MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Hazreti Hatice (r.a.)’nın âhirete intikâlinden sonra Efendimiz AleyhisSelâm bir zaman yalnız başına yaşadı… Ancak bu süre zarfında evde bir kadının olmamasının eksiklikleri fazlasıyla belli oluyordu…

İşte, bugünlerden birinde Osman bin Maz’un (r.a.)’ın eşi Havle, Efendimiz AleyhisSelâm’ı ziyarete gelmişti… Ancak bu ziyaret sırasında baktı ki, evin içerisi oldukça bir kadın elinden uzak kalmış…

− Yâ Rasûlullâh, evde Hatice’nin yokluğu belli oluyor… diye durumu anlatmak istedi.

Efendimiz AleyhisSelâm da cevap verdi:

− Evet.. O, çocuk çoluğun anası, evin de görüp gözeticisi idi!..

Havle bunun üzerine Efendimiz AleyhisSelâm’a açıldı:

− Ben senin için dünür olayım mı yâ Rasûlullâh?..

Efendimiz müsbet karşıladı bu suali:

− Olur… Elbette kadınların arasında müsait birisi bulunabilir…

− Peki yâ Rasûlullâh, kız mı olsun, dul mu?..

Efendimiz AleyhisSelâm sordu:

− Kız olan kimdir?..

− Allâh’ın kullarının içinde sana en sevgili olan Ebu Bekir’in kızı Aişe’dir!..

− Yâ dul olan kimdir?

− Sevde binti Zem’a’dır… Sana iman edenlerden ve söylediklerine tâbi olanlardandır…

− Mâdemki öyle, o hâlde git ikisiyle de benim için görüş bakalım…

Havle bu konuşmadan sonra Efendimiz’in yanından ayrıldı ve doğruca Hazreti Ebu Bekir’in evine gitti. O sırada Hazreti Ebu Bekir evde yoktu… Hazreti Ebu Bekir’in hanımı Ümmü Rüman ile konuşmaya başladı.

− Yâ Ümmü Rüman, Allâh, hayır ve bereketten size neyi eriştirdi biliyor musun?..

− Hayrola, neyi?.. Havle müjdeyi eriştirdi:

− Rasûlullâh, Aişe’yi istemek üzere beni size yolladı…

− Yâ Havle, bekle ki, Ebu Bekir gelsin… Karar ona aittir!..

O sırada Hazreti Aişe, Mu’tim bin Adiyy’in oğlu Cübeyr’in sözlüsü idi… Biraz sonra Hazreti Ebu Bekir eve gelince, Havle meseleyi ona açtı:

− Rasûlullâh beni kızını istemek üzere buraya gönderdi, yâ Eba Bekir!..

Bu istek karşısında Hz. Ebu Bekir bir an tereddüte düştü. Kendisi Efendimiz ile kardeşti ya!.. Peki kardeş, kardeşin kızını alabilir miydi?.. Sordu:

− Peki kardeşin kızını almak helal olur mu ya?..

Havle bunun üzerine derhâl Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına döndü ve suali iletti… EfendimizAleyhisSelâm bunun üzerine cevap verdi:

− Yâ Eba Bekir, sen benim, Allâh’ın dininde ve kitabında kardeşimsin… Bu bakımdan Aişe bana helaldir…

Hazreti Ebu Bekir bu cevabı aldıktan sonra, ortada hâlledilmesi gereken bir tek mesele kalmıştı… Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir doğruca Mut’im bin Adiyy’in evine gitti… Kapıyı Mut’im’in evde bulunan karısı açmıştı:

− Hayrola ey Ebu Kuhafe’nin oğlu… Ne bu geliş?.. diye sordu… Hazreti Ebu Bekir cevap verdi:

− Cübeyr ile Aişe meselesi için gelmiştim…

Mut’im bin Adiyy’in karısı sert çıkış yaptı:

− Sen anlaşılan bizim oğlumuzu kızınla evlendirip yeni dininize adam toplamak istiyorsun!..

Hazreti Ebu Bekir bu cevap karşısında sıkılmış ve üzülmüştü…

O sırada Mut’im bin Adiyy de geldi!.. Hazreti Ebu Bekir (r.a.) ona da sordu:

− Aişe ile Cübeyr’in evliliği konusunda ne düşünüyorsun sen? Yoksa karının fikrinde misin?.. Mut’im de karısı gibi düşündüğünü ifade etti:

− Ben de aynı şekilde düşünüyorum, yâ Ebu Bekir!..

