Devlet

  • Devlet, insanların haklarını korumak ve insanlara hizmet etmek amacıyla insanlar tarafından kurulmuş bir organizasyondur; kutsal değildir; toplum tarafından her türlü düzenlemeye tâbi tutulabilir bir kuruluştur. Devletin dini olmaz! Dinin devleti olmaz!.
  • Devletin varoluş hikmeti, topluma hizmettir!
  • Din, ferde gelmiştir; devlete değil , topluma değil, rejimler kurulsun diye değil!.
  • Ölümötesi yaşamda devlet yoktur!.. Devletin rejiminin de ölümötesi yaşamda yeri yoktur!..
  • İnanç hürriyetini “kamusal alan” sınırlayamaz!.
    Devlet, millete tahakküm için değil; millete hizmet ve fertlerinin haklarını korumak, onlara hizmet vermek için vardır!
    Devletin değil, Milletin Meclisi vardır!
    Vatandaşlar, demokrasilerde bürokrasinin kapıkulları değildir!.
  • Bugün yeryüzünde ne “İSLÂM”i rejimi olan devlet var; ne de “HALİFE”si!… Bilmiyorlar ki, “İslâmî” devlet olmaz; “İslâm”ı yaşayanların devleti olur!.
  • Din ferde gelmiştir, devlete değil!, Topluma değil!. Rejimler kurulsun diye değil!.
  • Dinin devlet rejimi ile alâkası yoktur. Yani kişi hangi rejim ve siyasi idare şekli altında yaşarsa yaşasın; O, kendi dini inançlarının gereğini kendi bünyesinde yaşamak durumundadır. Dolayısıyla, onun, toplumu dini kurallara göre zorlayarak yönetmek gibi bir görevi yoktur!.
  • Diyânet Devletleşince, Allah ve meleklerde gökte koltuk sahibi olurlar işte!..
  • Devlet rejiminin dinle alâkası yoktur; Dinin muhatabı devlet değil, ferd’dir. Ferdin muhatabı da, dini ünvan veya etiketli kişiler, kuruluşlar, teşkilatlar, topluluklar değil, bizatihi, dini kendisine tebliğ eden Rasûl Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselâmdır.
  • Farkedelim ki, O yüce Zat, ne dünya saltanatı sürmek, ne din devleti kurmak, sosyal, ya da iktisadî düzen getirmek; kısacası, insanların dünya saltanatı sürmelerini sağlamak için gönderilmemiştir!.
  • Kur’ân-ı Kerim, insanlara geleceklerinin huzur ve saadet getirmesi için gerekli olan fikirleri TEKLİF EDER; bunları uygulayanların kazançlı çıkacağını; uygulamıyanların da karşılacakları şartlar dolayısıyla büyük pişmanlığa düşeceklerini ve bunu asla telafi edemiyeceklerini bildirerek; yapmaları gerekenleri bildirir… Bundan sonra ne bir ferdin, ne de devletin kişi üzerinde bunları uygulama konusunda ZORLAMA yetkisi yoktur, İslam Dininin “RUHU”na göre… Çünkü herkes, kendi aklı ve mantığıyla bu teklifleri değerlendirecek; dilediğini, kimsenin baskı ve zoru olmadan yapacak; sonucuna da katlanacaktır!.
  • Din devleti değil, dindarların devleti!.
  • Kişinin yaşamakta olduğu devletin rejim şeklinden dolayı kişinin hesaba çekileceği yolunda hiç bir hüküm yoktur.. Kişinin müslümanlığı devletin rejimine bağlı değildir!.. Eğer öyle olsaydı, şu anda yeryüzünde İslami rejim olmaması dolayısıyla. kimsenin de müslüman sayılmaması gerekirdi…
  • DİN FERDE GELMİŞTİR ve ölümötesi yaşamda devlet değil ferd vardır!.
  • «DİN»deki «ibâdetler» bütünü dünya yaşam rejimleriyle ilgili olarak değil, kişinin ölümötesi yaşam gerekleriyle ilgili olarak gelmiştir.
  • Hristiyanlıkta kişi kilisesiz, vatikansız tanrıya yönelemez! Yahudilikte haham olmadan tanrıya yönelinemez!. İslam dinini kabul etmişlerin ise ne dini teşkilatlara, ne müftüye, ne şeyhe ne lidere ne öndere ne devlete ihtiyacı vardır!. Dönün yüzünüzü Rasûlullah’aDönün özünüzdeki ALLAH’a, aranıza kimseyi sokmadan!.
  • ÇOK ÖNEMLİ DARGÖRÜŞ HATALARI
    8-DİN`i siyasî bir olay sanıp, devletin rejimini yıkmak, değiştirmek için uğraşıp; esas yapılması gerekenlerden haberî olmayanlar.
  • Yüz yıllardır olduğu gibi, günümüzde de bir takım insanlar bazı Hadîs-i şerîfleri yanlış yorumlayıp, âdeta, “BEYAZ ATLI, ELİNDE SİHİRLİ KILIÇ” olan bir “MEHDİ“nin sanki gökten iner gibi gelip; bütün insanları zorla müslüman etmesini, dünya devletlerinin rejimlerini değiştirmesini bütün fakirleri zengin edip, kurtla kuzunun dost bir halde yaşatılmasını beklemektedirler.
  • İslâm’ın şartları arasında “devletin rejimini değiştirip İslâm yapmaz isen dini reddetmiş olarak ölürsün” diye bir kural da mevcut değildir.
  • Ölümötesi gerçekler dolayısıyla, kurtulması için tedbirler alması zorunlu olan varlık, devlet değil insandır!..
  • Devleti “İslâm” yapmağa çalışanlar, önce kendileri “İslâm”ın ne olduğunu öğrenip, MUHAMMEDÎ olabilseler; hiç değilse âhiretlerini kurtaracaklar!…
  • Bırakın, İnsanlara hizmet organizasyonu olan devlet, yalnızca bu işlevini yerine getirsin…
    Bırakın, insanlar, inançlarının gereğini özgürce ve başkalarının haklarına tecavüz etmeden yaşasınlar.
  • Din, insanlar Dünyada Dini kullanarak saltanat sürsünler diye tebliğ edilmemiştir!

