Bilinç

  • “Şuur”, Esmâ mertebesi özelliklerinin bir bileşim hâlinde birimsellik görünümünde açığa çıkıp, kendini seyretmesi hâlidir.

    “Bilinç”
    ise genetik veriler yani kendisine öncekilerinden akagelen veritabanı yanı sıra, dıştan aldığı şartlanmalar veya astrolojik etkilerle oluşmuş özellikler bütününün adıdır.

    “Bilinç”
    , açığa çıktığı beyin itibarıyla kendini yalnızca “beden” olarak düşünür (insansı) ve ona göre yaşar genellikle. “Bilinç”, aklı kullanarak fikirleri değerlendirerek yaşamını sürdürür. Akıl ise bedenin biyolojik yapısının getirisi altında baskılı çalıştığı için, çoğu zaman akılsızca diye tanımlanan, aklın işlevini tam yapamadığı davranışlar ortaya çıkar. Bu yüzdendir ki, aklın kendi başına Hakikati bulması imkânsıza yakın zordur! Çünkü akıl duyularla elde ettiği verilere dayalı hüküm verme durumundadır. İşte bu nedenledir ki, akla, duyu dışı alanda kalan gerçekliğe “iman” ederek yola çıkması teklif edilmiştir. Çünkü işin hakikati, madde ötesi yaşam boyutunda, maddeyi de kapsar şekilde yaşanmaktadır.

  • Bilinç kendindekilerle farkındalığında olmaktır. 
    Şuur da ise o şeyin idrak ve değerlendirmesi vardır.

  • Bilinç, beyinin veri tabanının, zihinsel faaliyetlerinin sonucunda oluşur. Öte yandan beyin veri tabanı, genetik ve astrolojik dediğimiz etkilerle oluşur ve aldığı çeşitli tesirlerle de faâliyetini sürdürür.

    Bunun yanı sıra, kişilerin aldığı gıdaların kimyasal değerlerinin, beynin kimyasında oluşturacağı etkiler de, gene bilinci yönlendiren, etkileyen en önemli faktörlerden bir tanesidir.

  • İslâm terminolojisinde “şûur” ya da bugünkü deyimiyle “bilinç“, “kalp” kelimesiyle; “gönül” kelimesiyle tanımlanır.  Bilincin dirilmesi ise ancak “Mârifet Nûru” ile mümkündür.

  • Dostlarım…
    Bu bilgileri alın, değerlendirin; sonra da beni terkedin!. İşiniz benimle değil, yeryüzüne gelmiş en muhteşem bilinç Muhammed Mustafa aleyhisselâm iledir!.

  • Nefsin mertebeleri diye biliriz yedi mertebeyi…

    Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye ve Safiye!.

    Bu konuyu “KENDİNİ TANI” kitabında da detaylı anlatmıştık…

    Nefs kelimesiyle anlatılmak istenen esas itibariyle bilinçtir.

    Bilinç ilk oluştuğunda, veri tabanının getirisi sonucu, kendini beden olarak kabullendiği için, bedeninin tüm isteklerini kendi istekleri olarak benimser; tamamen bedenselliğe dönük ihtiyaç ve zevklere dönük yaşar. Bundan dolayı da “emmare nefs” olarak tanımlanır. Yani bilincin, kendini beden olarak kabulü söz konusudur bu anlayış düzeyinde.

    Kendini beden olarak kabullenen ancak bedenin kullanılmaz hâle gelmesiyle yaşamın son bulmayıp bir şekilde devam edeceğini, dünyada yaptıklarının sonucunu bu yeni yaşam boyutunda göreceğini düşünerek, geleceğe dönük olarak yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyması levm etmesi olarak nitelendirilir.

    Görüldüğü üzere her iki mertebedeki nefs yani bilinç hâli de bedene dönük ve bedenle alakalıdır. Yani “arz” ile!…. Bilinç henüz “semâ”sının farkında değildir!.

    Dünyası arzdır!… Bedendir! Sevinci üzüntüsü kavgası hep arzı yani bedeni ile alâkalıdır!

    Bilinci, kendisinin beden olmadığını, evrensel tekilliğin bir yansıtıcısı veya evrensel tekilliğin özelliğini kapasitesince açığa çıkartıcısı olduğunu fark ederse; bu farkediş ilham yollu olacağı için tanımlama bâbında “mülhime nefs” denir, “ilham alan” anlamına.

    Bu anlayış mertebesinde bilinç artık kendini beden kabullenmekten arınmaya başlar. Kâh bedenmiş gibi hisseder kendini bilinç, kâh da ondan ayrı bir şeymiş gibi… Ama bedenden ayrı olan bu hâlinin yapısının ne olduğu da henüz belirginleşmemiştir… Ayrıca bu, bilgi yollu yaşanır bir olay da değildir.

    Bilincin bu anlayış evresi yaşamın en zorlu devresidir. Bilinç sayısız çelişkiler içine düşer!. Kâh kendini kul görür kâh kendini Hak görür; bu hissedişlerinin bunların değişik sonuçlarını yaşar!.

    Burayı aşmak ancak ender kişilere mahsustur!.

    Bu düzeyde kendini Hak olarak gören kişi, zaman zaman velâyete bile tenezzül etmez(!)!. Tüm değerleri boşlayıp, tam bir bedenselliği yaşama düzeyine bile inebilir.

    OKU”mak bu bilinç düzeyinde başlar tahkik ehli için!. Sünnetullah denilen SİSTEMİ OKUMAK başlayınca da bu bilinçte, Rasûl’ün neyi niye getirdiğini “hakkel yakîn” yaşamaya başlar…

    Burada Hanif olur!… Burada “ALLAH adıyla işaret edilene” iman eder…

    Burada “keşfi zulmanî”den arınıp, “keşfi nuranî” sahibi olur!.

    Burada kıyâmete kadar geçerli olan Kurân’ın sırlarını fark etmeye başlar… Ârif derler bu hâli yaşayana… Ama henüz velâyet oluşmamıştır!.

    Halkın yani taklit ehlinin veli sandığı hatta gavslık, kutupluk payesi yakıştırdığı kişilerin neredeyse tamamına yakını hep bu alandaki bilinçlerdir. Onlar da bazen kendilerini bu mertebelerin ehli sanırlar içinde bulundukları idrak dolayısıyla… Halbuki velayet pınarından akan suların birikintisinden başka bir şey değillerdir henüz!

    Velâyet ile aralarında okyanuslar vardır!..

  • “NEFS”in anlamı “bilinç sahibi birim”dir..

  • Var olan hiç bir şey yok olmayacağına göre; kendisinde bir bilinç var olduğuna göre; bu bilinç; bu bilinçle var olan kişilik de hiç bir zaman yok olmayacaktır!.

  • “Velâyet”,nefs“in bilinç yollu hakikatını kavradıktan sonra, takdir edilen ölçüde ve dilenilen şekilde gereğini yaşama hâlidir!.. Allah isimleri arasında “VELΔ isminin anlamının kişinin esmâ formülünde ağırlık kazanmasının sonucudur.

  • Bilinç, üç şeyle örtülmüş vaziyettedir :

    İzâfi, vehmi benlik duygusu Tabiat Şartlanmalar

    Şartlanmalar deyince, şartlanmaların oluşturduğu değer yargıları ve bu değer yargılarının meydana getirdiği duygular silsilesi, şartlanmalar kelimesinin içinde değerlendirilmelidir.

    Bir bilinç bu üç şeyden arınmadığı sürece, kendi gerçek mertebesine erişemez!…

  • Senin. “ben“ dediğin gerçek varlığın “dalga-bilinç” varlıktır, “kuantsal” varlıktır. Dolayısıyladır ki, senin bilincin, bir dalga boyudur.

    Bir dalga boyu olan bilinç, her dem kendinde tahayyül ettiğini var görür ve o hayâlin içinde yaşar. Onun için de “cennet“  adıyla işaret edilen  ortamda ne düşünür, hayâl edersen anında o düşündüğün şey meydana gelir.

    Örneğin; “benim beş tane bedenim olsun,“ dersin. Anında cennette beş tane bedenle yaşarsın. “Her biri ile ayrı ayrı şeyler yapayım,” dersen, her biri ile ayrı ayrı şeyler yaparsın.

    Ben sana, senin bir bilinç varlık bir dalga boyu varlık olduğunu nasıl anlatabilirim?.

    Ha, bundan 100 sene önce yaşamış birine ben onun bir moleküler, atomik beden olduğunu anlatmaya kalkmışım!..

    Ha, bugün yaşayan sana, senin bir dalga boyu varlık olduğunu, dalga boyundan ibaret bir bilinçten oluştuğunu, maddi veya mânevi, ruhâni bir beden olmadığını anlatmaya çalışmışım?.

    Dışarıdaki adam da benim bu konuşmamı dinlese, “bu adam üşütmüş, saçmalıyor,” der, geçer. O da haklı. Çünkü, içinde yaşadığı sistemin inceliklerinden gaberi yok; tefekkürü yok!.

    İnsanlar bu anlattığım boyutları anlayamadığı için eski devirdekiler; “olay maddi değil, mânevidir,” diyerek insanlardaki azap duyma mekanizmasını kaldırıyorlar.

    Yani, “olaylar ruhânidir, ruhta da azap duyma diye bir olay yoktur; öyleyse cehennemde azap duyma yoktur,” noktasına işi getirmek için bunu söylüyorlar.

    İmam-ı Gazâli de, bu yanlış düşünceyi kesmek için; “cismâni beden var,” diyor.

    Bugün nasıl “biyolojik beden” varsa, öldükten sonra da “ruhâni bir beden” var. Ama, bugün sen nasıl, “biyolojik bedenim var ama, ben bu beden değilim,” diyorsan, ruhâni beden de bir süre sonra terk edilecek bir beden!.

    İmâm-ı Gazâli, Esma-ül Hüsna şerhinde “El Bâis “ isminin mânâsını açıklarken, ``defalarca beden değiştirmek“ten bahseder.

  • “Ben” dediğim, nasıl bir şey?

    İşte bu, meçhûl!.

    “Ben”deki, bazı özellikler biliniyor. Biliyorum!. Açığa çıkarmışım, tesbit etmişim ama, bunun ötesinde, “ben”de acaba neler var?.

    “Ben”i görebiliyor muyum? “Ben”i algılayabiliyor muyum? Hayır!.

    Sadece, “BEN”in varlığını tesbit ediyorum algılamakta olduğum özellikleriye, ilim özelliğimle.

    Ben” var!. Bu özelliklerin mevcut olduğu bir varlık var!.

    Ama, O nedir?.. Burası kapalı!.

    Onu hiç bir bilinç ortaya çıkartamıyor.

    Hiç kimsede O, ortaya çıkmadığı gibi; “Allah”ın “Zat”ı da hiç bir şekilde açığa çıkmaz; onun için konuşulup, tartışılamaz ve “Zat” hakkında hüküm verilemez!.

    Bunun için de, Allah Rasulü;

    “Allah’ın Zatı üzerinde tefekkür etmeyin!”, diyor.

    Çünkü, Zat hakkında tefekkür ediyorum sanırsın; oysa Zatı üzerine değil, vasıfları üzerine düşünmektesin; bunun bilincinde değilsin!

    Zira, saydığım bütün bu özellikler “Zat” daki yani, “Ben” deki belli özellikler, vasıflar!.

    Orijinde ne var?. Meçhûl!.

  • -Holografik Kuantsal yapıya göre, her şey bilinçli ve hatta canlıdır!. (Esasen bilimsellikte canlı-cansız kavramları artık bir değer ifade etmemektedir.)

    Tümel yapıda, çok çeşitli titreşimlerin oluşturduğu çok farklı bilinçli birimler ve katmanlar mevcuttur. Biz insanlık, mevcut olan sayısız boyutlardaki sayısız katmanlardan yalnızca birini oluşturuyoruz.

    Evrende yaşam, sayısız boyutlarda, çeşitli katmanlardan bir diğerine dönüşmeler ve boyut değiştirmeler şeklinde sürekli devam eder.. İnsan adıyla işaret edilen bilinçli varlık da, çeşitli dönüşümlerle farklı boyutlarda yaşamına sonsuz bir biçimde devam eder.

  • “Ölüm” denen bedeninin kullanılmaz hâle gelmesi dolayısıyla, artık bedenini kullanamama ve dünya ile iletişiminin kopması hâlini her bilinç yaşayacaktır… Bilinci en sağlıklı zamanındaki gibi, şuuru yerinde olarak. Tattıktan sonra da, gene aynı şekilde şuuru yerinde, bilinçli olarak yaşamına devam edecektir kâbir boyutunda.

  • Evrenin aslı ve tamamı, gerçekte, tümüyle tek bir bilinçten başka bir şey değildir. Ve senin de, o bilincin dışında asla bir varlığın mevcut değildir!.. Öyle ise bu boyutta  kendini tanımaya çalış!..

  • Bilinç, var sayan;  birim,  var sanandır!

  • İnsanın bilinçli yaşamı, idrâkı kadarıyladır… İçgüdüsel davranışlar, idrâk kadarıyla kontrol altına alınır!.

  • Bilinçli bilinçsiz tüm varlıkların yaptıkları, ‘’tesbih’’ kapsamındadır… Bilinç eseri açığa çıkan ise, ‘’ZİKR’’ hükmündedir! 

  • Gerçekte “BEN” kelimesiyle işaret edilen varlık, öyle bir “ÖZ” varlıktır ki ; o “ÖZBEN” lik noktasında tüm evren ve içindekiler “Tek bir Bilinç”ten ibarettir! 

  • BEN” ile “NEFİS” veya “NEFS” hep aynı şeydir!. ‘’Bilinç’’ ya da ‘’Akıl’’!.

  • “Ben” dediğiniz bu varlığın derinliklerinde, ‘’Kozmik Bilinç’’in tüm ilmi ve sırları mevcut! 

  • KUDDUS” isminin zikri, insanın tabiatından, benliğinden kurtulması yönünden çok faydalıdır. İnsan, şartlanmaları ve doğası gereği olarak, kendini içinde yaşamakta olduğu fizik beden zanneder!..

    Tıpkı, 65 model şevrole otomobilin direksiyonunda oturup da, kendini otomobil sanan sürücü gibi!.. Sorarsınız, kimsin sen; der, 65 model şevroleyim!.. Bir türlü aklı almaz, kendisinin otomobilden ayrı bir varlık olduğunu ve bir süre sonra arabadan çıkıp gidebileceğini!..

    İşte aynaya bakıp, ben bu bedenim diye düşünen kişiler de, şayet farkedemiyorsa bir süre sonra bu bedeni terkedip yaşamına değişik bir boyutta o boyuta özgü bir bedenle devam edeceğini. durum biraz vahîm demektir!..

    İşte “KUDDUS” ismi, insanın aslının kudsî bir varlık olduğunu, madde ve ruh ötesi bir bilinç varlık olduğunu farketmesine yarayan isimdir.

  • – Bilin ki, sizin “BEN” kelimesiyle işaret ettiğiniz şey, ne bu et- kemik toplamı olan beden, ve ne de “RUH” adını verdiğiniz yapıdır…

    BEN” ve “BEN“e ait özelliklerin meydana geldiği bu beden, neticede nasıl bu “BEN“in özelliklerinin ortaya çıkmasına vesile olan ve bir süre sonra terkedilecek olan bir tür araç ise…

    RUH” dahi aynı şekilde “BEN” dediğiniz yapının yüklenmiş olduğu bir araç, ya da taşıyıcı gibidir !..

    Gerçekte, “BEN” kelimesiyle işaret edilen varlık, öyle bir “ÖZ” varlıktır ki, o “ÖZBEN“lik noktasında tüm evren ve içindekiler tek bir bilinçten ibarettir !..

    Ne çare ki, siz, bu “ÖZBEN” deki, evrensel kozmik bilinç düzeyini yaşamaktan mahrum ve perdeli bir haldesiniz… Ve içinde bulunduğunuz şu şartlanmışlık düzeyinde de bu gerçeği yaşamanız asla mümkün olmaz.

    – Yâni “BEN” bilinç miyim?… Ya “Nefis” nedir?

    – “BEN” ile “NEFİS” veya “NEFS” hep aynı şeydir!… Bilinç!… Ya da akıl!..

    Gönül sordu:

    -“BEN“, dediğim zaman aklımı mı kastediyorum gerçekte yâni?..

    – Gerçeği bilene göre evet!.. Ama, bu gerçeğe vâkıf olmayan biri ise karşınızdaki, o takdirde, o, “BEN“i kendi anlayışına, idrakine göre değerlendirir ve “RUH”`a atfeder, ya da et-kemiğe…

    – Burada demek istediğiniz şu, anladığım kadarıyla…

    Diye söze karıştı Cem..

    -“BEN” kelimesiyle işaret edilen sadece bir “bilinç“… Bu bilinç, aklettiği şeyleri “beyin” ile bir varlık haline getiriyor ve beden ile de zahire çıkartıyor… Öyle mi ?..

    Yâni, asıl varlık “sırf bilinçten” ibaret oluyor bu hesapça ?…

    – Sırf “bilinç“ten ibaret, derken bunu, şunun için söylüyoruz… Ta ki bu varlık, bir “biyolojik bedenle“; yahut “ruh” adı verilen mikrodalga bedenle kendini kayıt altına almasın…

    Şöyle izaha çalışayım bunu… Akıl, fikir, idrâk gücü, hâfıza, şekillendirme, hayâl, vehmetme ve nefis gibi özellikler burada bir tek !..

    – Bir dakika… Burasını anlayamadım !..

    Diye Elf`in sözünü kesti Gönül… Kafası karışmıştı… Sorusuna devam etti:

    – “İnsan“, dediğimiz zaman bunun “bilinç“ten ibaret bir varlık olduğunu söylemiştiniz… Şimdi ise bilinçle birlikte idrâk, hafıza, fikir, şekillendirme gibi şeyler de saydınız…

    – Evet, gerçekten, biraz karışık gelir ilk defa karşılaştığınız için bu bilgiler… Ne çare ki başka türlü anlatmam çok güç… Bu sebeple biraz daha genişletmeğe çalışayım meseleyi…

    Size, “insan“, “salt bilinçten” ibarettir derken, zihnî fonksiyonlardan sözediyordum… Nitekim bu saydığım özellikler hep “şuur” türünden birbirinin tamamlayıcısı olan fonksiyonlardır. Ve bunların hepsini, kısaca bilinç” kelimesiyle ifade ederiz. Gerçekte ise, akıl ayrı bir özelliktir, hafıza ayrı bir özelliktir, nefis ayrı bir özelliktir!. Ama bunların tümü bilincin öğeleridir.

    – Bu özelliklerin toplamı da “insan” adını almaktadır….?

    – Evet… Meselâ, “nefs“, “BEN“lik duygusudur… Ama, bunu gurur diye anlamayın!

    Bir varlık düşünün şimdi… Bu varlık öncelikle, “kendini” bilmektedir… İşte bu biliş, “nefsi” yâni varolan benliği dolayısıyladır.

    İkinci olarak, algılamakta olduğu meseleleri unutmayıp saklar ve sırası gelince değerlendirir… Bu da hafızası olmasındadır.

    Ayrca algılamakta olduğu meselelerin içine dalıp, bunlar vesilesiyle yeni şeyler bulmaya başlar, yani fikre dalar…

    Sonra, gerçekten var olmayan, fakat var kabul ettiği şeyleri düşünür, yâni “vehmeder“… Onlara bir yaşantı verir, hayâl kurar; hayâl içinde onları ayrı ayrı sûretlendirir böylece “şekillendirmiş” olur…

    İşte bütün bunlar, “insan” adını almış bulunan zihnî fonksiyonlardan ibaret varlığın, varlığını teşkil eden özelliklerdir… Bilmem şimdi biraz toparlanabildi mi ?