Evet, bu mesele de burada bitmiş demekti…

Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir (r.a.) eve döndü… Kısa bir süre sonra da Efendimiz AleyhisSelâm ile Hazreti Aişe’nin nikâh merasimi yapıldı… Efendimiz AleyhisSelâm ile Hazreti Aişe’nin düğünleri ise üç yıl sonra Medine’de oldu…

Sevde, Sekran bin Amr’ın hanımı idi… Kocası ile ilk müslüman olanlardan olup, daha sonra Habeşistan’a hicret edenlerden ve daha sonra da geri gelenlerden idi… Bir gece rüyasında Ay’ın süzülüp üzerine indiğini görmüştü… Bunu kocasına anlattığı zaman o şu şekilde tâbir etmişti…

− Ben öleceğim ve sen hayırlı bir şahısla evleneceksin!..

Nitekim kısa bir zaman sonra kocası hastalanıp âhirete intikâl etti… Bu vefat hâdisesinden epey bir zaman sonra Havle, Efendimiz AleyhisSelâm namına Sevde ile görüşüyordu:

− Allâh sana hayır ve bereketinden çok büyük bir şey eriştirdi yâ Sevde!..

− Yaaa, neymiş o?..

− Rasûlullâh beni sana dünürlük için gönderdi!.. Sevde’nin hiç beklemediği bir haberdi bu… Ancak kendi başına da cevap veremezdi:

− Meseleyi aile büyüklerime açmam lazım…

Bu arada bir defa da Efendimiz AleyhisSelâm ile konuştu bu mevzuyu… Zira çocukları nedeniyle kararsızdı… Efendimiz AleyhisSelâm sormuştu ona:

− Seni, benimle evlenmekten alıkoyan nedir?..

− Yâ NebiyAllâh, beni evlenmekten alıkoyan büyük kusur yoktur… Ancak çocuklarımın seni rahatsız edebileceğini düşünmek, beni biraz engelliyor…

− Peki, seni bana gelmekten alıkoyan başkaca bir mânin var mı?..

− Yoktur yâ NebiyAllâh!..

Bu cevap karşısında Efendimiz AleyhisSelâm buyurdu:

− Allâh sana rahmet eylesin!.. Kadınların hayırlısı, küçük çocuklarından dolayı çile çekendir…

Ve Efendimiz AleyhisSelâm onuncu yılda Ramazan ayında yapılan mütevazi bir toplantı ertesinde Sevde (r.a.) ile evlendi…

Bu hâdiseden kısa bir süre sonra müşriklerin, müslümanlara yaptıkları zulmü iyice arttırmaları sonunda bir gün Kureyş’in kıtlıkla terbiye edilmesi için Allâhû Teâlâ’dan niyazda bulundu…

Bu niyaz sonunda Mekke’de öylesine bir kıtlık baş gösterdi ki, Kureyşli müşrikler açlarından ölmüş hayvan et ve kemiklerini yemek zorunda kaldılar… Açlıktan gözlerinin feri sönüp, yeryüzünü muazzam bir sis bastırmış hâlde görmeye başladılar…

Nihayet bir raddede bütün mukavemetleri kırılarak Efendimiz AleyhisSelâm’a koşup:

Rabbine dua et de, bizi bu azaptan kurtarsın!.. dediler.

Bunun üzerine Efendimiz AleyhisSelâm tekrar Allâhû Teâlâ’ya niyazda bulunarak kıtlık azabının onların üzerinden kaldırılmasını sağladı…

Ancak Mekkeli müşrikler bu hâdiseden de ibret almadılar ve inatlarında devam etttiler… Nitekim DuhânSûresi’nin bir bölümünde bu mesele izah edildi ve müşriklerin bu hareketlerinin de cezasız kalmayacağı açıklandı:

“Semânın apaçık bir duhân (duman) olarak geleceği (insanî hakikatin fark edileceği) süreci gözetle!

İnsanları kaplar! Bu feci bir azaptır (hakikatin fark edilip gereğinin uygulanmamış olması yüzünden)!

“Rabbimiz! Azap veren hâlden bizi çıkar; doğrusu biz iman edenleriz (artık)!”

Onlar nerede bu durumda, düşünüp ders almak nerede? Hâlbuki onlara apaçık bir Rasûl de gelmişti…

Sonra Ondan yüz çevirdiler ve: “Öğretilmiş bir cinnîdir” dediler.

Muhakkak ki biz o azabı birazcık açıp kaldırırız… (Ne var ki) siz eski hâlinize geri dönersiniz.

O süreçte (semânın apaçık bir duman olarak geldiğinde) en büyük yakalayışla yakalarız… Muhakkak ki biz yapılan suçların sonuçlarını yaşatanız!” (44.Duhân: 10-16)