    Ölümötesi yaşamda devlet yoktur!.. Devletin rejiminin de ölümötesi yaşamda yeri yoktur!..

    İnsanlar, kabirde, devletin rejiminden dolayı da sorguya çekilmeyeceklerdir!..

    Din ferde gelmiştir, devlete değil!..

    Devletin rejimi İslâm değildi diye; Allah ve Rasûlü’ne iman etmiş olarak ölen kimse dahi cehenneme gidecek değildir.

    Dört hâlife devrinin bitimiyle birlikte İslâm “rejimi” nihâyet bulmuş ve “saltanat” rejimleri başlamıştır.

  • Devletin, topluma din empoze etmeğe ve uygulatmaya kalkışmaya hiç bir şekilde hakkı ve yetkisi yoktur.

    Devlet, insanlarının her türlü inancına karşı eşit mesafede olmak zorundadır.

    Devletin, insanlarına, inançları istikâmetinde özgürce yaşamaları; yanısıra, birbirlerinin inançları üzerinde baskı kurmamaları için, hizmet verme zorunluluğu vardır.

  • Dünyada demokrasi yoktur. Demokrasi görünümlü devlet rejimleri vardır. Toplumla bütünleşmiş görünümlü tepe yöneticiler yaşamı dizayn eder.
  • “Kısasta hayat vardır”! Tecavüz, vatandaşına sahip çıkmak zorunda olan devlete yapılmıştır! Devlet, mazeret kabulsüz suçun cezasını vermelidir. Kanunların halkın sesi olmadığı yerde, halkın kendi kanunlarını yapması geçmişte çok görüldü. Devlet buna meydan vermemeli. Kısas çözümdür.
  • Enteresan! Bizimle ilgili o kadar çok şey kulağıma geliyor ki hiçbirinin aslı yok. Nerede olduğum, nerede yaşayacağım. Veya kimle görüştüğüm. Net konuşayım: Hayatımda hiçbir partiden HİÇBİR siyasi kişiyle ilişkim olmadı. Ne onlar beni arar ne de ben onları. Devletin bir cemaat veya tarikatın kontroluna girip diğer vatandaşları dışlamasını, ayrılıkçılık yapmasını da asla hoşgörmem! Çevremdekilerin siyasi görüşleri veya ilişkileri de beni bağlamaz. Bana yarar sağlamamıştır. Takipçilerin görüşlerine de saygı duyarım.
  • Niye ABD’de yaşıyorsun diyorlar. Türk Devletini cemaate teslim ettiler ve bugünlere geldik. Bu süreçte kimse arkamda olmadı. Cemaat, gerek Diyanet gerekse medyada gücünü kullanarak her alanda yayınlarımı yasakladı. Devletin baş edemediği ile savaşacak değilim. Köyüme çekildim ve seyre koyuldum böylece. Yazdım çizdim anlattım. Gerisi bana ait değil, zira tek başımayım. Ne tarikatım var, ne de cemaatim. Yazdıklarım ve anlattıklarımı kimseden HİÇBİR KARŞILIK ALMADAN yaptım. Beklentim de yok. Dileyen değerlendirir, dileyen bir yana atar. Yazdığım gerçekler yüzünden çıkarları zedelenenlerin iftira ve attıkları çamura da muhatap olmam. Herkes kendi yapısındakini açığa vurur.
