İSLÂM’IN TEMEL ESASLARI

Ahmed Hulûsi

Evet, Hac olayında birinci önemli husus tüm geçmiş günahlarından arınma… Peki, bu kadar mı HACda olup bitenler?..

“HACCI MEBRUR’UN KARŞILIĞI ANCAK CENNETTİR.”

Günahlarınız affoldu! Tüm negatif yükünüz sıfırlandı! Ama yeniden kazanmanız çok kolay!.. Hem de eskisinden bile daha fazlasını!..

Ve yaptığınız bazı fiiller üzere dünyanızı değişmek suretiyle, ebedî olarak cehennemde kalanlardan bile olabilmeniz, “hacca gitmenize” rağmen mümkün.

Ama birinci yön olan “affolma işlemi” ile birlikte bir de “ikinci yönü” gerçekleştirebilmiş iseniz… “HACCI MEBRUR”a ulaşmış iseniz… Yani orada yapmış olduğunuz çalışmalar ile; beyninizde, orada elde edilen yüksek değerdeki enerji potansiyeli ile, bazı yeni bölümler devreye girmiş ise… Bu takdirde, sizde öyle bir idrak açılması oluşur ki… Siz artık yaşam doğrultunuzu, rotanızı tamamıyla bildirilmiş bulunan ölüm ötesi değerler ve gerçekler istikametine düzeltirsiniz!

Böylece artık sizde, dünyevî değerlere tamah etmek yüzünden, ölüm ötesi yaşam değerlerini terk etmek hâli oluşmaz! Tamamıyla “uhrevî” yani ölüm ötesi gerçeklerin gerektirdiği bir biçimde hayat sürmeye başlarsınız… Hırs, tamah, haset, kin, dedikodu, aldatma, dünyevî menfaatler için insanları istismar etme gibi sayısız negatif yük getirici, sizi günaha sokucu hâllerden kaçınırsınız.

Ve… “HACCI MEBRUR” karşılığı olarak cennet ile mükâfatlanırsınız! Bu arada çokça sorulan bir sorunun cevabını da verelim.

Hacca gidip geldikten sonra birçok insanın çok olumlu çalışmalar içinde olmasına karşılık, önemsenmeyecek bir çoğunlukta da maalesef yanlış davranışlar; hatta gitmeden öncekinden çok daha beter fiiller görülebiliyor! Bunun sebebi nedir?..

Az önce de değindiğimiz gibi, Kâbe’nin altında bulunan yüksek güçteki pozitif radyasyon, beyinlerde çok yüksek ölçüde bir çalışma temposu meydana getirmektedir.

Kişi, hac sırasında tüm negatif yüklerinden tümüyle arınmasına karşılık, beynin genel açılım düzeyi istikametinde ise neredeyse bire yüz bin oranında güç yüklenimi alır. Bu alınan güç ise beyni, genel açılımı istikametinde çok daha güçlü bir çalışma ortamına iter.

İşte, işin püf noktası buraya dayanmaktadır. Kişinin beyni şayet, tamamıyla dünyevî değerler, bedenî istekler yönünde güçlü bir açılımla programlanmışsa, orada almış olduğu güçlü tesirler de bu istekleri büsbütün arttıracak ve neticede bu kişi hacdan geldikten sonra yapısının doğrultusunda çok daha cüretkârane davranışlarda bulunacaktır.

Bunun aksi ise “haccı mebrur”u oluşturacaktır.

Demek ki Hacda belli şartlara riayet eden her kişi bütün günahlarından arınmış, sıfırlanmış olarak dönüyor.

Bazı kişiler de ayrıca “HACCI MEBRUR”a yani ana gayesine ulaşmış olarak geri dönüyor. Ki bu gaye de, az yukarıda açıkladığımız bir biçimde; beyni ölüm ötesi yaşamın gerçeklerini idrak edecek şekilde, yüksek enerji potansiyeli ile açılıma kavuşturmak… Böylece Allâh haccını kabul etmiş oluyor…

Unutmayalım ki Cenâb-ı Hak her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Her şey bir sistem içinde, kendine has sistem, kanun, nizam içinde oluşmaktadır.

Esasen varlık çarkı öylesine bir sisteme bağlanmıştır ki, bu yüzden akıllar bir noktada büyük şaşkınlığa düşmede ve kâinat mükemmel bir cihaz gibi çalışmaktadır, idare edeni yoktur gibi yanlış fikirlere saplanmaktadır.

İnsan bedeninden kozmosa kadar her şey kendi sistemiyle ana sistem içindedir.

İşte Din, tamamıyla bu fizik, tabiat ya da ilâhî kanunlar diye bildiğimiz kanunlara dayanan sistemdir.

