Gaflet

  • Gaflet”, koza içinde kalmış olmanın getirdiği; gerçeklere göre geleceğe hazırlanamama hâlidir…
  • Gaflet, birimin bilincinden söz etmekle başlar.
  • Esasen bütün fiiller. Hakk’ın isimlerine dayanmasına rağmen, senin, o isimlerin mânâlarını müşahede edememen ve bunlardan perdelenmen “gaflet” denilen hâli doğurmaktadır. Fiillerde ve âlemde perde diye bir şey sözkonusu değildir!..
  • Denizin yüzeyini kaplamış buzu , hâlâ deniz ismini verdiğimiz sudan ayrı düşünüp , buzdaki deliğin altındaki suyun , buzdan ayrı olduğunu sanıp ; buzdan görünen suyu ayrı düşünmek , genele takdir edilmiş bir roldür ki , bunu târif için “gaflet “ veya “şirk” kelimeleri kullanılır !…
  • Gafletten kurtuluş, ancak birimsellik bilincinden arınış ile mümkündür..
  • Pişmanlık”, gafletini farketmenin sonucudur!…
  • Şikayet benliktendir. Gafletin sonucudur.
  • Zâhir olanı bırakıp ötede sevecek aramak, ancak gaflettir!
  • İnkâr, Allah’tan gafletten, Allah’tan perdelenmekten , cahillikten, başka bir şey değildir…Ve her inkâr eden, inkâr ettiği şeyle perdelenmenin azâbını duyacaktır ister istemez!..
  • Kin, nefret, şiddet, intikam, gadap; kan, barut, gözyaşı günden güne sarmada dünyayı… Gafletin doğal sonucu, Celâl’in kuşatmada gitgide insanlığı…
  • Eğer dünyada yaşarken “NEFS“ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyâmete kadar sürer…

    Kıyâmetten sonra da ebede kadar, sonsuza kadar uyku hâli, gaflet hâli, yani hakikati kavrayamama hâli davam eder!…

    Sonuç, kişideki kendini şu birim olarak görme, hissetme hâli, onun uykuda oluşunun açık ispatıdır!.

  • Allah, yakîne erdireceklerine yanlışlarını ve perdelerini fark ve idrak ettirir; tövbeyi nasip eder.

    Takdirinde gaflet olan ise, ilmine yüz çevirip; duygularıyla yaşamını cehennem etmeye devam eder…

    Sonra da a’mâ olarak âhırete intikâl eder!.

  • Allah`a Yâkin elde etmenin yolu gaflet ehliyle dostluktan geçmez!

  • İlmi tepen, gafleti seçmiştir!.. Tercihinin sonuçlarını yaşamaya da mahkûmdur!.

  • Sen atmadın atan Allah’tı”da da bu vurgulanmaktadır!. Ve daha nice böyle işaretlerde de.

    Oysa biz, bulunduğumuz nefs-bilinç mertebesinin derinliğindeki hakikatten ve bu işleyişten gâfil olduğumuz için, takdirin fark edilir boyutta açığa çıktığı görünüme göre hüküm vererek; genelde, karşımızdakileri suçlamaya gider; böylece de yalnızca gaflet perdelerimizi kalınlaştırır bu yüzden de üzülürüz; Allah dileğince!

    Fark edin ki, bu çok önemli bir konudur; ve açıklanmaya çalışılanlar, Allah dilemişse, gafletten ayıkmamız için yararlı bir ipucudur!

  • İlmi değerlendirmeyen ise, gaflet uykusuna ebeden devam eder…

  • Ya, varlığının her zerresini, kendi esmâsından meydana getirerek, seni yaratan Allah ise?

    Her an yaptıklarının muhasebesi görülüp, bir sonraki anda öncekinin sonucunu yaşıyorsan? Gafletinin, perdeliliğinin sebebi de şu ana kadar yaptıklarının karşılığını almış olman ise!

