DOST’TAN DOSTA – 2

Ahmed Hulûsi

  1. Karşındakini Hak olarak düşünüp, görüyor musun? Evet ise, ona karşı muamelen ve hissiyatın ne?
  2. Tasavvufta en önemli konu, kişinin kendini nasıl ve ne olarak hissettiğidir. Kendini veya karşındakini Hakk’ın yanı sıra var kabulün, şirktir.
  3. Kendini farklı, üstün, ayrıcalıklı, Hak görmek, karşındaki Hak açığa çıkışından gaflet demektir! Hak’tan gâfil olanın yaşamı, firavunluktur!
  4. Maneviyata yönelmiş herkes şunu iyi bilmeli; kimse sınıf geçme notunu karşısındakinden almayacak! Gurur ve benlik bakışı taşıdıkça, kayıptasın!
  5. “Allâh’ın irade ve kudretinin bittiği yer neresidir ki, orada beşerin irade ve kudreti başlasın?” Bu cümleyi anlarsak, Cuma mübarektir bize! İslâm, teslimi itiraftır!
  6. Kurân’da geçen “BİZ” kelimesine takılıp, “Allâh Tek ise, niçin BİZ yaptık yaparız gibi benzeri ifadeler yer alıyor?” diye soruluyor. Açıklayalım: Sonsuz sınırsız TEK’liği dolayısıyla kendisinden gayrı varlığa yer olmayan ismi Allâh olanın SAYISIZ ÖZELLİKLERİ vardır ki “ESMÂÜL HÜSNA” denir. Algılama alanına giren girmeyen ne varsa her birim, bu ESMÂ denmiş isimlerin çeşitli kompozisyonlarıyla yaratılmıştır. Birimin hakikati ESMÂdır. İşte bu Allah ESMÂsından yaratılmış varlıklardaki tüm tedbirat ve tasarruf, oluşum ve açığa çıkışlar dış müdahale ile değil, içten oluşur. “BİZ şöyle yaptık, yaparız” ifadesi, “onda, onu var kılan ESMÂ ÖZELLİKLERİMİZLE, onun özünden, derinliklerinden açığa çıkan özelliklerimizle” anlamında olarak kullanılır. Yani, dışsal bir tanrının üzerinde tasarrufu değil varlığını oluşturan Allâh adıyla tanımlanan ESMÂ özelliklerinden bahsedilir. Bu yüzdendir ki her yaşayacağın için Biizni Rabbi/Rabbinin izni ile/Esmâ özelliklerin elverirse şartı belirtilmiştir. İzni olursa, anlarsın!
  7. Edindiğiniz en değerli bilgiler, sizde gurur benlik oluşturuyor, kendinizi üstün görüp eleştirel bakıyorsanız, o ilim deccaliniz olmuştur.
  8. Varlıkta “fesemme vechullah/ne yana dönsen vechullâhtır”ı yaşatmayan hakikat bilginizin sonu hüsrandır, ateştir. “Kendin” ve “onlar”dan kurtul!
  9. Kavga, körlerin işidir! Hakikat ehli “gören”ler kavga etmez, söyler geçer; karşısındakini “gördüğünden” dolayı.
  10. “Doğrusu budur” diyemeyenin “yanlış diyorsun” deme hakkı yoktur. Derse de ciddiye alınmaz. Fikrinin delilini göstermeyenin söylemi lâfta kalır.
  11. Vahdet temeline dayanan Kur’ân öğretisi, Ehli beyt ve Ebu Bekir yolundan dünyaya yayılırken, Suudi ve İran’ın şekilci anlayışıyla savaşçı olmuştur.
  12. Sevgi, hoşgörü, kardeşlik, birlik Din anlayışı; Vahhabilik ve İran Şiası ile savaşan, zorlayan, baskıcı müslümanlık dinine dönüşmüştür.
  13. Kur’ân dini üzereyim diyen İran şiası, yöneliş olan “salât”ı “namaz”a döndürmüş; Rasûl ve nebi anlamlarını “peygamber” kavramıyla örtmüştür. Türkiye’de de din anlayışında önemli bir kesim İran Şiasının ve Suudi Vahhabiliğinin din anlayışını Kur’ân anlayışı olarak empoze etmektedir.
  14. Acı ama deneyimlenmiş gerçek: Önemsemediğin, boşverdiğin, unuttuğun, bahane bulduğun her şeyin, daha sonraki süreçte sonucunu yaşayacaksın.
  15. Teşekkür etmesini ve özür dilemeyi bilmeyen insana gelişmiş gözüyle bakılmaz. Kendine bunları yakıştıramayan, gurur ve kibiriyle öğünebilir.
  16. Küfreden, hakaret eden bizden değildir. Kime olursa olsun. Başkalarıyla olan konuşmanızda beni mention etmeyin.
  17. Yine bana ulaşıyor; birtakım kimseler anlattıklarımı naklederek paralı seminer ve zikir tavsiyeleri yapıyormuş. Bende her bilgi karşılıksızdır! Bastırdığımız kitaplar parasız olup, ayrıca www.ahmedhulusi.org’dan indirilir. Zikir önerilerim Dua ve Zikir kitabındadır. Okuyun. İllâ para vermek istiyorsanız, çevrenizdeki ihtiyaç sahiplerini bulup onlara verin. Bilgiyi bizden parasız/karşılıksız alın.
