Balık

  • Dünya yaşamı.
  • Balık, Dünya’dır. Dünyayı temsil eder.
  • Hz. Yunus’u, büyük bir balık yutmuş…

    Balığın karnında iken Hz. Yunus, “Ben ne yaptım?.. Bir nebi olduğum halde niçin insanlara tebliğ görevimi terk ettim?..” diye hayıflanmış… Ve yukarıdaki âyette geçen:

    “Ya Rabbi, ben nefsime zulmettim, zâlimlerden oldum!” cümlesini söylemiş..

    Bunun üzerine balık karaya yanaşmış… Hz.Yunus, balığın karnından çıkarak insanları irşâd görevine devam etmiş…

    Hikâye ve rivâyet ve misâl yollu anlatım böyle!

    Öbür yanda, bir âyette şöyle der, meâlen:

    “Biz insanlara çeşitli misâller verdik. Artık bu misâller üzerine tefekkür edip, akıllarını kullanarak bu misâllerle neyi anlatmak istediğimizi anlasınlar diye”.

    Yani, ana olay o verilen misâl değil, misâlle işaret edilmek istenen manâ ve gerçeklerdir.

    Kur`ân, bu misâlle neyi anlatmak istiyor?..

    “Bunu anlayın, tefekkür edin, idrâk edin,” diyor!

  • Okunuşu:

    Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke, inniy küntü minez zalîmîn.

    Anlamı:

    Tüm sınırlılık ve eksiklik ifâde eden ilkel kavramlardan beri olan sonsuz sınırsız AHAD olan sen varsın Tanrı yoktur; bense nefsimin hakkını edâ edememekten dolayı zulmedenlerdenim.

    Bilgi:

    Bakın bu hususta Rasûl aleyhi’s-selâm ne buyuruyor:

    “Zün Nun (Yunûs aleyhi’s-selâm) balığın karnında iken “lâ ilâhe illâ ente Subhaneke inniy küntü minez zalîmîn” diye duâ ederdi. Bir şey hakkında bunu okuyan müslüman yoktur ki, Allâh onun duâsını kabul etmesin.”

    Yunûs aleyhi’s-selâm Kur’ân-ı Kerîm’in -Enbiya’ sûresinin 87. âyetinde belirtilen şekilde, bu duâya devam ederek, yaptığı bir yanlıştan dolayı bağışlandı. sonra da o devir şartlarına göre yüz bin kişiden fazla olan büyük bir topluluğa hidâyet ulaştırdı.

    Dünya şartları ve şartlanmaları içinde, âdeta balık karnında boğulmak üzere olan insan gibi, sıkıntı içinde olanlara çok büyük ferahlık ve kurtuluş getirecek olan bir tesbihdir, duâdır bu âyet.

    İleride tavsiyemiz olan çeşitli zikir formülleri içinde de yer alan bu duâya günde 300 defa çekmek sûretiyle devam edenler çok büyük fayda görürler. Kesinlikle devam edin.

  • Büyük balık küçük balığı yer.

  • Küçük balığın büyüğü… Büyük balığın, daha büyüğü var!. Görünmeyenin görüneni; görünenin görünmeyeni var!. Ta arşa kadar!.

  • Denizdeki  balığa  pazarlık  edilmez!..

  • Akıllı olmuş-bitmişe razı olur; ahmak, balığı kavakta yaşatma mücadelesi verir; başaramadıkça  da,  kendine kahreder!..

  • Geçmişteki çeşitli Nebî ve Rasûllerin çeşitli mûcizelerine karşılık, son Rasûl Hz. Muhammed Aleyhis-selâm’ın en büyük mûcizesi ise “İLİM”dir.

    İnsana, varlığına, yapısına, dünyasına, ölümötesine, ebediyetine, dönük öylesine gerçeklerden sözetmiş, öyle bilgileri günün şartları içerisinde çeşitli benzetmeler ve misâller ile izah etmiş; öyle ilmî gerçeklere işaret etmiştir ki bir benzeri tarihte dünyaya gelmemiştir.

