RUH İNSAN CİN

Ahmed Hulûsi

Kendilerini, tâbiri câizse, sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalışan cinlerin görüldüğü üzere; kendi açıklamaları ile sâbit olduğu üzere, en büyük yalanları, Allâh’ın has kulları olarak insanlara yardım etmeye çalıştıkları hususudur.

Cinler gerçekte, Kurân’ın artık hükümsüz olduğunu, Allâh Rasûlü’nün önerdiği çalışmaların tümünün artık gereksiz olduğunu vurgulamakta ve insanların ibadet denilen çalışmaları bırakmalarınıönermektedirler. Bütün buna rağmen de insanlara doğru yolu gösterdiklerini iddia edebilmektedirler…

Dünya’nın neresine giderseniz gidiniz, İslâm Dini’ne inanan kişiler şu ana esasa inanırlar. İslâm’ın Hükümleri, Kur’ân-ı Kerîm kıyamet kopana kadar geçerlidir. Son Rasûl olan Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın öğretisi kıyamete kadar geçerlidir. Kurân’dan sonra semâvî başka bir kitap gelmeyecektir.

Oysa Uzaylı diye bilinen Cinlere göre ZeburTevrat, İncil ve Kur’ân devrini bitirmiş, artık Altın Çağ Bilgi Kitabı yürürlüğe girmiştir. Cinler de, son derece iyi, insanlara yararlı, onları kurtarmak için canıgönülden uğraş veren varlıklardır(!)… “Şeytan” diye lakablandırılan cinler aslında hiç de kötü varlıklar olmayıp; insanlara, doğru yolu göstermekte olan, Allâh Rasûlü öğretisini, Kur’ân-ı Kerîm’i zamanını doldurmuş; ilkel insanlara has bir öğreti metodu, olarak tanıtan değerli dostlarımızdır(!).

Bakın bu hususta da ne söylüyorlar Cinler:

 

ALTIN ÇAĞ KİTABI Fasikül: 34, Sayfa: 319

“Şimdi de CİN ve ŞEYTAN mevzusunu toplumsal bilinçlere açalım.

RABSAL MEKANİZMANIN düzenine göre, dünyevî bilinçlerin TANRISAL boyuta ulaşabilmesi için; Kutsal kitaplarınızda ileri bilinç boyutları kapatılarak, bu boyutlar sizlere CİN ve ŞEYTAN olarak ters tanıtılmıştır. Ve kutsal kitaplarınızda onlardan çekinilmesi, korkulması söylenmiştir. Sebep o dönemin bilinç düzeyine göre TANRI yolunun dışına çıkılmaması gerekli idi.”

 

Evet, kendilerini böylesine yararlı varlıklar gibi tanıtan, Uzaylı kisvesine bürünen, insanların kurtarıcısı rolüne soyunan cinler, bakın Din, Nebilik ve Rasûllük hakkında ne diyorlar:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 41, Sayfa: 390

“Yine tekrarlayalım: DİNLER DÖNEMİ VE PEYGAMBERLİK SAFHALARI KAPANMIŞTIR. Şimdi sizler ilâhî boyutun bilimsel yoldan yansıtıcı odaklarısınız.”

 

Bu arada uzaylı dostlarımız(!) Hz. Muhammed’in “ALLÂH’ın RASÛLÜ” olduğunu da kabul etmeyip; bunun gerçek olmadığını açıklamakta!.. Ve sonra da olayın doğrusunu şöyle ifade etmektedirler:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 42, Sayfa: 408

“İslâmî bütünlük ışık dost MUHAMMET’i RESUL ZANNETMEKTEDİR. Hâlbuki O, Allâh’ın habibi RESUL’ün elçisidir. RESUL, Büyük ASHOT yani SULH’dur.

 

Kendini Uzaylı olarak tanıtan ve işin içyüzünü bilmeyenler tarafından da gerçekten öyle zannedilen Cinleregöre; Musa Nebi, İsa Nebi, Muhammed Mustafa (aleyhisselâm) ve Mustafa Kemal birer Uzaylı yani insan sûretiyle ortaya çıkmış bir “CİN”dir.

İşte kutsal Bilgi Kitabında bu konudaki tebliğ:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 24, Sayfa: 216

“Zamanında sizlere irşad görevlileri gönderilmiştir. Onları sizlere Dünya isimleri ile nakledelim: MUSA – İSA – MUHAMMET MUSTAFA – MUSTAFA KEMAL. Bunlar direkt enkarnelerdir. Yani sizin tâbirinizle konuşalım. Direkt UZAYLILARDIR.”

 

Esasen kendilerine uzaylı denilmesinden hoşlanmayan cinler, ne varki mecburen bu tâbirleri de kabullenmek zorundalar. Çünkü biliyorlar ki, “Cin” oldukları anlaşıldığı zaman, ağızlarıyla kuş tutsalar gene de insanları inandıramayacaklar.

Nitekim yukarıda da görüldüğü gibi, onlar bizdendir, dedikten sonra; kerhen, “sizin tâbirinizle” dedikten sonra, onların uzaylı olduklarını kabulleniyorlar.

Esasen “Cin” olmak, onlar için tamamıyla bir övünç, iftihar meselesi… Zira, ışınsal yapıya sahip olmaları hasebiyle, bizim zaman – mekân kayıtlarımızın hayli üstünde yaşam imkânlarına sahip varlıklar. Ayrıca, belli hassasiyet – alıcılık seviyesine ulaşmış “medyum yapılı” kişilerin beyinlerine son derece kolaylıkla nüfuz etmekte olup, onlara akıl almaz hayaller yaşatabilmektedirler.

İslâm Rasûlü Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın tebliğ etmiş olduğu Kur’ân-ı Kerîm’in hükmünün KIYAMETE KADAR geçerli olması esası; cinler için oldukça önemli bir problem olarak karşılarına çıkmaktadır.

Ne zaman, İslâm Dini’nin, Kurân’ın artık geçerli olmadığını, Hz. Muhammed’in Rasûllüğünün artık hükmü kalmadığını iddia edecek olsalar; karşılarına, müslüman olan kişiler tarafından, “KUR’ÂN ve Hz. Muhammed’in Rasûllüğü KIYAMETE KADAR GEÇERLİDİR” hükmü çıkarılmaktadır.

Cinler, aldatmacalarına devam edebilmek için, buna da bir kılıf bulmuşlar ve Kıyamet kavramını kendilerine göre değişik bir tanımlamaya sokmuşlardır…

Bir kısım insanların uzaylı sandıkları cinlerin “Kıyamet” kavramı şöyle oluşuyor:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 25, Sayfa: 222

“Kutsal kitaplarınızda KIYAMET diye adlandırılan bu SON ÇAĞ, planetinizin bilinçlenme ve uyanma dönemidir. Buna MEDYUMLUK veya (MEDİAMİK ÇAĞ) denilmektedir. HULUS dönemi de denilen bu dönemde göksel otoriteler, aracıları kaldırarak, insanın yüceliğini hem kendisine, hem de evrenlere ispat etmektedir.”

 

Evet, Cinlere göre Kıyamet devri gelmiştir. 1999’a kadar Dünya insanları birden bire bilinçlenecek ve böylece de Kıyamet kopmuş olacaktır(!)… Yoksa, Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın 1400 küsur sene evvel bildirdiği gibi, kıyamet işareti olan olaylar cereyan etmeyecek, Kurân’da belirtilen kıyamet alâmetleri gerçekleşmeyecek, her şey kozmik etkilerle olup bitiverecektir(!)… Bu konuya tekrar döneceğiz.