TECELLİYAT

Ahmed Hulûsi

Muhterem kişi…

“RUH” hakkında soru soranlara şöyle buyurulmuştur:

(Yahudiler) SANA RUH’TAN SORUYORLAR… DE Kİ: “RUH, RABBİMİN HÜKMÜNDENDİR. İLİMDEN SİZE PEK AZ VERİLMİŞTİR (bu soruyu soran Yahudilere cevaptır bu)!” (17.İsra’: 85)

Bir başka âyette de “RUH” ile ilgili olarak:

“…O YAPININ İÇİNDEN RUHUM’DAN (Esmâ mânâlarımdan) NEFHETTİĞİMDE (açığa çıkardığımda {nefh yani üflemek, içten dışa şeklinde olur daima. A.H.})...” (38.Sâd: 72)

Buyurulmuştur… Gene bir hadiste de, Efendimiz, “Ruhûllâh” kelimesini kullanmıştır.

Şimdi burada ilk olarak izah etmemiz gereken konu şudur;

Görüldüğü gibi âyeti kerîme, “kul” yani “de ki” hitabı ile başlamaktadır. Bu hitap, Efendimizedir…

Yani, “Şimdi sana bildireceklerimizi, soru soran Yahudilere naklet” anlamına gelen bir hitap…

Efendimiz, hiç şüphesiz ki “RUH”un ne olduğunu biliyordu… Fakat kendisine soru soranlar, “RUH”un gerçeğinden bîhaber idiler. Ayrıca, ZANLARI da “RUH”un hakikatinin kesinlikle bilinemeyeceği yolunda idi!..

İşte bu sebepten dolayıdır ki, Efendimiz onların sorusunu cevaplandırmaktan kaçındı ve Rabbin bu konudaki ilmine iltica etti…

Çünkü bilmiyor gözükse idi; alay ve inkâra muhatap olacaktı. Diğer yandan gerçeği izah etseydi; hadisin tetkikinde görüleceği üzere, sual edenlerin bu mevzuda bilgileri olmadığı için, gerçeği idrak edemeyecekler, kendilerine daha önce bildirilmemiş olan bu bilgiyi inkâr edeceklerdi!

Bundan dolayıdır ki, Efendimiz, soru soranlara gerçeğini izahtan kaçındı “RUH”un; ve vahyi bekledi. Görüldüğü gibi inzâl olan âyet de, O’nun en yerinde ve tam yapılması icap eden işi yaptığını da ispatlamaktadır.

O zaman Rab, onların anlayışına, zanlarına göre tecelli etti ve; “RUH, RABBİN HÜKMÜNDENDİR!” gibi, kısa ve özlü bir cevap verildi… Ve ilave olundu: “SİZE İLİMDEN AZ BİR ŞEY VERİLMİŞTİR.”

Yani, sizin, “RUH” hakkındaki gerçeği idraka kapasiteniz yetmez, idrak edemez, isyan edersiniz; bu sebep ile size onun hakkında az bir ilim verilmiştir.

Bu hususu, kısaca izah ettikten sonra deriz ki, “RUH” Rabbin zuhur hükmüdür!.. Bundan dolayıdır ki, hükmün, ne hastalığı, ne bozukluğu, ne sapıtması ne de tezkiyeye ihtiyacı gibi hâlleri katiyen olmaz. Keza ne de azabı veya huzuru olur “RUH”un!.. Bu hâller tamamen beyinden kaynaklanmaktadır!..

“RUH”, ALLÂH’IN HÜKMÜDÜR!.. Tıpkı Cibrîl, yani emir âleminden bir şuur gibi… Bu çok iyi bilinir ki, meleklerin yani âlem-i emrin, ne yemesi, ne gıdası; ne yorulması, ne uyuması; ne oturması, ne kalkması; ne terbiyesi, ne terbiyesizliği, ne kötülüğü; ne hastalığı ve ne de sağlığı olur!

Öyle ise emir âleminde, dişilik erkeklik ve bu gibi hâller yokken, nasıl olur da gene Rabbin hükmünden olan “Ruh” hakkında bu gibi şeyler söylenebilir?..

Bilinsin ki, “RUH” orijinali itibarıyla tektir ve Rabbin hükmüdür!.. Onun, ne yemesi ne içmesi, ne yorgunluğu, ne gıdası, ne hastalığı, ne terbiyesi, ve ne de ölümü olur. Ruh insana sadece hayatiyet verir…

Hayatiyetimizin cevheridir… Varlığımızı meydana getiren ana cevherdir ki; bu “Ruh-u Â’zâm”dır!.. Bir de “kişilik ruhu” vardır ki; bu beyinden oluşur!..[1]

Kişilerin bu mevzudaki bütün ithamları, bulguda beyne aittir. Rabbin hükmü bütün bu ithamlardan uzaktır. Keza ruhun gelmesi, gitmesi, çağırılması gibi hâller dahi asla söz konusu değildir! Ruhu, sadece Rabbi çağırır; ve Ruh da aslî âlemine rücu eder, cesedi terk ederek!..

Bütün ruha atfedilen hâller, gerçekte fıtrî tecelliler; zâhirde ise beyne ait fizik bulgulardır.

Gerek Efendimizin devrinde ve gerekse kendisinden bir süre sonra büyüklerin hiçbiri bu mevzuda ruha böyle bir ithamda bulunmamış; ancak daha sonraları yaşamış olan bazı kişiler, bu mevzuda konuşmak zorunda bırakıldığında, müşahede ettiklerinin gerçek mânâsını değil, sadece olduğu gibi gördüklerini izah yoluna gitmişler ve biraz açılmak zorunda kalmışlardır. Ve böylece bugüne kadar gelinmiştir.

Vazifemiz, gerçekleri Rabbin izniyle izahtır… Şüphesiz ki herkes ilmi kadar konuşur.

Şurası muhakkaktır ki, her bilgi sahibinin fevkinde, ondan daha iyi bilen vardır.

İşte, muhterem kişi…

Bu kısa ve öz birkaç satırla, dilimiz döndüğünce, bir şeyler izah etmeye çalıştık.

Hiç şüphesiz ki, başlarken de söylediğimiz gibi, bu satırlarımız her okuyana, varoluş programına, kapasitesine ve idrakına göre, faydalı olacaktır.

Herkes, Rabbin verdiği hidâyet nispetince bir şeyler alabilecektir.

Dilenildi ve yazıldı… Koruyucusu ve idrak ettiricisi de RAB’dır!..

Bütün yanlış zanlarımızdan ötürü ALLÂH’a sığınır; bir kere daha, O’na, kendi senâı gibi senâ etmekten aczimi itiraf ederim!..

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan “ALLÂH”a aittir!

ALLÂHU EKBER!



[1]“Ruh-u Â’zâm” ve “kişilik ruhu” konusunda geniş bilgiyi “RUH İNSAN CİN” ve “İNSAN ve SIRLARI” isimli kitaplarımızda okuyabilirsiniz.

 

AHMED HULÛSİ
21.1.1967
Cerrahpaşa-İSTANBUL