önünde hiç olduğunu hissediştir.

    -Haşyet, Mardiye’de mi hissedilir?

    Mutmainne’de onun ilk hâlleri hissedilir, yaşanır. Râdiye’de kemâle erer. Mardiye’de tam haşyet yaşanır. Mardiye’de ve Sâfiye’de belli olur.

  • Kurbiyet” sahipleri ise, “Ekber“iyet seyri içinde “haşyet” ile “seyri meallah“tadırlar.
  • Bu haşyet duyulmaya başlandığında çok büyük acılar da yaşanır mı?.
    Sen o haşyeti her zaman duyamazsın zaten… O ancak, bir namazda iken ve kendini o konuda yoğunlaştırdığında hissettiğin bir olaydır. Haşyet duymana rağmen beden duruyor, varlığını sürdürüyor. Beden ortadan kalkmıyor ki!. Beden ortadan kalkmadığı gibi, bedenin dünyası da yaşamını sürdürüyor.
  • Abdülkâdir Geylâni’nin bahsettiği “Sevde-i Âzâm” dediği “kara nokta” kalptedir!. Yani, şuurda!.. “Haşyet” idrâkı sonunda oluşan “HİÇLİK” noktasıdır!. Biz arıyoruz, yürekteki kulakçıkta mı, karıncıkta mı; nerde, diye?…
  • Mi`râc, Rabbine olur… Secde Allah`a olur, sonucu haşyettir!… Haşyet bitmeden Vahdet başlamaz!…
  • “Haşyet”, bilelim ki “korku” değildir…
  • El Velî” isminin işaret ettiği anlamlardan bir anlamın kişinin fıtratına göre açığa çıkışından sonra, korkulacak veya hüzün duyulacak hiçbir şey kalmaz o yaşam algılaması içinde… Ama “Haşyet” kapısı ebeden açıktır!.

    Hz. Muhammed için, “yüksek muhabbet mertebesi” derler. Bu, yanlıştır.
    Hz. Muhammed, haşyet mertebesinin yüceliği içindedir!.

  • Bana göre, haşyet, aşkın üstündeki mertebedir.

    “Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, rahat rahat yataklarınızda uyumaz, Allah Allah diyerek çırılçıplak dağlara fırlardınız.” İfadesi Hz. Rasulullah’ın haşyetine işaret eder. Ve, kendisindeki o haşyeti dile getiriştir.

    “İçinizde Allah’ı en çok bilen benim. En çok korkan da benim” demesi de, haşyete işarettir.

    Buradaki korku, haşyettir.

    Korku, bildiğimiz Allah’ın sopasından korkma değildir. Hadiste ona işaret ediyor.

  • Yer yüzünde, Hz. Muhammed’den daha iyi, daha yüksek vahdet ehli olabilir mi?. Onun bahsettiği en yüce durum işte, haşyettir. Ama, hayâlindeki “tanrı”na “Allah” etiketini yapıştırıp ona, Allah diyenler, haşyetin ne olduğunu bilmezler. Onlara göre en yüksek mertebe aşktır.
  • “Teslimiyet”i, idrâk; “haşyet”i , ilim oluşturur!.
  • Câhiller korkar, Âlimler haşyet duyar!
  • “Tanrı”, korkulası umacıdır!. “Allah” ise, ilim sahiplerinde, sonsuz-sınırsızlığın yanındaki hiçliklerini kavrayış nedeniyle oluşan “haşyet”in kaynağıdır!..
  • ALLAH, korkulacak-eli sopalı- cezalandırıcı bir tanrı değil; haşyet duyulacak Mutlak Yaratıcı`dır!
  • Kuvvetli bir akıl, tefekküre götürür. Kuvvetli tefekkür, haşyeti getirir!.
    İrfanda haşyet, Vahdette seyr vardır!..
  • Basiret sahibi bir kişinin “haşyet” hâlini hissetmesi için “ALLAHÛ EKBER” sözcüğünün mânâsını tefekkür etmesi yeterlidir!..
  • İftitah tekbirine… “ALLAHÛ EKBER” diyebilmek şarttır namaza başlamak için!… Şayet kişi, “Allahu Ekber” diyebilirse; içinde bulunduğu dünyayı, galaksiyi, uzayın sonsuz büyüklüğünü ve milyar kere milyarlarca yıldızdan oluşmuş galaksiyi hissedebilir ve muhteşem sonsuzluk içinde kendi yerini düşünürse; sonra da o muhteşem sonsuzluğu Yaratan Yüce Zât`ın hafsalalar ötesi azâmet ve kibriyâsını farkederse… Namaza başlamış olur!…

