Beyin

  • BEYİN de titreşimlerden (dalgalardan) meydana gelen ve bir HOLOGRAF olarak çalışan kütledir.. “ÖLÜM, Holografik bir boyuttan, başka bir holografik boyuta geçmek suretiyle bilincin yaşamının devamıdır.”

  • Beyin, mutlak Tek Ben`in hükmünün başka boyuttan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarını; yani, O Ben`in kendi boyutundan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarını; yani, O Ben`in ortaya çıkmasını istediği görüntüleri, mânâları, mânâları ihtiva eden frekansları, matematiksel olarak değerlendirerek, gördüğümüz yapılara dönüştürür.

  • Makrokozmos evrendir;

    Mikrokozmos ise beyin!..

    Evren, esas yapısı itibariyle, tümüyle, sayısız manyetik dalgalardan oluşmuş bir kütledir ve her dalga boyunun kendine has orjinal bir mânâsı vardır. Beyin ise orijini itibariyle bu dalga boylarındaki mânâları değerlendirecek bir alıcı, bir değerlendirici ve sayısız yeni mânâlar oluşturucu bir cihaz gibidir!.. Ve bu beyin, elde ettiği tüm hasılayı, ürettiği ruha yâni hologramik dalga bedene yüklemektedir!..

  • Üretme, gerçekte, esmâ boyutu seyridir. Efâl boyutu, beyindeki varsayımdır; beynin yapısı dolayısı ile hissedilen!.

    Beyin dahi, esmâ terkibi sonucu var kabuledilendir!.

  • Beyin, tümüyle bir değerlendirme merkezidir… Esasen beyin içinde görüntü, ses gibi nesneler mevcut değildir… Bunun en iyi misali bir televizyonun ya da bilgisayarın içidir. Televizyonun içinde ses ya da görüntü diye bir şey yoktur.

  • Beyin, aklı kısıtlıların sandığı gibi “et parçası” değildir!.

  • Bilinç, beynin “print-out“udur, yani, dilediği kadarınının “çıktı”sı !.

    Beyin dahi, İngilizce`de “data” denen evrensel salt “bilgi“nin, “print-out“udur!.

  • Nokta“, irsal oldu âlemlere “beyin” adıyla da…

    Beyin” aynasında seyreyledi kendini!

    Beyin“le seyredince kendini, “Beni gören Hak`kı görmüştür” şeklinde açık etti veçhini!

  • Yeryüzüne gelmiş en muhteşem beyin Allah Rasûlü Muhammed aleyhisselâm!

  • Bilinç, beyinin veri tabanının, zihinsel faaliyetlerinin sonucunda oluşur. Öte yandan beyin veri tabanı, genetik ve astrolojik dediğimiz etkilerle oluşur ve aldığı çeşitli tesirlerle de faâliyetini sürdürür.

    Bunun yanı sıra, kişilerin aldığı gıdaların kimyasal değerlerinin, beynin kimyasında oluşturacağı etkiler de, gene bilinci yönlendiren, etkileyen en önemli faktörlerden bir tanesidir.

    Eğer, herhangi bir iç veya dış sebeple hasar görmemişse beyin, mutlaka o beyinde bir “Ben” bilinci vardır… Bu “Ben” bilinci varlığı, mevcûdâtı meydana getiren “Öz” bilincin o beyinde ortaya çıkışından başka bir şey değildir…

  • Beyin sağlığı, insan için yeryüzünde en büyük nimettir. Beyin, “bilgi” yumağıdır, hazinesidir!.

    İnsan yaşamındaki her şey beyinden açığa çıkar!. Beyin, insandır!. Beyin nakli yapılsa dahi hiçbir şey değişmez; beyin kendi kişiliğiyle yaşar çünkü!.  İşe yaramadığı için çıkarılan beynin yaşamı bitmiş ve onun ürettiği kişilik madde dünyasından kopmuştur artık!.

    Beyin, aklı kısıtlıların sandığı gibi “et parçası” değildir!.

    Bugünün bilimi, daha beynin ne olduğunu çözememiştir… Beyin hakkında bildiklerimizle, okyanus kıyısında dizine kadar denize giren insanın konumundan farklı değiliz.

  • Yanlış bilgi gelince de beyin yanlış bilgiye göre bir değerlendirme yapıyor, yanlış bir hayâl oluşturuyor…

  • Sen, karşımda oturuyorsun, senden çıkan ışık dalgaları geliyor, benim göz bebeğime vuruyor, göz bebeğimden sarı noktaya aksediyor. Sarı noktadan beynime bioelektrik bir mesaj geliyor, görme siniri ile… Beyin, gelen bu bioelektrik mesajı kendi hücreleri arasında değerlendirerek bir hayâl oluşturuyor.işte senin, “görüyorum!…” dediğin şey, o beyninin içinde oluşan hayâldir…

  • Güneş tutulumunu gören bölgede yaşıyorsa, herkes, kendi beyin açılımına GÖRE, bu tesirlerden etkilenir.

  • Her kişi veya toplum, elleriyle yaptıklarının, beyinleriyle ürettiklerinin sonuçlarını yaşıyor yani karşılığını alıyor!.

  • Âhir zamanda depremlerin artacağını bildiriyor Allah Rasulü… Sadece toprakta değil, beyinlerde ve toplumlarda da olacaktır bu depremler.

  • Şimdi, bizim anlatımımızda; ruhun beyin tarafından üretilen dalgalardan meydana geldiği konusu işleniyor… Ayrıca, rüyanın dışında “telepati” diye bir olay da biliyoruz!… Telepatinin, iki beyin arasındaki karşılıklı gönderilen dalgalar olduğunu da biliyoruz.. Yani beynin belli dalgalar göndererek bir diğer beyine ulaştığını; ona çeşitli mesajlar verdiğini biliyoruz!. Fakat bu kopuk kopuk bildiğimiz hususları biraraya getirip bir sonuca varmayı genelde hiç düşünmüyoruz!.

