TECELLİYAT

Ahmed Hulûsi

Muhterem kişi…

“Benim velîlerim, kubbemin altındadır; Onları kimse tanımaz” buyruluyor… Bilir misin bunlar kimlerdir?..

Yaradanın bazı kulları vardır ki, onlar dünyadan ve ukbâdan sıyrılmışlar, deryaya erişip deryadan bir zerre olmuşlardır.

Bunlar, “Allâh ahlâkı ile ahlâklanın” buyruğuna uymuş tecellilerdir!.. Onların ne istemekle alâkaları vardır, ne de istememekle…

Onlara Rab, “Sen ne dilersin?” dediği zaman; onlar, “Sen ne dilemişsen!” derler!.. Çünkü onlar, daha evvelki mertebelerde idrak etmişlerdi ki, değil istek, istememeyi istemek dahi bir istektir!!! Ve, bu dahi istenemez. Zerre deryaya diyebilir mi ki, beni şu tarafa götür diye. Derya ne tarafa dilerse, sevkeder dalgalarıyla onu… Gerçek, derya ise; dalgalar da tecellileri midir acaba?..

İşte bu kişiler, sadece ve sadece, yaratılmışlar için Rabbin bir rahmet tecellisi olarak yaşarlar… Yaratılmışlara onlardan erişir Rabbin nimeti.

“…MUHAKKAK Kİ ALLÂH RAHMETİ MUHSİNLERDEN YAKINDIR (açığa çıkar, ulaşır). (7.A’raf: 56)

Onlar ne bir kimseyi kırarlar nefisleri için, ne de kırılırlar… Git dersin, kovarsın, giderler; gel dersin, çağırırsın, gelirler… Yetmiş defa kovmuş olsan da sonra gene çağırsan, hiç yüksünmeden gene gelirler. Onlar Rabbin veren elleridir; almazlar… Kendilerine bir şey hediye etsen, başkalarına dağıtırlar…

Onlar şan ve şöhretten, isimden kaçarlar…

“Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’a bağlan; KURÂN’I MÜRŞİD BİL!” derler.

Gelip bir soru soran olursa, “Herkese hitabınız, akılları ölçüsünde olsun!” buyruğunu nazarı dikkate alarak, gerçek bilgi seviyesinden cevaplandırırlar.

Onlar birer ayna olmuşlardır. Kim baksa, onda kendinden başkasını göremez olur… Onda gördükleri hata ve kusurlar, görenlerin kendi hata ve kusurlarından başkası değildir.

Dünya ehli, yani içinde bulundukları zaman için yaşayanlardan isen, onu da sanki kendin gibi görürsün!

Yok ukbâ ehli isen, azaptan korktuğun, huzuru ve zevki istediğin için ibadet edenlerdensen, gene onu dahi öylece bulursun.

Eğer, her ikisinden de olmayıp, onlardan sıyrılmışlardan isen, vardığın noktada gene onu bulursun… İşte, üstlerindeki örtünün birincisi budur, onların tanınmalarına mâni olan!..

İkinci ise, zâhirî şekil ve görünüşleridir.

Yaratılmışların çoğu, belirli bir idrak seviyesini aşamadığı için, göremeyecekleri sayısız varlıkların mevcut olduğunu düşünemez de, hemen görünüşe göre hüküm verir. Böylece, o hükümle, işin gerçeğine karşı kendi kendini aldatmış olur.

İşte bu dahi, o kişilerin işine yarar…

O zevâtın giyinişi, hayat şartlarına intibakı, ortamları, hep, onların velî kişi olmadıkları zannını verir insanlara… Çünkü, onların kendilerini bildirmeye, göstermeye ihtiyaçları yoktur ki!..

Onlardan pek çoğu, kader sırrına vâkıf olmuşlardır!.. Bu sebepledir ki, etrafla uğraşamazlar. Ki bu kader sırrı, Nebilere ancak Nübüvvet’lerinden bir süre sonra bildirilir, vazifelerini hakkıyla yapabilmeleri için… Bu sözlerimizi ehli bilir…

Eğer sen, susuz kaldıysan, onları ara ve bütün örtü ve engellerine rağmen onları tanımaya çalış… Onların hâlleriyle hâllen; ki, Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanma yolu açılsın!..

Onlar “Ferdiyet” sahipleridir!.. Onların sadece Efendileri ve Rableri vardır. Aralarına kimse giremez. Birbirlerini tanırlar onlar, bazen buluşur konuşurlar… Ama bilirler ki hepsi de tek bir gerçektendirler.

“Müferridûn sizi geçti” diyerek, Efendimizin ashabına bahsettiği kişilerdir bunlar!..

Ne, bir tarikatları vardır; ne de, bir mezhepleri!..

Gazâli’nin (selâm olsun) ölürken, Kurân’ı göğsüne koyup “Benim mezhebim budur” dediği gibi; onlar da, bunu fark etmişlerdir… Ve ehlini bu konuda uyarırlar!..

Yaratılmışlar ve “ölmüş”lerdir onlar; ve bundan dolayıdır ki, artık bir daha düşünmezler ölümü… Çünkü onlar bir daha ölümü tatmazlar…

“ONDA, İLK ÖLÜMDEN BAŞKA ÖLÜM TATMAZLAR (ölümsüzdürler)! ONLARI YANMA AZABINDAN KORUMUŞTUR. (44.Duhân: 56)

Ölümü çoktan tatmışlar, sıratı geçmişler, cennete, huzur âlemine girmişlerdir. Onlar, Rablerini seyirle meşgûldürler… Her an O’nu temâşa etmektedirler… O’nunla beraber!..

İşte bunlar, Rabbin örtüsü altındaki Velî kulları, Sıddîklar, Müferridûndur…