GAVSİYE AÇIKLAMASI

Ahmed Hulûsi

Yâ Gavs! Tâat ehli nimetlere tezellül ettiklerinden zikrederler; ve ma’siyet ehli de tezellül edip Rahıym’i zikrederler!

 

“Tâat ehlinin nimetlere tezellül etmesi”;

Tâat, kendilerine ulaşan emirlere riayet edip, gereğini tatbik etmek, anlamında kullanılıyor.

Niçin, tâat ehli bu fiillere başvuruyor? Nimetlere ermek için!

İşte nimetlere kavuşmak için yapılan davranışlar, “tezellül” olarak nitelendiriliyor burada. Yani zillete düşmek, zilleti kabullenmek. Daha bir Türkçesi ile, aşağılanmayı kabullenmek!

Başka bir ifade ile, cennet nimetlerine erme gayesiyle birtakım çalışmalarda, davranışlarda bulunmak, küçüklüğü kabul ederek büyüğe sokulmak gibi tanımlanmakta.

Diğer taraftan, yasaklanmış olan şeyleri yapmaktan kendilerini alıkoyamayanlar da, gene o cennet nimetlerine kavuşmak için, bağışlayıcı, çok merhametli olana âdeta “Sen büyüksün, bense çok küçük; sen Rahıym’sin ben çok âsi ve suçlu, öyle ise beni bağışla ve nimetlerinden mahrum etme” demektedirler. Bu da bir diğer “tezellül” şeklidir.

Her iki hâlde de birtakım nimetlere kavuşmak için, küçülmeyi, aşağılanmayı göze alma konusudur!

Ve her iki hâlin altında da tek bir şey yatmaktadır; ENE!.. Yani, BENLİK, BENCİLLİK, birimselliğine menfaat temini peşinde koşmak!

Kendini bu beden veya bu bedendeki ruh olarak kabul eden kişinin yapacağı, elbette ki bunlardan başka bir şey değildir!

Çünkü bu “tezellül”, içinde bulundukları “benlik” hâlinin tabii sonucudur.

İnsan, vehminin tesiri altında ve çevreden gelen şartlandırmalar sonucunda, kendini bir beden veya bedendeki ruh olarak kabul eder. Böyle olunca da, elbette ki bedenine veya ruhuna dönük birtakım menfaatleri temin etme yollarını arayacaktır.

Bu durumda olan insanın da tabii olarak kendisine bu nimetleri sağlayacak olana “tezellül” etmesi son derece doğal olmaktadır!

Netice olarak ortaya çıkmaktadır ki, “tezellül”ün kökeni “benlik” kavramına dayanmaktadır.

Eğer bu kişilerde en büyük ve en kalın perde olan BENLİK perdesi kalkmış olsa; görecekler ki, varlık, BENLİK hep Hakk’a ait! Bu durumda bilecekler ki, O dilediğini yapıyor ve hep O’nun hükmü, takdiri yerine geliyor!Kendileri hakkındaki takdir de her ne ise, o muhakkak yerine gelecektir!

Bunu anlayınca da, kendi varlıklarının var olmadığını fark ederek, benliklerine menfaat temini gayesiyle, zillete düçar olmayacaklar.

Neticede, ister ma’siyetten dolayı Rahıym’e sığınma hâli olsun; ister, tâat ile birtakım nimetler bekleme hâli olsun, her iki hâl de zillet hâlidir, temeldeki “benlik”ten doğan zillet hâlidir!

Bunun karşıtı ise “İzzet” hâlidir, ki “Aziyz” isminin mânâsının ortaya çıkışıdır.

Bu isimle isimlenmiş kişi, kimseden bir karşılık beklemeksizin çalışmalar yapar; karşılıksız verici olur; bu sebeple de izzetle yaşar!