    “Telepati” dediğimiz olayı gerçekleştiren, beyin!

    Esasen bunun benzeri bir hususu hemen herkes de yaşamakta.
    Beynin yaydığı radar dalgaları; uyuduğumuz zaman ruh bedenden ayrılıp; bir yerlere gidip orada bir şeyleri görüp veya birisi ile görüşüp gelmez!

    Bizim tesbitimize göre; beyin, gündüz olduğu gibi, gece uyku hâlinde de radar dalgalarını yaymaya devam eder; ve gündüz beyin, birçok kanaldan veri toplarken; gece bu, özellikle beş duyuya dayalı alanlar kapalı olduğu için, yaydığı radar dalgalarının getirisini beynin görüntü hayal merkezinde değerlendirerek sùretlendirir.

  • Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manâlarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana farkettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini artırır. Mesela; Allah’ın irade sıfatının adı olan “Mürîd” isminin belli bir sayıda tekrarı, kişinin irade kuvvetini artırır. “Kuddüs” isminin, “Mürîd” ismi ile birlikte tekrarı; kişinin her türlü kötü alışkanlıklardan arınması sonucunu doğurur. Sert mizaçlı, insanları kıran, taşkın, kontrol problemleri olan sinirli kişiler, “Halîm” ismini tekrarlamaları sonucu, kısa zamanda hoşgörülü hale gelirler.

    Bunlar hep, beynin bu frekanslarda, beyin hücrelerini programlamasıyla gerçekleşir. Bu olay, bilimsel olarak yeni ispatlanmış ve Scientific American adlı ünlü Amerikan bilim dergisinin 1993 Aralık sayısında “John Morgan” imzasıyla yayınlanmıştır.

    Beyinde kapasite genişledikçe, kişi, açığa çıkan özelliklerinin hakikatı olan ALLAH’ı daha iyi farkedip tanımağa başlar.

    Allah, ötede bir tanrı değil, evren ve içindeki her şeyi kendi varlığıyla, ilmiyle, ilminde, “yok” iken “var” kılan, yüce varlığın adıdır. Holografik esasa göre, her zerrede tümüyle, -Tasavvufa göre, zatıyla, sıfatıyla, isimleriyle- mevcuttur.

    Biz, bu yolda yapacağımız çalışmalarla ne ölçüde beyin kapasitemizi geliştirirsek, o kadar, Allah’ı varlığımızda bulur, O’na erer, O’nu farkederiz.

  • Ruh kuvvetin – kapasiten, ölmeden önceki son ulaştığın beyin kapasiten olarak sâbitlenir!..

  • Kişi, beyin kapasitesinin getirisini yaşar!.

  • Bilinç dediğin unsurun bir ismi alması ve hükümlerini ve dolayısıyla fiilleri ortaya çıkarması hep beyin faaliyetleriyle alâkalıdır.

    Gerçekçi gözle bakarsan, beden dediğin yapı tamamıyla kimyevi bir laboratuvardır !… Kaba maddenin çeşitli kademelerde analizi vardır bedende.

    Alınan gıdalar, bildiğiniz şekilde bedende çözümlenir ve vücuda enerji sağlar. Hayatiyetin devamlılığı böylece gerçekleşir.

    Tıpkı bir kompütürün çalışması için elektrik cereyanına ihtiyacı olması gibi… Ama kompütürün faaliyeti tamamıyla yapılış gayesine ve de programlanmasına bağlıdır.

    Sen bir şey yiyorsun ve tatlı yedim diyorsun ve zevk alıyorsun. Oysa ne oluyor ?

    Terkibi karbon, hidrojen, azot veya bir başka atom olan nesne bedene giriyor ve dilden geçerken tad olarak hüküm alıyor, elementsel çözümü bio-elektrik mesajı olarak gittiği beyinde. Oysa beyinde tad diye bir şey mi var?

    Veya gözü ele aldığımızda… Beyninde görülen bir nesne mi var; yoksa, görülen nesnenin bir elektriksel çözümü mü beyinde değerlendirilerek bir hükmü doğuruyor ?..

  • Beyin ilk temel programlanmaya ana rahminde iken mâruz kalır… Hattâ bundan evvel, erkek-kadın birleşmesi sırasında, onların beyin faaliyetleri sperm ve yumurtada ilk ön programlamayı yapar, diyerek henüz hiç farkında olmadığımız bir noktaya işaret edenler dahi vardır. Ancak genel konumuz dışında kaldığı için bu hususa burada daha fazla girmek istemiyorum. Beynin bu programlanışı konusunda daha geniş bilgi isteyenler 14. baskısı yapılan “İNSAN ve SIRLARI” isimli kitabımızı tetkik edebilirler

    .Beyin, tümüyle bir değerlendirme merkezidir… Esasen beyin içinde görüntü, ses gibi nesneler mevcut değildir… Bunun en iyi misali bir televizyonun ya da bilgisayarın içidir. Televizyonun içinde ses ya da görüntü diye bir şey yoktur.

    Televizyona dışarıdan gelen 220 volt elektrik, insanın yeyip-içtikleri gibi enerji teminine dönüktür. Televizyonun içinde bulunan transistorlar, diodlar, entegreler, mikroçipler ise gelen bilgilerin değerlendiği merkezdir.. Dışarıdan, antenden ya da herhangi bir kablolu yayından, gelen dalga adını verdiğimiz ışınsal mesaj, bu merkezde değerlendirilerek görüntü ya da ses oluşturacak bir biçimde ekran veya hoparlöre yansıtılır.