    Dünya öküzün boynuzundadır” derken astronomik yönden dünyanın o anda boğa burcunun etkisinde olduğuna; ya da “balığın sırtında” derken balık burcunda olduğuna işaret ederken; bunlardan çok daha öte bir şekilde, insanlığın ancak son elli yılda ilmen tesbit edebildiği bir gerçeği 1400 sene öncesinde şöyle açıklamıştır.

    “GÜNEŞ KIYÂMETTE DÜNYANIZA ÖYLE YAKLAŞACAKTIR Kİ BİR MİL MESAFE KALACAKTIR’.

  • -Dostlarım…

    Dua ikidir;

    Bir… mekanik, taklidi dua… Bu; kitaplardan okuyup, önde gelenlerden duyup, “faydalıymış ben de yapıyım”, diyerek edilen dualar…

    İki… Hâl ile DUA!…

    Nedir hâl ile dua?…

    Bakın geçenlerde misâlini vermiştim; fakat çok giren çıkan yüzünden arada kaynadı herhalde…

    Yunus Nebî, Nübüvvet görevinde gereken sonuçları alamayınca, bıraktı herkesi kendi haline ve kendi müşahedesi kadarıyla dünyada yaşamaya başladı… Yani balığın karnına düştü!…

    Bir süre geçince, fıtratının getirdiği şekilde o yaşam kendisini tatmin etmedi ve dünya yaşamından, gününü bedene dönük işlerle geçirmekten dolayı sıkıntıya düştü; balığın karnında boğulacak hâle geldi…

    Bu sıkıntı ile Özüne döndü ve Allah`ı müşahede ederek, kendi nefsinin hakkını, yani özünün gereğini yaşayamamakla nefsine zulmetmekte olduğunu farketti… Ve bu, kelimelere döküldü!…

    Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimiyn”…

    Yani bir yaşantının sonundaki nokta oldu bu cümle… Bir yaşantıyı ifade eden bir şekil…

    Şimdi düşünün… Sizin şu andaki hâliniz sizde nasıl bir düşünce oluşturuyor?… Nasıl bir hâleti rûhiye içindesiniz?… Veya hangi noktaya ulaştığınızda, sizden hangi dua çıkacak; ki ona icabet ola?…

    Anlatabildim mi acaba?.. İşte size sorduğum, “hangi duayı etmektesiniz” sorusu buydu…

  • Bilgi ezberlemeyle ancak “DAHA MÜKEMMEL BİR MUKALLİT” olunabilir!…

    Gene size farkettirmeye çalıştım ki, Kur’ân ‘da anlatılanlar -açık hükümler ötesinde- tümüyle sembollerdir, mecazlardır… Meselâ; Yunus Nebi balığın karnından yukarıdaki tanrısına mesaj yollamamıştır; içinde bulunduğu hâl ve duygular ve erdiği idrâk, bu yolla bize anlatılmaya çalışılmıştır…

    Kezâ “HANİF” anlayışın babası Tevhid ustası İbrahim Aleyhisselâm da Ayı ya da Güneşi Rabbi sanmamıştır!…

    Bunlar bizim üzerinde düşünmemiz için sembollerle anlatımdır…

Soru

-Hangi olay -hangi konu- hangi problem kafamızı meşgul ediyorsa, o meşgul eden şey kadar bu kişi isek ; o meşguliyeti, Yunus Nebî’nin balık tarafından yutulmasıyla özdeşleştirebilirmiyiz ? Teşekkür ederim Üstadım..

Üstad

-Olabilir ..

 

Soru

-Aziz Nesefi’nin “İnsan-ı Kâmil” kitabında, “lâ havle çeken iblisler“den ve “eûzü çeken şeytanlar“dan bahsediyor. “lâ havle çeken iblis”i, “ilmine mağrur olan alim” diye anlıyoruz. “Eûzü çeken şeytan”ı nasıl algılayacağız?