  • Dünya’da hiçbir devlet önce içeriden çökertilmeden dışarıdan yıkılmaz. İnsan gibi! Bağışıklık sistemi çökmeden hastalık insanı göçertmez! T.C’yi ele geçirmek isteyenler önce milleti içerden göçertirler! Gün, her türlü fikir ayrılığını, kişisel bakışı terk günü!
  • Âhirette kimseye, mezhebi, tarikatı, yaşadığı devletin rejimi sorulmayacak. Din, ferdî olaydır. Din konusu, herkesin kendi özgün sorunudur.
  • Bir bu eksik. Avrupa’nın küçük maşa devletleri TR’yi çok fazla push ediyor! Kim ittiriyor arkalarından? Milli birlik, elele olmak, topluca dik durmak dönemi.
  • Âhirette devlete değil, ferde yaptıklarının sonucu yaşatılacaktır. İnsan, İslâm’ı yaşamakla yükümlüdür.
  • Yaşayacağımız süreç öyle gösteriyor ki çok sert kırılmaların yaşanacağı bir süreç olacak, hem devletler hem de bireysel ilişkiler bazında! Temelini ikiyüzlülükten alan ilişkilerde gerçek yüzler açığa çıkacak ve sonucu acı gerçekler yaşanacak. Herkesin tarafı belli olacak. İman ehli tarafını seçecek, dünya ehli çıkarları ve duyguları istikametini. Sonra da kimi imanlı ölümü tadacak, kimi imansız! Kişinin ömrü boyu yaşadığı süreç değil, âhir ömründeki süreç belirlermiş âhiretini. Devletlerin de münafıklıklarının açığa çıkacağı süreç.
  • Yıkıntı bina malzemesiyle yeni bina inşa edilemeyeceğini fark edemeyen devlet büyükleri, yeni din üniversiteleri peşinde. Boş hayal! Komedyen, meddah din adamlarıyla, gök tanrı inancındaki din hocalarıyla çağa hitap edilemeyeceğini anlamaya ömür yetmeyebilir. Hüsran!

 

DEVLET

  Devlet, insanların haklarını korumak ve insanlara hizmet etmek amacıyla insanlar tarafından kurulmuş bir organizasyondur; kutsal değildir; toplum tarafından her türlü düzenlemeye tâbi tutulabilir bir kuruluştur.

DEVLETİN DİNİ OLMAZ!

Devletin dini olmaz! Din’in devleti olmaz!.

İnsanların bir araya gelerek oluşturduğu insanları yönetim kadrosu olan devlet; yalnızca o insanlara hizmet amacıyla oluşturulmuş bir kuruluştur ki, görevi insanlarının hayâtını ve haklarını korumak; onlara din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin eşit hizmet götürmektir.

Bu organizasyon içinde bulunanların hiçbir kutsallıkları ve dokunulmazlıkları olamaz; bunların yönetim gücünü kendi çıkarları (maddi-mânevi) yönünde kullanmak ise, topluma ve tevdî edilmiş bulunan emânete ihânettir.

Devletin, topluma din empoze etmeğe ve uygulatmaya kalkışmaya hiç bir şekilde hakkı ve yetkisi yoktur.

 

DEVLET, DİN’E İNANANLARA DA

AYIRIM YAPMADAN HİZMET VERMEK ZORUNDADIR

Devlet, insanlarının her türlü inancına karşı eşit mesafede olmak zorundadır.

Devletin, insanlarına, inançları istikametinde özgürce yaşamaları; yanısıra, birbirlerinin inançları üzerinde baskı kurmamaları için, hizmet verme zorunluluğu vardır.