  18. Acımasızca masum insanları katledenler insan sûretinde açığa çıkmış vahşi hayvan içselliğini yaşayan mahlûkattır. “Zarar vereni öldürün.” Hadis
  19. Allâh, “kullarım” dedi hepimize! Ben Muhammedî’yim. İnsanı, “kullarını” etiketsiz severim.
  20. Yalnızca acıktığında başka canlıyı öldüren vahşi hayvandan daha vahşi hayvan açığa çıkışı, insan sûretine mahsustur. Hükmetme uğruna öldürmek!
  21. Sevgi dostluk saygı prensibiyle yaşarken “insan”; vahşiler, kendilerine zararı olmayan masumları katlederler. Hayvandan da aşağıdırlar!
  22. Yeni Hicrî yıl şefaati Rasûle a.s. ermeye vesile olsun hepimize!
  23. Kendinize yaptığınız en büyük zulüm nerede biter?
  24. Anlayın artık! Allâh adıyla işaret edilenin Rahmeti, gökteki koltuktan değil, hakikatine iman etmiş kullarının gönlünden bize ulaşır.
  25. Allâh âlemlerde, kulları kalbi ve eliyle tedbir eder, nimetini veya cezalandırmasını ulaştırır. Göremiyorsan Rasûlün Hayy oluşunu, neyleyim!
  26. Yarınını düşünmeyen insanın kendine hayrı yoktur ki sana hayrı olsun. Sana hayrı olmayana sen hayırlı ol ki, insanlığının hakkını vermiş olasın.
  27. Kendini yenilemeyenler, yerlerini yenilere bırakıp; sonra da, ben ne yaptım ki, demeye mahkûmdurlar!
  28. Kimi düşüncesizliği yüzünden uzak düştü Allâh’a; kimi dünyasındakiler yüzünden, kimi de bildiği kadarıyla O’nu sınırlamaktan. Teslim olamadı! Kimi çok yaklaştı, hazmedemedi yakınlığı, çünkü benliğini kaldıramadı aradan; kimi de gururu yüzünden hiç yaklaşamadı bile! Ayrı düştü! Kiminin dünyalığı elvermedi yakınlaşmaya; kiminin de eli altındakini kaybetme korkusu! Nasipsizlik bunlarla alıkoydu onları. Ayrı düştüler! Teslim olmak ağır geldi gururlarına, benliklerine; korkularını aşamadılar; dünyalarındakilerden vazgeçemediler Allâh uğruna! Ayrı düştüler! Yüzünü gösterdiğinde O’nu kabullenemeyip; beklentilerine cevap vereceğini zan ettikleri tanrılarıyla avunmayı seçtiler. Teslim olamadılar! Paranın, etiketin, şöhretin, bilginin, yakınlığın hatta sevginin dahi mekr olabileceğini hiç düşünemediler; ve böylece ayrı düştüler! Kısacası benliklerini oluşturan ögelerden, uyarılmalarına rağmen, çeşitli bahanelerle kopamadılar; ayrılığın ateşiyle yanmaya mahkûm oldular!
  29. Bağımsız, Allâh kuluyum! Allâh derim, Allâh dedirtirim! Aşk için gelmişiz biz bu cihana!
  30. Yaptığının mislini yaşayacağını kavrayarak devam edene ne mutlu!
  31. Sev sevil geç git huzur içinde! At benliği, bencilliği! Zira getirisi yakan ateştir.
  32. AŞK İÇİN GELMİŞ OLANA NE MUTLU! Sevgi bahşolmuş ezelden bize Sizde bir türlü, bizde bir türlü! Benlik ateşini sevgi söndürür! Ateşin sönsün istersen, sevdiğine sarıl!
  33. Kurân’da, hayvandan aşağı olarak tanımlanan insan sûretlinin özelliğidir, sevgisiz kalple yaşaması, ömrünü kavga ve nefretle sürdürmesi.
  34. Karşımızdakileri rengine, ırkına, cinsiyetine, diline, dinine bakmaksızın, yalnızca Allâh kulu insan olarak sevip kucaklayabilir miyiz?
  35. Sevdiğin, sana kendini sevdiren yemin ederim ki Allâh’tır! Artık sen kimi sevdiğini sanırsan san; kim kendini sevdiriyor düşünürsen düşün!
  36. Benliğinle, Allâh’a ulaşmak adına, her şeyi kurban edebilirsin. Ötesinde, benliğinle başbaşa yaşarsın! Benliğin boynunu ise sadece AŞK keser!
  37. “Kurb”un yolu benliğin kurban edilmesinden geçer. Benliğini kurban edemeyen ârif olarak yaşamına devam eder, mülhime nefs bilinciyle.
  38. Hakikat yaşamı tasavvufa kafaca “ferd” olarak girebilenlerin nasibidir. Tasavvufa aile boyu salkım söğüt girilmez. Haklarını ver, kulları olma!
  39. Benlik atılmadan, Allâh’a teslim olduğunun farkındalığıyla yaşanmadan “Allâh” denilmez, Allâh şehadet etmez senden kendinden gayrı olmadığına!
  40. Allâh, kimilerini âlemleri yönetiminde kullanmak için yaratmıştır; kimilerini de kendi için. Onların görür gözü, işitir kulağı, söyler dilidir.
  41. “El VEDUD”, Allâh ismidir ki açığa çıkışının en şiddetli hâli AŞK adını alır. Bu yüzden “Allâh Aşk’tır” denmiştir. Tüm varlıktaki çekimi oldurur!