    Beyin de aldığı gıdalarla, glikoz ve oksijenlerle yaşam enerjisini temin ederken; Güneş`ten yayılan hayat enerjisi olan «CAN»la beslenir ve gelişir.

    Bu arada beyinde oluşan tüm faaliyetler, dalgaya çevrilerek, «RUH» adıyla bilinen «halogramik dalga bedenimize» yüklenir. Daha önce detaylı bir şekilde «İNSAN ve SIRLARI» isimli kitabımızda yazdığımız üzere, bireysel «RUH» yani kişilik sahibi ruh, ana rahminde 120. günden itibaren oluşur.. Ki bu yüzden 120. günden itibaren çocuk aldırmak dinde çok büyük suçtur…

  • «ibadet» denen faaliyetlere kısaca bir göz atalım…

    A – Kendini tamamiyle bu beden kabullenmeye ve sırf bedene dönük yaşamaya engel olmak üzere düzenlenmiş ibâdetler.

    B – Beynin bioelektrik enerjisini en yararlı şekilde elde etmeye yönelik olarak düzenlenmiş ibâdetler.

    C – Beynin mevcut bioelektrik enerjisini, dalga enerjiye çevirerek «RUH» adı verilen halogramik dalga bedene yükleme faaliyetlerine dönük ibâdetler.

    D – «ALLAH`ın ahlâkıyla ahlâklanma» şeklinde özetlenen, tasavvufta «ALLAH`a vâsıl olma» veya «ALLAH`a erme» diye izaha çalışılan, evrensel kozmik bilinçle özdeşleşmeye yönelik ibadetler.

    Dört ana madde şeklinde toparlamaya çalıştığımız, kısaca «ibadet» denen bütün bu faaliyetler, görüldüğü üzere hep BEYİN ile ilgilidir…

    Beyin, ihtiyacı olan bioelektrik enerjiyi alır ve bunu dalga enerjiye dönüştürerek ruha yükler. Aynı anda da belirli anlamlar ihtiva eder bir biçimde dünyaya gücü nispetinde yayınlar.

    Şayet, beyinde doğum anında bir devre açılmış ise bu beyin ürettiği dalgaya ilâveten, antimanyetik bir enerjiyi daha yükler ki; bu bir tür antiçekim dalgasıyla yüklü dalga bedenler, kıyâmet denen olayla birlikte dünya ve güneşin manyetik çekim alanından kendini kurtararak galaksi içindeki sayısız yıldızlara ulaşabilirler.

    Eğer beyin bu bir tür antiçekim dalgalarını, «RUH» denilen halogramik dalga bedene yükleyemezse, bu takdirde dünyanın ve dolayısıyla güneşin manyetik çekim alanından kendisini kurtaramaz ve ebedî olarak dünya ile birlikte içine girdiği Güneşte yaşamına devam eder.

  • Beyin hücrelerimizin her biri belirli anlamlar ihtiva eden belirli frekanslarla programlanarak yeni düşünsel anlamlara sahip olur; ya da genetik yoldan gelen verilerin ortaya çıkışına yolverir..

    Esasen bizden ortaya çıkan ya da çıkmayıp zihnimizde kalan her düşünce, gerçekte, “Allah” isimleriyle işaret edilen kavramların beynimizdeki bir terkibidir!. Ve bu terkip, az önce de bahsettiğim üzere, genetik+kozmik etkiler -yani meleki tesirler- sonucunda oluşur!.

    İnsan” ismiyle tanımlanan varlıklar, tümüyle birer “isimler terkibi” olduğu gibi, varlığını algılayabildiğimiz ya da algılayamadığımız tüm varlıklar ve elbette ki “melek“ler dahi birer “esmâ terkipleri”dirler!…

    İşbu sebeple;

    Bir “esmâ terkibi” olan ve varlığındaki ağırlıklı isimlerin anlamları dolayısıyla da seçilmiş kişilerin beyinlerinde gerekli programlamayı yaparak onları “okuyamamaktan” kurtarıp “OKUR” hâle getiren Cebrail Aleyhisselâm, Hazreti Muhammed`i “SIKTI” !.

     Yani, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın beynine “Alim”, “Basir”, “Hakim”, “Fettah”, “Muhyi” gibi bir kısım “isimlerin frekansından impulslar” göndererek, bu yolda açılım oluşturdu!… Esasen, bu “Rabbani isimlerin frekansı”, herkes gibi, doğuştan O`nun yapısında da mevcuttu… Ancak, yapısını oluşturan “terkip içindeki” oranı Nebilik kemâlâtını ortaya koymak için yeterli değildi!.

     Cebrail`in müdahalesi ile, bu isimlerin beyindeki oranı, son Nebi’nin açıklaması gerekli olan kemâlâta yeterli kapasiteye dönüştürülüyordu.

    Bu etki sonucu beyinde meydana gelen yüksek faaliyet ise kişi tarafından ancak “SIKMAK” diye tanımlanabilirdi.

  • Şimdi burada beyin ile ilgili bana göre çok önemli bir noktaya gelmek istiyorum.

    İslâm isimli kitapta “Ruhlar Ezelde Mi Yaratıldı” başlıklı yazımda anlattığım üzere, insan ruhu dışardan gelmeyip ana rahminde oluşmaya başladığına göre Din terminolojisinde “ruh” adı verilen ölüm sonrası yaşam bedeni, beyin çekirdeği tarafından daha ana rahminde meydana getirilmektedir.

