HZ. MUHAMMED NEYİ OKUDU

Ahmed Hulûsi

Evet, devam edelim…

FÂTIR”..?

Bu kelimenin anlamına girmeden önce, hemen iki âyeti hatırlayalım; ve bu âyetler ışığında “HANÎF” ve “FÂTIR” kelimelerinin işaret ettiği mânâyı fark etmeye çalışalım…

Anlattıklarımıza kaynak olarak Diyanet İşleri’nin bastırtmış olduğu Elmalılı Hamdi Yazır merhumun “Hak Dini Kur’ân Dili” isimli tefsirinden yararlanıyoruz…

Feekım vecheke liddiyni haniyfa* fıtratAllâhilletiy fetaren Nase aleyha* lâ tebdiyle li halkıllâh* zâliked diynül kayyimü, ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun.(30.Rûm: 30)

O hâlde yüzünü dine bir HANÎF olarak tut; o ALLÂH FITRATINA ki, insanları onun üzerine yaratmıştır, ALLÂH yaratışına bedel bulunmaz, doğru ve sâbit din odur, velâkin insanların ekseriyeti bilmezler!..

Bu mefhum ile örfte İbrahim milletine ismolmuştur ki, “HANÎF”, başka dinlerden, bâtıl mâbudlarda çekinip, yalnız Allâh’a eğilen muvahhid demektir…

Sen yüzünü dine HANÎF olarak tut…

Allâh’ın FITRATINA! Yani FITRAT OLAN ALLÂH DİNİ’NE; ALLÂH’ın o fıtratına, o yaratışına sarıl…

FITRAT DİNİ, ALLÂH DİNİ, HANÎFLİK, İSLÂM’dır!..

DİN, FITRATI DEĞİŞTİRMEK İÇİN DEĞİL, FITRATTAKİ UMUMİ SELÂMETİ İNKİŞAF ETTİRMEK iÇİNDİR…

Velâkin insanların çoğu bunu bilmezler,dini fıtratta değil, âdette ararlar veya hevâlarına uyarlar…

Dinin iki kaynağı vardır…

Biri fıtrat, biri kesib…

Fıtrat, sırf ilâhîdir. Bir sevki Hak’tır!.. Kesb, enfüsî âfakî muhtelif şerait içinde hissin teheyyücleri, zihnin tefekkürleriyle alâkadar olduğundan fıtratın istikametine muhalif hevâlara, zararlara, haksızlıklara, isyan ve şirke sürükleyebilir…

“Her doğan fıtrat üzere doğar” hadisi Ebu Hureyre’den…

“Fâtır Allâh, insanları o fıtratla oluşturmuştur ki, hepsi de yaratılışları itibarıyla Allâh dini üzeredirler”hadisi Enes radıyallâhu anh’tan bize naklolmuştur…

Fıtrat, ilk yaratmak demek olan yaratılışın ilk tarz ve heyetini ifade eder.”

Şimdi bu açıklamalar ışığında geniş planda olayı görmeye çalışalım…

Acaba niçin âyette “HÂLIK” kullanılmamıştır da “FÂTIR” kullanılmıştır… Aradaki fark nedir? Özellikle bu âyette niçin “FÂTIR” seçilmiştir?

“HÂLIK”; Türkçedeki karşılığıyla “YARATAN” anlamınadır… “Öyle bir şey ortada yok iken, o şeyi vareden, ortaya çıkartan” anlamınadır…

Ama, nasıl, hangi ölçüde, hangi gayeye yönelik olarak dedik mi, burada karşımıza “FÂTIR” çıkar…

“TAKDİR, tasarım, planlama, düzenleme, ölçümleme, zamanlama, sıralama” gibi “yaratma” öncesi kavramlarla birlikte “yaratma” söz konusu olduğunda, hep aynı anlama işaret eden şu isimle yüzyüze geliriz… “FÂTIR”!

“FÂTIR”, dilediğini gerçekleştirmek üzere, birimleri o gayeyi oluşturacak biçimde yaratandır!..

“Fıtrat dini” ise, yaratılış programına kayıtsız şartsız uyum zorunluluğudur!..

“Sonra duhan (şekillenmemiş fıtrî benlik) hâlindeki semâya (bir kısım Esmâ mânâlarını açığa çıkarmak suretiyle) yerleşerek, ona (şuura) ve arza (bedene) dedi ki: ‘İsteyerek yahut zorunlu olarak gelin (Esmâ’mın gereğini açığa çıkarın) ikiniz!’ İkisi dediler ki: ‘İsteyerek, itaat ediciler olarak geldik!’”(41. Fussilet: 11)

Göklerin ve yerin “FÂTIR”ının ALLÂH olup; onları “fıtrat” üzere yaratmış olduğunu düşünürsek; elbette ki, onların fıtratlarına göre yaratılış görevlerini, yerine getirmemeleri düşünülemez!..

