MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

İraşi kabilesinden İbnül Gavs adıyla tanınan bir zât vardı… Bu zât bir defasında Mekke’ye gelmiş ve bu geliş sırasında da Ebu Cehil onun devesini satın almıştı… Ancak aradan anlaşılan zaman geçmesine rağmen, Ebu Cehil, İbnül Gavs’a borcunu ödememişti… Bu durum karşısında İbnül Gavs, Haremi Şerif’e gelip orada bulunanlara durumu anlattıktan sonra, müşriklerin ileri gelenlerine sordu:

− Ey Kureyş topluluğu, benim Ebul Hıkem bin Hişam’dan borcumu almak için bana kim yardımcı olabilir?

Orada bulunanlar, Efendimiz AleyhisSelâm’ın baş düşmanı olarak tanıdıkları Ebu Cehil’e karşı bir oyun oynamaya karar verdiler ve o sırada oralarda olan Efendimiz AleyhisSelâm’ı göstererek…

− Git şurada oturan zâta söyle… O, senin ondaki alacağını tahsil eder!.. dediler.

Bunun üzerine İbnül Gavs, Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına gelip meseleyi anlatarak şöyle konuştu:

− Ey Allâh’ın kulu, İbnül Hıkem bin Hişam bana borcunu ödememekte ısrar ediyor… Ben yoldan gelen bir adamım… Şuradaki topluluktan bana hakkımı alabilecek birisini sordum, onlar da bana seni gösterdiler… Hâlime acı ve ondan benim hakkımı al!.. Elbette Allâh da sana acır ve bir gün senin hakkını alır..

Bu yakarış üzerine Efendimiz AleyhisSelâm adamı yanına alıp yola koyuldu…

Orada bulunan topluluk da onları takip etmek üzere peşlerinden bir adam yolladılar…

Efendimiz AleyhisSelâm Ebu Cehil’in evine gelince, kapıyı biraz sert bir şekilde vurdu… Ebu Cehil içerden sordu:

− Kim o?.. Efendimiz AleyhisSelâm cevap verdi:

− Ben, Muhammed bin Abdullah!..

Ebu Cehil bu ses üzerine kapıyı yavaşça açtı… Açtığı anda Efendimiz AleyhisSelâm ile İbnül Gavs’a bakıp yüzü sararıverdi…

− Ne var, ne istiyorsunuz?.. Efendimiz sert bir sesle emretti Ebu Cehil’e:

− Ver şu adamın sende ne hakkı varsa derhâl!..

Ebu Cehil son derece korkar ve çekinir bir hâlde cevap verdi:

− Olur!.. Bekle biraz!.. Sonra içeri gitti ve elinde adamcağızın hakkı olan parayı havi bir keseyi getirip İbnül Gavs’a teslim etti…

Bundan sonra oradan ayrıldılar… Adam giderken de Efendimiz AleyhisSelâm’a teşekkür etti… En derin minnet duygularını belirtti…

Bu arada müşriklerin gönderdiği gözcü de olanları görmüş ve şaşkın bir hâlde kendisini gönderenlerin yanına yollanmıştı… Müşrikler onu görür görmez sordular:

− Hayrola, ne oldu?.. Ebu Cehil ne yaptı?..

Gönderilen haberci şaşkın bir hâlde gördüklerini anlattı:

− Şaşılacak şey oldu!.. Ebul Hıkem’in kapısı çalınıp da, dışarı çıkınca birdenbire yüzü sararıverdi….Sonra da içeri girip o adamın hakkını alıp getirdi ve verdi…

Az sonra Kureyşli müşriklerin toplantı yerine İbnül Gavs da geldi ve teşekkür etti:

− Allâh, O zâtı hayırla mükâfatlandırsın!.. Hakkımı kolaylıkla alıverdi!.. Ne isâbetli bir kimse seçmişsiniz!.. Ve bundan sonra yoluna devam etti…

Biraz sonra da Ebu Cehil geldi… Müşrikler Ebu Cehil’i görünce hayretle sordular:

− Yazıklar olsun sana!.. O’nunla alay olsun diye mahsus sana yolladılar… Sen ise O’nun dediğini iki ettirmeden hemen İbnül Gavs’ın hakkını verdin… Alay edenler de seninle eğlendiler hep…

Ebu Cehil ise dertli cevap verdi:

− Esas size yazıklar olsun!.. Yemin ederim ki kapıyı açınca gördüğüm şeyi bugüne kadar hiç görmemiştim!.. Kapıyı vurduğu zaman içime büyük bir korku dolmuştu… Sonra kapıyı açtım, bir de ne göreyim!.. O’nun başının yanında vahşi bir erkek deve, korkunç bir canavar gibi, sanki beni ısıracakmışçasına hazır bir vaziyette bekliyor!.. Eğer ki o sırada O’na itiraz etse idim hemen beni ısıracak, yiyecekti!..

Müşrikler bu sözler üzerine hayretler içinde kaldılar…

− Andolsun ki bu da O’nun sihrinden başka bir şey değildir!.. diye konuştular…