    İnsan beyninin eseri olan bilinç ve hafıza, beyin tarafından tümüyle bu ruhta muhafaza edilmekte ve bu ruhun bedenle ilişkisi kesildikten sonra da insan aynı bilinç ile ölüm ötesi boyutta yaşamını sürdürmektedir. Kişinin ölüm sonrasında “mahşerde okuyacağı kitabı” budur kanaatimizce, yaşadıklarının virgülü kaybolmamacasına.

    Bu “ALLAH” adıyla bildirilenin en büyük mucizelerinden biridir. Yediğimiz gıdalardan elde edilen enerji nasıl beyinde çeşitli dalgalara dönüştürülme noktasına uzanmaktadır? Bu akıl sahipleri için üzerinde hayli düşünülmesi gereken bir konudur.

    Beyin, dalgalar mı üretiyor!?… Beynin ürettiği çeşitli dalgalar artık bütün bilim adamları tarafından biliniyor!. Bilinmeyen ise beynin ürettiği bu dalgaların işlevlerinin ne olduğu. Bu konu henüz netlik kazanmış değil!… Henüz elde yeterince teknik imkân olmadığı için dalga spektrumundaki beynin ürettiği tüm dalgaların tespit edilememiş olduğu da açıktır!.

    Biz 1985’de “insan ruhu”nun dışardan gelmeyip beyin tarafında üretildiğini yazdığımızda bu konu konuşulmuyordu.

    Şimdi size 16 Mayıs 2002’de yayınlanmış bir makaleden paragraflar sunuyorum:

    The Conscious Electromagnetic (EM) Information Field —Bilinçli Elektromanyetik Bilgi Alanı)

    İngiltere’deki Surrey Üniversitesi hocalarından Profesör McFadden tarafından yayınlanmış bir makale.

    Senkronize Ateşlenme ve Beynin EM Alanı Üzerine Etkisi: EM Bilinç Alanı Teorisi Üzerine Bulgu.”

    Bakın yazıda özetle ne diyor Profesör McFadden, anlayabildiğim kadarıyla:

    “Bir hücre her ateşlendiğinde, elektriksel aktivite beynin EM (ElektroManyetik) alanına bir sinyal gönderiyor. Ancak, sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanına ulaşan dalgasal bilgi beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak birbirine bağlanır. Ancak, diğer sinir hücrelerinin aksine, beynin EM alanındaki nöronlara ulaşan dalgasal bilgi, beyindeki diğer sinyallerle otomatik olarak bağlantı kurar, bütünleşir. Bilincin karakteri olan bu bağlanmayı beynin EM alanı yapar.

  • Beyin 12 burçtan, sayısız yıldızdan gelen sayısız ışınımı değerlendirebilecek kapasiteye sahiptir!.. Ancak ne var ki, kişinin bu kapasiteyi genişletmesi önemlidir. Elinize, size sonsuz yarar sağlayacak bir sermaye, bir kapasite verilmiş; siz ise bunu oyun oynayıp boşa harcamakla tüketiyorsunuz!..

  • Zikir, beyinde belirli anlamlar taşıyan kelimeleri tekrar etme çalışmasıdır.. Zaman ve mekânla, inançla kayıtlı değildir!..

    Zikrin, beynin çalışan bölümünün kapasitesini, zikredilen manâ istikametinde arttıran bir çalışma sistemi olduğunu; Türkiye ve Dünyada ilk defa, l986 yılında yayınlanan “İNSAN ve SIRLARI” isimli kitabımızda; daha derinliğine detayları ile de “DUA ve ZİKİR” isimli kitabımızda açıkladık..

    Zikrin, yani kelimelerin beyindeki tekrarının, beyinde yeni hücre bloklarını devreye sokma çalışmaları olduğunu tasdik eden ilk bilimsel makale ise 1993 yılı aralık ayında Dünyanın en ünlü bilim dergisi olan “Scientific Amerikan“da John Horgan imzasıyla yayınlandı… Uzun yıllar yapılan yoğun laboratuvar çalışmaları sonucu açıklanıyordu bu makalede.. Sonuç; her yeni öğrenilen ve tekrarlanan kelimeler, beyinde o zamana kadar boş-âtıl duran hücre guruplarını devreye sokarak beynin çalışan kapasitesini arttırıyordu!..

    Siz, Allah`ın belirli isimlerini beyninizde, bir süre, belirli bir düzen içinde tekrar ettiğiniz zaman, otomatikman beyninizde o anlam doğrultusunda bir kapasite oluşuyor; böylece kişiliğinizi o anlam istikametinde geliştiriyorsunuz!

  • Biz Kudüs, Medine ve Mekke’deki alanların yaydıkları yüksek frekanslı dalgalara “pozitif” demişiz.. Esasen bu dalgalara Din-tasavvuf lisanında da “cemâl” veya “celâl nurları” ismi verilmiştir!..

    Bize göre “Pozitif” olarak nitelenen ışınımın nispeten daha düşük frekanslı olanlarına “cemâl nuru”; daha yüksek frekanslı olanlarına da “celâl nuru” denilir…

    Ancak dikkat edile ki… Burada anlatılan, bize çok yararlı olan bu ”cemâl ve celâl nurları” ile “mutlak cemâl ve celâl nurları” arasındaki fark, sanki kibrit ateşi ile Güneş arasındaki fark gibidir!… Gözden kaçmaya!

    İnsanların dahi “celâlli” ya da “cemâlî” diye tanımlanması, beyinlerinin yaydığı bu dalgalar dolayısıyladır.. Yani, kiminin beyninin yaydığı dalgaların frekansı, kimine göre daha çok daha yüksektir, ki biz onlara “celâlli bir kişiliği var” deriz!.

