TECELLİYAT

Ahmed Hulûsi

Muhterem kişi, bil ki…

Kurân’ın bir tefsiri vardır, bir de gerçek anlamı…

Tefsir; çalışıp çabalama sonucu, kişinin uzun seneler sonunda elde ettiği ilim ile, zâhir mânâsının genişletilmesi demektir.

Gerçek anlamı ise, ancak Allâh’ın “indînden ilim” ihsan ettiği RASİH kişiler tarafından bilinir. Bunlar; Rabb-ül âlemîn’in verdiği ilim ile, her bir âyet ve kelimenin gerçek mânâsını müjdelerler .

“...BUNLARIN TEVİLİNİ (kesin olarak ne kastedildiğini) ANCAK ALLÂH BİLİR. İLİMDE RASİH OLANLAR(derinlikli düşünenler): “İMAN ETTİK, ONLARIN TAMAMI RABBİMİZİN İNDÎNDENDİR” DERLER. ÖZE ERMİŞLERDEN (Ulül Elbab) BAŞKASI BUNU ANLAYAMAZ... (3.Âl-u İmran: 7)

Burada “Rasih” kişiler diye belirtilen kullar, “İlmi Ledünn”e erdirilenlerdir… Perdesiz yaşayanlardır!.. Gerçeğe ermiş kişilerdir!.. Onlar, kendilerine kimse ses etmeden gerçek yolu bulmuş kişilerdir.

“…O AĞACIN YAĞI (şuurdaki hakikat müşahedesi) NEREDEYSE KENDİSİNE BİR NÂR (arınma çalışmaları)DOKUNMASA DA IŞIK SAÇAR!.. (24.Nûr: 35)

Bu, Rabbinden bir lütuf, fazl-ı ilâhîdir…

“…BU ALLÂH’IN FAZLIDIR Kİ, ONU DİLEDİĞİNE VERİR…” (5.Mâide: 54)

Ve, O’na sorulmaz da niçin bunu böyle yaptığından!..

“YAPTIĞINDAN SORU SORULMAZ!” (21.Enbiyâ’: 23)

Bilirsin, bazı kişiler vardır bunlar sadece deryanın adını duymuşlardır; bütün bilgileri bu işittiklerinden ibarettir… Bazıları da vardır ki; denizi görmüşlerdir fakat yüzme bilmedikleri için ancak boylarına kadar kenardan girmişlerdir… Bazıları da yüzmesini bilirler ve açılırlar… Ve dahi bunların hepsinin fevkinde birtakım kişiler vardır ki; onlar âdeta deryadan bir zerre olmuşlardır… Açılırlar ve derinlere dalarlar, her zaman yeni yeni keşiflerde bulunurlar.

İnsanlar da gerçek ilme karşı böyledirler. Kimi sadece adını duymuştur. Kimi okur Kurân’ı, emirleri yerine getirip, nehiylerinden kaçınmaya çalışıp, bu kadarı bana yeter der. Bu umum müslümanlardır.

Kimi de daha fazla çalışıp kendini bu inceliklere hasreder, onları öğrenmek ister. Bunlar da “Ebrâr” diye bildirilenlerdir.

Kimi de kabiliyetlidirler, istidatları vardır; Allâh da bazı hususiyetleri dolayısıyla onlara fazlını ihsan eder. Onlar da açılır, derinliklere dalarlar. Sırları idrak eder, bilirler. Bunlara “mukarrebûn” derler… Seçilmişlerdir onlar!..

“…ALLÂH DİLEDİĞİNİ KENDİNE SEÇER…” (42.Şûrâ: 13)

Onlar, iyi düşünür ve kemâl üzere zanda bulunurlar Rableri hakkında!..

“BEN KULUMUN ZANNI ÜZEREYİM.” (Kudsî Hadis)

Buyruğunu bilirler ve karşılarındakinin kim olduğunu bilerek, ona göre zanda bulunurlar. Ama gene de, çok düşünürler zanda bulunurlarken… Çünkü, hatırlarından hiç çıkmaz şu âyet:

“…MUHAKKAK Kİ BAZI ZANLAR SUÇTUR (şirk anlayışından kaynaklanır)!.. (49.Hucurat: 12)