    – Bu hesapça, “insan” denilen varlık, tamamıyla, madde ötesi bir varlık olarak mevcut oluyor…

  • Bilinç dediğin unsurun bir ismi alması ve hükümlerini ve dolayısıyla fiilleri ortaya çıkarması hep beyin faaliyetleriyle alâkalıdır.

  • İnsanın özelliklerinin âşikâr olup seyredildiği kâinat ve içindekiler ne güzel, ne mükemmeldir… Elbette burada anılan insan, birimsel anlamda insan değil, İNSAN-I KÂMİL`dir. Bir bilinç olan İNSAN-I KÂMİL`in tüm özelliklerinin ortaya çıktığı beden veya mahaldir evren ve tüm ihtiva ettikleri şeyler.

  • Evren, özü itibariyle tek ve tümel bir bilinç ve güç olduğuna, gerçekte sonsuz-sınırsız yapısına, ve her birimin kendi ilmi ve kudretiyle, ve gene kendi varlığıyla varolduğuna göre, insan için evrenin gerçeğine vardırıcı tek yol, gene insanın kendi bilinci ve özüdür.

    İster, tüme varış; ister, tümden geliş sistemleriyle hareket edelim, öncelik hep “tüm“dedir!.. “Tüm“ü bilmezseniz, bilmediğinize varamazsınız!. “Tüm“ü bilmezseniz, tümden gelim olanaksızdır!. Öyle ise her koşulda, öncelikle bilinmesi zorunlu olan “TÜM“dür!..

    Madde“miz, beşduyu verilerine göre mevcut olan bir katman olduğuna göre; algılama araçları değiştikçe “maddeler“de değişeceğine göre; bu hükmü veren bilinç, kesinlikle anlaşılır ki madde değildir!…

    Bilinç, madde olmadığına göre; “Evrensel Öz“den meydana gelmiş, “Evrensel Öz“le mevcut, ancak yapısını henüz değerlendiremediğimiz, meçhul frekanslı dalgaboyudur!..

    Ve bu gerçeğe göre biz, Evrendeki, göz boyutuna göre, milyarlarca galaksiden bir galakside, yüzmilyarlarca yıldızdan birinin bir uydusunda yaşamakta olan, milyarca bedenden bir et-kemik beden değil; varlığını “Evrensel Öz“den alan, ve “O” öz ile varolan bir bilinç titreşimiyiz!.

  • Evet, evrenin her biri değişik anlamlar ihtiva eden sayısız dalga boylarından oluşmuş olduğundan sözediyorduk..

    Şayet, evrende varolan her şeyin bu dalga boylarından meydana gelmiş olduğunu idrak edebilirsek, o takdirde farkeder ve kavrarız ki, algıladığımız ya da algılayamadığımız tüm evrensel katmanlarda mevcut olan her birim ve şey, canlı, bilinçli ve anlamlıdır!..

    Burada şu âyeti hatırlayalım;

     -“HİÇ BİR ŞEY HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HER ŞEY O`NU HAMDIYLA TESBİH EDER…. FAKAT, SİZ ONLARIN TESBİHİNİ KAVRAYAMAZSINIZ !..” (17-44)

     İşbu canlı bilinçli katmanların varlıklarıDin” terminolojisinde “MELEK” diye adlandırılmıştır.

  • Evrende algılayabildiğimiz veya algılayamadığımız her şey bu “melek” adı verilen yapıyla oluşmuştur.. Yapıları tamamıyla “NUR” ya da tasavvuf deyimiyle “esmâ terkibidir”… Ve bunun sonucu olarak da hepsi, yapılarının ve boyutlarının gerektirdiği ölçüde bilinç ve güç sahibidirler..

    Evrende meydana gelen her şey ve her olay, bu “bilinç+enerji” terkiplerinin yapısal oluşumları sonucudur…

  • ENERJİ” kelimesiyle işaret edilen mânâyı da kapsayan salt soyut “BİLİNÇ” katmanından, bildiğimiz madde boyutuna; ve daha “ÜSTMADDE” boyutlarına kadar, her boyut, kendine has özel bir yapıya; ve o yapıdan oluşan “bilinç birimlerine” sahiptir…

  • BEN“, bedendeki değişimlerden ve kesilmelerden etkilenmediğine göre, bu demektir ki “bilinç” maddi bir şey değildir.. Ve mevcuttur!… Var olan hiç bir şey yok olmadığına göre, eskilerin, “kalp” veya “gönül” diye isimlendirdiği “ben” dediğiniz “bilinciniz“, “bedenin kullanım dışı kalmasıyla” asla yok olmayacaktır!… Bu takdirde sizi nasıl bir yaşam beklemektedir…

  • İbadetler, insanın, bilinçlenmesi ve güç kazanması içindir!..insanlar bu ibadetleriyle, bilinçlenebilir ve güç kazanabilirler…

    Ancak ne var ki tüm bunların ötesinde, “ALLAH”ın o bireyin cennete gitmesini takdir etmiş olması işin en önemli ve ana faktörüdür!… Şayet hakkında böyle bir takdir yoksa, birey ne kadar ibadet ederse etsin, bilinçlenirse bilinçlensin ve dahi güç kazansın; gene de Cennete giremez!..

  • İnsanın bir düşünsel yapısı vardır; bir de bedeni… Düşünsel yanı olan “bilinç” ya da “şuur” hiç bir zaman “bedensiz” kalmaz!… Bu beden, biyolojik-fiziksel beden olabilir; ya da “RUH” adı verilmiş bulunan halogramik ışınsal beden olabilir….

  • Kısa süreli hafıza yani önbellek, gün içinde kullandığımız verilerin muhafaza edildiği; anlık değerlendirmelerin yapılarak fiilleri ortaya çıkartan bölüm. Bu bazen birkaç saat, bazen de uyanık kaldığımız süreye kadar uzanan bir süreç. Önbellekte çalışma yapan bilinç, kendisinin gerekli gördüğü bu sürecin sonunda elindeki verileri bazen ana hafızaya aktarıyor bazen de aktarmadan silip atıyor. Tıpkı bilgisayardaki RAM ile Hard Disk gibi…

  • İnsan beyninin eseri olan bilinç ve hafıza, beyin tarafından tümüyle bu ruhta muhafaza edilmekte ve bu ruhun bedenle ilişkisi kesildikten sonra da insan aynı bilinç ile ölüm ötesi boyutta yaşamını sürdürmektedir. Kişinin ölüm sonrasında “mahşerde okuyacağı kitabı” budur kanaatimizce, yaşadıklarının virgülü kaybolmamacasına. 

    Bu “ALLAH” adıyla bildirilenin en büyük mucizelerinden biridir.
     Yediğimiz gıdalardan elde edilen enerji nasıl beyinde çeşitli dalgalara dönüştürülme noktasına uzanmaktadır? Bu akıl sahipleri için üzerinde hayli düşünülmesi gereken bir konudur.

    Beyin, dalgalar mı üretiyor!?… Beynin ürettiği çeşitli dalgalar artık bütün bilim adamları tarafından biliniyor!. Bilinmeyen ise beynin ürettiği bu dalgaların işlevlerinin ne olduğu. Bu konu henüz netlik kazanmış değil!… Henüz elde yeterince teknik imkân olmadığı için dalga spektrumundaki beynin ürettiği tüm dalgaların tespit edilememiş olduğu da açıktır!.

    Biz 1985’de “insan ruhu”nun dışardan gelmeyip beyin tarafında üretildiğini yazdığımızda bu konu konuşulmuyordu.

    Şimdi size 16 Mayıs 2002’de yayınlanmış bir makaleden paragraflar sunuyorum:

    The Conscious Electromagnetic (EM) Information Field —Bilinçli Elektromanyetik Bilgi Alanı)

    İngiltere’deki Surrey Üniversitesi hocalarından Profesör McFadden tarafından yayınlanmış bir makale.

    Senkronize Ateşlenme ve Beynin EM Alanı Üzerine Etkisi: EM Bilinç Alanı Teorisi Üzerine Bulgu.”

    Bakın yazıda özetle ne diyor Profesör McFadden, anlayabildiğim kadarıyla:

    “Bir hücre her ateşlendiğinde, elektriksel aktivite beynin EM (ElektroManyetik) alanına bir sinyal gönderiyor. Ancak, sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanına ulaşan dalgasal bilgi beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak birbirine bağlanır. Ancak, diğer sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanındaki nöronlara ulaşan dalgasal bilgi, beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak bağlantı kurar, bütünleşir. Bilincin karakteri olan bu bağlanmayı beynin EM alanı yapar.

    Profesör McFadden ve Yeni Zelanda’lı Nörobiyolojist Sue Pockett, beynin EM alanının bilincin kendisi olduğunu öne sürmüşlerdir.

    Beynin EM alanı sadece bir arşiv niteliğinde olan veri tabanı değil, adeta bir “komuta kontrol merkezi” gibi çalışan ve fiillerimizi oluşturan ilgili nöronları, aktive eden yada baskılayan bir merkezdirİşte bu faaliyet Profesör McFadden’e göre bizim irademizin fiziksel olarak ortaya çıkışıdır.

    Bu teori bilinçle ilgili eskiden beri sorulan zor soruya cevap getirmekte, özgür irade, spiritüel konular, yapay zeka, hatta yaşam ve ölümle ilgili birçok konuyla ilgili kavramlarımızı da derinden etkilemektedir.

    Çoğu insan, zihni, farkında, bilincinde olduğumuz şeylerin toplamı olarak tanımlar. Ancak birçok zihinsel aktivite biz farkında olmadan gerçekleşir. Yürüme, vites değiştirme, vs, zamanla nefes alma gibi otomatik hale gelir.

    Nöroloji biliminde en büyük soru, bilincinde olduğumuz beyin aktivitesi ile biz farkına varmadan gerçekleşen faaliyetleri yapan beyin aktivitesinin farkının ne olduğudur.

    Bir objeyi gördüğümüzde, retinadan sinyaller elektrik yüklü iyon dalgaları olarak sinirler yoluyla ilerlerler. Terminal sinire ulaştıklarında, nörotransmitterler vasıtasıyla komşu sinire atlarlar. Burada bir sinir hücresi, kendinden yukarıdaki bir grup sinirin vereceği eşik değere göre ateşlenip ateşlenmeyeceğine karar verir.

    Bu şekilde elektriksel sinyaller vücudumuza aktarılmadan önce beyinde işleme tabi tutulurlar. Peki, tüm bu iyon ve kimyasalların hareketi sırasında bilinç nerededir? Bilim adamları beyinde bilince ait bir yer veya yapıya rastlamış değiller. Bilinç sır olarak kalmıştır.

    Bizi insan yapan bilinçtir, diyor Professor McFadden. “Bilinç olmadan, dil, yaratıcılık, hisler, spiritüalite, mantık, zihinsel aritmetik, adalet duygusu kavranamaz.. Peki bilinç neden meydana gelmiştir?”

    Bu yazıda en önemli olgu EM alanıdır. Beynin ürettiği dalgalardan oluşan Elektromanyetik alan..

    Ruh” adını verdiğimiz yapı EM alandır veya değildir. Ama gerçek şudur ki beynin ürettiği ve hatta bilincin kendisi olduğu iddia edilen dalgalar söz konusudur!. Ve bir gün kişinin ölüm ötesi yaşam bedeninin de bu fizik bedenden ayrılan bu tür bir beyinsel enerji dalgası olduğu açığa çıkacaktır. Muhtemelen ben göremesem de..

  • Bilinç yani şuur, biyolojik bedendeyken hangi huyları ve değer yargılarını benimsedi ise onlarla yaşamına devam ediyor… Biyolojik bedeni olmasa da!… Mikrodalga bedeni ve beyniyle!…

    İşte, “nefsyani bilinç, biyolojik bedenli yaşamında bunları benimsediği; ve ölümle boyut değiştirerek bunlardan kurtulamayacağı için; “ölmeden evvel ölmek” çaresini getiriyor Hazreti Muhammed Aleyhisselâm!..

    Zira, normal ölümle ölürse kişi; o halinin sonuçlarını yaşamaktan başka yapabileceği bir şey yok ölüm sonrasında!.

  • “İnsansı“nın, “İnsan” kelimesine müsemmâ olabilmesi için, aklını kullanarak, kendi hakikatını tanıması, idrak etmesi; bedeninin bilincinde oluşturduğu kayıtlarından; bedenin istek ve arzularından kendini kurtararak; şuur boyutunda kendini bulması ve şuuru`nun, mutlak varlığın ilmi olduğunu farkedebilmesi gerekir…

    İnsanın, “birimsel bilinç” kabulünü yitirmesi, “Ölmeden evvel ölmek” dediğimiz bir biçimdir.

    Daha sonra da İlmi İlâhi`nin, “Akl-ı Kül” adı altında kendisinde zuhuru yönüyle “hilâfet“e lâyık olması gerekir.

    Demek ki insan, kendi bireysel varlığına dönük, bedenine dönük isteklerden, arzulardan arınıp, şuur boyutunda, bir bilinç varlık olarak kendini bulup, bu bilincinin sınırlarını âzamî ölçüde genişletip, varlığının mutlak varlık olduğunu tanıması suretiyle “hilâfet”e lâyık olacaktır!.

    Bu bilincindeki birimsellikten; bedenle yaşayan izâfi varlık olma kaydından yani “insansı“lıktan çıkabilmek için, önce, “Hakikat” konusunun ilmini elde etmek gerekir… Yani, kişide, ilm-el yakîn dediğimiz hâlin kemâl bulması gerekir.

  • İnsan“, bir bilinç varlığın adıdır ki; bugün et-kemik bedeni kullanır; yarın, ruh bedeni; cennete girebilenler ise “nur” olarak yaşarlar!.

    Dünya`da yaşarken, kendini bedensiz soyut bilinç varlık olarak hissedemeyenler, daha sonraki boyutlarda bunu hissedip yaşama olanağını elde edemeyeceklerdir.

    Dünyada bedenle yaşamanın hakkını vereyim diye yalnızca iş-eş-aş hakkıyla uğraşırken; bilinç varlık olmanın hakkını ihmal ederek bunu hissedemeyenler, ebeden kozmik evrensel bilinç boyutunda kendilerini tanıyamayacaklardır.

    Dünyada mertebe ve kerâmet peşinde koşan bedensellikle kayıtlanmış birimler, en büyük kerâmetinevrensel kozmik bilinç boyutundayaşamak olduğunun farkında bile değiller!.

  • İnsansı” için bedene dönük hedefler, tek amaçtır!… Hatta bedenin arzuları için, parasını, adını, yuvasını ve değerli bildiği ne varsa hepsini feda edebilir. Dinini, inancını bile terkedebilir. Çünkü onlar zaten lâfta mevcuttu! Çevresindekiler hiç önemli değildir; “insansı” sırf bedeni, zevk organları için yaşar!… Lâyığını da bulur!.

    “İnsan” ise bilinç için yaşar… “Allah” adıyla işaret edilene ermek en büyük ideâlidir!. Dünyevi ve maddî kayıplar onu hiç üzmez… Para, seks, nam-isim onda fazla bir değer taşımaz.

    Yaşadığı her an kimlere ne kazandırabilirim ebedî yaşamı itibariyle; diye düşünür ve her anını bu yolda değerlendirir.

  • Her nesnenin yapısındaki “bilinç“, onun özünü oluşturan aslı ve orijini olan “RUH”ta mevcut olan “bilinç“ten ileri gelmektedir… Ancak onda ortaya çıkan bilinç, ortaya çıktığı mahallin kâbiliyet ve istidadı nisbetinde olmaktadır.

  • “İnsan” ismiyle bilinen ve bir bedenle görünen yaratılmışı üç ayrı bölümde inceleyebiliriz:

    İNSAN… Bir BİLİNÇ varlıktır!… Tasavvufta, “ruhu nurânî” diye isimlendirilir…

    RUH beden… “Hologramik görüntülü dalga beden“…(1) Perisperi de denilir… Ruhu hayvânî denilen bu değildir!.. “Ruhu hayvânî” denilen biyolojik bedendeki canlılığı oluşturan bioelektrik enerjinin oluşturduğu dışarıya aura olarak yansıyan yapıdır…

    BEDEN… “Ruh-u insânî” denilen “hologramik görüntülü dalga bedeni” üreten beyni taşıyan ve ona gerekli hizmeti veren maddi-biyolojik yapı…

  • İNSAN” ismiyle isimlenen gerçek varlık, tamamıyle “BİLİNÇ“ten ibaret bir yapıdır..

    Bu şuur, beynin ürettiği bir düşünsel yapıdır. Beynin yapısındaki genetik bilgiler; artı astrolojik etkilerin meydana getirdiği özellikler; artı, şartlanmalar, artı bunların sonunda doğan düşünce sistemi, “kişilik şuuru” dediğimiz şeydir.

    Yukarıda saydığımız özellikler, beyin tarafından oluşturulur ve “RUH” dediğimiz “dalga bedene” yüklenir… Ve sonsuza dek bu dalga bedenle yaşamına devam eder.

    Esasen “BİLİNÇ“, hem dalga bedenden ayrı, ham de aynıdır!.. Eğer, dalga beden olmasayadı beyin bu özellikleri meydana getirmesine rağmen, bu “kişisel bilinç” ölüm denen beynin durmasıyla birlikte son bulacaktı ki; artık bu durumda ölümötesi yaşamdan söz edilemezdi… Ne var ki, beyin “RUH” adı verilen “hologramik dalga bedeni” üretmesi ve kendisindeki tüm verileri bu bedene yüklemesi, “İNSAN bilincini” ölümsüzleştirmiştir…

    Kişilik “ruh“u dediğimiz “dalga beden” dahi “mutlak RUH” ile varlığını sürdürmektedir…

    Eğer bir kişi, “bilinç” boyutunda kendini bulabilirse, hem kendisini “kozmik bilinç” boyutunda tanımış olur, hem de ışık hızının çok çok üzerindeki “düşünce hızına” ulaşır ki, bu boyutu yaşamanın hâlini dil ile ifade etmek âdeta imkânsızdır.

    Bireysel bilinç ne kadar kendini “kozmik bilinç” olarak tanırsa tanısın, bu şekilde hissederse hissetsin, sonsuza dek “kişilik” kavramı ortadan kalkmaz!..

    Bireysel bilinç, şartlanmalardan kendini arındırdıktan sonra bir şuur sıçramasıyla kendini “kozmik bilinç” olarak tanıyabilir…

    NEFS” kelimesiyle anlatılan ve “nefis” diye de bilinen hep bu “kişilik şuuru“dur…

    “Bireysel bilinç“in orijinal hâli, “Nefsi Sâfiye“dir…

    “Nefsi Sâfiye” işaret edilen “kozmik bilinç“, şartlanmalardan, şartlanmaların oluşturduğu değer yargılarından ve değer yargılarından doğan duygulardan oluşan perdelerle ve varsayım kabulle “kendi özünden” uzak düşmüş ve nihayet “nefsi emmare” denilen en alt bilinç seviyesine düşmüştür…

    “Nefs”, “benlikbilincidir!… Şartlanmalarından arındığı ölçüde “benliğini” çok daha öz boyutlarda bulup hisseder ve böylece de “ALLAH`a yaklaşmış” olur…

  • Bilinç” ise, “bilgi“den başka bir şey değil!.

    Bir düşünün bakalım… Bilinciniz ile bilginizi ayırabilir misiniz?

    Ben“, dediğiniz şey, gerçekte, “bilgi“den başka bir şey değildir!.

