MUHAMMED MUSTAFA 1

Ahmed Hulûsi

Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallâllâhu aleyhi vesellem’in yaşamından görüntülere ve açıklamalarını nakletmeye başlamadan önce muhterem okurlarımıza kesinlikle bir noktayı hatırlatmak isterim. Zira bu mesele, bilhassa zamanımızda çok büyük bir önem arz etmektedir.

Bugün çeşitli çevrelerde yetişen ve müslüman olduğunu belirten kimseler, kendilerine Efendimiz’in bir buyruğu iletilince;

“Canım o peybamberin sözüdür. Bu mesele hakkında bir âyet var mıdır? Kur’ân bunu açık seçik izah ediyor mu? Varsa kabul… Ama Kurân’ın açık seçik belirtmediği şeyler peygamberin kendi istekleridir ki, onları yapsan da olur, yapmasan da…”

şeklinde düşünüyorlar ve maalesef bu görüşleri, “Hak sözü” imiş gibi de üzerinde diretiyorlar…

Önce bu çeşit düşünce sahibi olan kimselere, bu sözlerinin ne demek olduğunu şu âyeti kerîme ile göstermek isterim:

“İFTİRAYI DEDİKODU YOLLU EDİNİP, HAKKINDA KESİN BİR BİLGİNİZ OLMAYAN ŞEYİ LAFLIYOR VE BUNU SIRADAN BİR KONUŞMA SANIYORSUNUZ… (Oysa) O, ALLÂH İNDÎNDE AZÎMDİR (büyük bir şey)!” (24.Nûr: 15)

Bu âyeti kerîme göstermektedir ki; insanın, hakkında çok iyi bilgisi olmadığı hâlde, bilhassa dinî konularda, çok şey biliyormuşcasına kesin konuşması çok büyük bir suçtur!

Ama insan yaptığının büyük bir suç olduğunu anlamaz da basit sıradan şeyler gibi konuşuverir… “Hadi canım böyle de olur!” diye.

Bu ikazı yaptıktan sonra gelelim şimdi de Efendimiz AleyhisSelâm hakkında ikinci noktaya…

“O’nun sözü sünnettir, Kurân’da sarih âyet olmadığına göre, bu iş farz değildir.” şeklinde konuşanlara bir noktayı hatırlatmaya ve Allâh’ın RASÛLÜ olan Hazreti Muhammed Mustafa sallâllâhu aleyhi vesellem’in, vazifesi, salâhiyeti nedir, açık seçik bir hâlde bunu anlamaya…

Allâh, Kur’ân-ı Kerim’de insanlara RASÛLÜ’nün vazife ve salâhiyetlerini şu âyetlerle göstermiştir:

1. “…RASÛL SİZE NE VERDİ İSE, ONU ALIN (KABUL EDİN); SİZİ NEDEN ENGELLEDİ İSE, ONA SON VERİN!..” (59.Haşr: 7)

2. “…(O), HEVÂSINDAN (HAYALÎ ŞEYLERİ) KONUŞMAZ! O YALNIZCA VAHYOLUNAN BİR VAHİYDİR!” (53.Necm: 3-4)

3. “KİM RASÛLE İTAAT EDERSE, GERÇEKTE ALLÂH’A İTAAT ETMİŞ OLUR!..” (4.Nisâ’: 80)

4. “…BİR ŞEY HAKKINDA ANLAŞMAZLIĞA DÜŞTÜĞÜNÜZ TAKDİRDE -ŞAYET ALLÂH’A VE GELECEKTE YAŞANACAK SONSUZ SÜRECE İMAN EDİYORSANIZ- ONU ALLÂH’A VE RASÛLÜNE DÖNDÜRÜN…” (4.Nisâ’: 59)

5. “DE Kİ: “EĞER ALLÂH’I SEVİYORSANIZ BANA TÂBİ OLUN; Kİ ALLÂH SİZİ SEVSİN VE SUÇLARINIZI BAĞIŞLASIN…” (3.Âl-u İmran: 31)

6. “HÂLÂ BİLMEDİLER Mİ Kİ, KİM ALLÂH VE RASÛLÜYLE ZITLAŞIRSA, ONUN İÇİN SONSUZA DEK YAŞAYACAĞI CEHENNEM ATEŞİ VARDIR… İŞTE AZİYM RÜSVALIK BUDUR!” (9.Tevbe: 63)

7. “EN NEBİ, İMAN EDENLERE, KENDİ BENLİKLERİNDEN DAHA ÖNCELİKLİDİR!…” (33.Ahzâb: 6)