    Ya bedensel zevklerin içinde doyumsuzca yaşarken, eline geçen tüm bu nimetler MEKR ise?

  • Sık sık şu duayı yapsak? Rabbim içinde bulunduğum gafletin ve şirkin farkındalığına erdir ve hazmıyla bundan kurtulmayı nasip et!
  • “Mudil” isminin açığa çıkışı hâlinde tanımı gaflet olur. Gaflet, hakikatinin seyrinin olmayışıdır. Allâh gibi seyredemeyip yorum katarak seyreden gâfildir.
  • Kimse doğacağı galaksiyi, dünyayı, kıtayı, ülkeyi, ırkı, soyu, ana-babayı seçmedi! Bunlarla öğünmek gaflet; bunları tartışmak ilkelliktir.
  • Her dilde “ben” diyen, “dilediğimi yaparım” diyen “Allâh” ise; kavgan kimle? Gafleti yaşamak için varsan, kimden şefaat ulaşabilir ki sana!
  • Gaflet bürümesi, kendini herkesten akıllı sanmakla başlar; çevredekilerin gazına gelmekle sürer; pişmanlık yanışlarıyla devam eder.
  • “FESEMME VECHULLÂH” âyeti, uyarıdır. Gaflete düşme, Esmâmla sonsuz sûrette görünürüm, sen gördüğüne takılma; ilmine göre değerlendir, demektir.
  • TEK’i seyretmekten gaflet, tüm üzüntü, sıkıntı ve ötesinin getireceği cehennemî yanışlar; TEK’i seyir ise sonsuz mutluluğun kaynağıdır!
  • Allâh, bir toplumu “mesh” edip maymunlara (taklitçi mahluk) döndürmüşse; gaflet ve dalâlet kuşatmışsa her yanı, tek çare inzivadır ayık olana!
  • Herkes Allâh’a karşı düşünce ve fiillerinden hesap vermekte ve bir an sonra ya ayıklık ya da gafletle sonucunu yaşamaktadır. Tanrıya değil!
  • Pişmanlık; gafletin dilegelişidir. Pişmanlık; ben yaptığım şeylerin sonucunu düşünemiyorum itirafı ve dillendirişidir.
  • Bilimi inkâr eden gâfil, ismi Allâh olan konusunda gafletini itiraftan başka bir şey yapmıyordur! Bilim, Allâh esmâsının açığa çıkışıdır.
  • Karşıdan, dıştan içe bakış gaflet; derunî içten dışa Hakkanî bakış, vahdettir!
  • Allâh, herkesin Allâh’ıdır. Sadece kendinin Allâh’ı sanıp sadece senin isteklerini yerine getirecek sanmak, gaflettir. Allâh dilediğini yapar.
  • DOST, sana sonsuz hayatı kazandırandır! Anlık zevklerini paylaştıklarını dost sanmak gaflettir, sonu hüsrandır.
  • Muhyiddini Arabî’den Geylânî’ye Bektaş Veli’ye tüm tasavvuf ehli “Allâh hakikatindir kendinde ara, kendinde bul” derken; başkasından bekleme gaflettir.
  • Kendini farklı, üstün, ayrıcalıklı, Hak görmek, karşındaki Hak açığa çıkışından gaflet demektir! Hak’tan gâfil olanın yaşamı, firavunluktur!
  • Başına gelenin Rahmet oluşunu kavraman için o olayın hikmetini görebilmen gerekir. Yakınman, hikmetinden gafletin ve Rahmeti fark etmemenden!
  • Dünyada kendini ölüp toprakta çürüyüp yok olacak beden sanmaktan daha büyük felaket yoktur insan için. Allâh inkâr gafletinden kurtarsın!
  • Potansiyelde (Rahmaniyet’te) birimden söz edilmez. Birimden söz etmek kompozisyonlardan söz etmektir ki hiçbiri diğerinin aynı değildir. Hiçbir “Ahmed” diğerinin aynı olmaz! Her birinin kompozisyonu ve kapsamı farklıdır. Aynı potansiyelden diye aynı sanmak gaflettir. Tasavvufta farktan sonra cem (tek görme) olduğu gibi, tekten sonra farkı fark etme de vardır ehli bilir. Yolda kalmışlar cemden ötesini bilmez.