  • OKU“nan “Hakikat” neydi; ve dahi mecazlarla, işaretlerle, misâllerle anlatılmaya çalışılanlar nelerdi acaba? 
    Gerçekte, “görülenler” mi vardı, yoksa “OKU“nanlar mı?

    OKU“mak harfleri yan yana algılamak mıdır; yoksa, içsel veya dışsal ulaşıların beyin tarafından deşifre edilmesi midir?

    Beyin “görmekte” miydi, yoksa, “OKU“duklarının (data) sentezini mi açığa çıkarmakta idi “bilinç” adı altında?

  • Bilinç, beynin “print-out“udur, yani, dilediği kadarınının “çıktı”sı !.

  • İnsan“da açığa çıkan bilinç, gerçekte “evrensel bilincin“, beyinden “fıtrat“ına (programına) göre açığa çıkmış hâlidir!.

  • Gökten bir kitap inmemiştir! Yazılı bir metin inmemiştir!. Kurân’daki “KİTAP” kelimesinin Türkçedeki anlam karşılığı “BİLGİ” demektir!. Çevirilerde, her “kitap” kelimesi geçen yeri “bilgi” olarak okursanız olayı daha net fark edersiniz. “Semâ” kelimesi bilinç boyutlarına işaret eden bir kelimedir. “Nâzil olmak”, “bilinçte açığa çıkmak”, fark edilmek anlamındadır. Yani sözkonusu olan, gökten belli bir mekândan inen “ciltli bir kitap” değil; kişideki sezgisel yolla, bilincinin derinliklerinden inen bilgi söz konusudur!. Hazreti İsa dahi insanları semaya göklerin krallığına davet ederken, gerçekte bilincin derinliği olan ve gök kelimesiyle sembolleşen boyuta işaret ediyordu. Bu kavramları, “mekân”a bağlı olaylar şeklinde algılatabilecek çeviriler kesin yanlıştır!. Bu yanlış anlatımın sonu, “gökte tanrı ve onun yanından yeryüzüne gönderilmiş ciltli kitap” kabulüne kadar uzanır. Kurân, Allah ilminin Rasûlullah’ta özünden gelen bir ilimle açığa çıkışı sonucu “IKRA=OKU”nuşudur!.!. Bunun da okuma-yazma bilip bilmemekle alâkası yoktur!.

  • Mutlak bilinçli kulluk ancak “FAKR” ile tamam olur!. Bu konuda detaylı bilgiyi “GAVSİYE AÇIKLAMASI” isimli kitabımızda bulabilirsiniz..

  • Bellek dalgaları

    Bellek dalgaları kişinin tüm düşüncelerini, duygularını, arzu ve isteklerini; kısacası kişiyi başkalarından ayıran tüm zihinsel verilerini ihtiva eder!.. Bunlar, aynen televizyon dalgaları misâli, ses-görüntü yüklenmiş bir biçimde hologramik bedene eklenir.

    Ölüm ötesi kişilik, bu bellek dalgalarının muhtevası olarak sonsuza dek devam eder.

    Beyindeki tüm zihinsel faaliyet, hiç biri kaybolmaksızın, her an ruha yüklenir. Yüklendiği dalgalar dediğimiz hologramik dalga bedendir ki; ikinci ve üçüncü sırada saydığımız dalgalarla bir bağlantısı yoktur. Yani, ikinci ve üçüncü sırada anlattığımız dalgalar olmasa dahi direkt olarak sürekli bir biçimde, 1. anlattığımız bedene yüklenmektedir.

    Bilinç (şuur) dediğimiz şey, bu bellek dalgaları şeklinde -ruh’ta yerini alır. Bir diğer ifade ile, bilincin bedenidir bellek dalgaları!..

Geçen günkü sorularıma değerli dostlarımdan İsmet Bozdemir cevap yollamış… Aynen iletiyorum sizlere:

 1- Makrokozmoz ile mikrokozmoz arasındaki sınır nerede; nasıl; neden?

Varlık makrosuyla, mikrosuyla tek bir bütündür.

Tek bir vucut, tek bir mana olarak vardır.

Kendisine ALLAH ismi ile veya HU ismi ile işaret etmektedir.

Günümüzde Tümel Bilinç, Kozmik enerji gibi isimleri kullarak da anlaşılmasını dilemektedir.

Anlaşılması demek, kendini NOKTA’dan İNSAN’a – İnsandan NOKTA’ya tarzında tanıması, manalarını seyretmesi anlamına gelir.

Söz konusu seyirdeki sistem gereği makrokozmoz ile mikrokozmoz gibi kavramlar oluşmaktadır.

Makrokosmas ile mikrokosmos arasındaki sınır bu boyutlardaki bilinç birimlerinin algılama araçlarının kapasitesinden kaynaklanır.

Her algılama aracı sadece bulunduğu frekans kesitini ve aşağısını algılayabilmektedir.

Ancak tüm frekans boyutlarını icat eden ve kapsayan Bilince göre asla bir sınır söz konusu değildir.

2- Biz bu sınırın neresindeyiz?

Salt enerji, quant, elektron, proton, nötron, atom, malekül, madde MİKROKOSMOS ; yıldızlar, yıldız sistemleri, akdelikler, karadelikler, galaksiler, galaktik aileler, evren MAKROKOSMOS veya ÜSTMADDE şeklinde bir sıralama düşünülür ise İNSAN madde skalasında, tam ortada bir yerdedir.

Yani mecazi bir ifade ile merkezde.. Merkezde gerilim sıfırdır, çünkü herşey merkezin istediği şekilde gelişir; merkez hiçbirşeyden etkilenmez.

3- Tümel yapı nerede bölünüyor ve katmanlar oluşuyor?

Var olan tek yapı Bilinç’tir, başka varlık yoktur…

Bilinç için bölünmüşlük , katman veya salt yapı gibi manalar düşer…

Bilinçin dilediği manaları hayali söz konusudur sadece..

4- Varsa ayrı birimler ve katmanlar, nasıl oluşuyor?

Bilinç icat ettiği manalarını seyretmek istediğinde sanki katmanlar varmış gibi kabul eder ve yukarıda yapılan sıralama ortaya çıkar.

5- Varsa bunlar, sınırlar ne ve nerede?

Varlıkların varlıkları, Bilinç tarafından var kabul edilişleri dolayısı iledir.

Esasında yokturlar. “Varlık, yok olarak vardır.” denebilir.

Katmanlar, boyutlar aralarındaki sınır ise her boyuta yüklenen sonsuz manaların ifade ettikleri frekanslar nedeniyle aralarında meydana gelir.

Bu sonsuz frekansların ne karışmaları söz konusudur, ne de kaybolmaları..

6- Yoksa böyle bir şey mi yok?

Tüm katmanları kapsayan Bilince göre bir sınır yoktur..

Varlıklar, Bilinçte sadece isim olarak; finaldeki hallerini ihtiva eden mana biçiminde vardırlar.

7- Kaderini yazan kalem bu arada nerede? Kimin elinde?

Ayrı ayrı birimler olmadığından esasında Kader diye bir şey söz konusu değildir.

Tek Bilinç hayal ettiği manayı o mananın kendisi olarak ve mananın oluşacağı şartlarda seyretmek istediğinden, salt ilim boyutunda varkabul edilmiş isimlar, kendilerini ifade eden esma terkiplerini oluşturur.

Var kabul edilen ve ömürleri sadece var kabul edilişleri süreci kadar olan bu birimlerin yüklenmiş oldukları manalar, onların kaderi sayılır.

8- Bunlar sembollerse, bu semboller neye işaret ediyor; gerçeği ne işaretlerin?

Tüm anlatımlar ait oldukları katmandan öze, tek bilince götürecek tarzda semboller ile yapılmaktadır.

Böyle oluşu sistemi gereğidir, öyle dilenmiş, planlanmış olduğu içindir.

***

 

Soru

-Üstadım, şu anki Âdem neslinde bilinç olarak en geniş daireyi çizen mutlak şuurun özelliklerini tamamıyla ortaya koyabiliyor mu?

Üstad

-Hayır ortaya koyamaz.

 

Soru

-Tasarrufta bilinçli olarak ortaya çıkarma var mıdır, yoksa belirli bir ruh gücü ile mi tasarrufunu gerçekleştirir?…

Üstad

-Bilinçli olarak kullanım sözkonusudur; kemâlât ehli için… Kendiliğinden ortaya çıkan ise, özel ikrâm bâbındandır…

 

Soru

-Nefs boyutunda Nefs Tek`tir.. Buyurulurken, diğer yerde de 7`ler için: 7 ayrı Nefs, Tek bilinç tanımlaması yapılıyor… İzah eder misiniz?..

Üstad

-Yedi ayrı nefs kelimesindeki görüntüdeki kişi anlamına kullanılmıştır… Öz benlik anlamında değil…

 

Soru

-Her bilinç seviyesinin mutlaka bir gerisi olduğuna göre, göresellik nasıl kalkar?. Her bilinç seviyesi ancak sahip olduğu ilimle değerlendirme yapıyorsa, bunun bir üstü de mutlaka varsa, nasıl “görecelik” kalkacaktır? Teşekkürler.

Üstad

-Hiç bir zaman kalkmayacaktır!…

 

Soru

-Perdeler tek tek mi, yoksa birden mi kalkar?…

Bir sohbette “bilinç sıçramaları” şeklinde çoğul bir tâbir kullandınız.

Buna dayanarak perdelerin tek tek kalktığını düşünebilir miyiz? Yoksa her boyuta göre bu farklılık mı arzeder?..

Üstad

-“Perde”den kasıt, kişinin bahsi geçen konuyu kavramasına engel olan şartlanma bilgileridir…

Şartlanmalarıyla konuya bakışını kaldırınca, kavrama; bunun sonucunda da kişide idrâk açılması oluşur. Elbette ki tek tek olur…

 

Soru

-Üstadım, bizim boyutumuzda farklı algılanır mı demek istemiştim.. Yani bilinç boyutları genişledikçe kullanım alanı da genişler mi?…Tekrar teşekkür ederim…

Üstad

-Evet !…

BİLİNÇ

  • Şuur
  • Yapısını henüz değerlendiremediğimiz meçhul frekanslı bir dalga boyu…
  • Beyin genetiğinin oluşturduğu mânâlar…
  • Beynin ürettiği bir düşünsel yapı…
  • Kalb
  • Can
  • Gönül
  • “Ben”
  • Nefs

***

  • Bilinç(Şuur)
  • Bilincin oluşturucusu ve aracı(Beyin)
  • Beynin ürettiği düşünsel yapı
  • Varsanılan herşey, “Bilinçteki ilim mânâları”dır.
  • “Bilinç”, beyin genetiğinin oluşturduğu mânâlardır.
  • Bilinç, yapısını henüz değerlendiremediğimiz meçhul frekanslı bir dalga boyudur.
  • Evrendeki Holografik Bilinç
  • Yaşamda varolan herşey, bilincini meleklerden alır.
  • Evrende, “cansız” ve “bilinçsiz” birşey mevcut mudur?
  • Kozmik Bilinç(Evrensel Bilinç)
  • Bilinç, bölünür ve cüzlere ayrılır birşey değildir.
  • “Kuantsal boyut”ta herşey, tek bir şuur hâlindedir.
  • Bilinç, “Can”dır!
  • Bilincin, yaşamın ve herşeyin Evrenin dokusunu oluşturmasının şaşırtıcı sonuçları!
  • Birimlerde mevcud olan bilinç, aynı “Öz”den geldiği halde niçin farklılıklar gösterir?
  • “Özbilinç” noktası
  • İnsanda niçin bilinç oluşmuştur?
  • İnsanda şuur ne zaman meydana geldi?
  • Bilinç nasıl oluşur?
  • Bilinci oluşturan, yönlendiren, etkileyen faktörler nelerdir?
  • Bilinç nerede oluşur?
  • Beyin, oluşan bilinci ürettiği “ruh”a yükler!
  • “Bilincin bedeni”
  • Bilinç, hiçbir zaman bedensiz kalmaz!
  • Bilincin, ölüm ânında Ruh’u kullanması
  • Bilinç, “madde” değildir!
  • İnsan bilinci ölümsüzdür.
  • İnsan şuur  olarak bâkidir!
  • Bilinç, ölümü “tadar”; hiç kesinitiye uğramaksızın!
  • “Bilincin yaşı” var mıdır?
  • Bilincin sûreti yoktur!
  • “İnsan”, beden ve ruh değil; “Bilinç Varlık”tır!
  • Bilinç boyutunda “Dişilik” ve “Erkeklilk” kavramı var mıdır?
  • Bilinçte “Dişilik” ve “Erkeklik” kavramını oluşturan ve güçlendiren nedir?
  • Bilincin “Dişilik” ve “Erkeklik” kavramıyla bloke olmasının neticesi nedir?
  • Bilinç, bedene ait değildir!
  • “Ben” ve “Nefs” kelimeleriyle işaret edilen, “Bilinç”tir!
  • “Kişilik Şuuru”(“Bireysel Bilinç”- “Bilinç Sahibi “Ben”) nedir? “Ben” Bilinci nasıl oluşur?
  • “Kişilik Şuuru” diye adlandırılan düşünce sistemi
  • “Kişilik Bilinci”nin (Bireysel Bilincin) orijini nedir?
  • Eğer bir kişi, “bilinç” boyutunda kendini bulabilirse, ışık hızının üzerindeki “düşünce hızı”na ulaşır!
  • Şuur, niçin “Ruh”a izâfe edilmiştir?
  • Ruh Bedendeki Şuur (Kalb-Kalb Gözü-Şuur gözü-Basiret)
  • Ruh Bedende mevcud olan şuurdaki idrâk özelliği
  • Şuurdaki “Kara Nokta”
  • Bilinç, beyin faaliyetinin eseridir!
  • Şuurun algılama aracı nedir?
  • Bilincin öğeleri nelerdir?
  • “Zihinsel yetenek kapasitemiz” nedir? “Yeni düşünsel anlamlar”a nasıl sahip oluruz?
  • “Galaktik Bilinç”
  • Galaktik Bilinçler de yaşam boyutlarını değiştiriyorlar!
  • Öz Şuur, nasıl olup da “Birimsel Bilinç” hâline gelmiştir?
  • Bilinç kaç yönlüdür?
  • Bilincin örtüleri nelerdir? Bilinç nasıl sınırlanır ve kayıtlanır?
  • “Bilincin mezarı”
  • “Dünya saltanatı”na mı tâlipsiniz; “Semânın krallığı”na mı?
  • Bilinç bulanıklığı
  • Uykudaki bilinç (Şuurî Uyku-Bilincin uyku hâli)
  • Şuur boyutunda ölümü tatmak
  • Uykudan uyanan bilinç için, “rüya” biter!
  • Şirk’e bulanmış bilincin, Allah’ın sırlarını anlaması mümkün değildir!
  • Kalbin (Bilincin) Mârifet Nûruyla dirilmesi
  • Bilincin sınırları nasıl aşılabilir?
  • Üst Bilinç[Alt Bilinci-“Zeka”yı)] kontrol eden mekanizma] ve Alt Bilinç (Bilinçaltı-“Şeytan”)
  • Üst Bilinç, Alt bilinci[Üretimi olan fikri faaliyeti(“Zeka”yı)] kontrol eden mekanizmadır.
  • Üst Bilinç, evrensel gerçekleri bir bütün içinde değerlendirir!
  • Alt Bilincin akıl tarafından kontrol edilemeyişinin sonucu nedir?
  • Alt Bilinç, niçin evrensel gerçekler doğrultusunda kontrol altına alınmalıdır?
  • “Bilinçaltı”nı (Alt Bilinci) oluşturan kaynaklar
  • Bedensel bilincin hükmüne girmek
  • Gerçek değerini yitirmiş, bedene tâbi duruma düşmüş bilinç
  • Tefekkürden yoksun bilinç
  • Evrensel Bilinç boyutundan ebediyyen mahrum kalacak olanlar
  • Bilincin arınışı nasıl gerçekleşir?
  • Saflaşmış Bilince yolculuk, bilmekten değil; tatbik edip yaşamaktan geçer!
  • Bilinç, benimsediği huylardan ölümden sonraki boyutta kurtulabilir mi?
  • Bilinç Sıçraması
  • Bilinç Sıçramaları
  • Bilinç ne zaman “Sidre-i Müntehâ”dadır?
  • Bilinç, makro ve mikro varlıklarla iletişim kurabilir mi?
  • “Üst Bilinç”in katılaşması… “Alt Bilinç”in de(Şeytan”ın da) yaptıklarını kendilerine süslü göstermesi.
  • “Şuurun Kayması”(“Ruh’un Kayması”)
  • Şuurun Orucu
  • “Şuurun Orucu” nasıl bozulur?
  • Şuurunun imtihanı
  • Şuuru bedenine tâbi olanın…

 

BAKARA 2-43 Salatı ikame edin (afaki ve enfüsi yönelişi yaşayın), zekatı (size bağışlananın bir kısmını karşılıksız) verin; rüku edenlerle beraber rüku edin. (Varlığınızdaki Allah Esma`sının azametini hissedip, tespih edin ve bunun nefsin hakikati olan Muhit tarafından algılandığını, rükudan kalkıp “semiAllahu……” derken fark edin.)

BAKARA 2-44 insanlara Birr`i (Allah Esma`sının sizde oluşturduğu güzelliği yaşamayı) tavsiye ederken, kendi nefsinizde bunu (hissedip) yaşamayı unutuyor musunuz? Oysa Kitabı (varlığın hakikatı bilgisini) okuyorsunuz… Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

BAKARA 2-54 Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim, buzağıyı kendinize (tanrı) edinerek nefslerinizdekine (hakikatinize) zulmettiniz! Bu yüzdendir ki Bari`ye (varlığı kendi Esma`sıyla özel bir yapıda yaratana) tövbe edin (varlığınızdaki kendisini inkar edip, dışınızda tanrı edindiğiniz için) ve benliklerinizi öldürün! Bunu yapmanız Bari indinde hayırlıdır, tövbenizi kabul eder. Muhakkak ki O, tövbe edeni bağışlayan ve sonucunda rahmetini bağışlayandır.”

BAKARA 2-57 Ve sizi (yakıcı hakikatten perdeleyen ve beşeriyetinizin idamesini sağlayan) bulutla gölgeledik; üzerinize menn (varlığınızı oluşturan Allah Esma`sındaki kudret kuvvesi) ve selva (manevi aleminizi hissetme duygusu) inzal ettik (hakikatinizden şuurunuza)… “Rızık olarak verdiğimiz temiz şeyleri yeyin”, dedik. Onlar (hakikat bilgisini değerlendirmeyerek) bize zulmetmediler, kendi nefslerine zulmettiler! (Burada ayetin bir batın yorumuna yer verilmiştir zahir anlamı yanı sıra. A.H.)

BAKARA 2-59 Ne var ki, onların arasındaki nefsine zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Bunun sonucu olarak biz de semadan (şuur boyutundan) ricz (vehim, azaba sebep olacak fikirler) inzal ettik.

BAKARA 2-62 (Gizli şirk içinde olsalar bile {Yusuf: }) iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler (yıldızların tanrı olduğuna inanıp onlara tapanlar) arasından; nefslerinin Allah Esma`sından meydana geldiğine ve gelecekte yaşanacak sürece iman edenler ve bunun gereği kendilerini selamete çıkaran çalışmalara devam edenler, Rablerinin (Esma bileşimlerinin) indinde ecre (bunun getirisi olan kuvvelere) kavuşurlar. Onlar için ne korkulacak bir şey kalır ne de onları üzecek bir olay!