Üstad

-Çok güzel bir konuya değindin… Umarım bu cevabı herkes çok iyi okur!…

Lâ havle çekmek” ne demektir?…

Eûzü besmele çekmek” ne demektir?…

Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimin çekmek” ne demektir?…

Kur’ân da, falanca şöyle zikretti, tesbih etti, gibi ifadeler ile ne anlatılmak isteniyor?… İsterseniz bu oturumda, ….. Hanım’ın sorusu vesilesiyle sizlere bunu anlatmaya çalışayım… Misâl olarak Yunus A.S’ın Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan ve çoğumuzun hergün okuduğu bir duadan söz edelim…

“Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimin”…

Yunus Nebî, Nübüvvet görevini îfa ederken, insanların gerçeklere olan ilgisizliği nedeniyle yaptığı işe üzüldü… Ve o da, ne hâlleri varsa görsünler; diyerek tebliği bırakıp, dünya işlerine daldı…( böylece balığın karnına düştü!)…

İşte böyle devam ederken yaşantısı… Fıtratından gelen dürtü ile, vahiy ile, kendi hakikatına baktı; hakikatının gereğini yaşamadığını, böylece de nefsinin hakikatının hakkını vermediğini; bundan dolayı da nefsine zulmetmekte olduğunu İDRÂK ETTİ!…

Allah`ın sonsuzluğu ve hakikatı olması itibariyle, Subhaniyetini, kendi yaptıkları itibariyle de, nefsine zulmetmekte olduğunu idrak edince de; bunun sonucu olarak, “Allah” Subhan’dır, bense hakikatımın hakkını vermemek suretiyle nefsime zulmediyorum!…”noktasına geldi; ve öyle düşündü…

Şimdi DİKKAT edin…

Yaşanan bir hâl, erişilen bir İDRÂK sonucu olarak; dile gelen sözlerdir, bunlar!…

Gelelim şeytanın “lâ havle” çekmesine…

Gelelim şeytanın eûzü çekmesinin anlamına!…

Şeytanların yani cinlerin çok çok büyük bir kısmı, “ALLAH” isminin işâret ettiği mânâyı bugünkü, TANRI`ya tapan müslümanların bildiklerinden çok daha iyi biliyorlar; ve de yaşıyorlar!… Kendilerindeki kuvvet de zaten oradan geliyor!… Şeytan bugünkü müslümanlardan çok daha fazla ALLAH`a iman sahibidir!…

Eğer Âyetleri iyi okursanız; “AKIL ve İMAN” kitabını iyi okur veya dinlerseniz, bunu fark edebilirsiniz!…

Şeytan kendisindeki kuvvet ve kudretin Allah’tan geldiğine iman hâlindedir… Ve de şeytan, bir kısım hâllerinde Allah`a sığınmaktadır!…

Sığınmaktadır” sözcüğünün işaret ettiği mânâ nedir; “sığınma” işlemi nedir ve nasıl olmaktadır; bunu iyi düşünün ve anlamaya çalışın!.. Çünkü o kıyâmete kadar izin verilmişlerdendir; bu yüzden de Allah’a “sığınma” hakkına sahiptir!…

Ne yazık ki, “müslümanım” diyenlerin pek çoğu, gene şeytan kadar ALLAH`a “sığınmamakta“dırlar!… Allah`a imanları “AKIL ve İMAN” kitabında açıkladığımız tarzda olmadığı için!… Bilmem işin vahametini de bu arada anlatabildim mi?…

Hz. Yunus a.s.’ın durumunu anlatan ayetler

SAFFAT 37-139 Muhakkak ki Yunus da irsal olunanlardandı (Hakikat bilgisiyle açığa çıkarılanlardandı).

SAFFAT 37-140 Hani o dopdolu gemiye kaçmıştı (Hakikat bilgisine rağmen halkına yararlı olamadığı düşüncesiyle bedensellik yaşamına dönmüştü).

SAFFAT 37-141 (Yunus) kura çekti (seçim yaptı) de delili geçersiz kılınanlardan oldu (bu tercihi-seçimi onu yanlışa sürükledi ve)…

SAFFAT 37-142 (Yunus) levmedici olduğu halde balık Onu yuttu (pişmanlık duygusuyla karışık bir halde, balık = dünya yaşamı onu yuttu);

SAFFAT 37-143 Eğer (Yunus) tespih edenlerden (işlevini hatırlayanlardan) olmasaydı (eğer tespih ile hakikatini hissederek Allah`a vechini dönmeseydi);

SAFFAT 37-144 Ba`s olunacakları güne kadar (Yunus) balığın karnında kalırdı (ölüm tadılma sürecine kadar dünyasında bedensellikte kalırdı).

