KENDİNİ TANI

Ahmed Hulûsi

“O”, hangi özellik veya mânânın ortaya çıkmasını dilemişse, o mânâya uygun sûrete bürünmüş ve o sûretin şartları içinde gerekenleri ortaya koymuştur!..

İşte buna işaret edilen bir âyet…

“Kul küllün ya’melu alâ şâkiletihi”

“De ki: ‘Herkes yaratılış programı (fıtratı – şâkılesi) doğrultusunda fiiller ortaya koyar!’..” (17.İsra’: 84)

Yani hangi özellik veya mânânın ortaya çıkması dilenmişse, onun ortaya çıkışı doğrultusunda bir program oluşturulmuş; o program doğrultusunda meydana gelen yapıdan da murat edilen fiiller ortaya çıkmıştır.

İşte bu sebepledir ki, hepsi de kendi programları doğrultusunda fiiller ortaya koyarlar, açıklamasını yapar âyet!..

Eğer bu noktayı kavrayabilirsek, bu kavrayış bize, en azından şunu getirmek zorundadır…

Kimi, neyi, nasıl ve ne şekilde, nerede ne biçimde görürsek görelim; O Yüce Zât’ın, kendindeki bir özellik veya dilediği bir mânâyı, o sûret biçiminde ortaya koymak istediğini müşahede ederek; oradaki fiilin, varoluş gayesine uygun bir şekilde ortaya çıktığını fark etmemiz gerekir.

Nitekim, Yunus Emre de,

Yaradılmışı hoş görürüm;

Yaradan’dan ötürü!..

Mısrası ile bu noktaya işaret etmiştir.

Yaratılmışı hoş görürüm… Yani, meydana gelmiş o sûreti hoş görürüm… Niye?..

Çünkü o sûreti meydana getiren, orada o mânâyı ortaya koymak için, o sûrete bürünmüştür!..

İşte bu sebepten: “Ben yaratılmışı hoş görürüm diyor, Yunus Emre… Bu noktaya vukufu dolayısıyla…

Şimdi, bu boyuttan, yani bu tepe noktadan, varlığa baktığımız zaman; her bir birimde hangi mânâyı izhar etmek istiyorsa, o mânâ ve özelliklere haiz, bize göre sonsuz sayıda varlıkla karşı karşıya kalırız.

Elbette ki bu yaratışta, Allâh’ın isimleri diye bildiğimiz Esmâ ül Hüsnâ, varlıkta terkipler şeklinde zuhur eder.

Yani, varlıkta tek başına olarak “Rahıym” isminin mânâsı veya “Kahhâr” isminin mânâsı veya “Latiyf” isminin mânâsı aşikâr olmaz!..

Âlemlerde, tüm boyutlarda ve katmanlarda ortaya çıkan tüm sûretler, beş isimden, on isimden veya yirmi isimden oluşan terkipler hâlinde ortaya çıkar!..

İşte bu terkipler, birimsel varlıkları meydana getirir. İnsan, melek, cin… Bunların hepsi de bu Allâh isimlerinin, bileşimler hâlinde ortaya çıkışıyla var olan varlıklardır.

Bütün varlıklar, varoluş gayelerine uygun mânâlar ortaya koyar, dedik…