Ne yaparsan mutlaka karşılığını alacaksın!

Dilediğini yap neticesine katlanacaksın…

“CEZA” kelimesi Arapça’da, Türkçe’de anladığımız mânâya gelmez. Kur’ân-ı Kerîm’de “karşılık” anlamına gelen bu kelime “iyiliğin cezası, iyiliktir” tarzında kullanılmaktadır.

Yani “yapılan fiilin sonucu” anlamına gelir.

Dinî kurallar ve teklifler; tamamıyla bilimsel gerçekler ve yaşamın esası üzerine bina edilmiş, yapılması insanın geleceği yönünden gerekli fiiller bütünüdür. Asla havadan gelmiş rastgele hükümler bütünü değildir! Bu sebeple de hangi çalışmayı ihmâl ederseniz, bu ihmâlinizin karşılığını mutlaka ve kesinlikle ödersiniz.

İş böyle olunca…

Ölüm ötesi yaşamda, dünyaya bağlı kalmanıza yol açacak ruhunuza yüklenmiş günahlar yani negatif yükler ile yaşayıp, bunlardan arınmamak ve de ebedî hayatınızı azaplı bir zindanda geçirmek akıl kârı mıdır?..

Ne zaman bu bedeni terk edeceğiniz belli değil iken… Ve de “HAC” görevini yerine getirip, geçmiş tüm negatif yüklerinizden yani günahlarınızdan kurtulmak imkânı mevcutken…

Allâh insana böylesine büyük bir kolaylık yolu açmış iken…

Rasûlullâh (aleyhisselâm) size;

Böyle bir imkâna sahip olduğun hâlde değerlendirmezsen, ister Yahudi gibi ister Hristiyan gibi ölürsün!

Diyerek uyandırıp, gerçeğin gereğini tatbik ettirmek isterken…

Kişi gene de kendi bildiğinde ısrar edip, bu imkândan istifâde etmek istemezse ne denir?..

Dilediğin gibi yaşa, neticesi gelir başa!

Unutmayalım ki sahip olduğumuz her şeyi bırakıp, tek başımıza gideceğimiz bir ebedî yaşam söz konusu! Orada değerli olan tek şey de, oranın şartlarına göre şu dünya hayatında hazırlanmak!

Bizim birtakım gerçekleri idrak ettikten sonra, onların gereğini yapmamanın kendimize vereceği zararı, hiç kimse veremez!

Rasûlullâh (aleyhisselâm), ölüm ötesi yaşamda bizim zarar görmememiz için ne kadar alınması gerekli tedbir varsa hepsini anlatmıştır. Ama biz anlamaya çalışmazsak, bu ikazlara kulak vermezsek zararını kim çeker?

DİNDE ZORLAMA YOKTUR!.. Kişilere gerçekler anlatılır, idrak ettirilmeye gayret edilir. Artık ondan sonrası kişiye kalmıştır.

Diler kabul eder tatbik eder. Dilerse etmez!.. Ama neticede, her hâlükârda yaptıklarının neticesine kendisi katlanır!

Bunun benzeri daha nice sorunun cevabını tafsilâtlı bir şekilde “İSLÂM” isimli kitabımızda elden geldiğince verdiğim için, burada tekrar aynı konuya girmiyorum. Arzu edenler orada ilgili bölümde bulabilirler…

Ancak kesin olarak şunu vurgulayayım ki…

Hiçbir hayır ve ibadet, haccın insana getirisini kazandıramaz! Kim aksini söylüyorsa, o henüz haccın ne olduğunu, değerini idrak etmemiş, hatta fark etmemiştir…

“HACCA gidecek kadar imkânı olan, buna rağmen gitmez de o sene içinde ölürse, ister Yahudi olarak ölsün ister Hristiyan!” anlamındaki Rasûlullâh uyarısı, konunun bütün önemini vurgulamaktadır!

“Hacca gidip de elin Arab’ına para mı kazandıracağım; onun yerine burada bir hayır yaparım” tarzından yaklaşımlar; son derece düşüncesiz ve bilgisiz yaklaşımlardır… Çünkü bu kişilerin haccın ne olduğu hakkında hiçbir bilgisi yoktur!

Kızımı evereyim; torunumu sünnet ettireyim; yaşlanıp ticaretten el-etek çekeyim tarzındaki yaklaşımlar kadar saçması olamaz!

HAC esasen ilk fırsatta ve olabildiğince gençken yapılmasında fayda ve hatta zaruret olan bir çalışmadır… Nasibinde varsa oradan aldıkların bir ömür boyu sana fayda sağlar!

