SİSTEMİN SESLENİŞİ 1

Ahmed Hulûsi

Çok mu zor geliyor bize, bazı gerçekleri anlayabilmek?..

Okuduğumuz, ezberlediğimiz ve defalarca konuştuğumuz bazı gerçekleri görüp; gereği gibi değerlendirmek o kadar çok zor mu?

Dünya’ya ve devlete “selâm olsun size” deyip; yalnız başımıza gideceğimiz ölüm ötesine ve “Allâh”a yönelmek o kadar mı zor?

Gelin bir defa daha tekrarlayalım…

Devlet; insanların haklarını korumak ve insanlara hizmet etmek amacıyla insanlar tarafından kurulmuş bir organizasyondur; kutsal değildir, toplum tarafından her türlü düzenlemeye tâbi tutulabilir bir kuruluştur.

Devletin dini olmaz! Dinin devleti olmaz!

İnsanların bir araya gelerek oluşturduğu, insanları yönetim kadrosu olan devlet; yalnızca o insanlara hizmet amacıyla oluşturulmuş bir kuruluştur ki, görevi insanlarının hayatını ve haklarını korumak; onlara din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin eşit hizmet götürmektir.

Bu organizasyon içinde bulunanların hiçbir kutsallıkları ve dokunulmazlıkları olamaz; bunların yönetim gücünü kendi çıkarları (maddi-manevî) yönünde kullanmaları ise, topluma ve tevdi edilmiş bulunan emanete ihanettir.

Devletin, topluma din empoze etmeye ve uygulatmaya kalkışmaya hiçbir şekilde hakkı ve yetkisi yoktur.

Devlet, insanlarının her türlü inancına karşı eşit mesafede olmak zorundadır.

Devletin, insanlarına, inançları istikametinde özgürce yaşamaları; yanı sıra, birbirlerinin inançları üzerinde baskı kurmamaları için, hizmet verme zorunluluğu vardır.

Devlet, her kademesiyle, insanların inançları gereği olup, başkalarının haklarına tecavüz etmeyen bütün davranışlarına saygı göstermek zorundadır!

Devletin varoluş hikmeti topluma hizmettir!

Devlet, topluma hizmet organizasyonudur; topluma baskı ya da bir kesime çıkar sağlama amacıyla faaliyet geliştiremez.

Tüm topluma hizmet amacından uzaklaşmış devlet, varoluş meşruiyetini yitirir!

Devlet, kişilerin inançlarına ters düşen şeyleri, ne olursa olsun, onlardan talep edemez.

Din; “ALLÂH adıyla anılan”ın yaratmış olduğu “Sistem ve Düzen”dir!

İnsanlara bu değişmez “Sistem ve Düzen”, Nebiler ve Rasûller aracılığıyla haber verilmiş; “ölüm ötesi”yaşam gerçeğine inanırlarsa, buna göre o boyuttaki ebedî yaşama kendilerini hazırlamaları uyarısı yapılmıştır.

Kur’ân tarafından yapılan açıklamalara göre insan, “iman edip gereği olan sâlih fiilleri ortaya koyarsa”ölüm ötesinde rahat edecek, aksi hâlde davranışlarının sonucu olarak azap çekecektir.

Ayrıca bildirilen Din’e göre, kişi yeryüzünde “Halife” olarak yaratıldığı için, ötede bir tanrı aramaktan vazgeçmeli, “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”i kendi derûnunda keşfederek bunun sonuçlarını yaşamalıdır.

Din, insandan, başkalarına baskı yapmasını istemez! Din, her aklı olan insana Allâh Rasûlü tarafından yapılmış olan bir teklif ve uyarıdır. Dileyen ciddiye alır, üstünde düşünüp gereğini uygular; dileyen de ciddiye almaz ve ölüm ötesi yaşamda bu davranışının sonuçlarına katlanır!

Dinin muhatabı devlet değil, fertlerdir!

Ölüm ötesinde yaşamı devam eden tek başına ferttir; ölüm ötesi yaşama hazırlanması gereken de, tek başına o boyuta geçecek olan ferttir!

Devlet, dinin muhatabı değildir; buna karşın devlet, dine inananlara da ayırım yapmadan hizmet vermek zorundadır!

Devlet, ferdin inançlarına hiçbir şekilde müdahale etmek hakkına sahip değildir; ancak uygulamalarını toplumun genel isteği doğrultusunda, kişilik haklarına da tecavüz etmeden düzenlemek zorundadır.

İnsanlar ve devlet bilmelidirler ki, bir başkasına baskı uygulayarak yaptırılan her hareket, sonuçta ters tepecek ve baskı uygulayanı vuracaktır!

İnsanlara dinin orijinali anlatılmalı ve gereklerini uygulayıp uygulamamaları, kişinin kendi insiyatifine terk edilmelidir.

