İNSAN VE DİN

Ahmed Hulûsi

“Sünnet-i Rasûlullâh” ve “Bi–izni–hi” başlıklı yazılarımızda “Sünnetullâh” oluşumundaki insana ait bazı gerçeklerin işaretlerine yer vermiştik ve Allâh Rasûlü’nün “Zerre küllün aynasıdır” cümlesiyle özetlediğiholografik gerçeklik sistemine değinmiştik. Demiştik ki:

NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmâniyet zuhuru ve bu zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahıym’den, arş isimli evrensel doğurganlık -algıladığımız madde boyutunda değil- ile tüm Esmâ mertebesi hâsıl olmakta; ve Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk ve tahakküm mertebesi” olarak açığa çıkmaktadır!

Küll, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu için de; zerrelerde yani birimlerde, Rabbin, yani Esmâ terkibinin getirisi hükmü, kademe kademe kişinin semâvatından bedene nâzil olmaktadır!

Tam burada, konuya farklı bir yaklaşımdan söz edelim şimdi…

Cinnî kökenli veriler, insanı, hep uzaya, âfaka ve sayısız uzay katmanlarına yönlendirir özüne yönelişini kesmek için! “Muavizeteyn” denen Felak ve Nâs Sûrelerinin yorumunda inşâAllâh anlatacağım üzere, bunların vesveselerine, ilhamlarına kapılanlar, girdikleri etki altında, daha önce bahsettiğim Kur’ân âyetleri ve Allâh Rasûlü duası olan Korunma Dualarını çevrelerindekilere okutmazlar. Oysa bunları okumaya devam edenlere cinlerin tasarrufu ulaşmaz. Cin adı verilmiş görünmez varlıklar, insanların kendi özlerindeki “hilâfet” sırrına ermelerini kesinlikle istemezler! Bu ana amaçlarıdır. Bu konuyu geniş şekilde RUH İNSAN CİN ile AKIL ve İMAN isimli kitaplarda yazdık. “Şeytanî Cinler Niçin İnsana Düşmandır?”bahsi bunu açıklar. Bu yüzden de “şeytaniyet” vasfıyla tanıtılmışlardır.

İnsanın kendi hakikatinde yapacağı mir’âc ile keşfedeceği Rabbini, Kürsîyi, Arşı hep uzayda bir yerlerde aratırlar, sanki somut şeylermişcesine!!!

Biz eğer, bu saptırıcı yönlendirmelere kapılmayıp, “Sünnetullâh” adı altında açığa çıkan ALLÂH isimlerinin özelliklerini fark edip; düzenini ve sistemini anlamak istiyorsak…

Eğer Kur’ân-ı Kerîm’i gerçekten anlayarak ve içindeki sırlara ererek “OKU”maya başlamak, “değişmez Sünnetullâh”ın neleri nasıl oluşturduğunu fark etmek istiyorsak, öncelikle şu inceliğe dikkat edeceğiz:

Okumakta olduğumuz o âyet, insan ya da bir başka birimden söz ediyorsa, o âyette geçen “ALLÂH”kelimesini veya “Allâh isimlerini” zerredeki aynalığa bağlayıp, kendi özünden gelen bir şekilde dilenenin açığa çıkması olarak değerlendireceğiz; yani, o birimin yapısındaki, özündeki mertebelere bağlı olarakanlayacağız.

Buna karşılık, okuduğumuz âyet, evrensel boyutsallıktan söz ediyorsa, bu defa aynı isimleri evrensel boyuttaki mertebelerle alâkalı olarak değerlendireceğiz!

İsmi “ALLÂH” olanın, sıfat mertebesini anlamak istiyorsak, bu defa karşımıza “İHLÂS” Sûresi çıkacaktır.

İsmi “ALLÂH” olanın ZÂT’ını tefekkür ise muhaldir! Olanaksızdır!

Sıfat, Zât’a işaret eder ama asla Zât’ı kapsayamaz! Bu sebepledir ki ALLÂH Zât’ının tefekkürü olanaksızdır!

“ALLÂH’ı idrak, ancak, idrak edilemeyeceğini idraktır” diyen Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın en yakın arkadaşı Ebu Bekir’in bu sözü, kendisinin mi’râcını tamamlamışlığının dile gelişidir!

Evet bu gerçeklik fark edilirse, hissedilir yaşanırsa, artık basîret, döner âlemlerin Rabbi’nin tasarrufuna veya kullarda Rabbin tasarrufunu seyre…

“Senüriyhim âyâtina fiyl afakı ve fiy enfüsihim…”

“Âfakta (ufuklar – dışta) ve enfüslerinde (bilinçlerinde) işaretlerimizi onlara göstereceğiz…” (41.Fussilet: 53)

“Ve fiyl Ardı ayatun lilmukıniyn; ve fiy enfüsiküm* efela tubsırun”

“İkân sahiplerine arzda (bedende) işaretler vardır! Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hâlâ (fark etmiyor)görmüyor musunuz?” (51.Zâriyat: 20-21)

Âyetleri bu inceliğe işaret etmektedirler.

Bu seyirde de görülür ki, enfüste ve âfakta, mutlak kuvvet ve kudret ve hüküm yalnızca RABBE aittir! Ve o Rab, “MÜRİYD”dir!

“…İnnALLÂHe yef’alu ma YÜRİYD”

“…Kesinlikle Allâh irade ettiğini yapar (ilminden açığa çıkmasını irade ettiğini kudretiyle oluşturur; İlim-İrade-Kudret).” (22.Hac: 14)

İşte bu âyette de, Allâh’ın irade sıfatına işaret vardır ki o sıfatın ismi de “MÜRİYD”dir!

“Kulun kalbi Allâh’ın iki parmağı arasındadır!”

Her an Rabbi olan Esmâ terkibinin açığa çıkışıyla renk alır!

“Rabbin, sadece O’na kulluk etmenizi hükmetti…” (17.İsra’: 23)

Zira Rab tektir, kendisinden başka Rab yoktur.

“İyyâke na’budu ve iyyâke nestaıyn!” (1.Fâtiha: 5)

Zâhiriyle, bâtınındaki Rabbinin kulluğunu yerine getirmektedir.

Gel dostum ömrünü boşa geçirme artık… “Sünnetullâh”ı iyi anla, kavra ve değerlendirmeye bak sana bildirilenleri.

Boş işlerle geçen zamanın asla telâfisi olmayacağını hatırlatmıştık; bari bundan sonra aklını başına alıp, boş şeylerle, şeytanın sana hoş gösterdiği şeylerle ömür tüketeceğine, kendini hazırlamaya bak bu gerçekler doğrultusunda, Dünya yaşamı ötesi sonsuz âleme!

Hatırla ki, zararın neresinden dönülse kârdır!

 

22 Temmuz 2005
Raleigh – NC, USA