  42. AŞK’ın zuhurunda benlik kendini kaybeder, âşık mâşukunda önce teslim, sonra erir yok olur. AŞK kalır, Dâim Bâkî!
  43. Hikmet, oluşanın ardındaki gerekçeyi ve oluşanın amacını görmeye denir. Gâfil, oluşana göre hüküm verenin tanımıdır. Ârif, hikmeti görendir.
  44. Her oluşan, Allâh Rahmetindendir. Rahmet oluşunu değerlendirmek hikmetini görmeye bağlıdır. Hikmetini göremeyen Rahmet oluşunu değerlendiremez!
  45. Başına gelenin Rahmet oluşunu kavraman için o olayın hikmetini görebilmen gerekir. Yakınman, hikmetinden gafletin ve Rahmeti fark etmemenden!
  46. Aşk, araçtır; amaç değil! Aşk açığa çıkmazsa hedefe varılmaz. Hedef, Bâkî Allâh’tır! Aşk, ateştir benliği yakıp yok edip. “El an” sırrına…
  47. “Aşksız insan hayvan imiş”in anlamı hakikatini yaşama aşkı olmayan yalnızca bedeninin hayvansal özellikleriyle yaşar, potansiyelinden mahrum olarak.
  48. Tüm bakış açıları ve hükümler göreseldir.
  49. Yargıladığın hep “kafandaki o” dur! Gerçek onu asla tanımadın!
  50. Karşındakinde kendini göremezsen, karşındakini sevemezsin. Sevdiğin, karşında sana ayna olandır. Sevilen asla sûret değil, yansıtan içtir.
  51. Sınırların kadarıyla karşındakini görürsün. Sana ayna olduğu kadarıyla ondaki kendini seversin. Sendekinin ötesi kadarıyla ona bağlanırsın.
  52. Sendeki ile oluşmamışsa karşındaki, ayna olamıyorsa sana, o seni çekmez. Sen kendinde olmayan yüzünden ona çekilmezsin. Sevginin mekaniği!
  53. “Bana cennetini yaşat, beni yakma” beklentisi sevgi değil, hayvansal dürtüdür! Sevgi, beklentisiz, kendini seyirdir karşındakinde, yöneldiğinde.
  54. Allâh sevgisi, “insan”da olur. Özünden gelen sınırsızlık hissiyatının, Allâh aynasında seyri sonucu, O’nunla bütünleşme, “Bir” olma duygusudur.
  55. Işık yılı hesabıyla evreni gözlemliyoruz. Işık yılı hesabıyla Dünya’nın Güneş içine gitmiş olduğunu neredekiler, ne zaman, nasıl izler acaba?
  56. Hayat sevince güzel!
  57. Sevdiklerin gidiyor birer birer… Çok sevilsende gideceksin ergeç. Yaşıyorken kıymetini bil an’ın, kavgayı bırak sev sevil, mutluluk yay, mutlu ol!
  58. Zorbalığın geri dönüşü şiddet, sevginin geri dönüşü şefkattir. Yarının sana mutluluk getirmesini istiyorsan, hiç değilse tebessüm ver çevrene!
  59. Aşk ateşiyle yanmadan, benlikten arınmadan, Dost’la Bir olmadan, Dost sûreti insanlara karşılıksız vermeyi yaşamadan “insan”lığa ulaşılır mı?
  60. İstediğini yapınca, senden iyisi yok, yapmayınca, sen çok kötüsün deyip yüz çevirenin, dostluk veya sevgisine ne kadar güvenebilirsiniz?
  61. Hazmedemezsen lokmayı dert etme, hazmedebileceğin türü, kadarı da vardır, o verilir. Herkes rızkını alır. Nasibinden fazlası olmaz.
  62. İnsanların büyük çoğunluğu; çıplak, reel gerçekleri kabul edemez ve duyguları yüzünden hazmedemez. Bu nedenle Kur’ân ve tasavvuf mecaz, misalle anlatır.
  63. Irkçılık yaparak insanları eleştirenler geri kalmışlardır.
  64. Uygulaman gerçek dünyanın dışa yansımasıdır! Uygulamanın karşılığını bu dünyanda, niyetinin karşılığını da âhiretinde alırsın.
  65. Yaşadığınız olay ertesinde “yanıyorsanız”, bu yanış, o olaya bakış açınızdaki ego, sahiplik duygusunun cezasından başka bir şey değildir.
  66. Sana varlığındaki “el Hasiyb”in, veritabanına girmiş olan her kabulün, şartlanmanın cezasını “yanarak” çekeceğini, oluşturduğunu anla!
  67. Allâh sistemi net ve basit: Benlendiğin her kişi ve olay yüzünden yanacaksın. Benlenmeyen yanmaz. Sahiplenmediğin şey seni yakmaz!
  68. Sevgi ve inanmak tümüyle farklı şeydir. Çok sevdiğin birine hakkıyla inanmayabilirsin. Sevgi ruhtan gelir, inanç akıldan. Sevip sevmemek elden gelmez, inancın ise aklınla sınırlıdır. Aklının kavrayamadığına, kapsayamadığına inanamazsın. Ama hâlâ sevebilirsin. Bu nedenledir ki bazı sevdiklerine yakın yaşamak risklidir. Nedenini kavrayamadığın davranışları kabullerine ters düşer ve inancın sarsılır.
  69. Nice nice tevhid ehli vardır ki kendilerini Vahdet ehli sanırlar.
  70. Her ferd ve toplum kendi seçtiklerinin sonuçlarını yaşar. Kim olursanız olunuz içinde yaşadığınız toplumun seçiminin sonuçlarını yaşarsınız.
