MUHAMMED MUSTAFA 1

Ahmed Hulûsi

Ay’ın ikiye bölünme mucizesi Efendimiz AleyhisSelâm’ın, basit yapılı insanların kafasına dank edercesine inen en büyük mucizelerinden biridir… 

“Mucize” bilindiği gibi, bir Nebi ve Rasûlün, vazifesini halka ispat için gösterdiği, olağanüstü hâdisedir… Allâh tarafından bir lütuftur… Bu kelime sadece Nebi ve Rasûlün gösterdiği olağanüstü hâdiseler için kullanılır… Ve bu hâdiseleri de Allâh halkeder… 

“Kerâmet” ise, velî kullara mahsustur. Takva yolunda, yani Allâh’ın istediklerini yapma yolunda ileri giden, muttaki kullardan kendi istekleri dışında ve Allâh’ın yarattığı olağanüstü hâdiselerdir… Bu hâdiseler dahi, o velînin tâbi olduğu Nebi veya Rasûlün bir mucizesi mânâsını taşımaktadır… 

Bu iki adın tarif etiği hâllerin dışında kalan olağanüstü hâdiseler ise “istidraç” adını taşır… Bu hâdiselerin meydana gelmesine vesile olan kişiler, ne bir Nebi veya Rasûl, ne de bir velî değildirler… Ancak, Allâh çeşitli sebepler ile o kişiyi imtihan etmek istemiştir ve bu yüzden o olağanüstü hâdiseyi halkeder… 

Yani olağanüstü bir hâdisenin meydana gelmesine vesile olmuş bir kişi Nebi veya Rasûl veyahut velîdeğil ise mutlaka İslâm Dini dışında olan bir kişidir ki; ondan mutlak sakınmak gerekir… Nitekim gelmesi yaklaştığı söylenen ve geleceğinden bir hadîs-î şerîf’te bahsedilen DECCAL, birçok olağanüstü hâdiseler gösterecektir… 

Efendimiz AleyhisSelâm’ın Risâlet vazifesini ifaya başlamasından sonra Kureyşli müşrikler azmaya başlamışlar ve kendilerine birtakım olağanüstü hâdiseler gösterilmesini istemeye başlamışlardı… Bu isteklerden bir tanesi de Ay’ın yarılması idi… 

Müşriklerin ileri gelenlerinden Velid bin Mugıyre, Ebu Cehil, Esved bin Muttalib, As bin Hişam, Nadr bin Haris gibi bir çoğu, bir gün toplu hâlde Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına geldiler ve şöyle konuştular: 

− Eğer sen, hakikaten Rasûlullâh isen, Ay’ı ikiye ayrılmış bir hâlde göster… Ki onun bir yarısı Cebeli Kubeys’in üzerinde, diğer yarısı da Cebeli Kuaykıan’ın üzerinde gözüksün bizlere… 

Bu anormal istek karşısında Efendimiz AleyhisSelâm sordu: 

− Eğer Allâh bu isteğinizi yerine getirirse, sizler de iman edenlerden olur musunuz?.. 

Hep birlikte cevap verdiler…

− Evet! Bize bunu gösterebilirsen, biz de iman edenlerden oluruz… 

Ayın 14. gecesi idi… Efendimiz AleyhisSelâm, Allâhû Teâlâ’dan niyazda bulundu; Ay’ın müşriklerin istediği şekilde ikiye bölünmesi için… Ve Ay, bir yarısı Cebeli Kebeys üzerinde, diğer yarısı da Cebeli Kuaykıan üzerinde olmak üzere görünür oldu… 

Efendimiz AleyhisSelâm bu durumda seslendi: 

− Şahit ulunuz yâ Eba Selem bin Abdülesed! Yâ Erkam! Şahit olunuz! 

Kureyş müşrikleri ise gözlerinin önünde cereyan eden bu hâdise karşısında büyük hayrete düştüler… Fakat asla iman edemediler! 

− Bu da, Ebu Kebşe’nin oğlunun bir sihiridir!.. diyerek meseleyi örtbas etmeye çalıştılar… 

Ebu Cehil ise fikrini söyledi: 

− Dışardan gelecek olan yolcularımızı bekleyin… O, sizi büyülemeye güç yetirse bile, bütün dünya halkını da büyüleyecek değil ya! Onlar görmemiş ise, o takdirde bunun büyü olduğu açıklıkla ortaya çıkar! Bekleyelim bakalım, onlar da görmüşler mi?.. Yoksa görmemişler, haberleri bile mi yok!.. 

Ve böylece bir zaman beklediler… Nihayet seyahate gitmiş olanlar Mekke’ye dönmeye başladılar… Gelenler Mekke’ye on beş günlük yolda oldukları hâlde bu hâdiseye şahit olmuşlardı… Hepsi de teker teker görmüşlerdi bu hâdiseyi… 

Ancak bu hâdise de müşriklerin iman etmesi için bir vesile olmamıştı… Onlar hâlâ inatlarında devam ediyorlar ve bunun bir sihir, bir büyü olduğunu iddia ediyorlardı… Böylelikle de başkalarının iman etmelerinin önüne geçmeye çalışıyorlardı… 

Bu hâdise daha sonra inzâl olunan âyetlerde de açıklıkla belirtildi: 

Yaklaştı o saat ve Kamer (Ay) yarıldı! 

Eğer bir mucize görseler yüz çevirir ve: “Olağan bir sihirdir” derler! 

Yalanladılar ve hevâlarına (nefslerine hoş gelen şeylere, sonu boş arzularına) tâbi oldular! (Oysa) her hükmün gereği açığa çıkacaktır!” (54.Kamer: 1-3