SİSTEMİN SESLENİŞİ 2

Ahmed Hulûsi

Düz mantıkla okursa Kur’ân-ı Kerîm’i; “Biz size misallerle anlattık” uyarısını dikkate almadan…

Kıyametten sonra gene toprak-madde yapılı bedenler var…

Bir yangın yerinde (cehennem) yaşayanlar…

İçinde envai çeşit meyve ve huri ve gılman isimli cinsî lâtiflerin dolaştığı bostanlar, bahçeler (cennet)!..

Yukarıda bizi seyreden, eli olan bir tanrı!..

Ya Berzah ve Kıyamet evresi?..

Dünya prese girmişcesine dümdüz olmuş; kenarsız tepsi gibi!..

Üstünde toplanmış gelmiş geçmiş tüm insanlar…

Uzayda dökülen(?) batan yıldızlar!..

Cehennemi tutmuş kulplarından getirmiş bir tür sûretli melekler… Cehennem kaynıyor alev alev altında dünya tepsisinin!..

Kolcular, insanları alıyor teker teker bir terazinin başına; koyuyor günah ve sevaplarını terazinin kefelerine… Orada elektronik terazi kalmamış; ya da kullanılmıyor elektrikler kesik olduğundan!!!

Tartı işleminden geçtikten sonra insanların milyar kere milyarlarcası; bir köprü kuruluyor Dünya’nın kenarından, ateşin üstünden, ateşin öte yakasındaki cennet denilen bahçeye doğru…

Ateşin sardığı Dünya çevresi milyonlarla kilometre…

“Kim neye tapıyorsa onun peşine takılsın” komutu geliyor oranın genel kurmay başkanından; herkes, Dünya’da iken tapındığı kişinin canlı heykelinin peşinden yürüyor!.. O tapınılan, köprü yerine Dünya’nın sonuna gelip, ateşe düşüyor; takipçileri de ardından!..

Belli bir sûrete tapınmayıp, “Allâh”a secde ederek, onun için toprağa baş koyduklarını söyleyenler ise oldukları yerde bekliyorlar…

Sonra onlara, “Tâbi olduğunuz Rasûl veya Nebi’yi takip ediniz” deniyor… Onlar da, tâbi oldukları Nebi veya Rasûl’ün arkasından sıratın-köprünün üzerine giriyorlar…

Kimi şimşek, kimi de topal hızıyla ateşin üzerinden geçiyorlar köprü boyunca!..

Bostana-bahçeye yani cennete giriyorlar!..

Özetle, Kur’ân ve Rasûl açıklamalarına dayalı gelecek anlatımı böyle; olduğu gibi kelime anlamıyla!!!

Mirâc’da, peygamber göğe çıkıp uzayda bir yerde tanrı ile mi buluşmuş!??

Namazda, kafatasını toprağa koymakla secde edilmiş mi olunuyor!??

Anlayacağınız, namazın anlamı dinsel jimnastik olmuş! Jimnastik hocası da imam!

Dünya imamını duyduk belki de; ya gerçek “müezzin” kimdir dünyada?

“İnsanların en kayıpta olanı salâtta secde ve rükûnun hakkını vermeyendir” şeklindeki Rasûlullâhuyarısından söz eden “imam” etiketliye sordum…

− Secdenin hakkını vermek, kafatasını, alnını toprak üstünde uzunca tutmak mıdır?..

Bilgisiz insanın, “insan” olduğunu fark etmesi için önce bilgiye ihtiyacı vardır.

“Kur’ân”, bilgi kitabıdır!..

Allâh Rasûlü, Allâh’tan zâhir olan ilim ile, algıladığı vahiy ile “insan”ı uyaran; HAKİKATE TAM DAVET EDENDİR!

“Tanrı ve tanrılık kavramı yoktur sadece ALLÂH” vardır vurgulamasıyla nâzil olan bu Bilgi Kitabı’nı; “tanrı”fikrinden “arınmamış” olanların algılaması ise asla mümkün değildir!

Kur’ân, baştan sona, “Tanrı” ve tanrılık kavramı mevcut değildir temeline dayalı olarak, “insan”lara yol göstermeye çalışmaktadır.

Kur’ân NÛR’dur!.. Işıktır!.. Karanlıkta kalmış beyinlere, ışık tutmaktadır gerçekleri görmeleri için!

Kur’ân kıyamete kadar, nasıl geçerli olabilir?..

Bu çağdışı göktanrı anlayışımızla mı? Yoksa yukarıda anlatılan senaryoyu yazıyor denerek mi?..

Yoksa işaret ettiği gizli sırlar deşifre edilerek; mecazlar, semboller çözümlenerek mi?..