  71. Yapısal ayrıcalıklarınız, içinde yaşadığınız çevrenin yaptıklarının getirisinden uzak kalmanızı sağlamaz. Eylemsiz yakınma kendini avutmadır.
  72. Kendini avutma ve tatminsel davranış ve konuşmalar, beynin basınç süpabının atmasıdır. Bu olmazsa kişide psikosomatik sıkıntılar başgösterir.
  73. Depresyon ve mania gerçekte beynin çözüm sıkıntısı yaşaması sonucudur. Çözümsüzlük ya kendini kitler ya da taşkınlıkla boşalma arayışı getirir.
  74. Pek çok psikosomatik hastalığın çözümü Allâh’a iman ve takdire teslimiyettedir. Huzur iman, teslimiyet ve rızadadır! Zaten elden ötesi gelmez.
  75. Biz Tevhid ehlinin artması için ilmimizi paylaşırız. Vahdet ehli olup olmamak tercihi kişiye, yaşam tercihlerine kalmıştır.
  76. Şefaat, göremediğini göstermek, bilemediğini bildirmektir. Şefaat, fiilî değil fikrî müdahaledir. Fikrinde kilitlenmiş olana faydasızdır!
  77. Şer görünene aldanmayalım ardında hep nice hayırlar gizlidir!
  78. Kimi çıkarlarının doğrusuna göre yolunu çizer kimi de yaşamın gerçeklerine göre. Sonunda hüsran yaşamak istemeyen, çıkarlarını öne almamalı.
  79. Çokları kısa vadeli kazanımlar üzerine yaşamını kurgularken, uzun vadede neler yitireceğini düşünemiyor. Hırsla kalkan zararla oturur!
  80. Yüzeyde yüzenler olduğu gibi, derinliklerin de ehilleri vardır. Derinleri hesaba katmayanlar, düşünemeyenler, derinden gelenlerle şok olurlar.
  81. Dün sizden nefret eden bugün seviyor görünüyorsa, saygı duyun ama güvenmek için zor günleri bekleyin tedbirli olarak.
  82. Hakaret ve iftira ile aklının kavrayamadığına veya çıkarına ters düşene yaklaşan, ergeç El Hasiyb ve El Züntikam isimleriyle de muhatap olacak!
  83. İrfan sahipleri ölmeden dünyayı kafalarından sildiklerinden ne kaybedecekleri vardır ne de korkuları! Dilediğini Yapanı bilenin kavgası olmaz.
  84. Dinin Sünnetullâh dediği yaşam sistemini bilmeyenler, yapılanlar yapanın yanına kâr kalır sanırlar. Oysa kesinlikle sonucunu yaşarlar!
  85. Aşk için gelmişiz biz, bu cihana; Dost’u sevmektir bizim işimiz! Allâh, der her bir zerremiz. Ağyar, görenden bize ne! Yer gök seslenir her dem, Allâh! Benlikten geçenin, yâridir Allâh! Aşkı bulan neyler ki bu dünyayı; Her dem, seslenir o, Allâh Allâh! A H
  86. Sevgi dolu insanın yüzündeki güzelliği sizi çekiyorsa, o çekim güzellik ötesi sevgiden gelir.
  87. Kavgası olmayanın yaşamıdır huzur. Huzurun dışa vurumu ise yüzdeki güzellik ve dinginliktir. Onlarla oturmak ise mutluluk yaşatır.
  88. Yanında huzur ve mutluluk duyduğunuz insanlar varsa onlara nankörlük etmeyip hâllerini paylaşmaya çalışın ki size de yansısın yaşam değerleri!
  89. Rabbiniz (beyninizdeki datanın orijini olan Allâh Esmâsı potansiyeli) kendindeki özellik ve güzellikleri fark ettirip beden sanmaktan kurtarsın!
  90. Dünyada kendini ölüp toprakta çürüyüp yok olacak beden sanmaktan daha büyük felaket yoktur insan için. Allâh inkâr gafletinden kurtarsın!
  91. Sevdiğinizin gerçekliği asla gördüğünüz sûret değil, ondan algıladığınız mânâdır. Gördüğünüz değişsede, sevginiz değişmez. Sevgi sûretsizedir!
  92. “ALLÂH” İSMİ İLE İŞARET EDİLEN, tüm varlığın ve senin hakikatindir ESMÂSI (isimlerle işaret edilen özellikleri) ile. Hakikat bu olduğuna göre?
  93. Gerçekte, nefret ettiğin de, sevip bütünleşmek istediğin de hep O olmaz mı? Sevdiğin için yaptıkların, kimin için yapılmış oluyor bu durumda?
  94. “Yerlere göklere isteyerek veya istemeyerek kulluk edin” âyetinde topraktan havadan mı söz ediyor, şuur ve bedenlerden mi? Her an kimle muhatapsın?
  95. “Ruh” iki anlamda kullanılır. 1. Allâh esmâsının işaret ettiği özellikler toplamı 2. İnsanın ölüm ötesi bedeni. Şu an’da mevcut üflenen, birincisidir.
  96. Soruyorlar “Allâh her şeyi biliyorsa, dünyaya bedene ne gerek vardı doğrudan geçseydik o boyuta!?” Yaratılışta, potansiyelde olan bilgi sûretlenir. Bedenli yaşam süreci gerçekte, beynin Esmâ potansiyelini kişilik formuna dönüştürme sürecidir. Sûretsiz mânânın, kişilik formu almasıdır. Kuantum potansiyelde (Allâh ilminde) varolan insanın, kişilik formu alması, beyin aracılığıyla oluşur. Daha sonra oluşan form, bedensiz devam eder.