8. “KİM HAKİKAT APAÇIK BELLİ OLDUKTAN SONRA RASÛLE KARŞI GELİR, İMAN EDENLERİN YOLUNDAN GAYRINA SAPARSA, GİTTİĞİ YOLA TERK EDER SONUNDA DA CEHENNEMİ BOYLATIRIZ! NE KÖTÜ BİR YAŞAMA DÖNÜŞTÜR O!” (4.Nisâ’: 115)

9. “ONLARA: “ALLÂH’IN İNZÂL ETTİĞİNE VE RASÛLÜNE GELİN” DENİLDİĞİNDE, MÜNAFIKLARIN SENDEN İYİCE YÜZ ÇEVİRİP UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN.”(4.Nisâ’: 61)

10. “KİM ALLÂH’IN İNZÂL ETTİĞİ (HÜKÜM) İLE HÜKMETMEZSE, İŞTE ONLAR HAKİKATİ İNKÂR EDENLERİN TA KENDİSİDİR!” (5.Mâide: 44)

11. “BİZ HER RASÛLÜ, KENDİLERİNE ALLÂH’IN İZNİYLE İTAAT EDİLMELERİ İÇİN İRSÂL ETTİK. EĞER ONLAR NEFSLERİNE ZULMETTİKLERİNDE SANA GELSELERDİ DE ALLÂH’TAN BAĞIŞLANMA NİYAZ ETSELERDİ, RASÛL DE ONLAR İÇİN İSTİĞFAR DİLESEYDİ, ELBETTE ALLÂH’I TEVVAB VE RAHIYM BULACAKLARDI.”

“ÖYLE DEĞİL! RABBİNE YEMİN OLSUN Kİ, ONLAR ARALARINDA ÇIKAN ANLAŞMAZLIKLARDA SENİ HAKEM KABUL EDİP, SONRA DA VERDİĞİN HÜKME, İÇLERİNDE HİÇBİR SIKINTI (İTİRAZ) DUYMADAN TAM BİR TESLİMİYETLE TESLİM OLMADIKÇA, İMAN ETMİŞ OLMAZLAR.” (4.Nisâ‘: 64-65)

Evet, RASÛL’ün vazife ve salâhiyetlerini, sözlerine ne derece itaat edilmesi gerektiğini gösteren, Allâh’ın mukaddes kitabı Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetleri böylece hatırlattıktan sonra; şimdi de Efendimiz’in bazı hadislerini arz edelim:

1. Sizden herhangi biriniz sedirin üstünde dayanarak, Allâhû Teâlâ şu Kurân’dakilerden başka bir şeyi haram kılmamıştır mı sanıyor? Gözünüzü açın ki, ben de emrettim, va’zettim, yasakladım. Onlar (sayıca), Kurân’ın misli gibidir, belki de daha çok…” (Ebu Davud)

2- “Gözünüzü açın ki, bana Kur’ân ile birlikte bir misli daha verildi!” (Tırmızî)-(Ebu Davud)

3- “Cebrâil AleyhisSelâm, Rasûlullâh’a Kurân’ı getirdiği ve öğrettiği gibi sünneti de getirmiş ve öğretmiştir…” (Sahihi Buhari)

Bu meseleyle ilgili âyeti kerîmeleri ve hadîs-î şerîfleri böylece kısa bir şekilde siz muhterem okurlarımıza arz edip hatırlattıktan sonra, bu meselede şüphesi olanlara ihtar ederiz ki:

Yukarıda belirtilmiş, olan âyet ve hadisleri çok dikkatli bir şekilde okuyup, mânâ ve mefhumlarını idrak etmeye çalışın. Bunu yaptığınız takdirde görülür ki, iman ettiğini söyleyen bir müslüman için RASÛL, Allâh’dan ayrı değildir; yani onun bütün sözleri Allâh’ın emriyledir. Bu sebeple de RASÛL’e isyan, Allâh’a isyan gibidir…

Rasûl Muhammed AleyhisSelâm, bazılarının iddia ettiği gibi “Allâh’ın postacısı” olmaktan berîdir.

Dolayısıyla hadisleri, “Bu peygamber emirleridir, yapılmazsa da olur” gibi bir zihniyetle bir yana atmayınız. Zira yukarıda görülen “KİM RASÛLDEN YÜZ ÇEVİRİRSE…” şeklindeki âyet bu çeşit düşünenlere hitap etmektedir…

 

AHMED HULÛSİ

İstanbul, 1971[1]



[1] Bu metin 1971 yılında “Bizim Anadolu” gazetesinde yayınlanmıştır.