İNSAN VE SIRLARI 2

Ahmed Hulûsi

4 – Kur’ân-ı Kerîm’de açık seçik ve uzun uzun pek çok âyetlerde anlatılan mefhumlar mevcut. CİN” ya da “MELEK denilen varlıklar çeşitli yönleriyle anlatılıyor.[1]

Ancak günümüzde kendini beş duyu kaydından kurtaramayan kişiler; ya dafarkında olmadan “CİN”lerin hükmü altına girmiş olanlar bu kelimeleri tevil ederek gerçeğinden saptırmaya çalışıyorlar.

Sizi etkileyen, yanınızdaki cinden nasıl bahsediyor Allâh Rasûlü?..

Evet, insanın yanında daima var olan “iki”liden birisi “CİN”dir, diğeri de “MELEK”. Bunlar sürekli olarak kendi yapılarının ve mânâlarının gereği olarak insanın beynine mesajlar yollar dururlar.

“CİN”den olan, genellikle kişiyi, maddeye, bedene, dünyada bırakılıp gidilecek şeylerle uğraşmaya; ölüm ötesini ciddiye almamaya sevkeder; velev ki hatırlansa, akabinde bu düşünceyi unutturacak işlere yönelmeyi telkin eder!.. Ve kişinin tabiatı da bu işlere müsait ise, artık kendini bu türden iteklemelere kaptırır gider!..

İşte insanların farkında olmadan “Cin”in hükmü altına girmesi olayı böylece gerçekleşir.

Bu itişlere karşı ise, insanın kendini tek kurtarma aracı “ilim”dir!.. İlim yoluyla kendini, karşısındakini tanıyacak ve ona karşı başvurulması gerekli tedbirleri alacaktır.

“Cin”lere karşı kişide “koruyucu manyetik alan oluşturan” zikir şudur:

“Lâ havle velâ kuvvete illâ Billâh”

“Rabbi inniy messeniyeş şeytanu Bi nusbin ve azâb; Rabbi eûzü BiKE min hemezâtiş şeyâtıyn ve eûzü BiKE Rabbi en yahdurûn. Ve hıfzan min külli şeytanin mârid.” (38.Sâd: 41 – 23.Mu’minûn: 97-98 – 37.Sâffât: 7)

Keza rüya hâlinde bile, “kâbus” adı verilen görüntüler anında, ya da “cin”lerin musallat olmaları hâlinde, bunlar birkaç yüz defa okunursa, üzerinizden bu baskının derhâl kalktığını görürsünüz.

 “İblis” adıyla bilinen ve “şeytan” lakabıyla tanınan varlık “CİN” sınıfından bir tür olup; din konusunda yeterli bilgiye sahip olmayanların sandığı üzere “melek” değildir!.. Bu hususa şu âyette işaret edilir:

“Hani biz meleklere ‘Secde edin Âdem’e’ dedik de İblis hariç hepsi hemen secde ettiler! İblis CİN(türün)dendi…” (18.Kehf: 50)

“Şeytan” lakabını taşıyan “İblis” isimli “cin” sınıfından varlığın neslinden oluşmuş türler, genelde insanları gerçekler istikametinde yaşamaktan saptırıcı fikirleri, sürekli olarak insanlara ilham ederler ve o yolda çeşitli arzulara sürüklerler.

Her insanın yanında bir de “CİN” sınıfından arkadaşı olduğuna şu hadîs-î şerîfler işaret eder. Sahihi Müslim’den;

Abdullah İbn-i Mesûd (radıyallâhu anh) naklediyor.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

− Sizden kimse istisna olmaksızın, her birinizin “CİN”den olan bir karîni vardır.

Sahabe sordu:

− Yâ Rasûlullâh!.. Sana da bir karîn tevkil edilmiş mi?

− Bana da öyledir!.. Ancak Allâh ona karşı bana yardım etti de, o müslüman oldu ve artık bana hayırdan başka bir şey tavsiye etmiyor.