BAKARA 2-87 Andolsun ki Musa`ya (Kitap) hakikat bilgisi verdik; ondan sonra da birbiri ardınca içinizden Rasullerle takviye ettik. Meryemoğlu isa`ya da beyyineler (hakikat bilgisinin apaçık tasdiki olan haller) verdik. Onu Ruh-ül Kuds (Onda açığa çıkardığımız kuvve) ile teyit ettik. Nefsinizi yüceltmek uğruna, ne zaman hevanıza uymayan gerçekleri dillendiren Rasuller gelse, onların bir kısmını yalanlayıp, bir kısmını da öldürdünüz.

BAKARA 2-90 Haset yüzünden, Allah`ın fazlından (hakikatinden şuuruna) inzal ettiği kullarından birini inkar ederek, karşılığında nefslerindeki hakikati örtmeleri ne kötüdür! Bu yüzdendir ki gazap üstüne gazaba uğradılar (hakikatlerinden perdeli yaşam derekesine düştüler). Hakikati inkar edenler (kafirler) için, alçaltıcı bir azap oluşur.

BAKARA 2-92 Andolsun ki Musa size hakikatinin açığa çıkardığı apaçık deliller ile gelmişti… Buna rağmen siz bir buzağıyı (tanrı) edinerek nefsinize (hakikatinize) zulmettiniz.

BAKARA 2-102 Bunlar Süleyman`ın (hakikatinin oluşturduğu) mülkü (tasarruf ettikleri) hakkında da (inkara gidip), şeytanlara (vehim yollu saptırıcılara) tabi oldular. Süleyman kafir olmamıştır (hakikatinden perdelenmemiştir). Lakin o şeytanlar kafir olmuştur (hakikati inkar ederek); zira insanlara sihirbazlık ve Babil`deki iki meleğe (Melik`e) inzal olanı öğretirlerdi. Oysa: “Biz imtihan vesilesiyiz; sakın hakikatinizdekini örterek (dış kuvvetlere başvurmak suretiyle sihir yapıp) kafir olmayın” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlar karı-kocayı birbirinden ayıracak şeyleri öğretiyorlardı. Onlar Allah`ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine faydası olmayıp aksine zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun ki, onu (sihri) satın alanların sonsuz gelecekte hiçbir nasibi olmayacaktır. Nefslerinin hakikatini ne kadar kötü bir şeye sattıklarını bir bilselerdi!

BAKARA 2-123 Ve korunun o süreçten ki, hiçbir nefs bir başkası için bir şey ödeyerek onu kurtaramaz. Ondan bir fidye (kurtuluş bedeli) kabul edilmez; ona şefaat fayda vermez ve dahi yardım edilemez!

BAKARA 2-187 Sıyam günlerinin gecelerinde kadınlarınıza yaklaşmak (cinsellik) helal kılındı. Onlar sizin, siz de onların elbisesisiniz (kişinin dış dünyasındaki en yakını). Allah bu konuda nefsinize haksızlık ettiğinizi (gece de oruç devam eder cinsellik yapılmaz zannınızı) bildi de yanlıştan dönmenizi (tevbenizi) kabul etti ve sizi affetti. Artık onlara Allah`ın hükmü kadarıyla yaklaşabilirsiniz. Gün başlangıcına (gecenin karanlığının günün aydınlığına dönüşme sürecine) kadar, yeyip için. Sonra sıyamı geceye kadar yaşayın. Mescidlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar Allah`ın koyduğu sınırlardır ki onlara yanaşmayın. işte Allah, işaretleri böylece açıklar ki bilfiil korunasınız.

BAKARA 2-207 insanlardan öyle kimse de vardır ki, Allah rızasının kendisinde açığa çıkması için nefsini (benliğini) feda eder!.. Allah, kullarının hakikatinden Rauf olarak açığa çıkar.

BAKARA 2-215 Sana soruyorlar, neyi, kime Allah (rızası) için karşılıksız bağışlayacaklarını. Hayır olarak bağışlayacağınız şeyler, ana-baba, akraba, yetimler, yoksullar ve evinden uzak düşmüş yolcular içindir. Hayırdan ne yaparsanız, Allah (Esma`sıyla nefsinizi yaratan olarak) bilir.

BAKARA 2-223 Kadınlarınız sizin (evlat verecek) tarlanızdır. Ona göre, nasıl isterseniz öylece ekin tarlanızı. Nefsleriniz için geleceğe hazırlık yapın. Ve Allah`tan korunun ve iyi bilin ki, O`na kavuşacaksınız. iman edenlere müjdele!

BAKARA 2-229 Boşanma iki defadır. Ondan sonrası ya devamdır ya da geri dönmesiz serbest bırakmadır. Karılarınıza verdiklerinizden bir şeyi (boşanma yüzünden) geri almanız helal değildir. Eğer karı ve koca Allah hudutları içinde yaşamakta zorlanırlarsa, kadının erkekten aldıklarını iade ederek boşanma isteme hakkı vardır ve bundan dolayı suçlu olmaz. işte bunlar Allah`ın size koyduğu sınırlardır ki sakın aşmayın. Kim sınırları aşarsa nefsine zulmedenlerden olur.

BAKARA 2-231 Karılarınızı boşadığınızda üç aybaşı süresi tamamlandığında ya güzellikle devam edin ya da iyilikle serbest bırakın. Eziyet amacıyla onları kendinize bağlı tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah hükümlerini önemsememezlik yapmayın. Allah`ın üzerinizdeki nimetini ve Kitap ve Hikmetten inzal ettiğini hatırlayın. Allah`tan korunun ve iyi bilin ki, Allah her şeyin (Esma mertebesi itibarıyla) hakikati olarak bilir.

BAKARA 2-233 (Boşanmış annelerin) süt emzirmesini tamamlatmak isteyen (babalar) için, anneler iki tam yıl çocuklarını emzirebilirler. Bu süre zarfında onların rızkı ve giyim kuşamı örfte olduğu üzere babanın yükümlülüğündedir. Hiçbir nefse kapasitesini aşan teklif edilmez. Ne bir ana ne de bir baba çocuğu yüzünden zarara sokulmamalıdır. Varise düşen de aynen böyledir. Eğer kendi rızaları ile anlaşarak çocuğu iki yıldan önce sütten kesmek isterlerse kendilerine bir suç yoktur. Eğer çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek isterseniz, örf üzere verilmesi gerekeni ödediğiniz takdirde, bunda da bir beis yoktur. Allah`tan korunun ve iyi bilin ki Allah (tüm yaptıklarınızın yaratanı olarak) Basir`dir.

BAKARA 2-251 Derken (biiznillah) nefslerinin hakikati olan Allah Esma`sının elvermesiyle, onları hezimete uğrattılar. Davud, Calut`u öldürdü. Allah (Davud`a) mülkü ve Hikmeti verdi ve dilediğini ona talim etti (programladı esma`sıyla özünden gelen bir yolla). Eğer Allah insanların (eliyle) diğer bir kısmını saf dışı etmeseydi, elbette arz bozulurdu (yaşanmaz olurdu). Fakat Allah`ın fazlı alemler üzerinedir.

BAKARA 2-254 Ey iman edenler, ne alışverişin, ne dostluğun, ne de şefaatin olmadığı günden önce, sizi rızıklandırdıklarımızdan infak edin (imanınız dolayısıyla karşılıksız bağışlayın)… Kafirler (Hakikati inkar edenler), zalimlerin (kendi nefsine zarar verenlerin) ta kendileridir.

BAKARA 2-255 Allah O, tanrı yoktur sadece Hu! Hayy ve Kayyum (yegane hayat olan ve her şeyi kendi isimlerinin anlamı ile oluşturan-devam ettiren); O`nda ne uyuklama (alemlerden bir an için olsun ayrılık), ne de uyku (yaratılmışları kendi haline bırakıp kendi Zati dünyasına çekilme) söz konusudur. Semalarda ve arzda (alemlerdeki tümel akıl ve fiiller boyutunda) ne varsa hepsi O`nundur. Nefsinin hakikati olan Esma mertebesinden açığa çıkan kuvve olmaksızın (biiznihi) O`nun indinde kim şefaat edebilir… Bilir onların yaşadıkları boyutu ve algılayamadıkları alemleri… O`nun dilemesi (elvermiş olması) olmadıkça ilminden bir şey ihata edilemez. Kürsüsü (hükümranlık ve tasarrufu {rububiyeti}) semaları ve arzı kapsamıştır. Onları muhafaza etmek O`na ağır gelmez. O aliyy (sınırsız yüce) ve Azim`dir (sonsuz azamet).

BAKARA 2-281 Allah`a döndürüleceğiniz o günden korunun. işte o zaman her nefse kazandığı tamı tamına verilir ve onlara zulmedilmez.

AL-U iMRAN 3-30 Her nefs, hayır veya kötülük olarak ne yaptıysa, o gün karşısında bulacaktır. Arzu eder ki, onunla arasında erilmez mesafeler bulunsun! Allah sizi (yaptıklarınızın sonucunu kesin yaşatacağı içindir ki) kendisinden sakınmanız için uyarır. Allah kullarına hakikatlerinden Rauf`tur.

AL-U iMRAN 3-93 Tevrat inzal edilmemişken, israil`in kendi nefsine haram kıldıkları (yasakladığı) istisna, yiyeceklerin hepsi israiloğullarına helal idi. De ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız getirin vahiy olanı (Tevrat`ı), okuyun!”

AL-U iMRAN 3-114 Allah`ın Esma`sının nefslerinin hakikati olduğuna ve sonsuz geleceğe iman ederler, Hak ve hakikatle hükmederler, Din`e ters düşen şeylerden insanları sakındırırlar ve (maddi-manevi) hayırlara koşuşurlar. işte onlar salihlerdir.

AL-U iMRAN 3-117 Onların şu süfli madde boyutunda (esfeli safiliyn-dünya hayatı) harcadıklarının misali, kendi nefslerine zulmeden bir topluluğun ekinlerine isabet edip, onu mahveden dondurucu bir rüzgara benzer. Allah onlara zulmetmedi, lakin onlar kendilerine zulmediyorlar.

AL-U iMRAN 3-135 Onlar utanılacak bir iş yaptıklarında veya (Allah`tan perdelenerek) nefslerine zulmettiklerinde; Allah`ı düşünüp yaptıkları yanlış, kusur dolayısıyla istiğfar ederler. Suçları da Allah`tan başka kim bağışlayabilir (ki)! Onlar yaptıkları yanlışlarda ısrarlı değillerdir.

AL-U iMRAN 3-161 Bir Nebinin emanete hıyanet etmesi mümkün değildir. Her kim hıyanet ederse, hıyaneti boynunda asılı olarak gelir! Bundan sonra her nefse (yaptıklarıyla) kazandığı tam olarak verilir; onlara zulmedilmez!

AL-U iMRAN 3-164 Andolsun ki Allah iman edenlere bir lütuf olarak, içlerinde nefslerinden bir Rasul ba`s etti (aralarından kendi türlerinden bir Rasul ortaya çıkardı) O`nun işaretlerini okuyor; onları arındırıyor, onlara hakikat bilgisini ve Hikmeti (her şeyin oluş sistem ve düzenini) öğretiyor. (Halbuki) onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler!

AL-U iMRAN 3-165 Düşmanlarınıza iki katını tattırdığımız bir musibet sizin başınıza gelince “Bu nasıl, neden oldu?” diyorsunuz. De ki: “O, nefsaniyetinizin getirisidir!” Kesinlikle, Allah her şeye Kadir`dir.

AL-U iMRAN 3-186 Andolsun ki, mallarınızla ve nefslerinizle imtihan edileceksiniz. Sizden önce hakikat bilgisi verilenler ve şirk ehli tarafından incitileceksiniz. Eğer dayanır ve korunursanız (bilin ki) bu ancak azminizle başarılır.

AL-U iMRAN 3-192 Rabbimiz, sen kimi ateşe atarsan onu muhakkak aşağılamış olursun. Nefsine zulmedenlere hiçbir yardımcı (kurtarıcı) olmaz!

NiSA 4-1 Ey insanlar, sizi tek bir nefsten (insan şuurundan) yaratan ve ondan da kendi eşini (beden) halk eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın üretip (Dünya`ya) yayan Rabbinizden korunun! Korunun O Allah`tan ki, siz O`nun hürmetine (kişinin hakikatinin Esma olması sebebiyle hakikatte Allah`tan) ve de Rahimlerin hatırına (Esma mertebesinin oluşturduğu insani hakikat dolayısıyla) birbirinizden istersiniz. Çünkü Allah, Esma`sıyla sizi her an kontrolünde tutandır (Rakib`dir).

NiSA 4-29 Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı anlaşmaya dayanan ticaret yoluyla bile olsa batıl olarak (meşru olmayan gerekçelerle) yemeyin. Nefslerinizi (yanlış işler yaparak) katletmeyin. Muhakkak Allah varlığınızı meydana getiren Esma`sıyla Rahim`dir.

NiSA 4-63 işte onlar, Allah`ın kalplerindekini bildiği kişilerdir. Onun için sen söylediklerine aldırma ve onlara öğüt ver ve nefsleri hakkında içlerine işleyecek açıklıkta söz söyle.

NiSA 4-64 Biz her Rasulü, kendilerine Allah`ın izniyle itaat edilmeleri için irsal ettik. Eğer onlar nefslerine zulmettiklerinde sana gelselerdi de Allah`tan bağışlanma niyaz etselerdi, Rasul de onlar için istiğfar dileseydi, elbette Allah`ı Tevvab ve Rahim bulacaklardı.

NiSA 4-66 Eğer onların üzerine “nefslerinizi öldürün” (Allah uğruna ölümü göze alıp ölün) veya “yurtlarınızdan çıkın” diye yazsaydık, pek azı dışında, bunu yapamazlardı. Eğer onlar kendilerine yapılan bu nasihati uygulasalardı, elbette haklarında hayırlı ve en sağlıklı karar olurdu.

NiSA 4-84 Allah uğruna savaş! Nefsinden başkasına sorumlu değilsin! iman edenleri de teşvik et. Umulur ki Allah, hakikati inkar edenlerin gücünü kırar. Allah`ın gücü de daha şiddetlidir, yaptıklarının sonucunu yaşatması da daha şiddetlidir.

NiSA 4-95 Mazeretsiz, evde oturup seferden kaçan iman edenler ile Allah yolunda mallarıyla, nefsleriyle mücahede edenler, eş değerde olmazlar… Allah, mallarıyla ve nefsleriyle mücahede edenleri, oturup kalanlardan derece olarak üstün kıldı… Hepsine Allah en güzeli vadetmiştir… (Ancak) Allah, mücahitleri, oturup kalanların üzerine büyük bir mükafat ile üstün kılmıştır.

NiSA 4-97 Muhakkak ki melekler, nefslerine zulmeder halde vefat ettirilen kimselere, “Ne işte idiniz (niye nefsinize zulüm olan şu şartlar içindesiniz)?” dediler… (Onlar da) dediler ki: “Biz Arz`da zayıf, çaresizdik”… (Melaike de) dedi ki: “Allah Arz`ı geniş olmadı mı, orada hicret etseydiniz?”… işte bunların ulaşacağı yer cehennemdir… O ne kötü sondur!

NiSA 4-107 Nefslerine ihanet edenleri savunma! Muhakkak ki Allah nefsine ihanet suçuna ısrarla devam edeni sevmez.

NiSA 4-110 Kim bir suç işler ya da nefsine zulmederse (benliği yüzünden-benliğini Allah`a şirk koşarsa); sonra (suçunu idrak edip) Allah`a istiğfar ederse, Allah Gafur`dur, Rahim`dir (bağışlayıcıdır ve rahmetinden kaynaklanan güzellikleri yaşatandır)…

MAiDE 5-88 Allah`ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib olanı yeyin… Korunun Allah`tan ki siz O`na, Esma`sıyla nefsinizin hakikati olduğu inancıyla, iman edenlersiniz!

MAiDE 5-105 Ey iman edenler… Siz nefsinizden sorumlusunuz! Siz hidayet üzere oldukça, sapmış olan size zarar veremez! Sizin hep birlikte dönüşünüz Allah`adır… Yapmış olduklarınızın size neler getirdiğini gösterecektir!

MAiDE 5-116 Ve hani Allah şöyle dedi: “Ey Meryemoğlu isa!.. insanlara, `Allah`ın dununda beni ve annemi iki ilah edinin` diye sen mi söyledin?”… (isa) dedi ki: “Subhaneke (tenzih ederim seni)! Benim, Hak olmayanı söylemem nasıl mümkün olur? Eğer onu söylemişsem, (zaten) kesin sen onu bilmişsindir! Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem! Kesin ki gaybların tamamını bilen sensin, sen!”

EN’AM 6-12 De ki: “Semalar ve arzda olanlar (Esma ül Hüsna`sının işaret ettiği manaların açığa çıkması için yoktan {birbirlerine GÖRE} var kıldıkları) kimindir?” De ki: “Allah`ındır!” Rahmeti (Er-Rahman ismi özelliği sonucu alemleri yaratmayı) nefsi üzerine yazmıştır! Sizi, kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet sürecinde toplayacaktır! Nefslerini hüsrana uğratanlar; işte onlar, iman etmezler!

EN’AM 6-20 O kendilerine hakikat bilgisi verdiklerimiz var ya, Onu (Hz.Rasulullah`ı), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar… Nefslerini hüsrana uğratanlar, işte onlar, iman etmezler.

EN’AM 6-24 Kendi nefsleri aleyhine nasıl yalan söylediklerine ve uydurdukları (hayallerinde tanrılaştırdıkları) şeylerin nasıl da onlardan kaybolup gittiğine bir bak.

EN’AM 6-26 Onlar hem (başkalarını) Ondan (Hz.Rasulullah`tan) engellerler, hem de (kendileri) Ondan uzaklaşırlar! Sadece kendi nefslerini helak ediyorlar, ama bunu idrak edemiyorlar!

EN’AM 6-54 (Esma`nın açığa çıkışı olan) işaretlerimize iman edenler sana geldiklerinde de ki: “Selamun aleyküm… Rabbiniz rahmeti nefsine yazmıştır! Sizden her kim bilgisizlikten bir kötülük yapar da, arkasından tövbe eder ve (halini) düzeltirse, muhakkak ki O, Gafur`dur, Rahim`dir.”

EN’AM 6-70 Dinlerini bir oyun ve eğlence edinmiş, kendilerini dünya hayatının aldatmış olduğu kimseleri, kendi hallerine bırak. Ancak bununla beraber hatırlat ki, bir nefs yaptıkları sonucu helake düşmesin! Onun Allah dunundan ne bir Veli`si ve ne de bir şefaatçisi olmaz… Her fidyeyi verse de, ondan alınmaz! işte bunlar yaptıklarının getirisi yüzünden rehin tutulacak olanlardır… Onlar için yakıcı bir içecek ve hakikat bilgisini inkar etmeleri nedeniyle de acı bir azap vardır.

EN’AM 6-95 Muhakkak ki Allah tohumu ve çekirdekleri çatlatıp yarandır (Esma tohumundan varlık suretlerini yaratan)! Ölüden (hakikat ilmi yoksunu) diriyi (Hayy ismi özelliğiyle ölümsüzlüğünü fark edeni) çıkarır… Diriden (hakikat bilgisiyle yaşarken-mülhime kavrayışı içindeyken) de ölüyü (kozasını terk edemeyip nefsi emmareye-bedenselliğe düşeni) çıkarır! işte Allah budur! Nasıl (halden hale) çevriliyorsunuz?

