RUH İNSAN CİN

Ahmed Hulûsi

Şimdi de İslâm düşünürlerinin en ileri gelenlerinden biri olan hicrî (kamerî) tarihle 260-324 yılları arasında yaşamış bulunan İmam Ebu Hasan El-EŞ’ARİ’nin “Cin” hakkındaki görüşünü nakledelim:

Büyük bir bünyede (bedende) tecelli eden hayat, basit bir tek cüzde de tecelli edebilir… Hakikat itibarıyla hayat; madde ve cisimlerin bir tabiatı değil, bir emri Rabbanîdir… Onun için, bir cüzde, büyük büyük cisimler tecelli edebilir…

Göz; ortada bir bünye olmadığı hâlde, başkalarının göremediği bir cisim görebilir… Hatta görmek için göz bile şart değildir. Allâhû Teâlâ murat ederse, gözler kapalıyken bir insan parmak ucuyla bile görebilir…

Cinler de böyle, bünyesi (yani cesedi) olmayan, bir hayat kuvveti olmak üzere cisimlerin herhangi bir cüzünde görünür veya görünmeyebilir…

Ayrıca, Cinnî’lerin de kendilerine göre bir cismanî bünyesi olabilir… Lâkin, bizim her bünyeyi görmemiz gerekli olmadığı gibi, gördüklerimizin de her cüzünü görmediğimiz malûmdur… Şu hâlde, gözlerimizin önünde nice nice bünyeler bulunurken, biz onları göremeyebiliriz… Nitekim, mikropları, sıradan bakışla göremediğimiz gibi, hava hareketleri içinde duyularımızla tespit edemeyeceğimiz ışık zerrecikleri de olabilir; ve bunların kimi bize uzak, kimi yakın, kimi yüksek, kimi alçak olabilir..

Biz bütün cisimleri ve bütün cismanî ve fiziki kuvvetleri keşfetmiş değilizdir… Şu hâlde, gerek ruhanî, gerek cismanî bakımdan, bizim hislerimizden (beş duyumuzdan) örtülü yaratıklar bulunduğunu inkâr etmek, düşünen insan için doğru davranış değildir.

İslâm âlimlerinden olan FEYRUZ ABADİ ise, “Besâir” isimli eserinde cin için özetle şöyle bilgi vermektedir:

Cin hakkında iki görüş vardır: (elbette ki o gün için konuşuyor)

1- Cin, insanın beş duyusuyla tespit edemediği, örtü altında olan ruhanî yaratıklara verilen isimdir ki, “ins” karşılığıdır… Bu suretle, bu mânâda kelimeye, melâike, şeytanlar ve Cinler girer… Binâenaleyh, melâike ile Cin arasında özel ve genel bağlantı vardır.

Her melâike Cindir; Cin melâike değildir…

2- Cin, ruhanî (bedensiz) yaratıkların bir kısmına denilir… Zira, ruhanî yaratıklar üç kısımdır:

a. Ahyardır (hayırlılar) ki, melâikedir…

b. Eşrardır (şerrliler) ki şeytandır…

c. Ahyarı da eşrarı da bulunan aradakilerdir ki, tam mânâsıyla bunlar da Cin taifesidir…” (Hak Dini, Cilt:3/Sayfa: 2030)

İleride de tekrar üstünde duracağımız için, konumuzla çok yakından ilgisi olan iki kelimenin; “ŞİHAB” ve “SEMUM” kelimelerinin Arap lisanında ne anlama geldiğini Hamdi Yazır merhumun tefsirine dayanarak verelim:

ŞİHAB, lügatta ‘ateş alevi demektir.

‘SAMM’, semm maddesinde fâil; ‘SEMUM’ da onun mübalağası feul sıgasıdır… ‘SEMM’, ‘zehir’ ile, bir de ‘SEMMİLHIYAT’ gibi ‘ince delik’ mânâsına gelir. Nitekim, bedendeki terin çıktığı ve havanın nüfus ettiği gizli deliklere ‘mesemme’, çoğuluna da ‘mesamm’ veya ‘mesemmat’, cem’ül cem’ine de ‘mesammat’ denilir.

‘CANN’ın ‘NÂRI SEMUM’dan halkedilmiş olması, CİN ve ŞEYTANIN insanın gizli mesammatından hulûl edecek, zehirleyecek bir mahiyette olduğuna işarettir… (Hak Dini, Cilt:4/Sayfa: 3059)