Devlet, her kademesiyle, insanların inançları gereği olup, başkalarının haklarına tecâvüz etmeyen bütün davranışlarına saygı göstermek zorundadır!.

Devletin varoluş hikmeti topluma hizmettir!

Devlet, topluma hizmet organizasyonudur; topluma baskı ya da bir kesime çıkar sağlama amacıyla faaliyet geliştiremez.

Tüm topluma hizmet amacından uzaklaşmış devlet, varoluş meşrûiyetini yitirir!.

Devlet, kişilerin, inançlarına ters düşen şeyleri, ne olursa olsun, onlardan talep edemez.

Devlet, Din’in muhâtabı değildir; buna karşın devlet, dine inananlara da ayırım yapmadan hizmet vermek zorundadır!.

Devlet, ferdin inançlarına hiç bir şekilde müdahale etmek hakkına sahip değildir; ancak uygulamalarını toplumun genel isteği doğrultusunda, kişilik haklarına da tecavüz etmeden, düzenlemek zorundadır.

İnsanlar ve devlet bilmelidirler ki, bir başkasına baskı uygulayarak yaptırılan her hareket, sonuçta ters tepecek ve baskı uygulayanı vuracaktır!.

İnsanlara Dinin orijinali anlatılmalı ve gereklerini uygulayıp uygulamamaları kişinin kendi insiyatifine terkedilmelidir.

Herkes ölecek ve kabir âleminde kıyâmete kadar yaşamına devam edecek; kıyâmette yeni bir boyut yaşamı başlayacak, bundan sonra herkes Cehennem boyutundan geçecek ve sonuçta îmânı olan bir kısım insan bu boyuttan kurtularak Cennet boyutu yaşamına geçecektir İslâm Dini verilerine göre!.

Kişinin Cennet’e gitmesi, ameline değil, îmanına ve bu îmana dayalı düşünce ve uygulamasına bağlıdır!. Uygulamasındaki eksiklik onu îmansız yapmaz. Kişi, elinde olmayan şartlar dolayısıyla yapamadığından hesaba çekilmez fakat yapmamasının sonuçlarına katlanır!.

Baskıyla yapılan her uygulama münâfıklıktır. İslâm Dini insanların samimiyetle inandıkları fiillleri “fiysebilillah” yapmalarını önerir!. Dini konuda baskı uygulayanın îmanı tehlikeye girer ve îmansız ölme riskini göze almış olur!.

Îmanın, müslümanlar (İslam Dini’ni kendi anlayışları kadarıyla kabul edenler) için, iki mertebesi vardır…

a)Ölümötesi yaşamın getireceği azâplardan en az zararla kurtulmak ve ölümötesi ebedî rahata kavuşmak…

b)Hakikatındaki “ALLAH  Adıyla İşaret Edilene ererek, “O’nun ahlâkıyla ahlâklanmış olarak” ebedi yaşama kavuşmak!.

Bunların ikisi de kişinin dünyada yapacağı çalışmaların sonucu olarak gerçekleşecektir. Ölümötesinde bu konuda yapılacak hiç bir şey sözkonusu değildir. Burada yapılmayan hiç bir çalışmanın karşılığını orada hiç bir Rasûl veya Veli veremez. Âhırette, mertebenin şefâatle yükseleceğine dair hiç bir dini bilgi yoktur!.

Kişi, ölümötesi boyuta geçtiği anda, o boyuta göre, tüm dünya yaşamının birkaç dakika veya çok daha az sürmüş olduğunu farkedecek; sonra da herşeyi yalnızca dünya yaşamında iken temin etme imkânına sahip olduğunu ve bunu yapmadıysa, artık orada hiç bir şey yapma imkânı kalmadığını görerek bundan büyük pişmanlık duyacak; dünyaya geri dönmek isteyecek; ne çare ki bunun imkânsız olduğunu da fark edecektir.

Kişi işte bu yüzden, dünyada yaşamını kimseye muhtaç olmayacak şekilde sürdürürken; iman ediyorsa, ölümötesi yaşamda sahip olmak istediklerine göre çalışma yapmak zorundadır!. Kişi ne yaparsa, yaptığı kadarının karşılığını alacaktır.

