SİSTEMİN SESLENİŞİ 2

Ahmed Hulûsi

Etoburlar…

Otoburlar…

Otoburlar, “meee” dedi!

Etoburlar, “sus” dedi!

Otoburlar, sesini yükseltti…

Çoban, köpeklerini saldı!..

Otoburları bir gaile sardı…

Birleşelim, hepimizi de ısıramazlar ya dediler…

Çoban, baktı köpekler yetmiyor, çevrede dolaşan bir kurdu yakaladı, tasmaladı; sürdü koyunların üstüne!

Kurt, sahibinin sesi oldu, seslendi koyunlara:

“Koyunsun sen, koyun kal”!..

Koyunları koydular ağıla…

Sağdılar onları, bağırta bağırta!

Dedi çoban, “Daha ne istiyorsunuz ağılda özgürsünüz ya!”…

Koç, koyunları sattıktan sonra; çoban dilediğini niye yapmasın ki koyunlara!

Koyunlar, koyun!.. Niye oynanmasın ki onlara oyun!

Koyunların görevi, etini vermek; sütünü vermek; daha olmazsa postunu vermek!

Ağaların işi, eti yemek, sütü sağmak; postu ayaklar altına serip, üstüne basmak!..

Çoban, koyunlardan yana olacak değil ya!..

Elbette, ağaya yaranacak, yaltaklanacak; köpekleri salacak; kurda tasma takıp, koyunları korkutacak!

Koyunlar, koyun yaratılmış! Özgürlükleri, ağılda salınmak; eşini bulup, çiftleşip, kuzulamak; etiyle, kemiğiyle, derisiyle, kuzusuyla ağaya kulluk etmek!

Ağa, ağa yaratılmış!.. Elinde tüfengiyle at üstünde dolaşıp, çobanlara gözdağı verip; köpekleri ve kurduyla koyunları kontrol edip; onların etiyle sütüyle derisiyle beslenmek; gönlünden kopanla da çobanı ve köpekleri, kurdu beslemek!

Koyunlar bilmez “Diyet”i ki kesip versinler kollarını; kurtarsınlar başlarını!.. Köpekler terk etmez ki ekmek yediği kapıyı!.. Kurt tasmayı yiyip kul oldu mu ağa kapısına, boynundaki özgürlük simgesi dik tüyler iniverirmiş ne gam; ağaya hizmet şerefiyle yaşar ya artık! Yalnızca ara sıra anar eski özgürlük günlerini, gözleri yaşlı… Bağımsız bir şekilde dağda bayırda dolaşıp, istediği gibi bağırıp, özgürlük naraları attığı günleri!

Ağa, güçlü!..

Güçlü, haklı!..

Ağanın, tüfengi var!..

Tüfengin mermileri var!..

Mermilerin alacağı canlar var!..

İnsanlara, koyunlardan alınacak nice ibret var!..

“Bu kitapta her şeyi misallerle anlattık Biz size” diyor Kur’ân…

“Açıklanmadık hiçbir şey bırakmadık bu kitapta” diyor Kur’ân…

Biz ise, sadece bir cilt içindeki sayfalarda yazılı kelimeleri anlıyoruz “kitap” denince…

“OKU”nası “Kitap”ın yalnızca Kur’ân değil, içinde yaşamakta olduğumuz, ALLÂH yaratısı SİSTEM ve DÜZEN dahi olduğunu fark edemiyoruz…

Zor oyunu bozar!

Oyunu güçlü olan kazanır!

Güçlü olan oyunun kuralını koyar!

Namlu, “rest” dedi mi, hukuk “pes” der!

Ceylanın şansı aslana yakalanmamaktır!

Yel değirmenleri Don Kişot’lara daima galebe çalar!

Haddini bilmeyene, güçlü olan, dilediğince haddini bildirir!

Geçerli sistemi “oku”yamayan, elini dişlilere kaptırır! Yetmezse, boynunu da kaptırır!