  97. İnsan beyninin levhi mahfuzu, genetik formülüdür. Yazan kalem, dişi yumurtasına sperm mürekkebiyle yazar kaderi/fıtratı. Değişir mi, bu ayrı bir konu…
  98. Kur’ân, tümüyle insana kendisini anlatmak Allâh aynasında kendisini tanıtmak için gelmişken, biz O Kitapta anlatılan her şeyi ötede hayal ederiz!
  99. Her ne ararsan insanda ara insanda bul, diyor tüm evliyaullâh. A. Geylânî’den Hacı Bayram’a, Hacı Bektaşi’ye kadar. Bak “İnsan”da!
  100. Bin dikenin acısına katlanamazsan bir güle erip sefasını süremezsin. Gülü dikenlerle perdelemiş, bedelini ödeyemeyen ermesin, diye.
  101. Allâh sistemidir ki: Bir yerden “hakikat”i dillendirirse, ehil olmayanlara ulaşmaması için, diğer taraftan da “molla kasım”ları konuşturur.
  102. Beyin dillendirdiklerini yürürlüğe sokmak üzere programlıdır. Dikkat edin! Ağzınızdan çıkanı ergeç yaşarsınız! “Aklıma da gelmişti” budur!
  103. Bakara Sûresi 284’te yapılan kesin uyarı sadece yaptıklarınızın değil düşündüklerinizin dahi sonuçlarını beyninizin devreye soktuğunu anlatır.
  104. Beyindeki düşündüğünü bir sonraki aşamada devreye alma, uygun şartlar oluşursa da uygulama mekanizması Allâh’ın “El Hasiyb” ismi özelliğidir. Bu sebepledir ki, her aklınıza geleni detaylandırmayıp, gerekirse başka şeye yönlendirip, sizi üzecek olaylar yaşamaktan kendinizi koruyun.
  105. Cuma demek, dilini ve beynini gıybet ve dedikodudan korumak demektir. Başkalarının eleştirisiyle nefesini harcamamaktır.
  106. Allâh’ın o fiili işlemeleri için yarattıklarını nasıl eleştirdiğimizi bir düşünebilsek; “Sizi de fiillerinizi de Allâh yarattı” âyeti varken.
  107. “Kişiye günah olarak dili yeter” hadisini düşün. Allâh seni kendini tanımak yerine başkalarıyla uğraşmak için yarattıysa vay hâline!
  108. Takdire rıza imtihanının en zoru, en yakınlarının başına gelen musibetledir. Yaratan Allâh dilediğini yapar, nokta; diyen kazanır.
  109. Meşgûliyetine bak, ne için yaratıldığını anla. Boş hayallere kapılıp olmayacak şeyler umma! Şiddet için yaratılmıştan merhamet umma.
  110. Aşk Ateştir! Eritir; Kavuşturur; Bütünleştirir; Bir’leştirir.
  111. Allâh’ın tüm El Esmâ (isimlerinin) özelliklerini her an açığa çıkaran beynin ne kadar muhteşem ve muazzam bir yapı olduğunun farkında mıyız?
  112. Beyninizi ne kadar tanıyorsunuz ve neler yapabileceği konusunda ne kadar bilgi sahibisiniz? İMAN ve AŞK beyin için niçin çok çok önemli?
  113. Ömrünüz Hayy’dan HÛ’ya geçip giderken, Rahmanî potansiyelinizin farkında mısınız? Onu ne kadar değerlendiriyorsunuz bunca dünya gailesinde?
  114. Kabullerinin esirisin!
  115. Farkında olmadan edindiğin şartlanmaların kabullerini oluşturmuş. Seni yakan her şey kabullerin yüzündendir.
  116. “ALLÂH” demekte her bir zerreniz; farkında mısınız?
  117. İnsanlar sevgiyle kucakladığında gözlerinden yaş geliyorsa, yolculuk sanma uzak, anla artık!
  118. Kendi derinliğindeki hazineyi keşfetmekten âciz olan, denizin derinliğindeki balıkları keşfetmekte tatmini arar!
  119. Kalpleri uyandıran ses ve söz ilâhi sesleniştir. Allâh uyandırmak istediklerine o sesi duyurur, Gönlüne o sözü nakşeder, Diline dolar!
  120. Seni senden alan, aslını hatırlatan, kavuşma iştiyakı ile AŞK ateşinde yakan sesleniş Rabbinden hediyedir. Ne mutlu seslenişi değerlendirene!
  121. Öfke ve sızı! Derininde sızılar oluşur insanın, geçmez kolay kolay; bazen de hiç! Her kendi kendine kaldığında kanar. Umduğunu başaramadığından! Hatırladıkça kızar başarısızlığına, kızar kendi kendine, kimselere duyurmadan. Zaman zaman da öfke patlaması yaşar! Bilemezler nedenini! Kimseyle değil kendiyledir kavgası. Doğru yaptım sanısıyla kabullenemez başarısızlığını. Affedemez de kendini. Patlar! İstifa eder! Büyük oynamak, büyük hedefler peşinde koşmak, gaza gelip dar alanda sınırsızlığa soyunmak çoğunluk için Hüsran şarkısını dinlemekle sonlanır. Allâh hepimizi hazmedebileceğimiz, üstesinden geleceğimiz işlere soyundursun, dertlenip Hüsran şarkıları dinlemekten korusun!
