TECELLİYAT

Ahmed Hulûsi

Muhterem kişi, bil ki…

Vazifen hem kendine, hem de çevrene faydalı olmaktır!.. Bilirsin ki, bu Dünya’da bâkî kalmış kimse yoktur. Bütün yaratılmışlar doğarlar ve tekâmüle başlarlar, fıtratlarına göre tekâmül ederler ve bu tekâmüllerinin sonunda da asıllarına rücu ederler.

“DE Kİ: ‘HERKES YARATILIŞ PROGRAMI (fıtratı-şâkılesi) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER ORTAYA KOYAR!..’ (17.İsra’:84)

Efendimiz buyuruyor:

“Herkes ne iş için yaradılmış ise, o fiillerde bulunur; kendisi için ne kolaylaştırıldı ise, onu yapar!..

Ve artık o kişinin âlemi de fiillerinin gerektirdiği yer olur.

Bu dönüşü yapan kişi, Rabbin emir ve nehiylerine uygun olmayan bir hayat sürmüş ise, ne olur?..

Şüphesiz ki her ortam için ayrı mahlûk yaratılmıştır. Gül bahçesi için bülbül, gübre yığını için pislik böceği, ateş için semender…

Bu saydığımız üç ayrı mahlûk da birbirlerinin hoşlandıklarından hoşlanmaz. Hepsi zıtlardır birbirlerine… Biri ateşe girince yanar; öteki güle gidince kokusuna tahammül edemeyip bayılır… Renkler gibidirler… Kimi siyah, kimi beyaz!..

Öyle ise, senin aslın hangisindense, onu gerektirecek işleri işler; böylece aslına rücu edersin!..

Ancak bu arada bazı büyükler vardır ki; zıtları cem ederler!..

Kapasiteleri geniştir onların!.. Bütün zıtları cem ederler de içlerinde, gene de haberleri bile olmaz!.. Hepsi, birdir onlarda!.. Ne yeşildirler, ne siyah, ne de beyaz. Onların renkle alâkaları kalmamıştır ki artık. Renksizdirler! Fakat, buna rağmen, Allâh’ın hükmüyle zâhir olurlar. Onlar:

“…‘ALLÂH’ DE, SONRA BIRAK ONLARI DALDIKLARINDA OYNAYIP DURSUNLAR!” (6.En’am: 91)

Emrinin gerçeğini idrak etmişlerdir.

Bilirler ki görülen her şey, Yaradanın tecellileridir. Sıfatlar dahi tecellileridir. Ve hepsi tek bir Zât’tandır ki, O ALLÂH EKBER’dir!..

Öyle olunca, tefrik yapmamak gerek aralarında yaratılmışların… Yani, tefrik yapmamak gerek aralarında tecellilerin…

Onun için buyrulmadı mı Kur’ân-ı Kerîm’de:

“…O’NUN RASÛLLERİ ARASINDA (irsâl olmaları konusunda) HİÇBİR AYIRIM YAPMAYIZ… “ (2.Bakara: 285)

Yani, hepsi de aynı kaynaktan gelmekte idi!.. 

Yani, gözün değişik gördüğü, ampullerin büyüklükleri ve şekilleri ve verdiği ışıklardı! İdrak ehli olmayan, bunların hepsi de başka başkadır, dedi…

Rabbin gerçeği idrak ettirdiği kullar ise, evet, bunların büyüklükleri, şekilleri, verdikleri ışık başka başka; ama bu, ampullerin o kapasite ve özelliklerle yapılmalarından ötürüdür, dediler…

Gerçekte ise hepsinin enerjisi birdir!..

Elektriktir asılları!..

Ama, basîret ehli olmayan göremez ki elektriği… Sadece ampulleri görürler ve hükümlerini verirler.Hâlbuki elektrik görünmez ki!.. Sadece, yapmış olduğu işleriyle kendini belli eder.

Öyle ise yaratılmışların, tecellilerin aralarında tefrik olmamasının sebebini azami derecede izaha çalıştık demektir. Eğer bugüne dek bunu idrak etmediysen, artık bugün anlamaya çalış, ibret al.

“…İŞTE BU MİSALLERİ (sembolik anlatımları) İNSANLARA TEFEKKÜR ETSİNLER DİYE VERİYORUZ! (59.Haşr: 21)

Hâlâ bir şeyler elinden gelmiyorsa… Şüphesiz ki, Rab dilediğini yapar.