Karanlıkta kendini aldatanın, sabahı hüsranla başlar!

Evet, bu gerçekleri görmek için, fark etmek, idrak etmek ve gereğini yaşamak için, gökten birileri mi gelmeli mutlaka?

Mehdi mi inmeli gökten uzay aracıyla; Deccal mi beklemeliyiz ordusuyla hâlâ; yoksa İsa mı gelecek de koyunların özgürlüğü savaşını verecek?..

Ne zaman mucize ve kerâmetler beklentisinden kurtulup, yaşamın gerçeklerini fark edeceğiz?..

Ne zaman, âlimin cahilden; zenginin fakirden; güçlünün güçsüzden; silahlının silahsızdan üstün olduğunu; onlara dilediklerini yaptırtabileceğini kavrayacağız?.. Kendi kendimize söylenip, kendimizi aldatmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?..

Ağa güçlü…

Güçlü haklı!..

Çünkü güçlünün tüfengi var!..

Gerçekler bu kadar açıkken dünyada, ne zaman akıllanacağız?..

Yoksa hiç mi akıllanma umudumuz yok bundan sonra?..

Koyun!

Gelen, baktı dedi… Koyun!

Giden, baktı dedi… Koyun!

Evet, etiyle, sütüyle, derisiyle tüm verimiyle koyun!

İnsan…

Yaşamdan ibret alıp; kendisini bu gerçekler ışığında ölüm ötesi yaşama hazırlayan… Düşünen; değerlendiren, yolunu ebediyet hedefine göre çizen varlık!

“Halife” insan!..

Ne zaman varoluş hikmetinden yüz çevirirse, bu yaşamıyla davetiye çıkarmıştır sıkıntı ve azaplara.

İnsanlar ne zaman “Allâh”tan ve ebedî hayata hazırlanmaktan yüz çevirirlerse; “Allâh” onları belâlara düçar eder!

Başlarına gelen belâlar, kendi elleriyle yaptıklarının sonucudur!

Etiket müslümanlığı, bilinçli “İslâm Dini”ni kabule dönüşmedikçe, kişiler ne dünya huzuruna erer; ne de âhiret huzuruna!

İslâm Dini’ni kabulde, kişinin önce bilinçli olması şarttır. Sonra neyi niye yapması gerektiğini anlaması…

Fetva, mazeret olmaz! Fetva, DİN’den sayılmaz! Fetva ancak istişari fikirdir!

İslâm Dini’nin geçerli olduğu ülkelerde, ferde, hiçbir konuda zorlama yapılamaz! Gerçek “laik” anlayış, “İslâm”ın prensibidir!

“İslâm Dini”ni bırakıp, insanların kısır anlayışının sonucu olan “Müslümanlık dini”ni esas alanlar; sonra da bunu eleştirmeye kalkanlar, sadece kendilerine yazık etmekte; etiketli giysileriyle, ciddiyetsiz görüntülere bürünmektedirler!

Köyde ağa olabilirsin; ama çağdaş şehirlerde seni adam yerine koymazlar!

O takdirde yapacağın tek şey kalır sonunda!..

Köyündeki uydu antenleri toplatıp; telefonları yasaklatıp, çağdaş dünya ile bağlantıları kopartıp; köyüne kapanmak!

Bugün, çıkarları dolayısıyla, seni hoş görüyormuş gibi yüzüne gülenler, yarın çıkarları bitti mi, seni çöp gibi bir yana koyarlar…

Dünya’nın efendi vatandaşları yanında saygınlığın, köy ağası olarak hiçbir zaman mümkün olamaz!

Onların standart ve yaşamlarını kabullenmedikçe, seni ancak maşa olarak kullanırlar!

Tatmin ediyorsa seni, köyünde ağalık; var devam eyle!

Bil ki, “ötekiler” seyrediyor seni!.. Bekliyorlar ellerine düşeceğin zamanı!..

Elbette bir gün senin için de denecek o musalla taşında:

“ER kişi niyetine!”

 

7.7.1999