EN’AM 6-98 Hu ki, sizi Nefs-i Vahide`den (TEK BiR NEFS`ten) inşa etti… Müstekarr (istikrar bulma yeri-hakikatini tanıma ve yaşamada kararlılık için)… Müstevda (beden-emaneten kalma yeri)… Hakikaten biz, anlayışı açık bir halk için işaretleri tafsil ettik.

EN’AM 6-151 De ki: “Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram ettiğini `OKU`yayım: O`na bir şeyi ortak koşmayın… Ana-babaya ihsan üzere olun… Fakirlikten dolayı evlatlarınızı öldürmeyin… Sizin de onların da gıdasını biz veririz! Fevahişin (çirkin suçların) açık olanına da (içki, fuhuş… gibi) içsel olanına da (suç olanları düşünmek) yaklaşmayın… Hak kılınan hariç (kısas gibi), Allah`ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin! Aklınızı kullanmanız için, (Allah) size bu uyarıyı yapar!”

EN’AM 6-152 (Yetim) olgunluk yaşına ulaşıncaya kadar, en güzel şekilde idare amacı hariç, yetimin malına yaklaşmayın… Ölçme ve tartmayı adaletle tam yapın… Hiçbir nefse kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da hakkı söyleyin, isterse yakınınız olsun! Allah`a olan sözünüzü yaşayın! Aklınızı kullanmanız için, (Allah) size bu uyarıyı yapar!

EN’AM 6-164 De ki: “O her şeyin Rabbi iken, Allah`ın gayrı Rab mi düşünürüm! Her nefsin kazandığı sadece kendinedir… Bir suçlu, başka birinin suçunun vebalini yüklenmez! Sonra dönüşünüz Rabbinizedir! Hakkında ayrılığa düştüğünüz hususları size bildirecektir.”

ARAF (A’RAF) 7-3 Rabbinizden size inzal olunana tabi olun… Rabbinizin dununda velilere (dışsal {rabbani hakikatinizden ayrı düşürecek bilgi verenler} veya içsel {nefsani-şehevi}) tabi olmayın… Bunu ne kadar az hatırlayıp, üzerinde derin düşünmüyorsunuz!

ARAF (A’RAF) 7-9 Kimin de mizanları (değerlendirilmeleri) hafif gelirse, işte onlar da delillerimize zulmetmeleri dolayısıyla nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir.

ARAF (A’RAF) 7-19 Ey Adem! Sen ve eşin cenneti yaşam ortamı edinin… ikiniz de istediğiniz yerden yeyin… (Ancak) şu ağaca (bedene-bedenselliğe) yaklaşmayın… Nefsine zulmedenlerden olursunuz.

ARAF (A’RAF) 7-23 Dediler ki: “Rabbimiz! Nefsimize zulmettik… Eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmez isen, biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

ARAF (A’RAF) 7-42 iman edip imanının gereği fiiller ortaya koyanlara gelince… Ki biz, hiçbir nefsi, kapasitesinin üstündeki ile mükellef kılmayız; işte onlar cennet ehlidirler… Onlar orada ebedi kalıcılardır.

ARAF (A’RAF) 7-53 Sadece tevilini (kesin anlamını) bekliyorlar? O`nun tevilinin açığa çıktığı süreçte, daha önce onu unutmuş olanlar şöyle derler: “Gerçekten Rabbimizin Rasulleri Hakk`ı getirmiş… Acaba bizim için şefaatçilerden var mı ki, bize şefaat etsinler yahut döndürülelim de (daha önce) yaptıklarımızın gayrını yapalım!” Onlar gerçekten nefslerini hüsrana uğrattılar ve varsandıkları şeylerin boş olduğunu gördüler!

ARAF (A’RAF) 7-128 Musa kavmine dedi ki: “Allah`tan (Uluhiyeti dolayısıyla hakikatinizden; nefsinizi oluşturan El Esma`sındaki kuvveden) yardım isteyin ve sabredin… Muhakkak ki o yeryüzü, Allah`ındır… Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar… Gelecek, korunanlarındır!”

ARAF (A’RAF) 7-158 De ki: “Ey insanlar… Kesinlikle ben hepinize gelmiş Allah Rasulü`yüm… Semaların ve arzın mülkü “Hu”nundur! ilah yoktur sadece “Hu”! Diriltir, öldürür! Bu yüzden iman edin, Esma`sıyla nefsinizin dahi hakikati olan Allah`a ve Ümmi Nebi olan O Rasul`e ki O, Esma`sıyla nefsinin dahi hakikati olan Allah`a ve O`nun bildirdiklerine iman eder. Ona tabi olun ki hakikate erdirilesiniz.”

ARAF (A’RAF) 7-160 Biz onları on iki gruba, (on iki) topluluğa ayırdık… Halkı ondan su istediklerinde Musa`ya: “Asa olarak (kendindeki kuvvelerle asanı bütünleştirmiş olarak) taşa vur” diye vahyettik… Ondan on iki kaynak fışkırdı… Her grup kendi meşrebini (içeceği yeri) hakikaten bildi… Bulutu üzerlerine gölge yaptık ve kudret helvası ve bıldırcın inzal ettik… (Dedik): “Sizi rızıklandırdığımız temiz pak şeyleri yeyin”… Onlar bize zulmetmediler, nefslerine zulmetmekteydiler.

ARAF (A’RAF) 7-172 Hani Rabbin Ademoğullarından, onların bellerinden (menilerinden, genlerinden) kendi zürriyetlerini alıp; onları kendi nefslerine şahitlendirerek sordu: “Elestu BiRabbiküm = Rabbiniz değil miyim?”, (onlar da) “KALU= dediler, BELA = evet, Şehidna = bilfiil şahidiz”… Kıyamet sürecinde, “Biz bundan kozalıydık (gafildik)” demeyesiniz! (islam fıtratı üzerine yaratılır tüm insanlar konusunu anlatmakta… A.H.)

ARAF (A’RAF) 7-175 Onlara şu şahsın haberini bildir; ona işaretlerimizi verdik de onlardan sıyrılıp çıktı (hakikati unutup nefsaniyetiyle yaşamaya başladı)… (Derken) şeytan (vehim) onu (kendine) tabi kıldı ve (nihayet o) azgınlardan oldu.

ARAF (A’RAF) 7-177 (Esma`nın çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayan ve (böylece) nefslerine zulmetmiş olan topluluğun durumu ne kötüdür!

ARAF (A’RAF) 7-188 De ki: “Allah`ın dilediği dışında, nefsim için ne bir fayda ve ne de bir zarar oluşturabilirim… (Mutlak) gaybı biliyor olsaydım, elbette hayrına çoğaltırdım… Bana kötülük de dokunmazdı… Ben ancak bir uyarıcı ve iman eden topluluğa bir müjdeleyiciyim.”

ARAF (A’RAF) 7-189 Hu ki, sizi TEK bir nefsten (makro planda: Hakikat-i Muhammedi-aklı evvel; mikro planda: insanlık şuuru-aklı-kül) yarattı ve ondan da eşini (makro planda: evreni; mikro planda: bedeni) oluşturdu; ona yerleşsin diye… Onu (eşini) örtüp bürüyünce, (eşi) hafif bir yük yüklendi, onu taşıdı… Ağırlaştığında, ikisi birden Rableri olan Allah`a: “Andolsun ki, eğer bize bir salih verirsen, mutlaka biz değerlendirenlerden oluruz” diye dua ettiler. (Bu ayet, hem alemlerin oluşuyla ilgili olarak anlaşılabilir, hem de insanın oluşumuyla.)

ARAF (A’RAF) 7-192 (Allah`a ortak koşulanlar) onlara yardıma muktedir olamadıkları gibi, kendi nefslerine de yardım edemezler!

ARAF (A’RAF) 7-205 Rabbini nefsinde, haddini bilerek hissederek ve gizlice, gösterişsiz, sesini yükseltmeden, sabah-akşam zikret, hatırla ve derinliğine düşün! Gafillerden olma!

ENFAL 8-53 işte bu böyledir… Bir topluluk nefslerindekini değiştirmedikçe, Allah onlara (hakikatlerinden) olan nimetini değiştirmez! Allah Semi`dir, Alim`dir.

TEVBE 9-17 Nefslerindeki inkarın bizzat şahidi olan müşriklerin, Allah`a secde mahallerini imar etmeleri mümkün değildir… Onların tüm yaptıkları boşa gitmiştir… Onlar Nar`da (yakan ateşte-radyasyon) sonsuza dek kalırlar!

TEVBE 9-35 Cehennem Narı`nda, altın-gümüşün üzeri kızdırılıp, bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı (çepeçevre azap görecekleri) süreçte (denilecek ki): “işte bu nefsleriniz için toplayıp sakladıklarınız; artık tadın hazine edindiğinizin (sonuçlarını)!”

TEVBE 9-36 Muhakkak ki Allah indinde, semaları ve arzı halkettiği süreçte Allah ilminde, ayların adedi on ikidir… Onlardan dördü haram (aylar)dır; (Muharrem, Receb, Zilkaide, Zilhicce)… işte Din-i Kayyım (geçerli, payidar sistem) budur… Onlar (haram aylar) içinde nefslerinize zulmetmeyin… Müşriklerle savaşın, onların hep birlikte sizinle savaştıkları gibi… iyi bilin ki Allah korunanlarla beraberdir (maiyet hakikatine işaret).

TEVBE 9-70 Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh toplumunun, Ad`ın, Semud`un, İbrahim kavminin, Ashabı Medyen`in ve Lut toplumunun haberi gelmedi mi? Onların Rasulleri açık deliller olarak gelmişti! Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

TEVBE 9-111 Muhakkak ki Allah iman edenlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini ve mallarını satın almıştır… Allah uğruna savaşıp, öldürürler veya öldürülürler… Tevrat`ta, incil`de ve Kuran`da üstlendiği Hak vaattir! Kim Allah`tan daha kuvvetli, ahdini yerine getirebilir? O halde O`nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin! Azim kurtuluş işte budur!

TEVBE 9-118 Geride bırakılan o üç kişinin de (tövbesini kabul etti)… Genişliğine rağmen arz onlara dar gelmiş, nefsleri kendilerine dar gelmiş ve (nihayet) Allah`tan sığınılacak yerin, gene ancak O olduğunu düşünmüşlerdi… Sonra, dönmeleri için (Allah) onların tövbesini kabul etti… Muhakkak ki Allah, “Hu” Tevvab`dır, Rahim`dir.

TEVBE 9-120 Gerek Medine halkına gerekse çevresindeki Bedevilere, Allah Rasulünden geri kalmaları ve kendi nefslerini O`nun nefsine tercih etmeleri yakışmaz! Onların Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa maruz kalmaları, hakikat bilgisini inkar edenleri öfkelendirecek yerlere yerleşmeleri, düşmana karşı bir zafer kazanmaları; kendilerine imanın gereği fiiller olarak yazılmıştır! Muhakkak ki Allah muhsinleri mükafatsız bırakmaz.

YUNUS 10-15 işaretlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğunda, rücu ederek hakikatleri olan Esma`nın farkındalığına ermeyeceklerini sananlar: “Bundan başka bir Kur`an getir yahut onu değiştir” dediler… De ki: “Onu nefsim tarafımdan değiştirmem benim için olacak şey değildir… Ben ancak bana vahyolunana tabi olurum… Eğer Rabbime isyan edersem muhakkak ki ben o çok şiddetli sürecin azabından korkarım.”

YUNUS 10-23 Ne zaman ki Allah onları kurtarır, yeryüzünde haksız olarak hemen azgınlığa başlarlar… Ey insanlar, sizin zulüm ve taşkınlığınız, sadece nefslerinize zarar verecektir! O dünya hayatının geçici zevklerinden yararlanırsınız; sonra dönüşünüz bizedir! (işte o zaman) yapmış olduklarınızı (hakikatini) bildiririz.

YUNUS 10-30 Orada her nefs, önceden ne gönderdi ise onun getirisi olan sonucunu yaşar! Hak Mevlaları olan Allah`a döndürülmüş; uydurmakta oldukları (tapınma objeleri) kendilerinden kaybolup gitmiştir!

YUNUS 10-44 Kesinlikle Allah, insanlara zerrece zulmetmez! Ne var ki, insanlar kendi nefslerine zulmederler!

YUNUS 10-49 De ki: “Nefsim için Allah`ın dilediği haricinde bir zarar ve bir faydaya malik değilim… Her ümmetin bir ömrü vardır… Yaşam süreleri tamam olduğunda, ne bir saat geri kalırlar ve ne de ileri giderler.”

YUNUS 10-54 (Kendine) zulmetmiş her nefs (bilinç), eğer yeryüzünde bulunan her şeye sahip olsaydı, elbette onu fidye olarak vermek isterdi! Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını göstermeye halleri kalmaz! Aralarında hak ettikleriyle hükmolunmuştur… Hak ettiklerinin dışında bir şey yaşamazlar!

YUNUS 10-100 Kendisini yaratan Allah Esma`sının bileşimi elvermedikçe, bir nefs için iman etmek mümkün değildir! (Allah) aklını değerlendirmeyenlerde (düşünsel) pislik meydana getirir!

YUNUS 10-106 Allah dunundaki sana fayda ve zarar vermeyecek şeylere yönelme! Eğer böyle yaparsan, o zaman muhakkak ki sen nefsine zulmedenlerden olursun!

YUNUS 10-108 De ki: “Ey insanlar… Gerçek ki size Rabbinizden hakikat bilgisi gelmiştir! Artık kim hakikate yönelirse yalnızca kendi nefsi için yönelmiş olur; kim de saparsa sadece kendi nefsi aleyhine sapmış olur! Ben sizin vekiliniz (hakikatinizin şuurunuzdaki yönlendiricisi) değilim.”

HUD 11-21 işte bunlar nefslerini hüsrana uğratanlardır! Uydurmakta oldukları şeyler de (varsandıkları tanrılar) onlardan kaybolup gitti.

HUD 11-101 Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi nefslerine zulmettiler! Rabbinin hükmü açığa çıktığında, Allah dununda tapındıkları tanrılar kendilerine hiçbir fayda sağlamadı! (Tanrı anlayışları) onların helak olmasından başka bir sonuç doğurmadı.

HUD 11-105 O süreç başladığında, O`nun elvermesi dışında, hiçbir nefs konuşamaz! Onlardan kimi şaki (imanı olmayan, sonsuza dek cehennemlik) kimi de saiddir (imanı olan, sonsuza dek cennetlik).

HUD 11-114 Gündüzün iki tarafında ve geceden zülfelerde (gündüze yakın saatlerinde) salatı ikame et… Muhakkak ki hasenat (Hakikatini yaşamak-kişiden açığa çıkan güzel yaşantı), seyyiatı (hakikati örtme ve nefsaniyetten kaynaklanan suçların getirisini) giderir… Bu, idrak sahiplerine bir öğüttür.

YUSUF 12-18 Üstünde yalandan sürdükleri taze kan bulunan gömlek ile geldiler… (Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş! Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Sizin anlattıklarınıza karşı sığınağım Allah`tır!”

YUSUF 12-23 Yusuf`un evinde kaldığı kadın, Onun nefsaniyetinden yararlanmak istedi. Kapıları sımsıkı kapattı… “Seninim, gel” dedi… (Yusuf) karşı çıkıp: “Allah`a sığınırım! Muhakkak ki O (kocan) efendimdir, sahip olduğum nimetleri bağışlamıştır. Muhakkak ki zalimler kurtuluşa ermezler.”

YUSUF 12-26 (Yusuf) dedi ki: “Nefsimden yararlanmak isteyen o idi”…Onun hane halkından biri, olayın çözümünü gösterdi: “Eğer Onun (Yusuf`un) gömleği ön tarafından yırtılmışsa, (kadın) doğru söylemiştir, O (Yusuf) yalancılardandır.”

YUSUF 12-53 Ben nefsimi temize çıkarmıyorum… Muhakkak ki nefs, var gücüyle kötülüğü emreder… Rabbimin rahmet ettiği müstesna… Muhakkak ki Rabbim Gafur`dur, Rahim`dir.

YUSUF 12-83 (Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş. Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir… Muhakkak ki O, Alim`dir, Hakim`dir.”

YUSUF 12-101 Rabbim… Gerçekten bana Mülk`ten verdin ve bana yaşamdaki olayların hakikatini görmeyi öğrettin… Semalar ve Arz`ın (. Evrensel anlamda: Evrenin hakikati olan ilim boyutu ve yaradılmışlarının algılamalarına göre var olan madde boyutu; . Dünyevi manada: Gökler {boyutsallığı ile} ve yeryüzü; . insani manada: insandaki bilinç boyutları {yedi nefs mertebesi bilinci} ve beden) Fatır`ı; Dünya`da ve sonsuz gelecek sürecinde sensin Veli`m (her anımda hakikatimi oluşturan isimlerinden Veli isminin anlamının açığa çıkışının farkındalığını yaşamaktayım)… Bu teslimiyetle beni vefat ettir (madde beden boyutundan çıkart) ve beni salihlerin arasına kat!

RA’D – RAD 13-2 (ismi) Allah (olan), “Hu”dur ki semaları (algılanan madde ötesi boyutları-bilinç {yedi nefs} mertebelerini) gördüğünüz bir şeye dayanaksız yükseltti! Sonra Arş üzerine istiva etti (Esma`sının özelliklerini Fiiller aleminde hükümran kıldı)! Güneş`i, Ay`ı hükmünün açığa çıkması için işlevlendirmiştir; her biri belli bir ömre sahip olarak işlevine devam eder… Hükmü doğrultusunda (her şeyi) oluşturur-yönlendirir; tüm detaylarıyla var eder; Rabbinizin likasına (hakikatinizdeki Rabbinizin Esma`sının açığa çıkışının farkındalığına) yakin sahibi olmanız için.

RA’D – RAD 13-11 Onun (tüm açığa çıkardıklarını), önünden arkasından Allah hükmüyle muhafaza eden (kaydeden) kesintisiz izleyici sistemi (kuvveleri-melekleri) vardır… Muhakkak ki Allah, bir toplumun yaşam biçimini, onlar kendi nefslerini (anlayışlarını-değer yargılarını) değiştirmedikçe, değiştirmez! Allah bir topluma bir felaket irade etti mi, artık onun geri çevrilmesi yoktur! Onlar için O`ndan başka yardım edici dost yoktur.

RA’D – RAD 13-16 De ki: “Semalar ve Arz`ın Rabbi kim?” De ki: “Allah”! De ki: “O`nun dununda, kendi nefslerine bir fayda veya zararı olmayan veliler mi edindiniz?” De ki: “Kör ile gören eşit olur mu? Yahut karanlıklar ile Nur eşit olur mu?” Yoksa Allah`a, O`nun yarattığı gibi yaratan; yaratma sistemi O`nunkine benzeyen ortaklar mı düşünüyorlar? De ki: “Allah`tır, her şeyin Yaratanıdır… “Hu” Vahid`dir, Kahhar`dır.”

RA’D – RAD 13-33 O, her nefsin açığa çıkardığının getirisini oluşturan(ken), (tutup) Allah`a ortaklar koştular… De ki: “Onları isimlendirin! Yoksa siz O`na arzda bilmediği şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş laf mı ediyorsunuz?”… Hayır, hakikat bilgisini inkar edenlere mekrleri süslendi ve es-Sebil`den (Allah yolundan) alıkondular… Allah kimi saptırırsa, artık onun için hakikate erdirici yoktur!

RA’D – RAD 13-42 Onlardan öncekiler de mekr (hile-tuzak) yapmıştı… Mekrin tümü Allah`a aittir (mekrleri ile Sünnetullah`ta mekre uğradılar)… Her nefsin getirisinin ne olduğunu Bilir! Hakikati inkar edenler de görecek bakalım, yurdun geleceği kimindir.