  122. Yanlışını anlamamakta ve düzeltmemekte ısrarlı olan, hâl diliyle ben bunun için ve sonuçlarını yaşamak için varım, demektedir. Anla Artık!
  123. Potansiyelde (Rahmaniyet’te) birimden söz edilmez. Birimden söz etmek kompozisyonlardan söz etmektir ki hiçbiri diğerinin aynı değildir. Hiçbir “Ahmed” diğerinin aynı olmaz! Her birinin kompozisyonu ve kapsamı farklıdır. Aynı potansiyelden diye aynı sanmak gaflettir. Tasavvufta farktan sonra cem (tek görme) olduğu gibi, tekten sonra farkı fark etme de vardır ehli bilir. Yolda kalmışlar cemden ötesini bilmez.
  124. İslâm’ı bilmeyen, dinin geliş nedenini anlamamış insanların, RTE, İŞİD bahanesiyle dindarlara saldırmaları yalnızca değer kayıplarını arttırır.
  125. Kur’ân sana kendi hakikatini fark ettirmek için gelmiş bilgi kitabıdır. Rasûlullâh sana ayna olup kendindeki hakikatin sende bulunduğunu söyler. Rasûlullâh’ın verdiği mesajı anlamayanın kendi hakikatini hakkıyla kavrayıp sonucunu yaşaması kesinlikle mümkün değildir. Allâh Rasûlü sana ötedeki tanrıyı değil hakikatin olan Allâh’ı fark ettirmek içindir. O’nu inkâr, kendi hakikatini inkârdır. İnkâr, küfürdür.
  126. Sîreti Rahman sûreti insan; vechinde tüm Esmâ, Allâh’a aynadır “İnsan”.
  127. Allâh ehli, hâlini tweete yansıtır; taklitçiler de ya başkalarını nakleder ya da “postacı gelmişse bir şey getirmiştir” türü tweet atar, oyalar.
  128. Çıplak gerçeği hazmedemeyenler, hikayelerle avutulmaya mahkûm olurlar, hikmet ararlar!
  129. Allâh’ın bir insana en büyük “mekr”i, kendini sınırlılıklardan ibaret beden olarak hissettirip, sınırlılar, geçiciler peşinde koşturmasıdır.
  130. Kim varlığının hakikatinin sonsuz sınırsız Allâh Esmâsı olduğuna iman ederek yaşamıyorsa “mekr”e uğramıştır. “Onların çoğunluğu ancak müşrikler olarak (varsandıkları, tanrıları veya benliklerini eş koşarak) Allâh’a iman ederler!” (12. Yusuf: 106)!
  131. İlim Allâh’a yürütür, AŞK O’nu yaşatır!
  132. Allâh âlemleri ilimle yaratmış, AŞK olarak bütünlüğü, birliği oluşturmuştur. Çünkü El Vedud!
  133. Aşk şarabının pınarı kalbinden kaynamamışsa, ne gerçek sarhoşluğu bilirsin, ne de sevdiğinin kim olduğunu!
  134. Sahtekâr olma! Samimiyetle yaz yaşam önceliklerini önce! Sonra da gerçekten o öncelik sırasına göre mi yaşadığını sorgula. Samimiyetini anla!
  135. Birçok batılı düşünür bilim adamı varlığın tekliğini, senin o tekten oluştuğunu diyor da bu neyini değiştiriyor? Ölüm ötesi yaşam?
  136. Âfakî (dışsal) tekliği bilmek lafını etmek değil, sonuçlarını açıklamak ister. Bu bilginin kişiye yansıması ne olur, yaşamında ne değiştirir?
  137. Teklik bilgisinin ölüm ötesindeki getirisi nedir, nedendir, nasıldır? İnsan ölümsüz varlıksa, dinsel metaforlar ötesi bunun gerçeği nasıldır?
  138. Rasûl gerçeği dillendiriyorsa, bu durumda, kabir yaşamı, mahşer, yeni bedenlenme, sırat, cehennem, cennet nedir, nedendir, nasıldır?
  139. Kendini 1500 yıl öncekinden çok daha gelişmiş gören Teklik savunucuları, ölüm ötesi yaşam şartlarını ve o yaşamdaki insanın konumunu anlatsın.
  140. Takdirdeki vakti geldiğinde yaşanır, herkes bundan nasibini alır. Olaylar yaşandığında keşke düşünmek gafletine düşmeyip, yaşanacaktı demeli!
  141. Herkes inancının neye ne kadar olduğunu ancak yaşanan olaylarla görür; verdiği tepkilerle. Sevişler savaşlar gerçekte hep sınavdır.
  142. Keyifte veya sıkıntılar anında bunları yaşatanın Rabbin olduğu inancıyla mı olayı karşılıyorsun yoksa falanca filancadan deyip şirkte misin?
  143. İSMİ Allâh olanı, hâlâ gökten seyredip yöneten bir tanrı sananlar ile TEK var gayrı yoku benlikle anlamaya çalışanlar şaşırıyorlar.
  144. Olup biten, görüp duyduğunuz, olumlu olumsuz dediğiniz her şeyi yaratan TEK’tir. Dilediğini dilediği gibi yaratmakta. Beğenmesen kime ne!
  145. İnkâr etsen ne yazar Yaratanı, kabul etsen kime ne! Âlemle kavgayı bırak, kendini tanımaya bak! Ölümsüz olan senin, ölüm sonrasını araştır.
  146. Kendine verilmiş Allâh bağışı olan kuvveleri keşfedip, hakikatini kavrayıp hissedemezsen dönüşsüz mahâlde hâlin perişan olacak. Anla artık!