SAFFAT 37-145 Biz Onu hasta (yıpranmış-sağlıksız) olarak çıplak arazide (kuvvelerin bilinmediği bir ortamda) bıraktık.

SAFFAT 37-146 Üzerine kabak türünden (gövdesi olmayan bitki cinsi) bir ağaç bitirdik (Onda ilahi marifet meyveleri açığa çıkardık).

SAFFAT 37-147 Onu (Yunus`u) yüz bin (kişiye) yahut daha da fazlasına irsal ettik.

SAFFAT 37-148 (Onlar) iman ettiler de, biz onları bir süre mutlu yaşattık.

 

Diğer Ayetler

ARAF (A’RAF) 7-163 Onlara, deniz kıyısında olan şehir halkından sor!.. Hani Sebt`te (Cumartesi gününde balık avlayarak) haddi aşmışlardı… Çünkü balıklar, Sebt gününde bollaşıp ortaya çıkardı da; diğer günler görünmezdi! Yoldan çıkmaları yüzünden, onları böyle denedik.

KEHF 18-61 Vaktaki iki denizin arasının birleştiği yere vardılar, balıklarını unuttular… Bunun üzerine o (balık) da o denizde yolunu bulup gitmişti!

KEHF 18-63 (Musa`nın hizmetlisi): “Gördün mü?” dedi, “Kayanın yanındayken o balığı unuttum ben… Onu sana hatırlatmamı şeytan unutturdu!.. O (balık) acayip bir şekilde (canlanıp) denize daldı gitti!”

KALEM 68-48 Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus Nebi) gibi olma! Hani O, gamla dolu halde yönelmişti.

 

693 – Said İbnu Cübeyr anlatıyor:

“İbnu Abbas (radıyallahu anhüma)’a dedim ki: “Nevf el-Bekkâli, İsrailoğullarının peygamberi olan Hz. Musa (aleyhisselam), Hızır’ın arkadaşı olan Musa olmadığını zannediyor.”

Bana şu cevabı verdi: “Allah’ın düşmanı yalan söylüyor. Ben Übeyy İbnu Ka’b (radıyallahu anh)’ı dinledim. Demişti ki: “Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’tan işittim, şunu anlattı:

“Musa (aleyhisselam) Beni İsrail’e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine, “insanların en bilgini kimdir?” diye soruldu: I: “Benim” diye cevap verdi. Cenab-ı Hak, “Allahu a’lem (yani en iyi bilen Allah’tır)” demediği için Musa’yı azarladı. Ve: “İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir” diye ona vahyetti.

Hz. Musa (aleyhisselam):

-“Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim? diye sordu. Kendisine:

-“Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır” dendi.

Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (aleyhisselam) ve hizmetçisi (balık için olduğunu bilmeksizin) bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa’nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu. Sabah olunca Hz. Musa (aleyhisselam) hizmetcisine: “Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk” dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı. Hizmetçi:

-“Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti” dedi.

Musa (aleyhisselam): “Bizim aradığımız orasıydı” dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler.

İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (aleyhisselam) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi. Hızır aleyhisselam ona:

-“Senin bu yerinde selâm ne gezer!”

-“Ben Musa’yım.”

-“Benû İsrail’in Musa’sı mı?”

-“Evet.”

-“Sen, Allah’ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah’ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin.”

-“Allah’ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?”

-“Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?”

-“İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim.”

-“Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın!” dedi. Hz. Musa (aleyhisselam):

-“Tamam!” dedi.

Hz. Musa ve Hz. Hızır (aleyhisselam) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerin gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (aleyhisselam)’ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar.

Hızır (aleyhisselam), gidip, geminin tahtalarından birini deldi. Hz. Musa (aleyhisselam) ona:

-“Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın!” dedi.

Hızır:

-“Ben sana, “benimle bulunmaya sabredemezsin” demedim mi?” dedi.

Hz. Musa:

-“Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma!” ricasında bulundu.

Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (aleyhisselam) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (aleyhisselam):

-“Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!” dedi.