Nitekim, aşağıdaki âyet de, her şeyin, fıtratları sonucu olarak kendi varoluş programları doğrultusunda fiiller ortaya koyduğuna işaret eder..

“Kul küllün ya’melu alâ şakiletih…”

“De ki: ‘HERKES YARATILIŞ PROGRAMI (fıtratı – şâkılesi) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER ORTAYA KOYAR!..’”(17.İsra’: 84)

Yani, “ALLÂH”ın “FÂTIR” olması, tüm canlı ve cansız diyerek bize göre ayırım yaptığımız varlıkların, yaratılış programları gereği olarak “kulluk” etmekte oldukları sonucunu ortaya koymaktadır…

Bu konuya en büyük açıklığı getiren şu âyeti hemen hatırlayalım:

“Ve kada Rabbüke elle ta’budu illâ iyyahu…”

“RABBİN, SADECE O’NA KULLUK ETMENİZİ HÜKMETTİ…” (17.İsra’: 23)

Şimdi burada dikkat edelim;

“RABBİN HÜKMETTİ” denilmekte…

Peki, “RAB”bin “HÜKMÜ” yani “KAZASI” değişebilir mi?..

Hemen Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın duasını hatırlayalım:

“Allâhumme lâ mânia lima a’teyte, ve lâ mutıe limâ manâ’te, ve lâ râdde limâ kadâyte!”

“Allâh’ım, verdiğine mâni olamaz; vermediğini verecek de yoktur; KAZAnı yani HÜKMÜNÜ reddedecek yani değiştirecek, bir güç de mevcut değildir…” (Hadis)

Yani, “RAB”bin “KAZASI”=“HÜKMÜ” asla değişmez! Ve kesinlikle yerine gelir!

“SEMÂLARDA (bilinçli) VE ARZDA (bedenli) KİM VARSA, O’NUN İÇİNDİR… HEPSİ O’NA İTAAT HÂLİNDEDİR.” (30.Rûm: 26)

Eğer Allâh, kendinden gayrıya kulluk edilmemesini hükmetmiş ise -ki böyledir- artık hiçbir birimin, O’ndan gayrına kulluk etmesi mümkün olmaz!

Ki, geçmişte yaşamış değerli “öze ermişlerden” birisi bu konuda şunu söylemiştir:

Allâh, kendisinden gayrına kulluk edilmemesini KAZA ettiği içindir ki, bütün varlıkları kendi Esmâsıyla yaratmıştır!.. Tâ ki, kim, neye kulluk ederse etsin, gerçekte, hep, daima, bütün kulluklar O’na yapıla!..

İşte “FÂTIR”, gökleri ve yeri hangi gaye uğruna, hangi işlevi yerine getirmek için programlayarak yaratmış ise, o yaratılmış olanların da o gayenin dışına çıkan işleri yapması asla mümkün olamaz!..

Şimdi İbrahim (aleyhisselâm)’ın Allâh’a yönelişindeki bilinci ifade şekline dönelim:

Şuurumu (vechimi) semânın ve arzın FÂTIR’ı olan Veche döndürdüm!..” (6.En’am: 79)

Yani, “Fark ettim ki, göklerde ya da yerde tanrılığı-ilâhlığı kabul edilesi bir nesne yoktur ki, ben onu put edinip, ona tapınayım!.. Bu sebeple, ben şuurumla, gökleri ve yeri dilediği şekilde meydana getirip onların hepsi üzerinde her an hükmü geçerli olan FÂTIR’a yöneldim…”

“HANÎFEN…” (6.En’am: 79)

“HANÎF” olarak! Yani, göklerde ya da yerde “tapınılacak bir tanrı olmadığı” bilinci içinde! Putları, tanrıları kabul edemeyecek bir idraka ermiş olarak… Tüm varlığı, tüm evreni, tüm sistemi, tüm düzeni dilediği gibi ve hükmü her an geçerli bir şekilde vareden sınırsız ilmi ve gücü idrak ettiğim için, ötede tapınılacak bir tanrı olmadığı bilincinde olarak!..

“Müşriklerden değilim!..” (6.En’am: 79)

“ALLÂH, VÂHİD-ül AHAD” olduğu hâlde; ben “Allâh yanı sıra tanrı kabul edenlerden” değilim!.. Mutlak varlık, “ALLÂH” olduğu hâlde; ben, tanrı kavramını kabul edenlerden ve böylece de şirke düşenlerden değilim!.. “ALLÂH” yanı sıra TANRI kabullenmek, ya gökte ötede birini kabullenmek şeklinde olur, ya da Firavun, Nemrut, Deccal gibi kendilerinin TANRI, RAB olduğunu iddia edenlerin, bu iddialarını kabul etmek suretiyle olur…