MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Takipçilerin Mekke’den ayrıldıkları anda, büyük bir mucize baş göstermeye başladı…

Gar’ın ağzının hemen yanındaki bir taşın içinden bir dal peydah olmaya başladı… Bu dal, garın ağzını örtecek şekilde gittikçe büyüdü… Derken o daldan birkaç dal daha türedi ve onlardan da yapraklar büyümeye başladı… Kısa bir zaman içinde mağaracığın ağzı öylesine örtüldü ki, dışardan bakan bir insan gözü, o günün gecesinde iki kişinin orada saklanmış olduğunu anlayamazdı…

Bu kadarla da kalmadı… Şimdi bu yaprakların arasına gelecek birde misafir var… İşte!.. O da döne döne geliyor… Semâda süzülmekte olan süt beyazı dişi güvercin, kanatlarını hafifçe toplayarak, yaprakların arasına akıverdi… Yerini beğendi galiba ki, tekrar uçtu ve ağzında bir çöp parçasıyla yuvaya geri geldi. Yuva yapacak… Hah!.. Erkeği de geliyor işte… Beraberce kısa zamanda yapıverirler yuvayı… Nitekim oldu bitti yuvaları… Fakat!.. Evet, evet dişi güvercin yumurtladı!.. Bir… Bir daha… Bir daha… Kimi beyaz, kimi de benekli yumurtaların…

Ve iş bu kadarla dahi bitmedi!.. Gelmesi icap eden bir misafir daha var… Tamam, o da göründü!.. Kayaların arasından olanca hızıyla fırlayıp, yangına su götürürcesine, yapraklara yöneldi… O uzun bacaklarıyla bir anda, mağaranın ağzının ortasına ulaşıverdi örümcek… Yerini beğenmiş olacak ki, bir sağa bir sola, bir aşağıya bir yukarıya gidip gelip ağını kuruyor… Hayret kelimesi hiçbir şey ifade etmez bu durumda… Nasıl da kuruverdi bu kadar geniş yere ağını bu kadar kısa zaman zarfında!.. İşini bitirmiş insanların gönül rahatlığı içindeki hâli gibi, yavaş yavaş yuvanın köşesinde bulunan yaprağın altına yürüdü…

Artık herşey hazır!.. Değil iki üç Kureyşli müşrik, Kureyş ordusu gelse, gene anlayamaz Rasûlü Ekrem ile Hazreti Sıddîk’ın bu mağaranın içinde gizlenmiş olduğunu…