MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Gün ağarırken müslümanlar kalkmış ve sabah namazına durmuşlardı. Herkes de her zaman olduğundan çok daha bir başka hava içinde görülüyordu… Namaz kılındıktan sonra, Efendimiz AleyhisSelâm müslümanları bir araya toplayarak onlara şu konuşmayı yaptı:

− Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a aittir, ki biz O’na senâ etmekten âciziz…

Ey müslümanlar, şüphesiz ki ben, Allâh ne emir buyurmuş ise, size onları bildirir; neleri de yasaklamışsa, sizleri onlardan men ederim… Şüphesiz ki Allâh, hayır sahibi kişilere, ilmi ezeliyesine göre, sevap verir…

Şüphesiz ki Allâh, kendi rızasının dışındaki şeyler gaye edinilerek yapılan amelleri kabul etmez!.. Sıkıntılı ve zor durumlarda, Allâh için sabır gösterilirse, Allâh bu sabrı gösteren kişilerin bütün sıkıntı, üzüntü ve dertlerini kaldırır… Âhirette de, sizi ebedî huzura, felâha erdirir…

Biliniz ki, Allâh’ın Rasûlü sizleri Allâh’ın azabıyla ikaz eder ve tavsiyelerde, emirlerde bulunur… Allâh’ın buğzuna sebep olacak işleri, bügün de, yapmaktan katiyetle kaçınınız.

Allâh, “Allâh’ın şiddetli öfkesi, sizin kendinize kızgınlığınızdan daha büyüktür…” buyuruyor..(40.Mu’min: 10)

O hâlde Allâh’ın buyruklarına yöneliniz ve onları yerine getiriniz. Siz, zilletten sonra izzet veren Allâh’a, kitabına, ve emirlerine sarılınız ki, Rabbiniz sizden razı olsun!..

Rabbinizin rahmet ve mağfiret vaadini unutmayarak, şu günde yerinizde sıkı durunuz ve imtihanı kazanınız… Zira, Allâh’ın vaadi hak, ıkabı da şiddetlidir…

Şüphesiz ki biz Hayy ve Kayyum olan Allâh’tanız… O’na sığınmış, O’na sarılmış, O’na sırtımızı dayamışızdır… En sonunda dönüşümüz de O’nadır… (İsimlerin mânâsı, “DUA VE ZİKİR” adlı kitabımızda mevcuttur.)

Allâh cümlemizi mağfiret buyursun!..

Bu hutbe müslümanları son derece şevklendirmiş, hepsi de âdeta ölümü özler, Allâh’ın emirlerini yerine getirmek için her şeyini feda eder bir hâle gelmişti…

Bundan sonra Efendimiz AleyhisSelâm onlara sordu:

− Kureyşli müşriklere karşı nasıl savaşacaksınız?

Efendimiz AleyhisSelâm bu sualine ashabtan Asıb bin Sabit cevap verdi. Ayağa kalkıp eline yay ve okunu aldıktan sonra, ne yapacağını göstermek üzere:

− Yâ Rasûlullâh, Kureyşliler bize ok atımı mesafeye yaklaştıkları zaman, onları ok yağmuruna tutarım; sonra daha da yaklaşıp taş atımı sahasına girdikleri zaman onları taşlamaya başlarım; nihayet mızrak yetişecek kadar yaklaştıklarında da mızraklayarak onları saf dışı etmeye çalışırım… Tâ ki kılıcıma iş düşer, mızrağım da kırılırsa; işte o zaman da kılıcımla onlarla mücadeleye girerim, ölene ya da öldürene kadar muhatabımı!..

Bu cevap Efendimiz AleyhisSelâm’ın istediği gibi bir cevaptı…

− İşte gaza sırasında yapılması gereken şey budur… Kureyşlilerle çarpışanlar işte bu şekilde onlarla mücadeleye tutuşsun!..