İbrahim 14-45 Nefslerine zulmetmiş olanların yaşam ortamlarında yerleştiniz! Onlara neler yaşattığımız size açıklanmıştı… Size misaller de verdik.

İbrahim 14-51 Allah, her nefsin açığa çıkardığının sonuçlarını yaşamasını murat etmiştir! Muhakkak ki Allah Seri ül Hisab`dır (yapılanın sonucunu anında oluşturan)!

NAHL 16-28 Nefslerine zulmedici olarak (şirk ile) yaşarken meleklerin vefat ettirdiği kimseler: “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” diyerek teslim olurlar… “Hayır! Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı Alim`dir.”

NAHL 16-33 (Onlar iman etmek için) ille meleklerin gelmesini (fiziki ölüm) yahut Rabbinin hükmünün (bir azabın) gelmesini mi bekliyorlar?.. Onlardan öncekiler de işte böyle yapmıştı! Allah onlara zulmetmedi; onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

NAHL 16-72 Allah sizin için kendi nefslerinizden eşler oluşturdu… Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar meydana getirdi… Sizi temiz gıdalarla besledi… (Durum bu iken kalkıp) aslı olmayana mı iman ediyorlar? Onlar Allah nimetine küfür mü ediyorlar?

NAHL 16-89 O süreçte, her ümmet içinde, kendi nefslerinden aleyhlerine bir şahit ba`sederiz… Seni de bunların üzerine bir şahit getirdik! Sana bu Bilgiyi (Kitabı); her şeyi açıklayan, bir (yaşam) kılavuzu, bir rahmet ve teslimiyetlerinin farkındalığına ermişler için bir müjde olmak üzere, kısım kısım indirdik.

NAHL 16-111 O süreç ki, her nefs kendini kurtarmak için mücadele eder… Her nefse yaptığı şeylerin karşılığı tam verilir… Onlar haksızlığa uğratılmazlar.

NAHL 16-118 Biz daha önce sana hikaye edip anlattığımız şeyleri, Yahudi olanlar üzerine de haram etmiştik… Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

iSRA 17-7 (Bildirdik ki) eğer iyilik ederseniz, kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz; eğer kötülük yaparsanız, o da kendinizedir! Sonrakinin süresi geldiğinde, yüzlerinizi karartsınlar, ilkinde oraya girdikleri gibi tekrar Mescid`e girsinler ve üstünlük sağladıkları şeyleri yerle bir etsinler diye (kullarımızı tekrar gönderdik)…

iSRA 17-15 Kim hakikate ererse sadece kendinedir bu doğru yolu bulmuş oluşu; kim de saparsa (hakikatten) yalnızca kendi nefsi aleyhine sapmış olur! Hiç kimse, bir başkasının yaptığı yanlışların yükünü taşımaz! Biz bir Rasul oluşturup (ba`s edip) onunla uyarmadıkça azap yaşatmayız!..

iSRA 17-25 Rabbiniz (hakikatiniz olarak şuurunuzu {insan} ve bilincinizi {nefsinizi} meydana getiren El Esma bileşiminiz) nefslerinizdekini (bilincinizdekini) daha iyi bilir! Eğer siz salihler (hakikate imanın gereğini yaşayanlar) olursanız; muhakkak ki O, yetersizliklerinden dolayı tövbe edenlere Gafur`dur.

iSRA 17-33 Allah`ın haram kıldığı nefsi, Hak olarak hariç (kısas gereği dışında), öldürmeyin! Kim haksız yere öldürülür ise, biz onun velisine bir yetki vermişizdir. O da öldürmekte ileri gitmesin (kısas sınırını aşmasın)! Çünkü o yardım olunmuştur.

KEHF 18-28 O`nun vechini dileyerek, sabah-akşam Rablerine dua edenlerle beraber, nefsine (bilincine) sabret! Dünya hayatının süslü gösterilen şeylerine yönelip de, onlardan ilgini kesme! Şuuru kozası içinde bizi hatırlamaktan mahrum bırakılmış; asılsız kabullerine tabi olup, işi yapması gerekenin ötesindeki olan kimseye itaat etme!

KEHF 18-35 Böylece nefsine zulmederek bağına girdi… Şöyle dedi: “Ebediyen bu varlığımın yok olacağını zannetmiyorum.”

MERYEM 19-72 Sonra korunanları (korunmanın getirisi, nurani kuvve sahiplerini) kurtarırız; nefsine zulmedenleri de dizüstü orada bırakırız.

TAHA 20-15 Muhakkak o saat (ölüm) gelecektir… Her nefsin, kendisinden açığa çıkanların sonucunu görüp yaşaması için, onun zamanını gizleyeceğim.

TAHA 20-41 Seni nefsim için seçtim.

TAHA 20-96 (Samiri) dedi ki: “Onların algılayamadıklarını ben fark ettim!.. Rasulün eserinden (bildirdiği B sırrı kuvvesini kullanarak) birazcık aldım da onu (altınların eridiği karışıma) attım… işte böylece nefsim, (hakikatimden gelen kuvveyi) açığa çıkarmaya teşvik etti.”

ENBiYA 21-3 Akılları fikirleri oyun eğlencede! O, nefslerine zulmedenler, aralarında fısıldaşıyorlar: “Sizden farklı bir beşer mi sanki! Ne olduğunu görüp dururken, sihirli sözlerine mi kapılıyorsunuz?”

ENBiYA 21-43 Yoksa onların, kendilerini koruyacak bizim dunumuzda ilahları mı var? (Oysa) onlar (vehmettikleri tanrılar), ne kendi nefslerini kurtaracak güce sahip olurlar; ne de tarafımızdan destek görürler.

ENBiYA 21-47 Kıyamet sürecinde uluhiyet hükümlerine göre ölçütler koyarız! Hiçbir nefs (benlik-bilinç) en küçük bir zulme uğramaz. Bir hardal tanesi ağırlığınca olsa dahi onu getiririz. Hesap görücüler olarak biz (hakikatlerindeki Hasib özelliği) kafiyiz.

ENBiYA 21-87 ZünNun (Yunus)… Hani kızarak çekip gitmiş ve kendisini sıkıştırmayacağımızı zannetmişti! Nihayet karanlıklar içinde: “Tanrı yok (benliğim yok); sadece Sen (hakikatimi oluşturan EL Esma manaların)! Senin (Esma manalarını açığa çıkaran olarak bu işlevimle) tespihindeyim! Muhakkak ki ben nefsime zulmettim” diye yönelmişti.

ENBiYA 21-102 Onun (cehennemin) gümbürtüsünü işitmezler… Nefslerinin arzu ettiği her şey içinde sonsuza dek yaşarlar.

HAC 22-7 O Saat (vefat) muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur. Kesinlikle Allah, kabirlerde (bedenleri içinde) olan nefsleri (bilinçleri) ba`s edecektir (yeni bir beden oluşturarak yaşamlarına devam ettirecektir)!

HAC 22-53 Şeytanın ilkası olan (bilinç veri tabanından gelen) fikir, sağlıklı düşünemeyen ve şuurları örtülmüş (meleki kuvveleri-kudsi hakikati örtülmüş; bedeni zevkler, nefsani şehvetlere düşkün) olan kimseler için, sınav objesi oluşturması içindir… Muhakkak ki zalimler dönüşü olmayan yoldadırlar!

MU’MiNUN 23-103 Kimin ölçüm değerleri hafif gelirse, onlar da nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir… Yanma ortamında sonsuza dek kalırlar!

FURKAN 25-3 (Gerçek böyle iken) O`nun dununda, bir şey yaratmayan; kendileri yaratılmış olan; kendi nefslerine bir zarar ve faydası olmayan; ölüme, hayata ve ölümün tadılışından sonraki yaşantıyı oluşturacak bir özelliğe sahip olmayan tanrılar edindiler.

FURKAN 25-21 Bize likayı (kavuşmayı; varlıklarında Esma`mızla açığa çıkışımızı yaşamayı) ummayanlar dedi ki: “Bizim üzerimize melaike inzal edilmeli yahut Rabbimizi (gözümüzle) görmeli değil miydik?” (Hakikatlerindekini kavrayamayıp dışta tanrı aramakta ısrar!)… Andolsun ki kendi nefslerinde kibre kapıldılar ve büyük bir azgınlık ile haddi aşıp itaatten çıktılar.

NEML 27-40 indinde Hakikat Bilgi`sinden bir ilim olan (Esma kuvvesiyle tahakkuk etme özelliği olan, tecelli-i sıfat) kimse de dedi ki: “Gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm”… (Süleyman) tahtı önünde yerleşmiş görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır… Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemesidir… Kim şükreder ise şüphesiz ki şükrü nefsinedir! Kim nankörlük ederse, Rabbim Gani`dir, Kerim`dir.”

NEML 27-44 Ona: “Köşke gir” denildi… (Melike) onu görünce derin bir su sandı ve eteklerini sıvadı… (Süleyman) dedi ki: “O iyice cilalı billur camdan bir köşktür”… (Melike) dedi ki: “Rabbim, ben (dışsal bir güce-güneşe tapmakla) nefsime zulmettim ve (artık) Süleyman ile birlikte Rabb-ül alemin olan Allah`a teslim oldum!”

NEML 27-92 Kuran`ı bildirmekle de!… Artık kim hakikati kabul ederse, nefsinde hakikati yaşamak için bu yolda yürümüş olur… Kim de saparsa, de ki: “Ben yalnızca uyarıcılardanım!”

KASAS 28-16 Rabbim! Doğrusu ben nefsime (hakikatime) zulmettim (kendimi beden dünyasına ait kabullenmekle), beni mağfiret et! dedi (Musa)… (Rabbi de) Onu mağfiret etti. Kesinlikle “Hu” Gafur`dur, Rahim`dir.

KASAS 28-38 Firavun dedi ki: “Ey önderler… Sizin için benden gayrı bir tanrı bilmemekteyim! Ey Haman, tuğla ocağı yak da (tuğladan) bir kule inşa et, belki tepesine çıkar Musa`nın her şeyin üstündeki Tanrısını görürüm! Doğrusu ben Onun yalancılardan olduğunu düşünüyorum!” (Kadim Hakikat bilgisini elde eden Firavun, bunu şuurun sınırsız kuşatıcılığıyla tüm varlıkta müşahede yerine; birimselliğine hasrederek bedenselliğine vermiş ve bedenselliğinde dilediğini yapma noktasına, nefs-i emmare yaşamına düşmüştü. Bu yüzdendir ki Musa a.s. ona hakikat bilgisini aktarmak yerine yani Allah`a iman yerine, Rabb-ül alemin`e iman noktasına çekerek, uyarı yapmıştı. Yani Tüm varlıkta tedbir eden Esma mertebesine dikkatini çekerek hayalindeki vahdeti bedenselliğinde yaşamak yerine tüm varlığa yaygın Esma manaları çıkışına iman etmesini teklif etmişti. A.H.)

ANKEBUT 29-6 Kim (bu imanı, hakikati yaşamak için) hırs-azim ile çalışırsa, yalnızca kendi nefsi için bu savaşı vermiş olur (Cihadı Ekber-büyük savaş)! Muhakkak ki Allah, alemlerden (Esma bileşimi birimselliklerden) elbette Gani`dir (“Hu”viyeti {ZaT`ı} itibarıyla, Esma`sında açığa çıkanlarla kayıtlanmaktan veya onlarla sınırlı tanımlanmaktan münezzehtir)!

ANKEBUT 29-31 Rasullerimiz İbrahim`e müjde olarak geldiklerinde dediler ki: “Doğrusu biz şu bölge halkını helak edeceğiz… Muhakkak ki oranın halkı nefslerine zulmedenler oldular.”

ANKEBUT 29-40 Her birini kendi suçunun sonucuyla yakaladık… Onlardan kiminin üzerine hortum irsal ettik! Onlardan kimini o korkunç dalgalı ses yakaladı! Onlardan kimini yerin dibine geçirdik… Onlardan kimini de suda boğduk… Allah onlara zulmetmiyordu; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

ANKEBUT 29-49 Bilakis O (Kur`an), kendilerine ilim verilmiş olanların derunlarında apaçık işaretlerdir… (Hakikatlerinde mevcut) işaretlerimizi ancak nefsine zulmedenler inkar eder.

ANKEBUT 29-52 De ki: “Benimle aranızda şahitlik itibarıyla Esma`sıyla hakikatim olan Allah yeterlidir! Semalarda ve arzda olanı bilir! Batıla inanıp (kendilerini toprak olacak beden kabul edip); Esma`sıyla nefslerinin hakikati olan Allah`ı inkar edenlere gelince, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir!”

ANKEBUT 29-57 Her nefs, ölümü tadacaktır! Sonra bize döndürüleceksiniz!

ANKEBUT 29-69 Biz`e (ermek için nefsine karşı) savaş verenlere gelince, elbette onları yollarımıza ulaştıracağız… Kesinlikle Allah, yakin ehliyle (ihsan sahibi {Allah`a görüyormuşçasına yönelen}) elbette beraberdir! (Maiyet sırrı.)

RUM 30-8 Nefslerindekini (hakikatlerini) hiç tefekkür etmediler mi? Allah, semaları, arzı ve ikisi arasında olan şeyleri sadece Hak olarak; belli bir ömür süreciyle yarattı! Şüphesiz ki insanlardan çoğu Rablerine ereceklerini inkar edenlerdir.

RUM 30-9 Yeryüzünde gezip dolaşıp bakmazlar mı ki, onlardan öncekilerin sonu nasıl oldu? Onlar (öncekiler), kuvvet itibarıyla bunlardan (şimdikilerden) daha şiddetli idiler… Arzı sürüp alt-üst etmişler ve onu (yeryüzünü), bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi… Onların Rasulleri onlara açık deliller olarak gelmişti. (Demek ki) Allah onlara zulmetmiyordu; ne var ki onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

RUM 30-21 O`nun işaretlerindendir, kendi nefslerinizden (Esma terkibi olarak meydana gelen bilinçlerinizden) eşler (beden) yaratması, onlara yerleşip sükun bulasınız ve aranızda sevgi ve rahmet oluştursun sizin için diye… Muhakkak ki bu olayda, tefekkür eden bir topluluk için elbette nice işaretler vardır.

RUM 30-28 Size nefslerinizden bir misal verdi: Siz yaşam gıdalarınızda (mallarınızda), kölelerinizin ortaklığını kabul eder misiniz? Ki siz mallarda onlarla eşit olmayı kabullenip, kendi nefslerinizden korktuğunuz gibi onlardan korkuyor musunuz? Aklını kullanan bir toplum için dersleri böylece ayrıntılıyoruz.

RUM 30-44 Kim küfür (inkar) eder ise, onun inkarı kendi zararınadır… Kim de imanın gereğini uygularsa, kendi nefsi için hazırlamış olur (yaptıklarının karşılığını).

LOKMAN 31-12 Andolsun ki biz Lukman`a, Allah`a şükretmesi için Hikmet (sistemli düşünme aklı) verdik… Kim şükrederse, sadece kendi nefsine şükreder… Kim de inkar ederse (hakikatindeki nimeti), şüphesiz ki Allah Gani`dir, Hamid`dir.

LOKMAN 31-28 Sizin yaratılmanız da, daha sonra yeni bir bedenle yeni bir boyutta oluşumunuz da (ba`s) bir tek nefsinki gibidir… Muhakkak ki Allah, Semi`dir, Basir`dir.

LOKMAN 31-34 Muhakkak ki o saatin (ölümün) ilmi Allah indindedir; yağmuru indirir; rahimlerde olanı bilir; hiçbir nefs yarının ne getireceğini bilmez; hiçbir nefs nerede öleceğini de bilmez! Muhakkak ki Allah, Alim`dir, Habir`dir.

SECDE 32-13 Eğer dileseydik, her nefse (bilince) kendi hakikatini elbette fark ettirirdik! Ne var ki benden: “Cinlerden ve insanlardan oluşan toplulukla cehennemi elbette dolduracağım” sözü hak olmuştur.

SECDE 32-17 Hiçbir nefs, yaptıklarına ceza (karşılık) olarak, gözünü sevinçle parıldatacak nimetler içine gizlenmiş olanları bilemez!

SECDE 32-27 Görmediler mi ki biz suyu çorak-kupkuru arza sevk ederiz de, o suyla, onların hayvanlarının ve kendi nefslerinin yediği ekini çıkarırız? Hala mı görmüyorlar?

AHZAB 33-6 En-Nebi, iman edenlere kendi nefslerinden daha önceliklidir! Onun eşleri onların (iman edenlerin) analarıdır! Akrabalar da Allah`ın Kitabında (diğer) iman edenlerden ve muhacirlerden, (mirasça) birbirlerine daha önceliklidirler… Dostlarınıza dinen iyilik işlemeniz hariç… Bu, Bilgi`den bir hükümdür.

SEBE’ 34-19 Rabbimiz, sefer alanımızı uzat-yay dediler ve nefslerine zulmettiler… Biz de onları anlatılan ibretlikler kıldık ve onları darmadağın ettik… Muhakkak ki bu olayda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette işaretler vardır.

FATIR 35-18 Hiçbir suç yükü taşıyan nefs bir başkasının yükünü yüklenmez… Yükü ağır biri, onu (yükünü) taşımaya çağırsa bile, ondan bir şey yüklenilip taşınılmaz… Akraba dahi olsa! Sen ancak gaybları olarak Rablerinden haşyet duyan ve salatı ikame edenleri uyarırsın… Kim arınıp temizlenirse ancak kendi nefsi için temizlenmiştir… Dönüş Allah`adır.

FATIR 35-32 Sonra kullarımızdan süzüp seçtiklerimizi Hakikat ve Sünnetullah bilgisine varis kıldık! Onlardan kimi nefsine zulmedicidir (hakikat bilgisinin hakkını vererek yaşayamaz)… Onlardan kimi muktesiddir (arada-kah hisseder kah bedenselliğe düşer)… Onlardan kimi de Bi-iznillah (Esma açığa çıkışının elvermesiyle) hayırlar-yaşantıları ile öne geçendir… işte bu büyük lütuf, üstünlüktür! Not: Bu ayeti açıklayan bir hadis-i şerif: Ebud Derda r.a. dedi ki, Hz.Rasulullah`ı şu ayeti (yani bu . ayeti) okurken işittim de şöyle buyurdu: “Hayratlar ile öne geçene gelince, o hesap görmeden cennete girer… Muktesid (arada olan) ise kolay bir hesapla hesaba çekilir… Amma nefsine zulmedene gelince, kendisine hemm (hüzün-üzüntü) dokununcaya kadar bir makamda oturur, sonra cennete dahil olur”… Sonra şu ayeti okudu: “Hamd, hazanı (üzülmeyi) bizden gideren (tüm kuvvelerin sahibi) Allah`a aittir… Muhakkak ki Rabbimiz, Gafur`dur, Şekur`dur. {. ayet}” (Müsned-i A.Hanbel)

YASiN 36-36 Subhan`dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!

YASiN 36-54 O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez… Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!

SAFFAT 37-113 Onun üzerine de ishak`ın üzerine de bereket lütfettik… O ikisinin neslinden muhsin de var, kendi nefsine apaçık zulmeden de var.

ZÜMER 39-15 Siz de O`nun dununda dilediğinize tapının! De ki: “Gerçek şudur ki; kıyamet sürecinde hüsranı yaşayacak olanlar, hem nefslerini (bilinçlerini/kendilerini) hem de ehillerini (kuvvelerini/yakınlarını) hüsrana uğratacak şekilde yönlendirenlerin ta kendileridir! Dikkat edin! işte o apaçık bir hüsranın ta kendisidir!”