Sır…

“Biz size her şeyi misallerle anlattık”; uyarısında!..

Eğer bu sırrın ipucunu değerlendirmezsek, birçok saçma fikirlere saplanır; kendi anlayışımızdaki bu saçmalıklar yüzünden de, zaman üstü Bilgi Kitabı’ndan hiç yararlanmadan; özümüzdeki gerçeklere ve kuvvelere eremeden; hayalimizde varsayıp içinde yaşadığımız uydurma bir dünya ile cehennemi boylarız!

“Kitap”ı tebliğ eden Allâh Rasûlü…

“Salâta davet edildiğinizde…” uyarısında bulunuyor!..

“Kitap”ı, günde en az beş defa “oku”maya davet ediliyoruz!

Abdestsiz “salât” niye olmaz?.. Nedir abdest; nasıl alınır?..

Niçin, “FÂTİHA’sız salât olmaz”?..

Acaba farkında mıyız?..

Müezzin…

Ezan ile çağrıda bulunuyor inananlara…

Neye davet ediliyoruz?..

Müezzin vâkıf mı, neye davet ettiğine?..

Dinleyen farkında mı neye davet olunduğuna? Niye davet edildiğine?..

Nasıl abdest almak, yani neden ARINMAK gerekiyor, müezzinin davetine icabet için?..

Allâh Rasûlü, “DUA ve ZİKİR” kitabında naklettiğim üzere, her ezan arkasından şöyle başlayan bir duayı “oku”mamızı tavsiye ediyor:

“Bu TAM davetin Rabbi olan Allâh’ım…”

Neden TAM davet?.. Neye TAM davet?..

Müezzin, neye davet ediyor?..

Sakın, “namaza” demeyin, tüm ezan duymamışlar gibi!

Her “namaza” duran, müezzinin davetine icabet etmiş midir?..

Farkında mısınız, müezzinin sizi, “Müminin mi’râcı olan salâ”ya davet ettiğinin!..

Artık fark edin ki, ezanı seslendiren, “salât”la yaşanan “mi’râc”a davet ediyor günde beş ayrı zamanda!..

“Mi’râc” mı “salât”; salât” mı “mi’râc”?..

“Mi’râc”a davet edene mi “müezzin” deniyor yoksa?..

Gavsı Â’zâm Abdulkâdir Geylânî, “RİSÂLE-İ GAVSİYE” isimli eserinde, “Mirâc’ı olmayanın namazı yoktur”diyordu!..

“Mi’râc” araçtır; amaç olan, yaşanılması istenilen nedir?..

Vitriyet mertebesine ulaşmayanın “mi’râc”ı olur mu?..

Niçin, günde elli defa mi’râc daveti farz olsun istenmiştir?..

Hiç ezanı, “mi’râc”a davet olarak algılayıp; icabet ettiniz mi bu TAM davete? Nasıl?..

Ezan nasıl okunur?..

Ezanı kimler duyar, kimler algılar; kimler icabet eder?..

“Salât” niçin farzdır her mümine? En az günün 5 ayrı vaktinde?..

Ezana yani TAM DAVETE icabet etmeyenler neler kaybetmektedirler?..

Kulaklar, sağır olmuş sanki!..

Kıyamet mi kopuyor nedir!..

Güneş kararmış, yani ilim ortadan kalkmaya başlamış!.. Yıldızlar dökülmüş, yani ilim ehli birer birer ortadan kaybolmuş!..

Ortalık benim gibi HAKİKATİ göremeyen kör; ezanı duymayan sağır ve gerçeği dillendirmekten âciz dilsizlerle dolmuş!..

“İnsan”lar susmuş! Yalnızca teyp beyinler, bantlarındakini tekrarlar olmuş!..

Sanki, “İSLÂM’IN TEMEL ESASLARI” isimli kitabı yazmamışım himmet ve inayetle!

Keşke algılamıyor olsa Allâh Rasûlü, Dünya’daki müslümanların hâlini!..

“İslâm Dini”nin tebliğ ettiği gerçeklerin, insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını!..

“Müslümanlık dini”nin nasıl Göktürk dinine benzediğini!..

Düşünmeyen, sorgulamayan; yazılanları beş dakikada, gazetede falancanın fıkrası gibi okuyup geçen; sonra da para ve beyaz et yani tavuk veya piliç peşinde koşturmacasına devam edenlerin arasında niye yaşamak zorunda bırakılmışım ki!?.

Paslanmış tefekkür dişlilerini harekete geçirmek; şartlanma, ezber ve taklit yollu kabullendiklerinin hakikatine ermek için, bir ömürdür uğraş veren bu garîb ve fakîre dua buyurun lütfen!

Meded, inayet Allâh’ım!..

 

19.7.1999