  147. Dark madde ve dark enerji algılanmayan alandır. Evrenin %96’sı yani. Evren bilgimizse %4’e ait. Tümü ise, oluşturan potansiyelde bir ilim!
  148. “Kuantum potansiyel”e dinde “Rahman” adıyla işaret edilmiş. “Rahim”in işlevine örnek de kadında yaratılmış, aynı isimle anılarak, fark edilsin diye.
  149. Yerlere göklere sığmayan Sultan, müminin şuurunda aynalanıp, hakikati olarak fark ettirilip yaşanıyor! Kâinatın Aynasıdır İnsan! Bak! İnsanda!
  150. Geç anlar insan bazı şeyleri. Geç anlamak ateştir, yakar insanı. Kâh kabulleri, kâh önyargıları neden olur geç anlamasına. Bazen de gururu!
  151. Geç anlamak kaçırdıklarını fark ettikçe yakar insanı. Hele ölümü tadıp bedensiz kalınca, gerçekle karşılaşılınca. İşte esas facia, ateş bu!
  152. Geç olmadan fırsatları değerlendirmek, yitirmeden elimizdekileri değerlendirmek için işimizi çevremizi sevdiklerimizi yeniden değerlendirsek!
  153. “İNSAN” olmanın ilk şartı çevrendekilere KARŞILIKSIZ bir şeyler verebilmektir. Velî, “karşı” görmeyendir! Bir anlayabilsek!
  154. “Halife” renksizdir, kabının sûretine göre renk alır. Renk sûretten kaynaklanır. Allâh renksizdir, beşerî kavram ve kabullerden berîdir.
  155. İlim, benliğini ve dünyasını tanıtır. AŞK ise benliğini eriterek Allâh’a erdirir.
  156. İstasyonda oturmuşlar gelip geçen trenleri seyredip eleştiriyorlarmış. Oysa oturdukları istasyon da bir başka trenin katarına yüklü yoldaymış.
  157. Sistemde sanma her şey nedensellikle ilim kapsamında! Kudretin hiçbir nedenselliğe dayanmayan çıkışları da vardır! Potansiyel, kayıt tanımaz!
  158. Suriye konusu soğumak bir yana hayli ısınıp patlayacak görünüyor. Allâh selâmet vere civardakilere.
  159. Kalbinde aşk olmayan yok, ne var ki aşkın varlığını hissetmeyen çok!
  160. Aşk, özünden gelir, yüzünü gösterenin özüne gider! Göstermişse yüzünü, elde değildir sevmemek! Artık Aşk’ın mahkûmusundur!
  161. Sende gafletle bakışı yaşatıyorsa, “senden sana sığınırım” diye yakar! Yakartan da O’dur gene, ayıktırmak için. Yok başka kapı sığınacağın.
  162. “Herkes elleriyle yaptıklarının getirisini yaşar” hükmü; beynindeki bilgi tabanının an içindeki sentezinin sonucunu yaşar, demektir. Arındır!
  163. Şu an yaşadıkların üstlerine etiketlediğin değer yargılarınla beyin bilgi tabanına kaydoluyor. Sonuçlarını sonsuza dek yaşatacak. Anla bunu!
  164. “Düşünüyorum” dediğinde gerçekten düşündüğünü sanıyorsan, gerçekten en azından bilim cahilisin! Artı din cahilisin! Düşünüyorum fikri, sanı! Beynin, önceki bilgi girdilerine göre sentezini oluşturup an içinde “çıktı” veriyor; farkındalık alanında, “düşünüyorum” dedirtiyor! Beynin bilgi tabanına dayalı olarak “sen”i yaratıyor; “ben” dedirtiyor. Ben, diyen kendini var sanıyor! Beynin hakikati, dinde “RAB” adında! Beynin derinliklerine özelliklerine giremeyen onu et beyin sanıp, anlattığımızı asla anlamaz. Oysa reel gerçek budur. Ya ilim öğren ya da iman!
  165. İnsanların çok büyük bölümü en kapsamlı anlamıyla “alışveriş” için yaşar; aşka, karşılıksız verme gibi kavramlara uzak durur. Öyle işte! Ben kimim, nasıl varım, aslım ne, ölüm sonrası yaşam varsa nasıldır, ne olacağım sorularını ancak “insan” olma istidadı olanlar sorabilir. Hakikatini keşfetme, keşfettiğini yaşamak uğruna gururundan geçebilme tutkusunun adı “AŞK”tır. Yalnızca “insan”dan açığa çıkan bir özelliktir. Aşk yaşamayandan “kurb”(Allâh adıyla işaret edilene yakîn hâli) açığa çıkmaz. Dünyasında oyalanır durur!
  166. Zekâ had tanımaz, pişmanlık yaşar. Akıl haddini bilir, yanmaz. Haddini bilmeyenin pişmanlıkları hiç bitmez. Zekâyı kullanan benlik kısa vadede kazançlı gözükse de uzun vadede çok şey yitirecektir.
  167. Allâh’ın yücelttiğinin önünde duran ezilmeye mahkûmdur. Allâh’ın düşürdüğünü tutan da onun kaderini yaşar.
  168. Eleştirinin küfüre dönüştüğü yer, insanlığın düştüğü yerdir. Zavallılığın başladığı yerdir.
  169. Kimi kültürler küfür üretir, kimi kültürler özür diletir.
  170. Konuşanı dinle, edebini, terbiyesini seyret. Kişinin dili, terbiyesinin aynasıdır.
  171. Savaş, kavga hayvan içgüdüsünden; sevgi aşk insanlık hasletindendir.
  172. Sendeki beyin öyle bir taban ki, 7 milyarda aynı, fakat yüklenen bilgisi itibarıyla 7 milyar farklı özgün yapı açığa çıkarıyor. Yedi milyar farklı kompozisyon oluşturan beyninin değerini anlamaya çalış ve ondaki bu muhteşem kapasiteyi değerlendir. Sonradan pişman olma!