  • Takdirdeki vakti geldiğinde yaşanır, herkes bundan nasibini alır. Olaylar yaşandığında keşke düşünmek gafletine düşmeyip, yaşanacaktı demeli!
  • Sende gafletle bakışı yaşatıyorsa, “senden sana sığınırım” diye yakar! Yakartan da O’dur gene, ayıktırmak için. Yok başka kapı sığınacağın.
  • Gerçek sevgide ünvan, makâm, etiket, paye yoktur. Sûretsiz, nedensiz, gönlün bir hissedişi, görüşüdür o! İnsanlara paye verip sevmek gaflettir.
  • Garibim gaflet tecellisi, hayalindeki tanrısının ötesel aşkıyla avunur. Aşk yaşattığı, “kapına gelen fakir bendim” sırrınca aşkıyla bir olur!
  • Beddua, bumerang gibi çoklukla sahibine döner. Dilediğini yapan Allâh’tan gaflet, fiillerinizi Allâh yarattı âyetinden gaflet, bedduayı oldurur. Kıyamet gününde tüm Nebilerin şefaatten kaçınma mazeretlerini çok iyi incelemek anlamak gerekir. Kavmine beddua eden Nebi, şefaat edemez. Muhammedî velîlerden beddua çıkmaz, Zâtî şehadetleri itibarıyla! Beddualar yalnızca Allâh’tan gaflet hâlinin yaşandığı süreçte açığa çıkar!
  • Sevgi Allâh’tan gelir, Allâh’a ulaşır. Gaflet ehli benliğinden sanır! Dünya sarmışsa her yanını, gailesi bunaltmışsa kafanı, çare Allâh’a kaçmaktadır. Seven sevdiğine kaçar! Unuttuğun asla sevdiğin olamaz. Seven asla sevdiğini unutamaz. Hatta aklından çıkaramaz!
  • Herkesi Yaratan, ne amaçla yaratmışsa bizleri, kulluktan başkaca yapacak bir şeyimiz yok. Kimseyi ayıplayıp suçlamayın! Bu gaflettir! Beynin çalışma sistemini bilen, herkesin isteyerek veya istemeyerek Allâh’a secde hâlinde olduğuna şehadet eder.
  • Her an her noktada yeni şanda olanı “İlle böyle olur, böyle olmaz” diye kayıtlamak gaflettir. Allâh her isim altında dilediğini yapar!
  • Öylesine gafletteydi ki, etrafındakilere kafa yormaktan, kendini sorgulamaya vakti kalmıyordu!
  • DünyaNdan yaratılan tanrına Allâh ismini etiketleyip, böylece de hakikatin olan tanımsız “ALLÂH”tan gaflete düşüp, beşeriyet batağında ölme!
  • Din puta tapmanın haram olduğunu vurgular. Puta tapmak, dışsallığındaki kudret ile kendini kayıtlayıp hakikatindeki kudreti inkârdır! Her türlü etiketten arınmış birey olarak kendini hissedenin putu olmaz! “Mahşerde herkes putunun arkasına takılıp cehenneme yuvarlanacak” Hadis. Rasûl dahi risâletiyle değerlendirilip put edinilmesi haramken, insanın çeşitli fânileri, etiketi ne olursa olsun put edinmesi, büyük gaflettir! Allâh, “İnsan”ı Zâtî kudretini açığa çıkarsın için meydana getirmişken; dışındakini put edinip kendindekine nankörlük, ebedî yanma getirir!
  • Varlıkta gaflet kemiyette, hidâyet keyfiyette ağır basar. İlim ve kudretin gereği El Mudil’in kemiyette hakimiyetini gerektirir.
  • Her şeyin varlığı Allâh’ladır; oysa o şeyde varlık gafletle devam eder. Allâh Zâtıyla var kıldığından mutlak gizlidirki, varlığı sürsün onun.
  • “SEN”inle ilgili her şeyi Allâh senden seninle yaratıyor! An’ın Allâh tarafından yaratılırken, “Sen”de ben yaptım hissiyatını da oluşturuyor. Gaflet, ben yaptım hissiyatıyla başlıyor; çoğunlukla da yangınlara yol açıyor! “Sizi de fiillerinizi de Allâh yaratır” anlamındaki âyet!