    İşte bu hâl, kişide “haşyet” duygusunu oluşturur ki, bir çokları titrer ve kendinden geçer!… “Benliği” bir anda eriyip gider; ve o yokluk içinde “Besmele” çekilip “Fâtiha”yı okunur ki; artık okuyan kendi olmaz!, “ALLAH KENDİSİNE HAMD EDER” o dilde!… “Attığında sen atmadın, atan ALLAH`tı” hükmünce!…

  • Gelmiş geçmiş bütün evliyâ, insanları, “ALLAH” kavramına dayalı din anlayışına ve bunun sonucunda oluşacak “haşyet” hâline yönlendirmek isterken; işin şeklinde kalan din adamları da ötedeki bir tanrı kavramıyla olayı anlatıp, insanları ondan “korkutarak” hükümranlık tesis etmeye çalışmışlardır!..
  • İBADET”, esas itibariyle “taat” mânâsınadır… Gerekçe sormaksızın, mükemmel bir şekilde görevi yerine getirme, anlamını ifade eder… Esasen herkes, varoluşunun gereğini otomatik olarak ve mükemmel bir şekilde yerine getirmektedir… Yani kulluğunu ifa etmektedir…

    Ne var ki bunu hakkıyla eda etmek ancak, O`nu içinde hissetmek ve bunun neticesinde “haşyet” duymakla hasıl olur…

    Aksi halde, ibadetin sadece fiilinde, şeklinde kalınmış olur..

  • Allah” adıyla işaret edilene duyulan “haşyet”in ne olduğunu kavrayamayanlar, var sandıkları tanrılarıyla başbaşa kaldılar ve onun sopasından korkarak yaşadılar!.
  • Dervişler, “aşk” peşinde koşar; kemâl ehli ise “haşyet”i yaşar!
  • Marifet”, kulun Allah’a bakışındadır!… “İLİM” ise “O”nun yarattıklarına bakışı!. “İlim” sıfatını aşikâra çıkarttıklarında, “haşyet” olur; ve bu yüzdendir ki Kurân, “İlim sahiplerinde haşyet olur” der!…
  • Kendine yönlendirmek istediklerine, yani “fenâ” ehline, yani Mülhime ehline ise “aşk” bağışlar!.
  • O Allâh’tan çok korkun ki, sistemi gereği sadece bakışınız davranışınız değil, an içindeki düşüncenize göre dahi, sonraki anlarınızı inşa eder. Korkulası olan kimlik kişilik değil, içinde yaşadığınız Allâh sistemidir. Allâh’a haşyet duyulur, Allâh sisteminden korkulur. Allâhım uyandır! Uyan ki, gerçekte muhatabın: Vechullâh’tır!
  • Eğer Kurân’daki bilgi, bir beyinde açığa çıkarsa orda benlik dağı paramparça olur, yok olur. Benlik kalmaz, Allâh haşyeti yaşanır.

Soru :

-Aşkla muhabbet arasındaki manâ farkı nedir?..

-Aşk, muhabbetin şiddetlisidir.

-Aşkın daha şiddetlisi ne demektir?

-Aşkın daha şiddetlisinde bir şey kalmaz ortada!. Aşk, zaten bir ateştir, olduğu yeri yakar yıkar, gerisi de kalmaz.

-Haşyet diyemez miyiz o zaman?

-Hayır! Aşk ayrı şey, haşyet ayrı bir şeydir.

Hiç alâkası yok birbirleriyle!. Ayrı kavramlardır, Aşk ve Haşyet!.. İkisi de ayrı ayrı şeylerdir…

 

Soru

-Namaz’da huşû hâlinin bir tek hâli mi vardır, dereceleri mi vardır?…

Bir de bazı Hadislerden Allah Rasûlü’nün nâfile ibadetleri “şükründen” yaptığını okumuştum… Bu ne demektir? Teşekkür ederim.

Üstad

-“Huşû”; erişilen bir idrâk , edinilen bir müşahedenin sonucudur.