Gidenlerin görmüş olduğu gibi, Dünya’nın her yerinden gidenler yarı yarıya gençlerken; sadece Türkiye’den gidenler, neredeyse ayağını zor sürüyenlerdir… Endonezya’dan gelenler arasında evlenmeden önce eş olarak hac vazifesini ifa etmek için gelenlerin haddi hesabı yoktur!

Bir de hanımların şu çok önemli problemi vardır Hac konusunda:

“Hacca gidip geldikten sonra başımı örtmem, tam tesettüre girmem gerek; oysa ben bunu yapamam! Bu yüzden hacca gidemem!”

ÇOK BÜYÜK BİR YANLIŞ!

Şu anda başınızı örtüp, bir veya birkaç vakit namaz kılıp, sonra da günlük normal kıyafetle dolaşıyor musunuz?.. Evet! Namazda, ibadet sırasında başınızı örtüp, daha sonra da açıyor musunuz?.. Evet!

Öyle ise, hacca da gider, örtünür; farzınızı yerine getirir; döndükten sonra da elinizden ne kadarı geliyorsa, o kadarını yaparsınız!

İslâm Dini’nin en büyük düşmanları, Din’den görünüp, Dinî teklifleri zorlaştıran; insanları Din’den, Allâh ve Rasûlullâh emirlerinden uzaklaştıran; dinden soğutup, nefret ettirenlerdir!

Biliniz ki…

Hac da en az namaz kadar zorunlu ve yararlı bir çalışmadır! Böylesine önemli bir olaydan gelince başımı örtemem gerekçesiyle geri kalmak, aklın alamayacağı kadar büyük bir yanılgı ve kayıptır!

Baş örtmek Kurân’da belirtilen farzlardan biridir! Bunu yapmayan; Allâh’ın bu konudaki teklifine uymamaktadır! Kur’ân bu konuda bir ceza bildirmemiştir!

Başını örten, elbette ki ALLÂH’ın bu teklifine uymasının karşılığını fazlasıyla alacaktır… Başını örtmeyen ise, Allâh’a karşı sorumlu olur! Allâh, bu davranışının karşılığını dilediği gibi verir!

Ancak, Kurân’da, “Hacca giden her hanım dönüşte başını örtecektir; örtmeyenin haccı kabul değildir”gibisinden bir hüküm kesinlikle mevcut değildir!

GIYBET etmemek de kesin, hem de çok ağır hükümlerden biridir! “Ölü kardeşininin çiğ etini yemektir gıybet” diye tanımlanmıştır Kurân’da! “Ben bu suçu işlemekten kendimi alamıyorum; öyle ise örtülü başımı açayım”, diyor musunuz?..

Elbette hayır!

Bir emri yerine getirememek, nasıl bir başka yerine getirebildiğin emirden de vazgeçmeyi getirmezse; hacca gitme imkânın olduğu hâlde, baş örtememek yüzünden hacca gitmemek de o derece büyük yanlıştır!

Bu vesileyle şunu bir kere daha vurgulayayım;

“İslâm Dini”ndeki teklifler “PAKET PROGRAM” DEĞİLDİR! Yani, ya hepsini tam olarak yaparsın, ya da hiçbirini yapma türünden, değildir!

Senden, istenilenler bellidir!.. Yani yapman ve yapmaman gerekenler…

Sen bunlardan elinden geldiği kadarını yaparsın; yapamadıkların da eksiğindir… Hüküm ALLÂH’a aittir!

Ben bunlardan falanca ve filanca emirleri yerine getiremiyorum; öyle ise hiçbirini yapmayayım düşüncesi kesinlikle yanlış ve düşüncesizce kabuldür!

Yap da, ne kadarı elinden geliyorsa, o kadarını yap!

Hacca gitme imkânına sahipsen, elinden geliyorsa, hemen git!.. Geldiğinde başını örtemeyeceksen; o da eksiğin kalsın!.. İnşallâh o da nasip olur!

Özetle diyeyim ki…

Tek başınıza, canlı ve bilinçli bir hâlde ölüm ötesine yapacağınız sonsuz yolculuğu idrak ediyorsanız, imkânlarınız içinde elinize geçen ilk fırsatta hacca gidiniz! Aksi hâlde bu konuda öylesine pişmanlık duyacaksınız ki; bunun haddi hesabı yoktur!

Devrinin “İnsân-ı Kâmil”Abdülkerîm el Ciylî’nin haccın bâtın mânâlarıyla ilgili bazı değerlendirmelerini size nakletmek istiyorum… Kendisinden büyük feyz aldığım bu son derece değerli Zât’ı böylece saygıyla anıyorum…

Hac niyeti: Allâh talebi yolunda devamdır…

İhram: Yaratılmışları görmeyi terktir!