Soru

-Üstadım, gafletin doğal sonucunun Celâl olmasını açabilir misiniz?

Üstad

-“Gaflet”, koza içinde kalmış olmanın getirdiği; gerçeklere göre geleceğe hazırlanamama hâlidir…

Kendimizi yüzyüze gelmeye hazırlayamadığımız her gerçek, karşılaşıldığında bizim tarafımızdan “Celâl tecellisi” olarak algılanır!..

 

Soru

-Üstadım; Fâsık ve Fâcir kişilerin gıybetini yapmak mübahtır.. diye bir kitapta okumuştum. Bu doğru olabilir mi?

Üstad

-Tamamıyla gaflet eseri olan bir ifadedir bana göre…! Fâili hakikiyi gör ve “O”nu gıybetten uzak dur!..

 

Soru

-Kadında zuhûra çıkan Kudret sıfatı âfâkî midir.?..

Üstad

-Muhammedî ilmin, bâtınî ilmin yer almadığı her kudret zuhûru âfâkî seyrden olabilir… Ya da gafletten!..

 

Soru

-Ölümü tadan şuurdaki geriye dönme arzusu, pişmanlık hissi bir idrak genişlemesi midir? Dünya’da gaflet halinde olanların öldükten sonrada bu hallerinin devam edecek olması..? o zaman pişmanlığında gaflette olanların hissedeceği duygudur diyebilir miyiz?. Teşekkür ederim…

Üstad

-“Pişmanlık”, gafletini farketmenin sonucudur!…

Kişi ölümü tattığı anda geçtiği boyutla birlikte o güne kadar söylenenlerin doğruluğunu görüyor… Ve yapılan uyarılar istikametinde hazırlanmadığı için pişmanlık duymaya başlıyor…

 

 

ARAF (A’RAF) 7-136 (Bu sebeple) onlara yaptıklarının sonucunu şiddetle yaşattık; mucizelerimizi-işaretlerimizi yalanlamaları ve onlardan gaflete düşmeleri dolayısıyla, onları denizde boğduk!


KAF 50-22 Andolsun bundan gaflet içinde (kozanda yaşıyor) idin… Senden perdeni kaldırdık! Bugün artık görme kuvven pek keskindir! (denilir).

701 – Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm) okudu: “Ey Muhammed! Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar” (Meryem 39). Sonra dedi ki: “(Kıyamet günü) ölüm alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur. Önce:

-“Ey cennet ahalisi!” diye bağırılır, onlar başlarını kaldırırlar. Sonra:

-“Ey cehennem ahalisi!” diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur:

-“Bunu tanıdınız mı, nedirbu? Hepsi birden:

-“Evet tanıdık, derler. Bu ölümdür”

Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet ahalisi için hayata hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi için de Allah hayata, bekaya hükmetmemiş olsaydı onlar da üzülerek ölürlerdi.”

Tirmizi, Tefsir, Meryem (3155), Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Bu hadis biraz farklı şekilde de rivayet edilmiştir. Buhari, Tefsir, Meryem 2; Müslim, Sıfatu’n-Nâr; Tirmizi, Cennet 20, (2561).

 

900 – İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah’ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir.”

Buhârî, Tefsir, Kul eûzu bi-rabbi’n-nâs 1.

 

1743 – Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlulla: (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Allah’a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah celle şânuhu (bu inançla olmayan ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez.”