“Huşû “ namaza mahsus değildir, her an yaşanabilir ; dolayısıyla da namazı kapsamına alır…

Allah“ı bilenin hâlidir “huşû”…

Kendisine verilen nimetin değerlendirilmesidir; ”Şükür”…

“Verilmiş bulunan nimeti değerlendiren kul olmayayım mı..” demek istemiştir.

 

Soru

-Mi`râc Rabbi’ne; secde Allah`a cümlesi doğru mudur?.. Nasıl?… Teşekkür ederim…

Üstad

Mir’âc Rabbi’ne, olur,,, Secde Allah`a olur, sonucu haşyettir!…

Haşyet bitmeden vahdet başlamaz!…

İrfanda haşyet, Vahdette seyr vardır!..

Beşeri değer yargıları kalkmadan, kimse kendini, tasavvufa girmiş saymasın!…

BAKARA 2-45 (Varlığınızdaki Esma kuvvesine dayanarak) sabredin ve ona yönelerek (salat ile) yardım isteyin. Allah`a haşyet duymayanın benliğine kesinlikle bu iş ağır gelir!

BAKARA 2-46 O haşyet duyanlar, (nefslerinin Esma`sıyla hakikati olan) Rablerine (benliklerinin yokluğunu hissederek) ereceklerini düşünürler ve nitekim O`na dönerler!

BAKARA 2-74 Bu olayın ardından kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı (varlığındaki Hakk`ı açığa çıkaramaz oldu)… Oysa bazı taşlar vardır ki, içinden nehirler fışkırır; ve bazıları da vardır ki şak diye yarılır da ondan su çıkar. Öyle taşlar vardır ki, haşyetullahtan düşüp yuvarlanır… Allah sizden açığa çıkanlardan (varlığınızdaki varlığı nedeniyle) asla perdeli değildir.

NiSA 4-77 Kendilerine, “(Kötülükten) ellerinizi çekin, salatı (namazı) ikame edin ve zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Ne zaman ki üzerlerine savaş yazıldı, bir de ne göresin, onlardan bir kısmı insanlardan, Allah`tan haşyet edip ürperdikleri gibi, hatta daha şiddetli bir dehşetle korkuyorlar… “Rabbimiz, niçin üzerimize savaşı yazdın; bizi yakın bir sona kadar erteleseydin?” dediler… De ki: “Dünya zevki pek kısadır! Sonsuz gelecek ise korunanlar için daha hayırlıdır… Size kıl kadar zulmedilmez.”

MAiDE 5-3 Size ölmüş hayvan eti, kan, domuz eti, Allah`tan gayrı adına boğazlananlar haram kılınmıştır. Ayrıca boğularak, dövülerek öldürülen veya bir yerden düşerek ölen veya derisi yüzülerek öldürülen veya vahşi hayvan tarafından parçalanmış olan veya tapınaklardaki dikili taşlarda kesilmiş olan hayvanların etleri de haramdır. Fal oklarıyla (veya bu amaçlı araçlarla geleceğe dönük) kısmet aramanız da! Bütün bunlar fısktır (yoldan çıkmaktır)… Bu gün hakikati inkar edenler, sizin Dininizi geçersiz kılma konusunda umutsuzluğa düşmüşlerdir… Artık onlardan korkmayın, benden haşyet edin… Bu gün sizin için Dininizi ikmal ettim (Din konusundaki bilgilenmenizi), üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için Din (anlayışı) olarak islam`a (Allah`a tam teslimiyete) razı oldum… Her kim açlık dolayısıyla çok zor durumda kalırsa, haramı helal saymaksızın bunlardan yiyebilir. Muhakkak ki Allah Gafur`dur, Rahim`dir.

TEVBE 9-13 Yeminlerini bozmuş, er-Rasul`ü (Rasulullah`ı) yurdundan dışlamış ve üstelik sizinle ilk kez savaşa başlamış bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Onlardan çekiniyor musunuz? Haşyet duymanızı hak eden Allah`tır, eğer iman edenler iseniz.

TEVBE 9-18 Allah`a secde mahallerini ancak Esma`sıyla hakikati olan Allah`a ve gelecekte yaşanacak sürece iman eden, salatı ikame eden, zekatı veren ve sadece Allah`tan haşyet duyan kimse imar eder (Allah`a secde edilir hale getirir)… işte bunların hakikate erenlerden oldukları umulur.