    İşte dünyanın bedeni içindeki, “pozitif” enerji hatlarının kesişip sanki bir enerji santralı gibi yayın yaptığı en önemli merkez, Mekke`de bulunan Kâbe-i Muâzzama`nın altıdır ve bunun uzantısı da Arafat Dağı`nın altıdır!..

    Keşif sahiplerinin keşif yoluyla gördüğü bu gerçeğe Seyyid Abdülaziz Ed Debbağ da «El İbrîz» isimli eserinde değinmiş ve Kâbe`den göğe yükselmekte olan bir «nur» sütunundan, adı geçen eserinde bahsetmiştir!..

    Bu noktadaki çok güçlü pozitif enerji dolayısıyla Harem-i Şerîf`teki tüm insanların beyinleri öylesine etkilenip, öylesine güçlü bir faaliyet içine girmektedirler ki bunu anlatabilmemiz mümkün değildir.

  • Sperm ile yumurtanın rahimde birleşmesinin 120. gününde, cenin, bazı kozmik ışınların etkisiyle, “meleğin ruhu nefhetmesi” diye târif edilen bir biçimde, dalga üretimine başlar.

    Beynin çekirdeği durumunda olan bu yapı, genetik veri tabanını değerlendirmesine vesile olan ilk temel kozmik tesirleri alarak ön programa kavuşur ki; böylece onun “şâkilesi” yâni “programının doğrultusu” belirlenmiş olur..

    İşte bu anda “kişisel ruh” yani “insânî ruh” meydana gelmiş, yaratılmış olur!… Bu andan evvel, “bireysel ruh” mevcut değildir!.

    Bu sebepledir ki, eğer 120. günden sonra çocuk alınırsa cinayet hükmüne girer!..

    Zira, 120. günde cenindeki beyin çekirdeği, “dalga bedeni” yâni “kişilik ruhunu” üretmeye başlamıştır ki, ceninin öldürülmesi hâlinde dahi, bu “ruh” yaşamına sonsuza dek devam eder…

    Kişiliğin temel özelliklerini ise, genlerindeki bilgiler meydana getirir..

  • “Ruh” adı verilmiş bulunan beyin dalgaları hatırlayalım ki beynin ürettiği dalgalardan meydana gelmiştir. Beyindeki tüm özellikler, “ruh” adı verilen dalga bedene yüklenmektedir. Vücutta hücrelerin bir arada tutulmasını sağlayan “çekme” elektriği ve özelliği aynıyla beyinde de vardır; ve beyin bu özelliği, gücü aynıyla ürettiği dalgalara yükleyerek, ürettiği dalgaların otomatik olarak bir arada bulunmasını temin etmektedir, dalgalarda oluşan o özellikle!. Bu yüzdendir ki, insanın ölümötesi boyut bedeni olan dalga bedeni=ruhu, bir tekil yapı olarak, Cennet boyutuna kadar devam edecektir.

  • Beyin veri tabanındaki yerleşik bilgiler, ya genetik kanaldan ya da çevreden, şartlanma yollu, sorgulanmadan ve hattâ farkında bile olunmadan yerleşmiş verilerdir.

  • Melekler aslında, orijin yapı olarak suretsiz ve şekilsiz varlıklardır. Ancak, meleğin işlevi ile bağlantılı bir frekansı vardır!. Yani, melekler, belirli çok çok yüksek frekanslardır, titreşimlerdir!. Ve, bu titreşimlerin ihtiva ettiği anlamlar söz konusudur.

    Bu frekans, her hangi bir şekilde kişinin beynine ulaştığı zaman; beyin onu, kendi veri tabanına göre tarar ve kendi veri tabanındaki en yakın frekansa uygun şekilde değerlendirir, detifre eder!. Yani, o frekansa uygun, hayâli sureti meydana getirir. Böylece beyinde belirli bir suret oluşur.

    Meselâ, rüyada ağaç konuşur!.. “ağaç konuşması” şeklinde algıladığın şey, esasında bir melek!.. Ağaç, meleğin, beyindeki veri tabanına göre en yakın ya da uygun bir şekilde sembolize olarak deşifre edilip mânâlandırılışıdır!.. Bu mânâlandırılış, veri tabanındaki tarama esnasında, o frekansın en yakını olan frekanstır.

    Beyindeki veri levhaları, frekanslardır.. Beyne ulaşan frekansa en yakın frekans, beyinde hangi anlam olarak tasavvur edilmişse önceden, ona uygun suret olarak, o dalgalar beyinde açığa çıkar ve böylece rüyalar, semboller şeklinde görülmüş olur!.

  • Beyinler çeşitli frekanslara açık alıcı-vericilerdir, tıpkı çeşitli frekanslara açık radyo alıcıları gibi… Dolayısıyla o beynin alıcı frekanslarına uygun dalga yayan, hiç tanımadığı kişilerden gelen dalgaları da alırlar farkında bile olmadan… Sonra da “aklıma geliverdi“, derler! Nereden?!

    Burada, konuyu bilen kişilere, “Mirror neurons” – “ayna nöronlar” işlevini hatırlatalım…

    Asırlar öncesinde, “ayna nöronlar” işlevinin insanlardaki açığa çıkışına şöyle işaret edilmiştir toplumlar tarafından:

    Üzüm üzüme baka baka kararır“!