İkinci bir hadiste de şöyle buyruluyor:

“İnsana cin”den bir karîn ve “melek”lerden bir karîn tevkil edilmiştir!..”

Evet, her doğan büyüyen insanın yanında “iki” vardır. Bunların biri “cin” diğeri de “melek” türündendir!..

Biri, insanı gerçekten saptırmaya gayret eder, diğeri de gerçeklere göre yaşamaya sevkeder!.. Sürekli yapıları doğrultusunda fikirler oluşturacak telkinlerde bulunurlar.

Şayet “CİN” olan hâkim gelirse, o kişi farkında olmadan “cinlerin hükmü altına aldıklarından olmuş olur ki, bu;

(Allâh) onları topluca haşrettiği gün: “Ey cin topluluğu, gerçekten insanların çoğunluğunu hükmünüz altına aldınız (hakikatten uzaklaştırdınız)!” (der)” (6.En’am: 128) âyetinde anlatılmıştır.

“RUH İNSAN CİN” isimli kitabımızda da izah ettiğimiz üzere, bunların yani “CİN” kelimesiyle tanımlanan varlıkların en büyük zevki ve birbirlerine olan üstünlükleri, genelde aldattıkları, kandırdıkları insan sayısıncadır. Bu hususa da şu hadîs-î şerîf işaret etmektedir:

Cabir (radıyallâhu anh)’dan naklolunmuştur; Rasûlullâh (aleyhisselâm) buyurmuştur:

− Şeytan, kendi askerlerini bölük bölük gönderir. Müteâkiben onlar insanlar aralarında fitneler koparırlar. Neticede kendi nazarında, onların en büyük rütbelisi, fitnesi en büyük olandır!..

İşte böylece, günümüzün pek çok anında, yanımızdaki bu cinlerin beynimize gönderdiği sayısız “vehimle”yanlış fikirlerle yaşar ve çoğu zaman da onları gerçek sanarak, büyük yanılgılara düşeriz!..

Oysa…

İnsanın bedeni, hücresel yapısı, ana hammaddesi itibarıyla nasıl ki su ve mineraller karışımı olarak; 1400 sene öncesinin anlayışına da hitap etmesi amacıyla “TOPRAK” diye tarif ve tavsif edilen nesne ise…

Aynı şekilde “CİN” adı verilen varlığın da bir tür “ışın” olan bedeni, o günün anlayışına ve ifade tarzına uygun olarak;

“DUMANSIZ ATEŞ”,

“HÜCRELERE NÜFUZ EDEN ATEŞ”,

“ZEHİRLEYİCİ ATEŞ” gibi tâbirler ile tarif ve tavsif edilmiştir.

Yine Kur’ân-ı Kerîm’de, “ŞEYTAN” denilen varlığın bir “CİN” olduğu anlatılmış, bu vesile ile de şuur boyutundaki yüceliğin, bedensel üstünlüklerden daha yüce olduğuna değinilmiştir.

“CİN” denilen varlıklarla ilgili olarak “RUH İNSAN CİN” isimli 1972 senesinde yazmış olduğumuz kitabın genişletilmiş baskısında yeterli bilgi verdiğimiz için, burada daha fazla bu konuya yer ayırmak istemiyorum. Arzu eden bu kitabı tetkik edebilir.

Esasen Kur’ân-ı Kerîm’de, “İnsanların ekseriyetinin cinlerin hükmü altına girmiş olduğu” açık seçik anlatılmaktadır.

Onların insanları yanlış görüşlere saptırarak, gerçeklerin gereğini tatbik etmekten mahrum bıraktığı izah edilmektedir. Ve onlara kanılmaması için de geleceğe dönük gerçekler, idraklar, gözler önüne serilmektedir.

Buna rağmen bir kişi Allâh Rasûlü’nün bildirdiği gerçeklere inanmayıp da; “MEDYUMLUK” adı arkasında “RUHLAR” kisvesine bürünen “CİN”lerin bildirdiklerine tâbi olursa; artık kendi âkıbetine kendi karar vermiş olur ki… Yarın gerçeklerle karşılaştığı zaman içine düşeceği pişmanlık hiçbir yarar sağlamaz!..