RA’D – RAD 13-21 Onlar, Allah`ın BiRleştirilmesini emrettiği şeyi BiRleştirirler; Rablerinden (Esma özelliklerinin muhteşem sonsuzluğundan) haşyet duyarlar; hesabın kötüsünden (hakkını vermemenin sonuçlarından) korkarlar.

TAHA 20-3 Sadece, haşyete (Allah azametini hissetmeye) açık şuura (hakikatini) hatırlatmadır (inzal olan bilgi)!

TAHA 20-44 Ona yumuşak söz söyleyiniz! Belki düşünüp değerlendirir yahut haşyet duyar!

ENBiYA 21-28 Onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir… Onlar, ancak rızasını kazanmış kişilere şefaat ederler… Onlar, O`nun haşyetinden titrerler.

ENBiYA 21-49 Onlar ki gaybları olarak Rablerinden haşyet ederler… Onlar o Saat`ten de titrerler.

HAC 22-35 Onlar ki, “Allah” anıldığında o anlam şuurlarında haşyet oluşturur… Kendilerine isabet edenlere sabredenler ve salatı ikame edenlerdir… Kendilerini beslediğimiz yaşam gıdalarından, başkalarına da bağışlarlar.

MU’MiNUN 23-57 Onlar ki Rablerinin haşyetinden titreyenlerdir (hakikati müşahede sonucu).

NUR 24-52 Kim Allah`a ve Rasulüne itaat ederse; Allah haşyetini yaşarsa; O`ndan korunursa, işte onlar muratlarına erecekler.

AHZAB 33-39 Onlar (O Rasuller) ki, Allah`ın risaletlerini (Hakikat bilgisini) tebliğ ederler, O`ndan haşyet ederler ve Allah`tan başka hiç kimseden haşyet etmezler… Hasib olarak Allah kafidir!

FATIR 35-18 Hiçbir suç yükü taşıyan nefs bir başkasının yükünü yüklenmez… Yükü ağır biri, onu (yükünü) taşımaya çağırsa bile, ondan bir şey yüklenilip taşınılmaz… Akraba dahi olsa! Sen ancak gaybları olarak Rablerinden haşyet duyan ve salatı ikame edenleri uyarırsın… Kim arınıp temizlenirse ancak kendi nefsi için temizlenmiştir… Dönüş Allah`adır.

FATIR 35-28 insanlardan, dabbelerden (beden türleri-ırklar) ve en`amdan da (hayvansı özellikler) renkleri muhtelif olanlar var! Allah`tan, kullarından ancak alimler (“Allah” ismiyle işaret olunanı fark edenler, Azametini bilenler) haşyet duyar! Muhakkak ki Allah Aziz`dir, Gafur`dur.

YASiN 36-11 Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tabi olan ve gaybı olarak Rahman`dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerim bir bedel ile müjdele!

ZÜMER 39-23 Allah, sözün en güzelini; müteşabih (benzetme yollu), mesani (aynı cümlede veya kelimede iki ayrı işareti vererek ikili anlatımla) bir bilgiyi (tafsilatlı) indirdi… Rablerinden haşyet eden kimselerin Ondan derileri (tüyleri) ürperir… Sonra bedeni ve şuuru Allah zikrine yumuşar (kabule müsait hale gelir)… işte bu Allah`ın hidayetidir ki onunla dilediğini hakikate erdirir! Allah kimi saptırırsa ona hidayet edecek yoktur.

FETiH 48-29 MUHAMMED, Rasulullah`tır! O`nunla beraber bulunanlar, küffara (gerçeği reddedenlere) karşı sert, kendi aralarında çok merhametlidirler… Onları rüku eder (varlıkta her an tedbir edenin Allah Esma`sı olduğunu müşahedesinin haşyeti, tazimi içinde), secde eder (varlığın yalnızca Esma özelliklerinden ibaret olarak kendilerine özgü bağımsız vücutları olmadığının müşahedesiyle “yok”luklarını hissederler) ve Allah`tan fazl (lütfu-Esma kuvvelerinin farkındalığı) ve RIDVAN (Hakikatinin farkındalığıyla bunun sonuçlarını kuvveden fiile çıkarma özelliği) ister halde görürsün… Simalarına gelince, vechlerinde (şuurlarında “yok”luklarının idrakı olan) secde eseri vardır! Bu onların Tevrat`taki (nefse dönük hükümler) misal yollu anlatımlarıdır… incil`deki (teşbihi) temsillerine gelince: Bir ekin ki filizini yarıp çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış da gövdesi üzerine doğrulmuştur; ekincilerin hoşuna gider… Böyle yapar ki, onlarla (Esma`sıyla açığa çıkardığı) küffarı (gerçeği reddedenleri) öfkelendirsin! Allah onlardan iman edip bunun gereğini uygulayanlara mağfiret ve çok büyük karşılığını yaşatmayı vadetmiştir.

