GAVSİYE AÇIKLAMASI

Ahmed Hulûsi

−Yâ Gavs. Cennet ehlinden bazı kullarım, nimetlerimden sığınırlar bana; cehennem ehlinin azaptan bana sığınmaları gibi!

 

Cehennem ehli, cehennem ortamının oluşturacağı azaplardan dolayı şiddetle Allâh’a sığınma mecburiyeti hissederler! Ancak bu yakarışları hiçbir olumlu karşılık almaz, çünkü “Allâh’ın sistemi”ne ters düşmüşlerdir. Artık bulundukları noktada yapacakları hiçbir şey kalmamıştır, içinde bulundukları hâle katlanmaktan başka.

Bunun gibi, bir kısım cennet ehli dahi aynı şekilde Allâh’a sığınırlar, cennet nimetleriyle Zât-ı ilâhî’den perdeli kalma hâlinden!

Cennet ehlinden kimler bunlar?.. İrfan sahipleri!

Cennet ehli aslında birkaç sınıftır. Keza Cennet de!

Efâl cenneti, Esmâ cenneti, Sıfat cenneti ve Zât cenneti olmak üzere dört cennetin mevcudiyetinden söz edilir.

Ancak bu dört cennet birbirinden ayrı dört mekân şeklinde olmayıp, boyutsal tasniftir!

Herkese bir dünya düşecek şekilde, Galaktik boyutlarda bir cennet söz konusudur. Nitekim bu duruma bir hadîs-î şerîfte şöyle işaret edilmektedir:

“Cennete en son girecek kişiye, bu dünyanızın on misli büyüklüğünde bir dünya verilir ve orada dilediğini iste denilir!”

Kısacası cennet ortamına gidecek her kişiye, üzerinde yaşadığımız bu Dünya’nın çok sayıda büyüğü birer dünya düşecektir! Ve bu insanlar, o yıldızlarda ya da boyutlarda; dünyada kendini tanıyabildiği nispette, kendisine zevk verecek şeyler arasında yaşamına devam edecektir.

Herkes, ortak olarak Efâl cenneti hâlini yaşayacaktır.

Esmâ cenneti ise bedenî değil, düşünsel zevkler cennetidir. Ki, dünya hayatı sırasında bu şekilde yaşamaya başlamış kişilere has bir yaşam şeklidir.

Sıfat cenneti ise bunun da üstündeki bir boyut olarak, kendi hakikatine ârif olarak yaşamış, hakikat ehlinin duyacağı zevklerin cennetidir.

Nihayet Zât cenneti ise, dünya hayatında iken Zât tecellisine nail kılınmış kişilerin yaşayabileceği bir cennet hâlidir!

İlâhî sıfatlarla Dünya’da iken tahakkuk edenlerin yaşadığı cennet hâli “A’raf” ehlinin yaşadığı cennet hâli; sıfat mertebesinde irfan sahibi olup da Dünya’da tahakkuk edememiş kişilerin, orada bu sıfatlarla tahakkuk ettikleri cennet de “kesîb” olarak tanıtılmaktadır; Abdülkerîm el Ciylî hazretleri tarafından İNSAN-I KÂMİL isimli eserde…

Evet, işte bu dört sınıf cennet ehlinden, ilk iki sınıf cennet ehlinin Allâh’a sığınmasından bahsediliyor.

Çünkü Zât’a dönük perdelerden henüz kurtulamamışlardır ve bu yüzden de bildiklerine ulaşamamanın üzüntüsü içindedirler.

Ayrıca bu bahsedilen sığınma olayı, yanlış anlamayalım Dünya’da yaşarken olmaktadır. Bu konuda bilgi sahibi olup da, henüz gereğini yaşayamamaktan ileri gelen bir hâldir.

Çünkü cennette zaten kişiye üzüntü verecek hiçbir şey yoktur! Dolayısıyla, cennet ortamına geçildikten sonra, kimse, kendisinden daha üst durumda olanların hayat tarzından haberdar değildir.

Zira, kendisinde olmayan bir şeye başkasının sahip olduğunu düşünürse, onun yoksunluğunun üzüntüsü içine girer ki, bu durum da onun cehennem hayatı yaşamasına yol açar. Oysa cennet ehline ne bir üzüntü vardır, ne de keder verecek bir hâl!