ZÜMER 39-41 Muhakkak ki biz sana O BiLGiyi insanlar için Hak olarak inzal ettik! Artık kim hakikate yönelirse kendi nefsi içindir! Kim de (hakikatten) saparsa sonucu sadece kendi aleyhine olarak sapar! Sen onların vekili değilsin!

ZÜMER 39-56 (O süreçte) bir nefs şöyle der: “Allah`ı tanımada yetersiz kalmam dolayısıyla düştüğüm hasrete (kayıplarıma) bak! Elbette ben alay edenlerdendim! (işin gerçeğinin ve ciddiyetinin farkında değilmişim?)”

ZÜMER 39-70 Her nefse yaptığının karşılığı tam verilir… O, onların yapıp işlediklerini (yaptıklarının yaratanı olarak) daha iyi bilir.

MÜ’MiN – MUMIN 40-17 Bu süreçte her nefs yaptıklarının getirisiyle karşılık bulur (yaptıklarının sonucunu yaşar)! Bu süreçte haksızlık yoktur! Muhakkak ki Allah Seri ül Hisab`dır (anında yapılanın sonucunu yaşatmaya başlayandır).

FUSSiLET 41-12 Böylece onları iki süreçte yedi sema (yedi Bilinç {Nefs} mertebesi) olarak hükmetti ve her semada onun işlevini vahyetti! Dünya semasını (en yakın semayı) (Bi-)mesabih (aydınlatıcılar-fikirler) ile süsledik ve hıfzettik (hafızada kaydedip koruduk {beyinde değil; ruh bedende. A.H.}). Aziz, Alim`in takdiridir bu!

FUSSiLET 41-36 Eğer şeytandan bir etki seni tahrik ederse, hemen Esma`sıyla nefsinin hakikati olan Allah`a sığın (Esma`sının, hakikatin olan kuvvelerini harekete geçir)! Muhakkak ki O, “Hu”; Semi`dir, Alim`dir.

FUSSiLET 41-46 Kim imanın gereğini uygularsa, yararı kendi nefsi içindir! Kim de kötülük işlerse, kendi aleyhinedir. Rabbin, kullarına zulmedici değildir.

ŞURA 42-11 Semalar ve arzın Fatır`ıdır! Sizi, hem kendi nefsinizden (hakikatinizden) eşler (şuur+bilinç); hem de en`amdan (hayvansal bedenden) çiftler (biyolojik+ışınsal {ruh} beden) halinde oluşturmuştur… Böylece sizi üretiyor! O`nun benzeri bir şey yoktur! O, Semi`dir, Basir`dir.

ŞURA 42-45 Onları, zilletten huşu etmişler (baş eğip pusmuşlar), gizli bakışla bakıyor oldukları halde ona (ateşe) arz olunurlarken görürsün… iman edenler dedi ki: “Asıl hüsrana uğrayanlar şunlardır; kıyamet sürecinde nefslerini ve yakınlarını hüsrana uğratmışlardır! Dikkat edin! Muhakkak ki zalimler yerleşmiş bir azap içindedirler.”

ZUHRUF 43-71 Altından tabaklar ve testiler döndürülür üstlerinde… Onda nefslerin (bilinç boyutunun yaşamayı arzuladığı) iştah duyduğu ve gözlerin (basiretin zevkle seyretmek istediği kuvveler) keyif aldığı şeyler vardır! Sizler onda ebedi yaşarsınız!

ZUHRUF 43-76 Biz onlara zulmetmedik… Ne var ki onlar nefslerine zulmedenlerdendi!

CASiYE 45-15 Kim imanın gereği bir eylem ortaya koyarsa kendi nefsi lehinedir! Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir! Sonunda Rabbinize döndürülürsünüz!

MUHAMMED 47-38 işte sizler, Allah yolunda karşılıksız paylaşmak için davet olunanlarsınız! Sizden kimi de var cimrilik eder! Kim cimrilik ederse cimriliği yalnızca kendi nefsine yapmış olur! Allah Gani`dir, sizler fakirlersiniz! Eğer yüz çevirirseniz sizden başka bir toplumu yerinize getirir; onlar sizler gibi olmazlar!

FETiH 48-10 Gerçektir ki (Rasulüm) sana biat edenler (el tutuşup bağlılık sözü verenler) Allah`a biat etmişlerdir ve Allah`ın EL`i onların elleri üzerindedir (Biat edenlerin elleri üstünde Allah`ın eli tedbir eder)! Kim sözünü bozarsa sadece kendi nefsi aleyhine bozmuş olur; kim Allah ahdinde bağlılık gösterirse, ona da büyük ecir verir!

HUCURAT 49-11 Ey iman edenler… Bir grup diğer bir grup ile alay etmesin! Onlar (alay ettikleri), kendilerinden daha hayırlı olabilirler! Kadınlar da kadınlarla (alay etmesinler)! Olabilir ki onlar kendilerinden daha hayırlıdır! Nefslerinizi (birbirinizi) ayıplamayın ve birbirinize (kötü) lakaplar takmayın! imandan sonra, fusuk (inancın bozulması) ne kötü bir isimlenmedir! Kim tövbe etmediyse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir!

HUCURAT 49-15 iman ehli şu kimselerdir ki, varlıklarını Esma`sıyla yaratan Allah`a ve O`nun Rasulüne iman ettiler; sonra da bunda şüpheye düşmediler; Allah yolunda varlıklarıyla ve nefsleriyle (canlarıyla) savaş verdiler! işte bunlar sadıkların (hakikati yaşamlarıyla tasdik edenlerin) ta kendileridir!

KAF 50-16 Andolsun ki insanı biz yarattık… Ona (bilincinin oluşturduğu) nefsinin vesvese verdiği şeyi (kendini beden kabullenme fikrini) biliriz… Biz ona, şah damarından daha yakınız!

KAF 50-21 Her nefs (bilinç), birlikte olduğu sevk edici (doğal bedensellikle oluşmuş kişiliği) ve bir şahit (içindeki Hakk`ın sesi olan vicdanının seslenişi) ile gelmiştir!

ZARiYAT 51-21 Nefslerinizde! Hala (fark etmiyor) görmüyor musunuz?

NECM 53-23 Onlar ancak sizin ve atalarınızın isimlendirdiği, Allah`ın hiçbir delil inzal etmediği (arkası-müsemması olmayan yalnızca) isimlerden ibarettirler! Onlar, ancak zanna ve nefslerin hoşlandığı kuruntulara uyarlar… Andolsun ki kendilerine Rablerinden hakikat ilmi gelmiştir!

NECM 53-32 Onlar ki, büyük suçlardan (şirk, iftira, öldürmek vb. gibi) ve fevahişten (zina vb. gibi) uzak dururlar; beşeriyetin sonucu ufak suçlar dışında… Muhakkak ki Rabbinin mağfireti geniştir! O varlığınızı Esma`sıyla oluşturan olarak sizi daha iyi bilir; arzdan (bedeniniz) sizi inşa ettiğinden ve analarınızın karınlarında ceninler halindeyken! O halde nefslerinizi (benliğinizi) temize çıkarmaya çalışmayın! O, korunanın kim olduğunu (Esma`sıyla yaratanı olarak) bilendir!

NECM 53-52 Daha önce de Nuh kavmini… Muhakkak ki onlar, evet onlar daha zalim ve nefsani yaşamda daha beterdiler.

RAHMAN 55-26 Arzda (bedensel yaşamda) kim varsa hepsi fanidir (her bedendeki nefs-bilinç ölümü tadar).

HADiD 57-14 (ikiyüzlüler) onlara (iman edenlere): “Sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler. “Evet ama siz, Allah`ın emri (ölüm) gelesiye kadarki süreçte, nefslerinizi fitneye düşürdünüz (imanı yaşamadınız), gözetleyip durdunuz, şüphe ettiniz, kuruntular da sizi aldattı ve o çok aldatıcı da (bilincinizdeki şartlanmışlık fikirleri) Allah`la (siz O`ndan var oldunuz ne yapsanız bir şey olmaz size, kuruntusuyla) sizi aldattı!”

HADiD 57-22 Arzda (bedeninizde-dış dünyanızda) ve nefslerinizde (iç dünyanızda) size isabet eden hiçbir musibet yoktur ki, bizim onu yaratmamızdan önce, bir kitapta (ilim boyutunda takdir edilmiş) olmasın! Muhakkak ki bu Allah üzerine çok kolaydır!

HAŞR 59-9 Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine`ye) ve imana yerleşmiş olan kimseler (Ensar), kendilerine hicret edenleri severler. Onlara (muhacirlere) verilenlerde gözleri yoktur, buna ihtiyaç duymazlar! Kendileri ihtiyaç içinde olsalar da, onları kendi nefslerine tercih ederler! Kim nefsinin (bilincinin) cimriliğinden-ihtirasından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!

HAŞR 59-18 Ey iman edenler Allah`tan korunun! Bir nefs yarın (vefat ötesi) için önceden ne gönderdiğine bir baksın! Allah`tan korunun! Muhakkak ki Allah yaptıklarınızda Esma`sıyla yaratanı olarak Habir`dir.

HAŞR 59-19 Şu, Allah`ı (hakikatlerinin Esma olduğunu) unuttular, Allah`ın da onlara nefslerini (hakikatlerini) unutturduğu kimseler gibi olmayın… işte onlar inancı bozukların ta kendileridir!

SAFF 61-11 El Esma`sıyla hakikatiniz olan Allah`a ve Rasulüne iman edersiniz ve Allah yolunda karşılık beklemeksizin mallarınızla ve nefsleriniz ile mücadele verirsiniz! işte bu sizin için daha hayırlıdır; eğer kavrayabilirseniz!

MÜNAFiKUN 63-11 Eceli geldiğinde, Allah hiçbir nefsi ertelemez! Allah yaptıklarınızı (yaratanı olarak) Habir`dir!

TALAK 65-1 Ey Nebi! Kadınları boşamaya niyetlendiğinizde; iddetlerini dikkate alarak (ay hallerinden temizlendikten sonra) onları boşayın ve iddeti (sürecini) sayın… Rabbiniz olan Allah`tan korunun. Açık bir fuhuş yapmaları durumu müstesna, onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar… işte bu Allah`ın koyduğu sınırdır! Kim hududullahı tecavüz ederse, gerçekten nefsine zulmetmiştir. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra bir iş ihdas eder.

TAHRiM 66-6 Ey iman edenler! Nefslerinizi ve ehlinizi, yakıtı insanlar ve taşlar (tapındıkları heykeller, putlar türü cansızlar) olan Nar`dan koruyun! Onda hükmedildiği üzere emredildiklerini yapan; kendilerine emrettiği konuda Allah`a asi olmayan, çok güçlü, çok şiddetli acımasız, melekler (kuvveler) vardır!

MÜDDESSiR 74-38 Her nefs yaptığının getirisine mahkumdur!

KIYAMET 75-2 Ve Nefs-i Levvame`ye (hakikate ters düştüğünü fark edip pişmanlığını yaşayan bilince) kasem ederim!

KIYAMET 75-14 işte (gerçek şu ki) insan, kendi nefsini değerlendiricidir! (“OKU yaşam bilgini (kitabını)! Bilincin bu aşamada, yaptıklarının sonucunun ne olduğunu görmeye yeterlidir.” isra: . ayetini hatırlayalım. A.H.)

MÜRSELAT 77-5 Hatırlatıcıyı ilka edenlere (şuurda açığa çıkaran kuvveler. Mele-i ala. Alun melekler. “ilka” da, “lika” da aynen “nefh” gibi derundan zahire ya da içten dışa doğru “şuurda” oluşan bir hal, hissediştir. Ahfa – Hafi {Sıfat tecellisi} – Sır {Esma tecellisi} – Ruh {Fuad-Esma manaları yansıtıcısı} – Kalp {Şuur} – Nefs {Bilinç} sıralamasında, Ruh`tan kalbe yansımaları anlatır. “Halife-insan” bu mertebelerin tamamıdır ya da bu bütünlüğe “insan” adı verilmiştir; denebilir. Bundan yukarısının ise dile gelip anlatılması doğru değildir, denir. Allahu alem! A.H.)!

NAZiAT 79-24 Ben, sizin en ala Rabbinizim! dedi. (Kadim Hakikat bilgisini elde eden Firavun, bunu şuurun sınırsız kuşatıcılığıyla tüm varlıkta müşahedesi yerine; bilincine yükleyerek bedenselliğine vermiş; bilinç varlığına tanrısallık vermiş ve bedenselliğinde dilediğini yapma noktasına yani nefs-i emmare yaşamına düşmüştü. Bu yüzdendir ki Musa a.s. ona hakikat bilgisini aktarmak yerine, yani Allah`a iman yerine, Rabb-ül alemin`e iman noktasına çekerek uyarı yapmıştı. Yani tüm varlıkta tedbir eden Esma mertebesine dikkatini çekerek hayalindeki vahdeti, bilinç-beden boyutunda yaşayarak birimselliğiyle sınırlamak yerine; şuur boyutunda tüm varlığa yaygın Esma manaları çıkışına iman etmesini teklif etmişti. A.H.)

NAZiAT 79-40 Rabbinin makamından korkan ve nefsini boş geçici sonsuzlukta hiçbir getirisi olmayan davranışlardan koruyana gelince;

TEKViR 81-7 Nefsler tezvic edildiğinde (bilinçler ölümün bu tadılışıyla birlikte yeni ruh bedenleriyle eşleştirildiğinde),

TEKViR 81-14 Her nefs (bilinç) hazırladığı şeyi bilmiştir (biyolojik bedenli yaşamında yaptıklarının getirisini algılamıştır).

iNFiTAR 82-5 Her nefs takdim ettiği (yapıp önceden gönderdiği) ve tehir ettiği (yapmadığı, sonraya bıraktığı) şeyi bilmiştir.

TARIK 86-4 Hiçbir nefs yoktur ki, onun üzerinde bir hafiz (gözetleyici-koruyucu) bulunmasın.

FECR 89-27 Ey Nefs-i Mutmainne (Hakikati yaşamakta tatmine ulaşmış bilinç)!

ŞEMS 91-7 Nefse (bilince) ve onu düzenleyene;

NEFSİN AFETLERİ

5836 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:

“Üç kişi vardır ki, Allah Kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azab vardır:

– Sahrada, fazla suyu bulunduğu halde ondan yolcuya vermeyen kimse. Kıyamet günü Allah onun karşısına çıkıp: “Bugün ben de senden fzlımı (lütfumu) esirgiyorum, tıpkı senin (dünyada iken) kendi elinin eseri olmayan şeyin fazlasını esirgediğin gibi” der.

– İkindi vaktinden sonra, bir mal satıp müşterisine Allah Teâlâ`nın adını zikrederek bunu şu şu fiyatla almıştım diye yalandan yemin ederek, muhatabını inandıran ve bu suretle malını satan kimse.

– Sırf dünyevi bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatında sadıktır, vermezse sadık değildir.”

Buhari, Şirb 2, Hiyel 12; Müslim, İman 173, (108); Ebu Dâvud, Büyü` 62, (3474, 3475); Nesâi, Büyû`, 6, (7, 247).

5837 – Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Üç kişi vardır, Kıyamet gününde Allah onlara ne konuşur, ne nazar eder ne de günahlardan arındırır, onlar için elim bir azab vardır!” buyurdu ve bunu üç kere de tekrar etti. Ben: “Ey Allah`ın Resûlü! Öyleyse onlar büyük zarara ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?” dedim. Şöyle saydılar:

“(Elbisesini kibirle, yerlere kadar salıp) süründüren, yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle reklam eden kimseler!”

Müslim, İman 171, (106); Ebu Dâvud, Libas 28, (4087, 4088); Tirmizî, Büyû` 5, (1211); Nesâî, Büyû` 5, (7, 245).

5838 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah Teâla hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez, günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azab vardır:

– Zina eden yaşlı,

– Yalan söyleyen devlet reisi,

– Büyüklenen fakir.”

Müslim, İman 172, (107); Nesâî, Zekât 77, (5, 86).

5839 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyûs kimse.”

Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

5840 – Yine Nesâî`nin bir rivayetinde Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse.”

Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

5841 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: “Üç kişi vardır, Kıyamet günü ben onların hasmıyım: “Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse.”

Buhari, Büyü` 106).

5842 – Sehl İbnu Sa`d radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse, ben de ona cennet hususunda garanti veririm.”

Buhari, Rikâk 23, Hudud 19; Tirmizi, Zühd 61, (2410).

5843 – Ebu berze el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır.”

Rezin tahric etmiştir. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel`in Müsned`inde gelmiştir: 4, 420, 423.

5844 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mü`min olarak zina yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü`min olarak hırsızlık yapmaz, içkici, içki içtiği sırada mü`min olduğu halde içki içmez; insanların, onun yüzünden, gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mü`min olarak yağmalamaz.”

Buhari, Mezalim 30, Eşribe 1, Hudud 1, 20; Müslim, İman 100, (57); Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4689); Tirmizi, iman 11, (2627); Nesâî, Sârık 1, (8, 64).

5845 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişi zina edince iman ondan çıkar ve başının üstünde bir bulut gibi muallak durur. Zinadan çıkınca iman adama geri döner.”

Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4690); Tirmizi, İman 11, (2627).

Tirmizi şu ziyadede bulunmuştur: “Ebu Câfer el-Bâkır Muhammed İbnu Ali`nin: “Bunda imandan çıkıp İslâm`a geçiş vardır” dediği rivayet edilmiştir.”

5846 – Hz. Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riya yaparsa Allah da onun riyasını ortaya çıkarır.”

Buhari, Rikak 36; Müslim, Zühd 48, (2987).

5847 – Ebu Saidi`l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İnsanlara merhametli olmayana Allah Teâla merhamet etmez.”

Tirmizi, Birr 16, (1923).

5848 – Câbir İbnu Abdillah el-Ensâri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Zulümden kaçının. Zira zulüm, Kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevketmiştir.”

Müslim, Birr 56, (2578).

5849 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur.”

Ebu Davud, 22 (2511).

5850 – Ebu Bekr es-Sıddik radıyallahhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Mü`mine zarar veren veya hile yapan mel`ûndur.”

Tirmizi, Birr 27, (1942).

5851 – Ebu Sırma radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kim mü`mine zarar verirse Allah da onu zarara uğratır. Kim de mü`mine meşakkat verirse, Allah da ona meşakkat verir.”

Tirmizi, Birr 27, (1941).

5852 – Ebu Temime radıyallahu anh anlatıyor: “Arkadaşları kendisine: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm size çok şeyler söyledi, öyleyse bize de bir tavsiyede bulunun!” demişlerdi.

“İnsanda ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse, kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmeyebilirse mutlaka bunu yapsın!” tavsiyesinde bulundu.”

Buhari, Ahkam 9.

5853 – Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah zulüm ve sıla-ı rahmin koparılmasıdır, bu cezanın dünyada gelmesi, ahiretteki cezaya kefaret değildir.”

Ebu Davud, Edeb 51, (4902); Tirmizi, Kıyamet 58, (2513).

5854 – İyaz İbnu Hımâr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri, bana: “Mütevâzi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin” diye vahyetti.”

Ebu Dâvud, Edeb 48, (4895).

5855 – Hz. Ebu Bekr es-Sıddik radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Cehennem, bozguncu, cimri ve başa kakıcı her insana yakındır.”

Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: “Cennete ne bozguncu, ne cimri ne de başa kakıcı giremez.”

Tirmizi, Birr 41, (1964).

5856 – İbnu Amr İbni`l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız.”

Nesâi, Zekat 66, (5, 79). Hadisi Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (Libas 1).