Bunun izahına bu kitapta daha fazla girmek istemiyorum.

İkinci olarak insanın yanında bulunan da, “melek”tir!..

Evet…

“MELEK”lere gelince…

“CİN”lerin yapısı elektromanyetik dalgalara dönük bir tür radyasyon olmasına karşılık; “MELEK” denilen varlıkların yapısının ana cevheri, foton türlerinden bir yapıdır. “NÛRÂNİ”dir yapıları…

Hatta bir diğer ifade ile şöyle izaha çalışayım:

Biz sayısız türden ışınları incelerken, aslında “Melek”lerin orijin yapısını incelemekteyiz ve bunun bilincinde değiliz!..

Olayı şu misal ile idraklara yaklaştırmaya çalışayım.

Bir insanı süper boyutlardaki elektron mikroskobun altına yatırdınız ve karşınızda hücreleri oluşturan elemanlar çıktı ve siz, insanı inceleme bilgisinden ve insan bilincinden uzak bir şekilde, hücre, DNA, molekül incelemesi yaptığınız görüşündesiniz; ancak incelediğiniz şeyin insan olduğunun farkında değilsiniz!..

Bugün, bilim öyle konularla ilgileniyor ki, ilgilendiği nesnenin gerçeğinin farkında değil!..

Evet…

“CİN”ler kadar gerçek olan, bir diğer kâinatta yaygın ve de evrenin hammaddesi varlıklar da “MELEK”ler!..

Kendilerine has orijinal yapılarına karşılık, ışın düzeyindeki yapılarıyla her an tüm beyinleri etkilerken; “CİN”ler üzerinde çeşitli şekillerde tasarruf ederlerken… Bunların yokluğunu iddia etmek!!!

Bilimsellikten uzak, geniş düşünebilmek yeteneğinden uzak; şartlanmaların etkisi altında, eski çağ ilkelliği içinde geleceğe dönük hükümler vermek!..

Hâlbuki inkâr ettiğimiz bu yapıları, idrak etmeye çalışsak ve beyinlerimizi daha yüksek düzeyde düşünmeye zorlasak…

Beyinler üzerinde hükmederek kâh maddesel görüntüler oluşturan kâh da madde ötesi kozmik yapılarıyla madde dünyası üzerinde türlü etkilerde bulunan sayısız varlıklar.

Onları oluşturan salt cevher boyutu!.. Tıpkı “RUH”ları oluşturan ve içinde kişiliklerin söz konusu olmadığı salt “RUH” boyutu misali bir boyut.

İlkel inkârımız sonucu, bilmekten mahrum kaldığımız nice varlıklar!..

İlim için, araştırma-bulma-bilme-değerlendirme için var olan insanın, kendini inkâr duvarları içine hapsederek cahillik hücresine kendini kapaması!..

Bilim daha ilerideki yıllarda “CİN” denilen varlıkları tespit edebilecek araçları geliştirebilecek ve onlarla irtibat kurabilecektir.

“MELEK”lerin ise varlığı madde-araç yoluyla asla tespit edilemeyecektir. Çünkü onları algılama özelliği ancak beynin çok üst düzeyde çalışmasına bağlı bir yetenektir. Ki insanın muadili bir aracı gerçekleştirmesi imkânsız bir olaydır!..

İlgili bölümde “MELEK”lere iman bahsinde açıkladığımız gibi, onları red, insana, kendi varlığındaki sayısız özellikleri reddi doğurur ki; bundan dolayı insana kaybettiklerini anlatabilmek ayrı bir eser konusu olur. Kendini beş duyudan ibaret sanma ilkelliğinin insana kaybettirdiklerini, cahil bir insana anlatabilmek çok güçtür.


[1] Bu konuda en geniş bilgiyi yeni bilgilerle genişletilmiş “RUH İNSAN CİN” isimli kitabımızda bulabilirsiniz.