KAF 50-33 Gaybı olarak Rahman`dan haşyet eden ve (hakikatine) dönük şuurla gelen kimse için.

HAŞR 59-21 Eğer şu Kuran`ı (bildirdiği gerçeği) bir dağın (benlik sahibi bilinç-ego-eniyet) üzerine inzal etseydik, elbette onu Allah (ismiyle işaret edilen`in) haşyetinden (muhteşem azamet karşısında benliğinin hiçliğini fark ederek) huşu ederek, çatlayıp paramparça olduğu halde görürdün! işte bu MiSALLERi (sembolik anlatımları) insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz!

MÜLK 67-12 Gaybları olarak Rablerinden haşyet duyanlara gelince, onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.

NAZiAT 79-19 Seni Rabbine erdirmeme? (Azameti karşısında) haşyet duyarsın!

NAZiAT 79-26 Muhakkak ki bunda haşyete ermiş kimseler için elbette bir ibret vardır!

NAZiAT 79-45 Sen ancak O`ndan haşyet duyan kimsenin uyarıcısısın!

ABESE 80-9 O haşyet duyuyor!

A’LA 87-10 Haşyet duyan hatırlayıp düşünecektir!

BEYYiNE 98-8 Rablerinin indinde onların cezası (çalışmalarının karşılığı), altlarından nehirler akan Adn cennetleridir… içlerinde sonsuza dek kalmak üzere… Allah onlardan razı olmuştur ve onlar da O`ndan razı olmuşlardır (ilahi özelliklerin tecellisi)… işte bu, Rabbinden haşyet duyan kimse içindir!

753 – İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Allahu Zülcelâl hazretleri vahiy suretiyle konuştuğu zaman sema ehli bir ses işitir ki bu, demir bir zincirin düz bir kaya üzerinde hareket etmesiyle çıkan çıngırak sesine benzer. Sema ehli bu sesi duyunca korku ve haşyetten bayılırlar. Cibril (aleyhi’s-selam) kendilerine gelinceye kadar bu halde devam ederler. O gelince korku, kalplerinden açılır. Hemen: “Ey Cibril, Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. O: “Hakkı söyledi” der. Sema ehli hep bir ağızdan: “el-Hak, el-Hak” diye söyleşirler.

Ebu Dâvud, Sünnet 22, (4738).

 

1779 – Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), rükü yaptığı zaman: “AIIahümme Ieke reka’tu ve bike âmentü ve leke eslemtü ve aleyke tevekkeltü ente Rabbiye, haşaa sem’i ve basari ve Iahmî ve demi ve izâmi IiIIahi Ràbbi’I-âlemin. (Ey AIIahım sana rükü yapıyorum, sana inandım, sana teslim oldum, sana tevekkül ettim. Sen Rabbimsin, kulağım, gözüm, etim, kanım ve kemiklerim ÂIemIerin Rabbi olan Allah önünde haşyette, tezeIIüIdedir.”

Nesâi, İftitâh 104, (2,192). Bu rivâyet Müslim’de gelen uzun bir rivayetin bir parçasıdır (Salâtu’l-Müsâfirin) 201, (771).

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Jüpiter

Konu ile alâkalı bilgiler Jüpiter: Güneşten hayli uzak sayılıyor diğerlerine nispetle. Tam 778 milyon kilometre mesafede. Çapı 143.000 kilometre ve buna rağmen…

Oku »

Bekâ

EL BAKİY… Zaman kavramsız yalnızca var olan. Allah Bâkî’dir ve onunla berabar fânî varlıklar da mevcuttur sanmak, “Bâkî” kelimesinin mânâsını bilmemektir. Allah…

Oku »

Can

Anlamı “CAN” yeryüzünde ve evrenin her noktasında mevcuttur!.. “CAN” denen şey aynı zamanda “şuur-bilinç” kelimesiyle işaret edilen mânânın ta kendisidir. Dolay…

Oku »