  173. Din, sana beynindeki muhteşem kapasiteyi hatırlatarak onu değerlendirmek suretiyle kulluğunun hakkını verebilmen için bildirilmiş. İşin başı beynindeki muhteşem kapasiteye iman etmektir. Sonrası ise değerlendirme çalışmalarına geçmektir. Sana senden başkası yaşatamaz!
  174. “Kâinatın aynasıyım”daki “bana eğilsin melekler”in doğrusu “bana eğilmiş melekler” olmalıydı. Kur’ân, meleklerin insana secde ettiğini söyler.
  175. Kıyamet alâmetinin bir habercisi de Kur’ân okumamış insanların Kur’ân bilenleri eleştirmeye kalkması, Kurân’dan habersizlerin din konuşmalarıdır.
  176. Haklı olduğun konuda sanki haksızmışın gibi davranıp özür dileyebilmek ancak Hakk’ı görenlerin kemâlatıyla açığa çıkar.
  177. Din karşıtlığının en güçlü şekilde her yoldan yayıldığı ortamda, gençlere manevî duyguları her yoldan hissettirmek umarım ki bir ibadettir.
  178. “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.” Rasûlullâh aleyhisselâm.
  179. Rasûlullâh sevgisi imanlıda olur. Her seven bir yoldan sevgisini dillendirir.
  180. İlimle Allâh’ı tanırsın; AŞK ile erir yok olursun.
  181. Farklı bilgi, ayrışmanın; sevgi, bütünleşmenin tetikleyicisidir. Benlikler bilgiyle büyür, sevgiyle erir.
  182. Aşk şarabını içmekten korkanlar, benliklerini yitirmekten korkanlardır. Cennete benlikle girilmez!
  183. Allâh kimi kullarına dünyadayken, cennette sunulan “tahir şarabı” içirir ki, AŞK SARHOŞU olurlar. Allâh aşkını ihsan buyursun!
  184. Dünyan pusudur, boştur. AŞK ise yaşayana hoştur.
  185. İlmi hocalara, AŞKI sarhoşlarına sor. Cennet ehlinin bühl sınıfı ilimle keyif çatarken, mukarrebler tahir şarab (aşk) ile sarhoşluğun keyfinde!
  186. Kimileri “AŞK”la yaşadılar. Kimileri de dedikoduda boğuldular!
  187. Falanca demişki”yle başlayan dedikodularla ömür sürene AŞK’tan söz etme. Yemek içmekten konuş onlarla.
  188. Sezgisi, ilhamı, feraseti olmayan, bilgi kayıt cihazıyla yaşıyordur beyin yerine.
  189. Aşk ne ki diyene cevap için çabalama! Aşk’ın ne tarifi vardır ne de nedeni. Sadece yaşanır, yaşayan bilir.
  190. Dedikodu surat astırır, Aşk yüz güldürür.
  191. Soruyorlar aşk beynin neresindedir. AŞK, BEYNİN TA KENDİSİ, TAMAMI, ORİJİNİDİR; ki kendisi kendini seyretmededir an içinde sayısız kemâliyle.
  192. AŞK YARATMIŞTIR ÂLEMLERİ onda hünerlerini aşk bütünlüğü içinde seyretmek için! TEK’liğin tekliği AŞK’tan dolayıdır. Çekim, aşkın sûretidir.
  193. “Â’mâ”/mutlak karanlıkta olan AŞK olarak çokluğu ve çokluğun bütünselliğini yaratıp, o sûretlerden kendini seyretmededir an içinde aşkla!
  194. Adını koy veya koyma, her an bir sevdiğine koşmada sarılmadasın mayandaki aşk yüzünden. Bir bilsen ki aşkın kendinden kendine, “Sen” dediğinsin!
  195. Şems’ini bulamayan nasıl Mevlâna olur ki! Düş yollara Şems’ini bul ki Mevlâna olasın kandilinde yağ varsa!
  196. Paranla dilediğin kadar cehennemî ateşi satın alabilirsin sahiplendiklerinle. Ne varki aşk ateşini alıp taşıyacak kalp herkeste bulunmaz.
  197. Biz zamana, rüzgârın esişine göre konuşanlardan değiliz. 1966 yılında “TECELLİYÂT” kitabımda ne yazmışsam sözüm odur.
  198. Unutmanız önemli değil, yaşadığınız her olay ve duygu beyninize kaydolup, cennet bedeni nur yapıya geçene dek saklanacak. Çok önemli bu!
  199. İster dünyanızdaki kâbuslar, ister çok uzun kabir süreci ister cehennem yaşamı, hep beyninizdeki olay/duygu kayıtlarına dayanır. Arındırın! Konunun püf noktası şu ki: Beyine olayla kaydolan duygu da sonraları, olay yaşanmasa bile tetikleyen bir etkide o olayı yaşıyorcasına yaşatır.
  200. Seni en kızdıran, tahrik eden insanı gülümseyerek dinleyecek kavrayışa ulaşmışsan ne mutlu. Gülümseyemiyorsan hiç olmazsa reaksiyon verme!