Tirmizî, Daavât 66.(3474.)

 

2316 – Buharî ve Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: “Sizden biriniz namaz sırasında yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmiş (ve unutmuş) ise, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Zîra Allah Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Beni anmak için namaz kıl!” (Tâ-hâ 14).

 

2322 – Ebü Dâvud’un Ebü Hüreyre’den kaydettiği bir rivayette şöyle denmiştir: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam):

“Size gaflet gelen bu yeri değiştirin!” buyurdu.

Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu’s-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435 – 441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294-298), İmâmet 47, (2,106).

 

3131 – Hz. Üsâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü dedim, Şâban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)” diye sordum. Şu cevabı verdi:

“Bu, Receb’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki O, amellerin Rabbülâlemin’e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum.”

Nesâi, Savm 70, (4, 201).

 

4609 – Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kim güzelce abdest alır, sonra da iki rek’at namaz kılar ve namazında gaflete yer vermezse Allah, (seğâirden olan) geçmiş günahlarını mağfiret buyurur.”

Ebu Davud, Salât 162, (905).

 

5932 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bâdiyede (kırda, sahrada, köyde) yaşayan kabalaşır, av peşinde koşan gaflete düşer. Sultanın kapısına gelen fitneye düşer. Kişi sultana yakınlığını artırdığını nisbette Allah’tan uzaklaşır.”

Ebu Dâvud, Sayd 4, (2859, 2860); Tirmizi, Fiten 69, (2257); Nesâi, Sayd 24, (7,195).

 

 7206 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm hastalanmıştı. Sa’d İbnu Ebi Vakkâs geçmiş olsun ziyaretine gitti. Yanına varınca Selman’ı ağlıyor buldu. Sa’d: “Niye ağlıyorsun? Ey kardeşim, sen Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a arkadaşlık etmedin mi, şöyle değil mi, böyle değil mi (diye ağlamasını abes kılan bir kısım faziletleri hatırlattı). Selman radıyallahu anh şu cevabı verdi: “Ben şu iki şeyden biri için ağlamıyorum: “Ben ne bir dünya düşkünlüğü ne de ahiret gafleti sebebiyle ağlıyor değilim. Beni ağlatan Resülullah aleyhissalâtu vesselam’ın bir ahdidir. O bana bir husus ahdetmişti, şimdi kendimi o ahdi tecavüz etmiş görüyorum.”

   Sa’d: “Resülullah size ne ahdetmişti ?” diye sordu.

   Selmân: “Aleyhissalâtu vesselâm bana: “Birinize dünyalık olarak bir yolcunun azığı kadarı yeterli” diye ahdetmişti. Ben kendimi bu haddi aşmış görüyorum. Sana gelince, ey Sa’d! Hüküm verdiğin zaman hükmünden, (hak) taksim ettiğin zaman taksiminden, bir şeye yöneldiğin zaman niyetinden Allah’tan kork.”

  Ravilerden Sâbit der ki: “Selman radıyallahu anh’ın vefat ettiğinde geriye nafaka olarak sadece yirmi küsur dirhemlik bir mal bıraktığı haberi bana geldi.”

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Bais

Anlamı EL BAİS… Sürekli yeni yaşam boyutlarına dönüştüren! “Her an yeni bir şe`nde” oluşun mekanizması olarak sürekli yeni bir hâl yaşatan. “BÂİS” ismi dar manâ…

Oku »

Ahsenül Hâlikin

Anlamı  Yaratanların en güzeli. EL HALİK… Mutlak TEK yaratan! Esmâ özellikleriyle birimleri “yok”ken “var” kılan! Halik‘in “halk”ettiği her bir şeyin bir “hulk”…

Oku »

Kün

Semâların ve arzın Bediy`idir (örneği benzeri olmadan icat edendir)… Bir işin olmasını dilerse “ol” der ve olur!  Allâh dilediğini yaratır! O bir işin olmasına…

Oku »