5857 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Ey Allah`ın Resulü dendi, herbirimiz içinde, (bazan, öylesine çirkin) bir şeyn ârız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir korparçası olup (kendisini yakması) ona daha sevimli gelmektedir!”

Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu söze şöyle mukabelede bulundu:

“Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber!) Şeytan`ın hilesini vesveseye çeviren Allah`a hamd olsun!”

Ebu Dâvud, Edeb 118. (5112).

5858 – Ebu Zümeyl rahimehullah anlatıyor: “İbnu Abbas radıyallahu anhüma`ya (bir gün): “İçimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?” diye sormuştum. Bana:

“Ne hissediyorsun ki?” dedi. Ben:

“Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!” dedim.

“Şekk nev`inden bir şey mi ?” dedi ve güldü. Sonra açıkladı:

“Bu (çeşit vesveseler)den hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teâla hazretleri (Resûlüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): “Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!” (Yunus 94).)

İbnu Abbas bana dedi ki: “Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: “O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zâhirdir, hem bâtındır. O herşeyi bilendir” (Hadid 3).

Ebu Dâvud, Edeb 118, (5110).

5859 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kim, görmediği halde rüya görme iddiasına kalkarsa (Kıyamet günü) arpa daneciğine düğüm atması teklif edilir. Kim de kendisinden hoşlanmadıkları halde, bir grubun konuşmasını dinleme gayretine düşerse Kıyamet günü kulağına erimiş kurşun dökülür. Kim bir sureti tasvir ederse (Kıyamet günü) azaba uğrar ve bu yaptığına ruh üflemesi emredilir, ama üfleyemez”

Buhâri, Ta`bir 45; Ebu Dâvud, Edeb 96, (5024); Tirmizi, Rü`ya 8, (2284).

5860 – Vâsile İbnu`l-Eska` radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Şurası muhakkak ki, en büyük yalanlardan biri, kişinin kendisini babasından başka birisine nisbet etmesi veya görmediği bir şeyi gözlerinin gördüğünü iddia etmesi, yahut da Resülullah aleyhissalâtu vesselâm`ın söylemediği bir şeyi O`na söyletmesidir”

Buhâri, Menakıb 5

5861 – Ebu Kılâbe merhum anlatıyor: “Sabit İbnu Dahhâk radıyallahu anh anlatmıştı: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Kim, bile bile, yalan yere İslâm`dan başka bir din ile yemin ederse, bu kimse dediği gibidir. Kim kendisini bir şeyle öldürüp (intihar ederse) Kıyamet günü o şeyle azab verilir. Kişnin gücü dışında olan bir şey üzerine yaptığı nezir muteber değildir. Mü`mine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mü`mine küfür nisbet etmek onu öldürmek gibidir. Kim kendisini bir şeyle keserse Kıyamet günü onunla kesilir. Kim malını çok göstermek için yalan bir iddiada buiunursa, Allah onun azlığını artırır.”

Buhâri, Eyman 7, Cenaiz 84, Edeb 44, 73; Müslim, İman 176, (110); Tirmizi, İman 16, (2638); Ebu Davud, İman 9, (3257); Nesâi, Eyman 7, (7, 5, 6).

5862 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir kavimde gulûl (denen devlet malından hırsızlık) zuhur ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder.”

Muvatta, Cihâd 26, (2, 460).

5863 – Yine İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İnsanlar arasında Allah`ın en çok buğzettiği üç kişi vardır:

Harem`de sapıtıp haktan ayrılan,

İslâm`a girdiği halde cahiliye sünnetini arayan,

Haksız yere, kanını dökmek için bir adamdan kan talep eden.”

uhâri, Diyât 9.

5864 – Muğire İbnu şu`be radıyallahu anh`ın anlattığına göre “Hz. Muaviye radıyallahu anh kendisine: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm`dan işittiğin bir şeyi bana yaz” diye mektup yazmıştır. O da Hz. Muâviye`ye şunu yazmıştır: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm`ın şöyle söylediğini işittim:

“Allah Teâla hazretleri, sizin için üç şeyi mekruh addetti.

Dedikodu,

Malın ziyâı.

Çok sual!..”

Buhâri, Zekât 53, Edeb 6; Müslim, Akdiye 35, (539).

5865 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Siz birkısım ameller işliyorsunuz ki, onlar sizin nazarınızda kıldan daha ince (daha ehemmiyetsiz)dir. Halbuki biz onları, Resülullah zamanında helake atıcılardan addederdik.”

Buhâri, Rikâk 32.

5866 – Vâsıle İbnu`l-Eskâ` radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Kardeşine karşı şamata yapma. Allah ona afıyet sana da belayı verir.”

Tirmizi, Kıyamet 55, (2508).

5867 – Ebu`d Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder (de onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun)”

Ebu Dâvud, Edeb 125, (5130).

5868 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Şeytan insanoğlunda, kanın cereyanı gibi cereyan eder.”

Ebu Dâvud, Sünnet 18, (4719).

5869 – İmam Mâlik rahimehullah`a ulaştığına göre, “Ümmü Seleme radıyallahu anhâ, Efendimiz`den sormuştur:

“Ey Allah`ın Resûlü! Aramızda salihler mevcut iken bizler helak mi olacağız?” Aleyhissalâtu vesselâm:

“Evet, buyurmuşlardır, pislik (zina) artarsa!”

Muvatta, Kelam 22, (2, 991).

5870 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Hanımını kocasına karşı, köleyi efendisine karşı ayartan bizden değildir!”

Ebu Dâvud, Talâk 1, (2175), Edeb 135, (5170).

5871 – Yine Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Size şerlilerinizi haber vereyim mi? Onlar, tek başlarına yiyenler, kölelerini dövenler, yardımı esirgeyenlerdir.”

Rezin tahriç etmiştir.

 

NEFİSLE İLGİLİ EDEBE GİREN HADİSLER

5800 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Ben Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm`ın terkisinde idim. Bana şu nasihatta bulundu:

“Yavrum! Allah`a karşı (emir ve yasaklarına uyarak edebini) koru, Allah da seni (dünya ve âhirette) korusun! Allah`ı(n üzerindeki hukukunu) koru ki O`nu karşında (dünya ve âhiretin fenalıklarına karşı hâmi) bulasın -veya önünde demişti: Bollukta Allah`ı tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve âhiretle ilgili) bir şey isteyince Allah`tan iste. Yardım talep edeceksen Allah`tan yardım dile. Zira kullar, Allah`ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah`ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakînî bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde, sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i ilahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır.”

Rezin bu elfazla tahric etmiştir. Tirmizi`de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu`l-Kıyâmet 60, (3518).

5801 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün, Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm ashâbına: “Şu kelimeleri kim benden) alıp onlarla amel edecek ve onlarla amel edecek olana öğretecek?” buyurdular. Ben hemen atılıp:

“Ben! Ey Allah`ın Resûlü!” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm elimden tuttu ve beş şey saydı:

– Haramlardan sakın, AIlah`ın en âbid kulu ol!

– Allah`ın sana ayırdığına razı ol, insanların en zengini ol!

– Komşuna ihsanda bulun, mü`min ol.

– Kendin için istediğini başkaları için de iste, müslüman ol!

– Fazla gülme. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür.”

Tirmizi, Zühd 2, (2306); İbnu Mace, Zühd 24, (4217).

5802 – Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Rabbım bana dokuz şey emretti:

– Gizli halde de aleni halde de Allah`tan korkma(mı),

– Öfke ve rıza halinde de adâletli söz (söylememi),

– Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı),

– Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı,

– Beni mahrum edene de vermemi,

– Bana zulmedeni affetmemi,

– Susma halimin tefekkür olmasını,

– Konuşma halimin zikir olmasını,

– Bakışımın da ibret olmasını,

– Ma`rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi.”

Rezin tahric etmiştir.

5803 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselam`ın kılıncının kabzasında şu ibareyi bulduk.

“Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap! Aleyhine de olsa hakkı söyle!”

Rezin tahric etmiştir.

5804 – Zeydu`I-Hayr radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah`ın Resulü dedim, Allah`ın rızasını arzu eden kimselere ve Allah`ın rızasını arzu etmeyen kimselere Allah`ın koyduğu alâmet nedir, bana haber verin!” Cevaben:

“Ey Zeyd sen nasıl sabahladın?” diye sordu.

“Hayrı ve hayır ehlini seviyorum: Eğer hayır yapmaya muktedirsem yapmaya koşuyorum. Eğer yapamaz, kaçırırsam bu sebeple üzülüyorum ve onu yapmaya, şevkim daha da artıyor!” dedim. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

“İşte bu söylediklerin Allah`ın rızasını arayanlara Allah`ın koyduğu alâmettir. Eğer Allah senin başka bir şey olmanı isteseydi, seni ona hazırlardı” buyurdular.”

Hadisi Rezin tahriç etmiştir.

5805 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

“İtidal (orta yol üzere olmak), teenni(li davranmak), hal ve gidişi iyi olmak peygamberliğin yirmidört cüzünden bir cüzdür.”

Muvatta, Şi`r 17 (2, 954, 955); Ebu Dâvud, Edeb 2, (4776).

5806 – Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

“Dört şey vardır, bunlar geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, koku sürünme, evlenme, misvak kullanma.”

Tirmizi, Nikâh 1, (1080).

5807 – Abdulmüheymin İbnu Abbas İbni Sa`d es-Sâidi, babası tarikiyle dedesinden naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Teenni Allah Teâlâ`dandır, acele de şeytandan.”

Tirmizi, Birr 66, (2013).

5808 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm Eşeccü Abdi`l-Kays `a dedi ki:

“Muhakkak ki sende, Allah ve Resülünün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni.”

Tirmizi, Birr 66, (2012); Müslim, İman 25, (17).

5809 – Ebu Dâvud merhum, Abdu`l-Kays heyetinde dahil olan Zâri`den naklettiği ve uzunca bir kıssanın da bulunduğu rivayetinde şu ziyadeye yer verir: “Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm kendisine bunları söyleyince o (Eşecc):

“Ey Allah`ın Resûlü! Bu iki hasletle ben (şahsi gayretimle) mi ahlâklandım yoksa Allah mı cibilliyetime (yaratılışıma, tabiatıma) koydu?” diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm da:

“Allah Teâla Hazretleri seni o iki haslet üzere yarattı!” buyurdular. Bu cevap üzerine Eşecc:

“Allah ve Resûlünün sevdiği iki haslet üzere beni yaratan Allah`a hamd olsun!” dedi.”

Ebu Dâvud, Edeb 161, (5225).

5810 – Sa`d İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki: “Teennî, âhiretle ilgili olanlar dışında, her amelde güzeldir.”

Ebu Dâvud, Edeb 11, (4810).

5811 – İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resulullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

“Kim Allah adına sığınma talebinde bulunursa ona sığınma, verin, kim Allah adına isterse ona verin, kim sizi davet ederse ona icabet edin; kim size bir iyilik yaparsa karşılıkta bulunun, şayet verecek bir şey bulamazsanız kendinizi, ona karşılığını vermiş görünceye kadar dua edin.”

Nesai, Zekât 72, (5, 82); Ebu Dâvud, Zekât 38, (1672).

5812 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Sakın sizden kimse Allah hakkında hüsnüzânda bulunmadan son nefesini vermesin.”

Müslim, Cennet 81, (2877); Ebu Dâvud, Cenâiz 17, (3113).

5813 – Sahiheyn ve Tirmizi de Ebu Hureyre`den gelen diğer bir hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâla Hazretleri şöyle buyurdu: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyimdir.”

Müslim ve Tirmizi`nin rivayetinde şu ziyade vardır: “O bana dua edince ben onunlayım.”

Buhâri, Tevhid 35; Müslim, Zikr 1, (2675); Tirmişi, Zühd 51, (2389).

5814 – Ebu Davud ve Tirmizi`de Ebu Hureyre`den gelen bir rivayette Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm`ın şöyle söylediği kaydedilmiştir:

“Allah Teâlâ hakkında hüsnüzan, güzel ibadettendir.”

Tirmizi, Da`avât 146, (3604); Ebu Dâvud, Edeb 89, (4993).

5815 – Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullâh aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Her nerede olursan ol Allah`tan ittikâ et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele et.”

Tirmizi, Birr 55, (1988).

5816 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm`dan ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu.

“Ağız ve ferc!” buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular:

“Allah`a takva ve güzel ahlak!” buyurdular.”

Tirmizi, Birr 62, (2005).

5817 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm`a soruldu: “Mü`minlerden hangisi efdal (enfaziletli)dir?”

“Ahlakça en güzelleridir!” cevabını verdi. Tekrar soruldu:

“Pekiyi, mü`minlerden hangisi en akıllıdır?”

“Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır. İşte akıllılar bunlardır.”

Rezin tahric etmiştir. İbnu Mâce, Zühd 31, (4259).

5818 – Hz. Semüre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Haseb maldır, kerem takvadır.”

Tirmizi, Tefsir, Hucurât, (3268).

5819 – Hz. Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm`a “Hangi insan daha hayırlıdır?” diye sorulmuştu:

“Ömrü uzun, ameli de güzel olandır” buyurdular.”

“Öyleyse insanların kötüsü kimdir?” diye soruldu:

“Ömrü uzun, ameli kötü olandır!” buyurdular.”

Tirmizi, Zühd 22, (2331).

5820 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):

“Size en hayırlınızın ve en şerlinizin kim olduğunu haber vermiyeyim mi?” buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Cemaat: “Evet, haber veriniz!” dedi.

“En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir.”

Tirmizi, Fiten 76, (2264).

5821 – İbnu Amr İbni`l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İki haslet vardır, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredici ve sabrediciler arasına kaydeder:

– Diyanette kendinden üstün olana bakıp, ona uymak.

– Dünyalıkta kendinden aşağı olana bakıp, Allah`ın kendine vermiş olduğu üstünlüğe hamdetmek.

İşte böyle olan kimseyi Allah şükredici ve sabredici olarak yazar.

Kim de diyanette kendinden aşağı olana bakar, dünyalıkta da kendinden üstün olana bakar ve elde edemediğine üzülürse Allah onu şükredici ve sabredici olarak yazmaz.”

Tirmizi, Kıyamet 59, (2514).

5822 – Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün): “Ey Allah`ın Resûlü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?” diye sormuştum, şöyle cevap verdiler: “Dilini tut, evini genişlet, günahlarına da ağla!”

Tirmizi, Zühd 61, (2408).

5823 – İmam Malik anlatıyor: “Bana ulaştığına göre, Lokman Hekîm`e: “Sende gördüğümüz bu (meziyetin mahiyeti) nedir? diye sormuşlardı. (Bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi). Şu cevabı verdi:

“Doğru sözlülük, emaneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terketmek.”

Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: “Vaadime vefakârlık etmek.”

Muvatta, Kelam 17, (2, 990).

5824 – İbnu Mes`ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kendisi ateşe haram edilen ve kendisine de ateşin haram kılındığı kimseyi size haber vermeyeyim mi? Ateş, (halka) her yakın olana, yumuşak huylu ve insanlara kolaylık gösterene haram kılınmıştır.”

Tirmizi, Kıyamet 46, (2490).

5825 – Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim şu üç şeyden beri olarak ölürse cennete girer: – Kibir, – Gulûl, – Borç.”

Tirmizi, Siyer 21, (1572, 1573).

5826 – Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Halîm olan zelle sahibidir, hakîm olan tecrübe sahibidir.”

Tirmizi, Birr 86, (2034).

5827 – Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sakın sizden kimse kararsız olup da: “Ben insanlarla beraberim, eğer insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım” demesin. Aksine, nefsinizi sâbit tutun, halk iyilik yaptımı siz de iyilik yapın, kötülük yaparsa zulme yer vermeyin.”

Tirmizi, Birr 63, (2008).

5828 – Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bir mü`minin nefsini alçaltıp zelil kılması muvafık değildir.”

Orada bulunanlar: “Kişi nefsini nasıl zelil kılare?” dediler.

“Tâkat getiremeyeceği belaya karşı kendini ileri sürer!” buyurdular.”

Tirmizi, Fiten 67, (2255).

5829 – Hz. Muâviye radıyallahu anh`ın anlattığına göre, Hz. Aişe radıyallahu anhâ`ya: “Bana bir mektupla vasiyetini yaz, fakat çok şey yazma!” diye bir mektup yolladı. Hz. Aişe de cevaben şöyle yazdı:

“Selam üzerine olsun! Emmâ ba`d: Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm`ın: “Kim halkın öfkesini dinlemeden Allah`ın rızasını ararsa insanların sıkıntısına karşı Allah kifayet eder. Kim de Allah`ın öfkesini dinlemeden halkın rızasını ararsa, Allah onu insanlara havale eder” dediğini işittim; selâm üzerine olsun!”

Tirmizi, Zühd 65, (2416).

5830 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Mü`min saftır, kerimdir. Fâcir, hilekârdır, leimdir (alçaktır).”

Ebu Dâvud, Edeb 6, (4790); Tirmizi, Birr 41, (1965).

5831 – Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Mü`min, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz.”

Buhari, Edeb 83; Müslim, Zühd 63, (2998); Ebu Dâvud, Edeb 34, (4862)

5832 – Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildiğim zaman bana salât okumayan kimsenin de burnu sürtülsün!”

Tirmizi, Da`avât 110, (3539).

5833 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah`ın Resûlü babam nerededir?” diye sormuştu.

“Cehennemde!” buyurdular. Adam (gitmek üzere) geri dönünce, Aleyhissalâtu vesselâm adamı çağırdı ve:

“Muhakkak ki, benim babam da senin baban da ateşteler!” buyurdu.”

Müslim, İman 347, (203); Ebu Dâvud, Sünnet 18, (4718).

5834 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İsa aleyhisselam hırsızlık yapan bir adam görmüştü:

“Hırsızlık mı yaptın?” dedi. Adam:

“Asla! Kendisinden başka ilah olmayan Zat`a yemin olsun” diye cevap verince Hz. İsa:

“Allah`a inandım, gözlerimi tekzib ettim!” dedi.”

Buhari, Enbiya 48; Müslim, Fezail 149, (2368); Nesâî, Kudât 36, (8, 249).

5835 – İmam Malik anlatıyor: “Bana ulaştığına göre, bir adam İbnu`z-Zübeyr radıyallahu anhüma`ya şöyle yazdı: “Haberiniz olsun: Takva ehlinin birkısım alâmetleri vardır ki, bunlar sayesinde kendileri bilinebilir, onlar da bunları bilirler: Şöyle ki müttakî:

– (İhtilaf halinde) verilen hükme razı olur,

– Nimetlere şükreder,

– Belâya sabreder,

– Dilinden doğru çıkar,

– Kur`ân`ın ahkâmını kendine yol yapar.

İmam, çarşılardan bir çarşı (gibi)dir, hak ehlinden ise, ehl-i hak, hak (yükünü) ona yıkar; bâtıl ehlinden ise, batıl ehli de batıl (yükünü) ona yıkar.”

Rezin tahric etmiştir.

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Bekâbillâh

Allah`ın, kendi isimlerinin mânâlarını seyretmeyi dilemesiyle, kendisinin ve tüm mevcûdat diye bildiğinin meydana geldiğini anladığı zaman, kişi otomatik olarak…

Oku »

Bais

Anlamı EL BAİS… Sürekli yeni yaşam boyutlarına dönüştüren! “Her an yeni bir şe`nde” oluşun mekanizması olarak sürekli yeni bir hâl yaşatan. “BÂİS” ismi dar manâ…

Oku »

Tevbe

Yanlışını idrak edip, kesinlikle o işi bir daha yapmama kararı “Tövbe”dir! Hâlinden pişmanlık duyma ve üzülme, istiğfardır; dille “estağfirullah” demek değil!….

Oku »