Başı traş: Beşer içinde önder olma düşüncesinden arınmaktır!

Tırnak kesmeyi terk: Kendinden oluşan fiillerin hakiki fâilinin ALLÂH olduğunu fark etmektir!

Güzel koku sürmeyi terk: ZÂT hakikatini hissedince, Esmâ özellikleriyle kayıtlanmaktan kurtulmaktır!

Cinsî münasebeti terk: Bedende tasarrufu bırakmaktır.

Sürme çekmeyi terk: KEŞF arzusundan kurtularak ZÂT hüviyetinde yok olmaktır!

Mîkat: Kalp’ten ibarettir…

Kâbe: ZÂT’tan ibarettir!

Hacerül esved: İnsanî lâtifeden ibarettir.

Hacerül esved’in siyah oluşu: Tabiat özelliğinin kalbi renklendirmesi…

Tavaf: Allâh’a yakışır şekilde, insanın hüviyeti, aslı, menşei, müşahede yerinin idrak olunmasıdır.

Tavafın 7 olması: ALLÂH’ın yedi sıfatından ibarettir… Onlar; Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semi’, Basar, Kelâm…

Tavaftan sonra mutlak namaz: Anlatılan vazifeleri yapan için Ahadiyet’in zuhuru ile, ona ait hükmün yaşamıdır.

Bu namazın İbrahim makâmında kılınması: Hullet makâmına işarettir.

Zemzem: Hakikat ilimlerine işaret eder…

Zemzemi içmek: Hakikat ilimlerinde dallanmaktır.

Safa: Halka nispet edilen sıfatlardan soyunmaktır.

Merve: İlâhî isim ve sıfat kadehlerinden doya doya içmektir.

Traş: İlâhî riyasetle tahakkuka işarettir.

Bıyıkları kısaltmak: Kurbet ehlinin makâmı olan tahakkuk derecesinden inmektir.

İhramdan çıkış: Halka açılmak; sıddîk derecesinde halk arasına inmektir.

Arafat: Maarifi Billâh makâmıdır.

Arafat’ta iki bayrak dikilmesi: Celâl ve Cemâl sıfatlarına işarettir; ki Allâh’a marifet yolu onlara göredir.

Müzdelife: Makâmın şuyuuve yükselmesinden ibarettir.

Meş’ari haram: Şerr’i emirlerde durup, Allâh’ın haramlarına saygıdan ibarettir.

Mina: Kurbet makâmı ehli zevât için, murada nail olmaktır.

Üç şeytanı taşlamak: Benlik, tabiat ve âdettir.

Yedi taş atmak: Yedi ilâhî sıfatla bunu başarmaktır.

İfaza tavafı: Allâh feyzinin devamında sürekli terakki etmektir.

Veda tavafı: Allâh sırrını hak edene emanettir.

Bâtın yani iç, sır mânâsından biraz daha söz etmek gerekirse haccın, şunları da söyleyebiliriz;

Bâtın haccın niyeti, “ALLÂH”a ulaşmaktır!

İhram giymek, ALLÂH’a ulaşmak üzere tümüyle dünyadan arınmak için sanki ölen biriymişçesine kefen giymektir!

Hac öncesindeki yedi tavaf, yedi nefs mertebesinde urûc yaparak Allâh Zât’ının zuhur mahalli olan Kâbe’nin hakikatiyle özdeşleşmeye gayrettir!..

Arafat, mukaddes vadi’dir…

Arafat’ta tüm beşerî kavramlardan arınılır!

Bu arınış sonrasında üç şeytan olan benlik, tabiat ve âdetler taşlanarak bunlara geri dönmemek üzere uzaklaşılır!

Buradan Kâbe’ye gelip yapılan tavaf ve namaz, yedi sıfatta yapılacak seyr ile Zât’a ulaşmaktır…

Tavaftan sonra kılınan namaz, bunu nasip edenin huzurunda beşeriyetinin hiçliğini itiraf ve şükürdür…

Veda tavafıyla birlikte geldiğin yere dönmek, “Bakâ Billâh” içinde “seyri anillâh”tır! Hizmet için halkın arasına geri dönmektir!

Biz, hacda Kâbe’nin kişiliği, ruhaniyetiyle görüşenleri, sohbet edenleri biliriz!

Hacda daha öylesine sırlar vardır ki, bunları yazmak şimdilik mümkün değildir!

Şu kadarını iyi bilelim ki, HAC aklınızın alamayacağı kadar muazzam ve çok yönlü bir çalışmadır…

Bundan, yanlış şartlanmalar yüzünden geri kalmak, bir kişi için hayatının en büyük kayıplarının arasında olacaktır!