Öyle ise iman edenler, dünya saltanatı, rejimi, hükmetme arzularını tatmin veya insanlardan pâye beklemek uğruna yapılan çalışmalardan uzak durup; kendilerini ölümötesi ebedi saadete hazırlamak; çevrelerine de bu yolda hizmet vermek için çalışmalı; insanlara barış ve esenlik ulaştırmalıdır.

Mü’min, dünyaya “Allah”ı tanıyıp gereğini yaşamak; ölümötesi ebedî yaşama hazırlanmak ve bu arada bildiklerini insanlarla paylaşmak için geldiğini bilmelidir. Onun kavgaya ayıracak boş vakti yoktur!.

Din’de, dinadamı ve sınıfı yoktur!. Yalnızca Din konusundaki bilgisini “fiysebillah” (hiç bir maddi veya mânevi çıkar beklemeden) insanlarla paylaşan kişiler olabilir…

Bunun dışındaki tüm değerlendirme ve sınıflandırmalar insanların uydurmalarıdır.. Velîleri, ancak Allah bilir; bu konuda biz sadece zan üretiriz!.

Bu yüzdendir ki, bizi ilgilendiren yalnızca ilim ve istikâmettir!.

İnsanlar yalnızca kendi çalışmalarının kendilerini kurtaracağını anlamadıkları için, asırlardır Mehdî beklentisi içinde yaşamlarını ve ebedi hayatlarını mahvetmişlerdir..

Kurtarıcı beklemek yerine, ilme sarılıp ilmi değerlendirmek aklın gereği olan tek yoldur!.

İnsana yalnızca, idrâk edip gereğini uygulamak sûretiyle yararını göreceği ilim fayda verir… Bunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bırakın, İnsanlara hizmet organizasyonu olan devlet, yalnızca bu işlevini yerine getirsin…

Bırakın, insanlar, inançlarının gereğini özgürce ve başkalarının haklarına tecavüz etmeden yaşasınlar.

 

DİN’İN MUHATABI DEVLET DEĞİL;

FERTLERDİR

Din, “ALLAH”  adıyla anılanın yaratmış olduğu “Sistem ve Düzen”dir!.

İnsanlara bu değişmez “Sistem ve Düzen”, Nebîler ve Rasûller aracılığıyla haber verilmiş; “ölümötesi” yaşam gerçeğine inanırlarsa, buna göre o boyuttaki ebedi yaşama kendilerini hazırlamaları uyarısı yapılmıştır.

Kur’ân tarafından yapılan açıklamalara göre insan, “îman edip gereği olan sâlih fiilleri ortaya koyarsa” ölümötesinde rahat edecek, aksi halde davranışlarının sonucu olarak azâp çekecektir.

Ayrıca bildirilen Din’e göre, kişi yeryüzünde “Halife” olarak yaratıldığı için, ötede bir tanrı aramaktan vazgeçmeli, “ALLAH  Adıyla İşaret Edilen”i kendi derûnunda keşfederek bunun sonuçlarını yaşamalıdır.

Din, insandan, başkalarına baskı yapmasını istemez!. Din, her aklı olan insana Allah Rasûlü tarafından yapılmış olan bir teklif ve uyarıdır. Dileyen ciddiye alır, üstünde düşünüp gereğini uygular; dileyen de ciddiye almaz ve ölümötesi yaşamda bu davranışının sonuçlarına katlanır!.

Dinin muhâtabı devlet değil, ferdlerdir!.

Ölümötesinde yaşamı devam eden tek başına ferttir; ölümötesi yaşama hazırlanması gereken de, tek başına o boyuta geçecek olan ferttir!.

Alâkalı Kavram bulunamadı

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Burçlar

Anlamı Burçlar olarak nitelendirilen takımyıldızlar eskiçağda Babil`liler tarafından tespit edilmiş ve tasnife sokulmuştur. 12 Burç olarak tasnif edilen takımyı…

Oku »

Lâhut Âlemi

Anlamı Her mânâ ve özellikten arı bir halde sadece “ben varım bilinci” kişinin “Lâhût Boyutu”nu teşkil eder. Aynı zamanda bu boyuta “ZÂT Âlemi” de denilir. Lâhû…

Oku »

Dua

Anlamı Dua, Zâtındaki “rubûbiyetin” harekete geçirilmesidir.. Dua kadar insanı hedefine ulaştırıcı bir şey yoktur! Dua takdirdendir… Ancak ne şekilde ve ne zama…

Oku »