  • Beyin, veri tabanını oluştururken bebeklikten itibaren, bunu yoğun olarak göz ve kulak yoluyla aldıkları üzerine inşa eder ve buna göre düşünmeye başlar. Bu kanallardan beyine giren veriler ise otomatik olarak madde-mânâ ayırımını oluşturur. Beyin eğer ileriki yaşlarda yeterli ilimle veri tabanını genişletirse, düşünürken, madde-mânâ ayırımından arınarak, tek bir bütünsellik içinde verilerini değerlendirir. Yani, ilim, beyine yeni bir çoklu boyutsallık kazandırır değerlendirmeleri için. (beyin nereden alıyor, bu başka yazı konusu)

  • İnsan“da açığa çıkan bilinç, gerçekte “evrensel bilincin“, beyinden “fıtrat“ına (programına) göre açığa çıkmış hâlidir!.

Soru

-Beyin hakkında bilmemiz gereken nedir Üstadım?… Teşekkürler.

Üstad

-Beyin, oluşumundan itibaren gerek galaksi içi ve gerekse galaksi dışı çeşitli güçlü merkezlerden gelen yayınlarla programlandığı için, biz beynimizi ne kadar zikir ile geniş kullanılır kapasiteye ulaştırabilirsek, o nispette evrensel özellikleri kendimizde keşfederiz…

Soru

-Üstadım hurmadaki sır nedir?..

Üstad

-Hurma, beyin hücrelerinin tek girdisi olan glikozu ihtiva eden Arabistan’daki yegâne bitkidir. Orucu hurmayla açmanın sebebi de âcilen beyne glikoz göndererek onu beslemektir!

 

Soru

-Mevcut olan mutlak ve yegâne varlık Allah olduğuna göre; “Malîki yevmiddin`i nasıl anlamamız gerek?… Acaba sistemin çalışma düzeni midir?

Üstad

-Her an kâinatta tasarruf eden tek bir beyin olduğunu kabullenmektir.. Bedende, bütün organlarda hükmeden nasıl beyin ise… Yaratılmışların her birinde her an hükmedip onları yönlendiren demektir, “Mâlîki yevmid din”…

 

Soru

-Hafıza, bellek dalgaları şeklinde ruha kaydediliyorsa, ruh beden terkedildiğinde durum ne olacak?

Üstad

-Hafızadaki bilgiler ruhun beyin tarafından üretilişi anından itibaren otomatik olarak ruhun bünyesinde oluşturulduğu için, ruh bedenden oluşacak olan nur bedene de gene otomatik olarak dönüşür…

Soru

-Yani ruhu olmayanın hafızası olmaz mı?

Üstad

-Ruhu olanın hafızası vardır; fakat her hafızası olanın ruhu yoktur… Yani ölümötesi yaşamını sağlayacak olan beyin üretimi kişilik ruhu, demek istiyorum…Unutmayın ki, genetik hafıza başka şeydir; ruh hafızası başka şeydir.

Soru

-Hafızası olup ta ruhu olmayan hangi varlıklardır?Teşekkürler .

Üstad

-Hayvanlar ve diğer canlılar…

Soru

-Uyku nedir? Uyku anında beyin fonksiyonları beş duyu kayıtlarının dışında faaliyetini hangi sistemle devam ettiriyor. İlk insanda uyku var mıydı. Uyku genetik midir?..

Üstad

-Uyku beynin fonksiyonel işlevidir…

Soru

-Beyin bizde iken yaşadığımız herşey ruh bedenimize yükleniyor ve ölüm ötesinde karşımıza çıkıyor da, hastalık türü acı ve ağrılarımız ölümle bitiyor. Onlar ruha yüklenmiyor mu? ..

Üstad

-Rüyada duyduğun acı, beynin ruha yüklediğini gösterir… Kabir azabı dahi bu yüklenmeden dolayıdır…

Soru

-Beyin son ana kadar ruha yükleme yaptığına göre, son anda ki şehâdet geçerli olur mu?…

Üstad

-Şâhid olmuşsa, evet!.

Şehâdet, son ana kadar geçerlidir…

 

Soru

-Efendim.. Erken doğum nedeniyle gelişemeyen beyin hareket kontrol merkezini zikir yoluyla tedavi mümkün müdür?

Üstad

-Bildiğim kadarıyla hayır…

 

Soru

-Beyin faaliyetleri neticesi, mikro dalga bedenini üretmesi yanı sıra, fiziki bedenini de üretiyor diyebilir miyiz?…

Üstad

-Evet..

 

Soru

-Üstadım.. Ruhun bilince feed -back etkisi mümkün mü, eğer mümkünse bunu biraz açar mısınız?.. Teşekkürler .

Üstad

-Beyinden ruha yüklenme sözkonusudur.

 

 

 

ALAK 96-15 Hayır (iş sandığı gibi değil)! Andolsun ki eğer vazgeçmezse, elbette onu alnından (beyninden) şiddetle tutup sürükleriz!

FECR 89-23 (işte) o süreçte, cehennem de getirilir (Dünya`yı kuşatır)! (işte) o süreçte, insan hatırlayıp düşünür… (Fakat) Zikra`nın (hatırlamanın) ona nasıl faydası olur (beden-beyin yok artık ruhu geliştirecek)?

FUSSiLET 41-12 Böylece onları iki süreçte yedi sema (yedi Bilinç {Nefs} mertebesi) olarak hükmetti ve her semada onun işlevini vahyetti! Dünya semasını (en yakın semayı) (Bi-)mesabih (aydınlatıcılar-fikirler) ile süsledik ve hıfzettik (hafızada kaydedip koruduk {beyinde değil; ruh bedende. A.H.}). Aziz, Alim`in takdiridir bu!

HiCR 15-30 O meleklerin (kuvvelerin) hepsi, toptan secde ettiler (bir kısım Esma kuvveleri beyinle açığa çıkmaya başladı).