-“Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!” diye Hızır (aleyhisselam), Musa’ya çıkıştı. Hz. Musa:

-“Ama bu birinciden de şiddetli idi” dedi ve ilave etti: “Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın” dedi.

Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (aleyhisselam) eliyle şöyle göstererek: “Eğilmiş” diyordu. Onu doğrulttu. Hz. Musa (aleyhisselam) ona:

-“Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin!” dedi.

Hızır (aleyhisselam), Hz. Musa’ya:

-“Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te’vilini haber vereceğim” dedi.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu ara ilave etti:

-“Allah Musa’ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır’la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!”

Ravi devam ediyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Birinci (soru)su Musa’nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa’ya, “Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah’ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir.”

Buhari, Tefsir, Kehf 2, 3, 4, İlm 16, 19, 44, İcare 7, Şurût 12, Bed’u’l-Halk 11, Enbiya 27, Tevhid 31; Müslim, Fedail 170, (2380); Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3148); Ebu Davud, Sünnet 17, (4705, 4706, 4707).

 

1226 – Muvatta’da şu ziyade var: Hz. Ömer (radıyallahu anh) Ka’b’a sordu: “Nereden biliyorsun (ki çekirge deniz avıdır)?” Ka’b şu cevabı verdi:

“Ey mü’minlerin emîri, nefsimi yed-i kudretinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim, bu (bir nevi) balık hapşırmasıdır, her yıl iki sefer hapşırır.”

Muvatta, Hacc 82, (1, 352).

 

1813 – Hz. Sa’d (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Balığın karnında iken, Zü’n-Nün’un yaptığı dua şu idi: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü mine’z-zâlimin. (Allahım! Senden başka ilâh yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim.)” Bununla dua edip de icâbet görmeyen yoktur.”

Tirmizi, Daavât 85. (3500).

 

5099 – el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kıyamet günü arz, tek bir çörek olacak. Cebbâr (olan Allah Teâla hazretleri), onu, cennetliklere azık olarak elinde çevirecektir, tıpkı sizin sefer sırasında çöreğinizi çevirdiğiniz gibi!” Bu sırada bir yahudi gelerek:

“Ey Ebu’l-Kâsım! Rahman (olan Allah) seni mübarek kılsın! Kıyamet günü cennet ehlinin (iştah açıcı) ikramı ne olacak haber vereyim mi?” dedi. Efendimiz:

“Söyle bakalım!” buyurdular. Adam, tıpkı Aleyhissalâtu vesselâm’ın söylediği gibi:

“Arz, tek bir çörek olur!” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize baktılar. Sonra azı dişleri görününceye kadar tebessüm buyurdular ve:

“Peki cennet ehlinin katıklarını sana haber vereyim mi?” dediler. Adam: “Buyurun!” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Bâlâm ve nûn!” buyurdular. Adam:

“Bu nedir?” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Öküz ve balıktır. Bunların ciğerlerinin kenarından yetmişbin kişi yer” buyurdular.”

Buhari, Rikak 44; Müslim, Münafikûn 30, (2792).

 

6908 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bize iki hayvanın ölüsünün yenmesi helâl kılındı: “Balık ve çekirge.”

 

6914 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Denizin sahile attığı ve geri çekilmekle sahilde bıraktığı avı yiyiniz. Denizde ölüp de su yüzüne çıkan avı yemeyiniz.”

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Sâlih Amel

Anlamı Amel-i Sâlih. İman edip gereğini uygulamak. İmanın gereği olan fiillere Dinî terminolojide “amel-i sâlih” adı verilir. Detaylı Bilgiler Cennete gidiş ola…

Oku »

Birr

Anlamı Allah Esma`sının sizde oluşturduğu güzelliği yaşamak Hayr İşin hakikatini yaşamak Detaylı Bilgiler Vechlerinizi (yüzünüzü veya şuurunuzu) doğuya veya bat…

Oku »

Abdiyyet

Anlamı Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ı gördükleri zaman, “Bu ne biçim Peygamber?.. Allah`ın elçisi bizim gibi, yiyor, içiyor, aramızda dolaşıyor, çarşı pazard…

Oku »