Bunu idrak edince artık kul, razı olur Rabbinden…Ve der, sen dilersen azaba düçar edersin, dilersen bağışlarsın! Diler cennete huzur âlemine sokarsın, dilersen cehennemine azaba atarsın. Şüphesiz ki onlar senin kullarındır.

Ve o, yine Rabbini zikretmekte devam eder. Rabbinin tecellilerini düşünür, Rabbinin Zâtı üzerinde tefekkürden kaçınır, sadece “O EKBER’dir”, der.

Rabbin tecellileri için de “Ekber” kelimesini kullanmaz. Bilir ki “Ekber”, gerçekte sadece “ALLÂH”tır; Zâtına mahsustur. Tecelli kebîr olabilir. Ve artık Rabbin tecellilerinin gerçeğini de idrak etmiştir.

Hiçbirisini ne inkâr eder, ne de tenkit!.. Belli bir inanışla, itikatla da kayıtlanmaz!..

Onun için, sadece özü olan Rabbini, aslı olan Hakikati ve Efendimizi bilir!.. Ve dahi bilir ki;

“…EĞER ALLÂH DİLESEYDİ ELBETTE İNSANLARIN HEPSİNİ HAKİKATE ERDİRİRDİ!..” (13.Ra’d: 31)

Eğer böyle olmuş olmasaydı, bir kısım Esmâ-i ilâhîler nasıl tecelli ederdi?..

“Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, Allâh yeni bir kavim yaratır, onlara günah işletir de sonra tevbe ettirirdi.”

Buyruğunu hiç işitmedin mi?.. 

Artık o kişi, toleransın son merhalesine ulaşmıştır. Ne bir kimseyi kusurlu bulur, ne de suçlu!.. Bunlara rağmen hâliyle ne gururlanır, ne de güvenir. Çünkü bilir ki, ona bu işi yaptırtan, bu tecelliyi ihsan eden hep Allâh’tır. İşte bu vakitte, bu “renksiz kişi” şöyle der:

“MUHAKKAK Kİ BEN VECHİMİ (bilincimi) HANÎF (tanrı objesiz) OLARAK, SEMÂLAR VE ARZIN FÂTIR’INA (her şeyi yaratış amacına göre programlayarak Yaratan’a) YÖNELTTİM… BEN MÜŞRİKLERDEN DEĞİLİM!” (6.En’am: 79)

Artık onun, ne bir isteği kalmıştır; ne de, bir hâlinin değişmesini istemek suretiyle isyanı!.. Haddine mi düşmüş bundan sonra hâlinden memnun olmayıp onun değişmesini dilemek. Hemen işitir;

“Benim kaderime razı olmayan, benden gayrı bir TANRI seçsin kendine!”

Daima hâlinden memnun ve razıdır.

“…ALLÂH ONLARDAN RAZI OLMUŞTUR VE ONLAR DA O’NDAN RAZI OLMUŞLARDIR (ilâhî özelliklerin tecellisi)…” (98. Beyyine: 8)

Tecelli etmiştir artık onlarda!

Efendimizin dayızadesi Hz. Sad’ı (selâm ona) işitmedin mi?.. Ömrünün son yıllarında gözlerinde, görememe hâli zuhura geldi. Efendimizin duası berekâtı ile hiçbir duası yoktu ki, anında icabet olmasın… Dediler;

− Allâhû Teâlâ’ya niyaz etsene!..

Cevabı, her idrak sahibinin kolay erişebileceği, bir noktadan değildi:

− Allâh’ın kazasını gözümden ziyade severim!

O kişilerden artık Rabbin hilmi ve ilmi tecelli etmeye başlar.

Onlar da tedbir alırlar… Derler ki, tevekkül ehli tedbir almaz! Onların tedbirleri de kendi yönlerinden yok mudur? Onların tedbirleri de tevekkülleri değil midir?

Sadece, onlar bilirler ki, tedbir takdirdendir!..

Yani, senin, o anda tedbiri almış olman veya aksi, kaderin icabındandır!.. Ancak sen, kaderini, fiilini işledikten sonra öğrenebilirsin; ve bu yüzden kaderi suçlamaya hakkın olmaz.

O hâlde, o anda öyle bir tecelli zuhura geleceği içindir ki, o öyle bir tedbire başvurmuştur veya vurmamıştır. Eğer ehli isen anlarsın…

Bütün bu gerçekleri idrak;

“ALLÂH KİMİN DERÛNUNU İSLÂM’I KAVRAYACAK ŞEKİLDE GENİŞLETTİ İSE…” (39.Zümer: 22)

Âyetince, bu ancak, o gerçeği idraka programları icabı eğilimli olan kişiler için mümkün olur.