KAFiRUN 109-2 Sizin tapındığınıza (nefsi emmârenize – bağırsak beyninize) ben tapınmam!

NAHL 16-68 Rabbin bal arısına vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve yaptıkları kovanlardan evler edin!” (Düşünen beyinlere, arının {ve diğer mahlukatın} nasıl vahiy aldığı, bunun nasıl ve ne anlama geldiği konusu, çok şeyler açar. A.H.)

NUR 24-35 Allah, semaların ve arzın nurudur (NuR ilimdir, semalar ve arzın hakikati ilimden ibarettir)! O`nun nurunun (ilminin varlığı ve açığa çıkışı) misali şuna benzer: içinde lamba (bilinç) bulunan bir kandil (beyin) gibidir… O lamba da bir sırça (kalp-şuur) kapsamındadır! O sırça (şuur) sanki inciden bir yıldız (yaradılış amacına göre işlevlenmiş Esma bileşimi) gibidir ki, doğu ve batıya (mekan ve zamana) ait olmayan mübarek bir ağaçtan (insani hakikatin), yani zeytinden (TEK`lik şuuruna sahip olması) tutuşturulur! O ağacın yağı (şuurdaki hakikat müşahedesi) neredeyse kendisine bir nar (arınma çalışmaları) dokunmasa da ışık saçar! Nur`un ala nur`dur (Esma ilminin birimsel ilim suretinde açığa çıkışı)… Allah (insanın hakikati olan Esma mertebesi) dilediği kimseyi kendi nuruna (kendi hakikati ilmine) erdirir! Allah insanlar için misaller veriyor… Allah her şeyi (Esma özellikleriyle, o şey olduğu için) Bilen`dir.

NUR 24-36 (O Nur = hakikat ilmi) Allah`ın, yükseltilmesine ve içlerinde (şuurda) kendi isminin (işaret ettiğinin) zikredilmesine (hatırlanıp müşahedesine, Esma`sının elvermesiyle) izin verdiği evlerdedir (beyin-bilinç)! Sabah-akşam (afaki ve enfüsi seyirde) oralarda (o evlerde) O`nun tespihindedirler!

RA’D – RAD 13-12 Hu, ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden… (“Size korku ve ümit…” diye başlayan bu ve sonraki ayetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli halleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A.H.)

RAHMAN 55-11 Bir meyve (insan) var onda (arzda); tomurcuklu (açılıma hazır) hurma ağacı (beyin)!

SAD 38-72 Onu tesviye edip (beynini oluşturup), o yapının içinden Ruhum`dan (Esma manalarımdan) nefhettiğimde (açığa çıkardığımda {nefh yani üflemek, içten dışa şeklinde olur daima. A.H.}) Ona secdeye kapanın (hükümranlığını-tasarrufunu kabul edin)!

TAHA 20-117 Dedik ki: “Ey Adem, kesinlikle şu (iblis, vehmini tahrik eden kendini beden kabul etme fikri) senin ve eşin (bedenin) için bir düşmandır! Sakın sizi (kendinizi şuur {meleki yapı – kuvve} olarak yaşadığınız) cennetten (bedenselliğe – bilinç yaşamı boyutuna) çıkarmasın; sonra şaki (kendini beden sınırlamasının mutsuzluğu içinde bulan ve bunun sonuçlarını yaşayarak yanan) olursun!” NOT: Burada anlatılmak istenen, müşahedemizdekine göre özetle şudur: Adem ismiyle işaret edilen, yokken, Allah Esma`sının ihtiva ettiği ruh {manalar bütünü} üflenerek, bir “şuur varlık” halinde beyinden yani madde bedenden açığa çıkarılmıştır. Beyin bu açığa çıkarılışı kabul edecek şekilde `tesviye` edildikten sonra, açığa çıkan bu El Esma ruhu olan şuur varlık, meleki bir yapı-boyut olarak cinsiyetsizdir. Ne var ki iblis diye tanımlanan cin türünün, {göze göre görünmez} ışınsal bedenli varlığın, beyinde impulse ile oluşturduğu, kendini beden olarak kabullenme fikriyle, şuurun hakikati örtülmüş; kendisini eşi diye tanımlanmış olan beden kabulü noktasına indirmiştir. Beyin, yapısı itibarıyla, veri tabanını oluşturan genetik bilgiler, şartlanmalar, değer yargıları ve bunun getirisi duygular ile çeşitli fikirler doğrultusunda açığa çıkan bilincin, akıl kuvvesini değerlendirmesiyle yaşar. Bilincin şuur boyutunu oluşturan Allah Esma`sına `iman` etmesi ve buna göre yaşaması teklif edilmekte ve işin doğrusunun bu olduğu `hatırlatılmaktadır`. Şuur ise bu bağlardan öte, hakikati Allah ilmine uzanan meleki kuvve-nurdur. Şuur, kalp veya daha deriniyle hakikati hissetmesi itibarıyla `fuad` (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar-kalp nöronları) diye anlatılır. Şuurun, eşi olarak kendisine geçici süre verilmiş olan beden ise, kah maddeden meydana gelmesi itibarıyla `arzın dabbesi`, kah bedendeki hayvanlarla ortak özellikler dolayısıyla `enam`, kah da şuurun meleki vasfını sınırlaması veya örtmesi fikrini beyinde tetiklemesi itibarıyla `şeytan` diye tanımlanmıştır. “insan” diye tanımlanmış “şuur”, kendi orijin yapısını, bedende gözünü açması dolayısıyla da unutmuş, `hatırlamaz` olduğu için `zikir-hatırlatıcı` gönderilmiştir. Kuran bilgisi, `zikir` yani `hatırlatıcı`dır. insana hakikatini hatırlatmak içindir. Beyin-beden kabulünün getirisi sınırlı-kayıtlı cehennemi bedensel yaşam; şuur boyutundaki meleki boyuttaki seyir ise cennet yaşamı olarak tanımlanmaktadır. Bütün bu olaylar ve cennet-cehennem tasvirleri bir kısım ayetlerde vurgulandığı üzere, tamamıyla misal yollu benzetme ve işaret yollu anlatımdır. Cennet şuur yaşamı ve şuurdan, El Esma özelliklerinin açığa çıktığı bir yaşam olduğu içindir ki; biyolojik-hayvansı beden var olmadığı ve dahi söz konusu olmadığı içindir ki; buna dair oluşlar da o boyutta yer almaz. Onun için cennetin gerçekte, çok algı dışı bir yaşam boyutu olduğuna işaret edilmiştir. Konunun detayları ayrı bir kitap mevzuudur. Ancak Kuran`daki işaretlerin yerli yerinde değerlendirilip anlaşılması için bu kadar bir özet anlayışımızı buraya eklemeyi uygun gördüm. Eksik veya yanlış müşahedem oluşmuşsa bağışlanma dilerim. Hakikatini bilen Allah`tır. A.H.)