Herkes ölecek ve kabir âleminde kıyamete kadar yaşamına devam edecek; kıyamette yeni bir boyut yaşamı başlayacak, bundan sonra herkes cehennem boyutundan geçecek ve sonuçta imanı olan bir kısım insan bu boyuttan kurtularak cennet boyutu yaşamına geçecektir İslâm Dini verilerine göre!

Kişinin cennete gitmesi, ameline değil, imanına ve bu imana dayalı düşünce ve uygulamasına bağlıdır! Uygulamasındaki eksiklik onu imansız yapmaz. Kişi, elinde olmayan şartlar dolayısıyla yapamadığından hesaba çekilmez fakat yapmamasının sonuçlarına katlanır!

Baskıyla yapılan her uygulama münafıklıktır. İslâm Dini insanların samimiyetle inandıkları fiilleri “fiysebilillâh” yapmalarını önerir! Dinî konuda baskı uygulayanın imanı tehlikeye girer ve imansız ölme riskini göze almış olur!

İmanın, müslümanlar (İslâm Dini’ni kendi anlayışları kadarıyla kabul edenler) için, iki mertebesi vardır…

a. Ölüm ötesi yaşamın getireceği azaplardan en az zararla kurtulmak ve ölüm ötesi ebedî rahata kavuşmak…

b. Hakikatindeki “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”e ererek, “O’nun ahlâkıyla ahlâklanmış olarak” ebedî yaşama kavuşmak!

Bunların ikisi de kişinin Dünya’da yapacağı çalışmaların sonucu olarak gerçekleşecektir. Ölüm ötesinde bu konuda yapılacak hiçbir şey sözkonusu değildir. Burada yapılmayan hiçbir çalışmanın karşılığını orada hiçbir Rasûl veya Velî veremez. Âhirette, mertebenin şefaatle yükseleceğine dair hiçbir dinî bilgi yoktur!

Kişi, ölüm ötesi boyuta geçtiği anda, o boyuta göre, tüm Dünya yaşamının birkaç dakika veya çok daha az sürmüş olduğunu fark edecek; sonra da her şeyi yalnızca Dünya yaşamında iken temin etme imkânına sahip olduğunu ve bunu yapmadıysa, artık orada hiçbir şey yapma imkânı kalmadığını görerek bundan büyük pişmanlık duyacak; Dünya’ya geri dönmek isteyecek; ne çare ki bunun imkânsız olduğunu da fark edecektir.

Kişi işte bu yüzden, Dünya’da yaşamını kimseye muhtaç olmayacak şekilde sürdürürken; iman ediyorsa, ölüm ötesi yaşamda sahip olmak istediklerine göre çalışma yapmak zorundadır! Kişi ne yaparsa, yaptığı kadarının karşılığını alacaktır.

Öyle ise iman edenler; Dünya saltanatı, rejimi, hükmetme arzularını tatmin veya insanlardan pâye beklemek uğruna yapılan çalışmalardan uzak durup; kendilerini ölüm ötesi ebedî saadete hazırlamak; çevrelerine de bu yolda hizmet vermek için çalışmalı; insanlara barış ve esenlik ulaştırmalıdır.

Mümin, Dünya’ya “Allâh”ı tanıyıp gereğini yaşamak; ölüm ötesi ebedî yaşama hazırlanmak ve bu arada bildiklerini insanlarla paylaşmak için geldiğini bilmelidir. Onun kavgaya ayıracak boş vakti yoktur!

Din’de, din adamı ve sınıfı yoktur! Yalnızca din konusundaki bilgisini “fiysebillâh” (hiçbir maddi veya manevî çıkar beklemeden) insanlarla paylaşan kişiler olabilir…

Bunun dışındaki tüm değerlendirme ve sınıflandırmalar insanların uydurmalarıdır… Velîleri, ancak Allâh bilir; bu konuda biz sadece zan üretiriz!

Bu yüzdendir ki, bizi ilgilendiren yalnızca ilim ve istikamettir!

İnsanlar yalnızca kendi çalışmalarının kendilerini kurtaracağını anlamadıkları için, asırlardır Mehdi beklentisi içinde yaşamlarını ve ebedî hayatlarını mahvetmişlerdir…

Kurtarıcı beklemek yerine, ilme sarılıp ilmi değerlendirmek, aklın gereği olan tek yoldur!

İnsana yalnızca, idrak edip gereğini uygulamak suretiyle yararını göreceği ilim fayda verir… Bunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bırakın, insanlara hizmet organizasyonu olan devlet, yalnızca bu işlevini yerine getirsin…

Bırakın, insanlar, inançlarının gereğini özgürce ve başkalarının haklarına tecavüz etmeden yaşasınlar.

 

26.7.1998
New Jersey – USA