EBU BEKİR ES SIDDÎK

Ahmed Hulûsi

Müslümanlar, Rasûlü Ekrem kumandasında üç yüz on kişilik bir kuvvet ile Bedir isimli mevkiye gelip yerleştiler.

Burada, Rasûlü Ekrem için bir de çadır kuruldu. Çadırda Rasûlü Ekrem ile beraber Hz. Ebu Bekir es Sıddîkda bulunmaktaydı.

Biraz sonra Rasûlü Ekrem çadırdan çıktı, harp sahasını gezdi, gereken emirleri verdi, bazı azgın müşriklerin bu savaşta ölecekleri yerleri bir mucize olarak gösterdi ve sonra tekrar çadıra dönerek dua etmeye başladı Cenâb-ı Allâh’a…

Öylesine dua ediyor, öylesine dua ediyordu ki, sonunda ellerini yukarıya kaldırmaktan sırtındaki rıdası yere düştü.

Yere düşen rıdayı Rasûlü Ekrem’e verirken Hz. Sıddîk:

− Bu kadar dilek yetişir, yâ RasûlAllâh!.. Allâh, sana vadettiği zaferi yakında verecektir!..

Ve Hz. Ebu Bekir es Sıddîk bu sözlerini yeni bitirmişti ki, Rasûlü Ekrem’e vahiy geliverdi:

“BU TOPLULUK YAKINDA MUHAKKAK HEZİMETE UĞRAYACAK VE ONLAR ARKALARINA DÖNÜP GİDECEKLERDİR…”

Böylece zaferin ilk müjdesini Hz. Sıddîk almış oldu.

Savaşın başlamasına az bir müddet kalmıştı ki, Rasûlü Ekrem, hemen yanıbaşında oturan Hz. Sıddîk’a dönerek şöyle buyurdu:

− Yâ Eba Bekr!.. İşte şu Cibrîl’dir!.. Harp silahı üzerinde!.. Atının başını tutmuş…

Cenâb-ı Allâh, gerek bu ve gerekse ileride göreceğimiz birçok harplerde, müslümanların ordusunu, insan şekil ve kıyafetindeki meleklerle takviye buyurmuştur. Bilahare harpten sağ kalıp kurtulabilen müşrikler, müslümanların bu kadar çokluğuna hayret etmişler, fakat bu sırrı asla anlayamamışlardır…

Çok şiddetli geçen bu ilk savaşın neticesi, müslümanların ezici zaferiyle sonuçlandı. Ebu Cehil, Halef oğlu Ümeyye gibi birçok İslâmiyet düşmanlarının cesetleri harp sahasını doldurmuştu.

Harp henüz bitmiş, müslümanlar ferahlamışlardı ki, Cibrîl, Rasûlü Ekrem’e şu haberi getirdi:

− Ehli Kitap Doğu Roma imparatorluğu, Ateşperest İran imparatorluğu ordusunu, yapılan savaşta büyük bir mağlubiyete uğrattı!..

İşte, Rum Sûresi ilk âyetlerinde bildirilenler bir mucize olarak tahakkuk etmiş; Rumlar, ateşperest İranlıları belirtilen müddet içerisinde, mağlubiyete uğratırken aynı günde, müslümanlar da, Kureyşli müşrikleri bozguna uğratarak rahatlamışlardı…

Şüphesiz ki, HÜKÜM ALLÂH’TANDIR O’nun dilediği olmuştur, olmaktadır ve olacaktır…

Şimdi savaş nihayetlenmiş, ele geçen esirlerin ne yapılacağı hakkında toplantı yapılmaktaydı.

Hz. Ömer, şiddet taraftarıydı!.. Harp cezası olarak, esirlerin tamamen katledilmesi fikrini ileri sürüyordu.

Rasûlü Ekrem, Hz. Sıddîk’a da ne düşündüğünü sordu:

− Senin fikrin nedir, yâ Eba Bekr?..

Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’ın merhamet duyguları, her zaman olduğu gibi üstün geldi:

− Fidye (kurtuluş parası) mukabili serbest bırakılsa daha iyi olur kanaatindeyim yâ RasûlAllâh…

Bu sözler üzerine Rasûlü Ekrem şöyle buyurdu:

− Ebu Bekir, melekler (dört büyük) arasında Mikail gibidir… Bu, rahmet ve merhamet meleğine benzer. 

Rasûller içinde ise İbrahim’in (Selâm olsun O’na da) misalidir. Kavmine karşı bal gibi tatlı hareket ederdi.

Kavmi O’nu ateşe attığı ve Cenâb-ı Allâh’ın da ne duan varsa kabulümdür, buyurduğu hâlde, O gene de beddua etmedi. Şöyle yalvardı Allâh’a:

“Kim ki bana tâbi olursa o bendendir… Kim ki bana isyan ederse, Sen Ğafûr’sun, Rahıym’sin.”

Bundan sonra Rasûlü Ekrem esirlerin fidye mukabili serbest bırakılmaları kararına vardı…

Bir gün Hz. Sıddîk, Rasûlü Ekrem ile beraber oturmakta iken her ne sebepten ise, kızmış olan bir bedevi gelerek O’na çatmaya başladı.

Hz. Sıddîk, sakin ve yumuşak ahlâklı, kavga sevmez bir kişi olduğu için, bedeviye aldırış edip cevap vermedi…

Ne var ki bedevi bu durumdan gittikçe yüz bularak, daha ileri gitti, ve nihayet Hz. Sıddîk’ın annesine, babasına sövmeye başladı…

Hz. Sıddîk da nihayet bir insandı… Sonunda sabrı tükenince, dayanamayarak:

− Senin de!..

Dedi ve böylece bedevinin sözlerini kendisine iade etti…

Fakat bu kelime Hz. Sıddîk’ın ağzından çıkar çıkmaz, Rasûlü Ekrem ayağa kalkarak yürümeye başladı.

Hz. Sıddîk, Rasûlü Ekrem’in canının sıkıldığını anlamıştı.

Bedeviyi kendi hâlinde bırakarak, hemen arkasından koşuverdi Rasûlü Ekrem’in ve sordu:

− Yâ RasûlAllâh!.. Bu adam bana kötü sözler söylerken, ebeveynime küfrederken, Siz oturup mütebessim bir çehre ile seyrediyordunuz; sonra ben, sözlerini kendisine iade edince, hem yüzünüzdeki tebessüm kaçtı, hem de ayağa kalkıp yürümeye başladınız?

− Yâ Eba Bekr!.. buyurdu Rasûlü Ekrem, gene tebessüm ederek…

O adam sana hoşlanmadığın çirkin sözleri söylerken, beddua ederken, ebeveynine söverken, sen susuyordun, sabrediyordun!.. Senin susup, o adama cevap vermediğin müddetçe de, üzerinde bulunan bir melek, senin yerine o adama cevap vermekteydi… Bilahare senin sabrın tükendi ve ona cevap verdin… İşte o anda, senin yerine o adama cevap vermekte olan melek gitti ve o meleğin yerini şeytan aldı; sizi büsbütün kızdırmaya başladı… Bu sebeple ben de daha fazla orada durmayıp ayağa kalktım ve yürümeye başladım…