YASiN 36-12 Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi imam-ı Mubin`de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!

ZÜMER 39-21 Görmedin mi ki Allah, semadan (Esma manalarının açığa çıkışı olan şuurdan) bir su (ilim) inzal etti de onu arzdaki (bedendeki) kaynaklara (beyine) koydu… Sonra ondaki kuvvelerle renkleri muhtelif (çeşitli huyların sonucu) ekinler (üretim) açığa çıkarıyor… Sonra kurur da sen onu sararmış görürsün (oluşumu sırasında çok değer verdiğin şeyler, olup bittikten sonra bakarsın tüm değerini yitirir)… Sonra onu bir hutam (kuru bitki, çer-çöp) kılar! Muhakkak ki bu (misalde) derin düşünen akıl sahipleri için elbette bir ders vardır!

 

 

1816 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek bir hizmetçi taleb etmişti. Resülullah ona:

“Şu duayı oku(man senin için hizmetçi edinmenden daha hayırlı)” dedi:

“Allahım! Sen yedi semânın Rabbi, Arş-ı Âzam’ın Rabbisin. Sen bizim Rabbimiz ve herşeyin Rabbisin. Tevrat, İncil ve Furkân’ı indiren, tohum ve çekirdekleri açansın. Her şeyin şerrinden sana sığınıyorum. Her şeyin alnından yapışmışsın (dizginleri senin elindedir). Evvel sensin, senden önce bir şey yoktur. Ahir sensin, senden sonra da bir şey kalmayacak. Sen zâhirsin, senin üstünde bir şey mevcut değildir. Sen bâtınsın, senin dışında bir şey yoktur. Benim borcumu öde, beni fukaralıktan kurtar, zengin kıl.”

Tirmizi, Daavât 68, (3477); İbnu Mâce, Dua, 2 (3831).

 

4494 – Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: “”Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kıyamet gününde, ümmetimin (iki alameti olacak: Biri) secde sebebiyle alnındaki parlaklık, (diğeri de) abdest sebebiyle kollarındaki parlaklıktır.”

Tirmizi, Salât 427, (607).

 

5567 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) Ebu Cehl: “Muhammed, aranızda, hâlâ yüzünü toprağa sürtüyor mu?” dedi.

“Evet” cevabını alınca:

“Lat ve Uzza’ya yemin olsun! Onu böyle yaparken görürsem boynuna ayaklarımla basacağım -veya: Ben de O’nun yüzünü yere batıracağım” dedi. Sonra bir gün, Resûlullah namaz kılarken boynuna basmak üzere yaklaştı. Fakat birdenbire O’nu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler.

“Sana ne oldu?” dediler.

“Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir şey ve birtakım kanatlar var!” cevabını verdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da:

“Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu uzuv uzuv kapıp parçalayacaktı!” buyurdu. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şu ayeti inzal buyurdu. (Meâlen): “Fakat insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşır. Dönüş ancak Rabbinedir. Allah’ın kulunu namaz kılmaktan alıkoyanı gördün mü? Gördün mü o kâfiri? Eğer o doğru yol üzerinde olsa yahut kötülükten sakınmayı tavsiye etse daha hayırlı olmaz mıydı? Gördün mü o kâfiri? Eğer o yalanlayıp haktan yüz çevirirse, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmez mi? Andolsun ki, eğer o inkâr ve isyanına son vermezse, biz onu alnından yakalayıp cehenneme sürükleriz. Zira o, pek yalancı ve günahkar bir alındır. O kavmini yardıma çağırsın. Biz de zebânileri çağıracağız. Hayır sen ona aldırma, secde et ve Rabbine yaklaş” (Alak-6-19).

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Fitne

Anlamı Ne ki sana kendini bir “madde”,  veya bir “ruh” birim sandırır, o senin için  bir  fitnedir!.. “Fitne” kelimesi, doğru bildiğiniz şeyleri uygulamanıza en…

Oku »

Âhiret Günü

Anlamı “Âhiret günü” denen, “ölümden sonraki bu sonsuz yaşamın devamı ve bütün insanların ve cinlerin biraraya gelip yaptıklarının sonuçlarını görme süreci” Âhi…

Oku »

Abdest

Anlamı Abdest almak temizlik gayesi ile getirilmiş bir hüküm olsa idi. «Elini toprağa sür de sonra topraklı elinlesuratını, kollarını sıvazla»; der mi idi?.. Ab…

Oku »