SİSTEMİN SESLENİŞİ 1

Ahmed Hulûsi

Hz. İsa yolda hızla yürüyormuş!..

Merak edip sormuşlar:

− Yâ İsa, niçin böyle kaçıyorcasına hızla yürüyorsun?..

Bir yandan yürümesine devam ederken, bir yandan da cevap vermiş:

− Bir ahmak soru sormak için peşimden geliyor!..

Ahmak olanı eleştirme, üstüne sıçrar!.. “Peki, sen…” diye sana sıvaşır, yanlışını kavramak ve düzeltmek yerine…

Kimseden çekmemiştir Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm), ahmaklardan çektiği kadar!

Anlatıldığı ve açıklandığı hâlde anlamayıp, yalnızca ezberlediğini tekrar eden; anlamına kullanılır bu kelime…

Ârif veya âlimin cehennemi, ahmaklar arasında kalmaktır diye tarif ederler…

Din anlayışında en büyük yanlış ve sapma, “din adamı” kabulüyle başlamıştır.

“Din”e göre “din adamı” sınıfı yoktur; “Dini değerlendirebilenler” sınıfı vardır!.. Bunlar dini değerlendirdikleri ölçüde yaşamı ve âhireti kendilerine kolaylaştırırlar.

“Din”in yani içinde yaşadıkları sistemin hakkını vermeyenler ise, bunun sonuçlarına “cehennemi yaşayarak = yanarak” katlanmak zorundadırlar…

Dünya’da cehennem nispeten kolay atlatılır, çünkü bir olayı başka bir olayla kapamak; ilkini böylece örterek acıyı dindirmek bir derece mümkündür… Ölüm ötesinde ise bu imkân yoktur; o olaya bağışıklık kazanana kadar o konuda yanma devam eder!

Anlayamadığımız ya da anlamakta fevkalâde zorluk çektiğimiz konu şudur…

Aramızdan bir kısım insanlar kendini dine vermiş ve dünyadan elini çekmiştir; bunun karşılığında da belli mertebelere erip, koyun gibi yaşarlar ama yüksek dereceli evliyadırlar(!!!) sanırız…

Ham hayal!

Bu düşündükleri, “TANRI”larının “evliyası”dır ancak! Gerçekte ise balon! Patladığında sahibini de hüsrana uğratacak balon!

Gerçek şudur ki, Allâh Rasûlü’nün açıkladığı Sistem=Din vardır; ve az çok bu konuya yaşamında yer veren insanlar… Bu insanlar, fıtratları kadarıyla bu konuyla da ilgilenirler…

Ama bu demek değildir ki, bu insanlar yalnızca bu konuyla ilgilenirler!

Ahmaklık; bu konuyla ilgilenen insanların, “din adamı”, “evliya” diye sınıflandırılarak, yaşanılan günün konularından dışlanmasıdır!

İçinde yaşanılan günün tüm konularıyla, iğneden ipliğe, saçtan şampuana, demirden dişliye, elektrikten elektroniğe, sosyolojiden siyasete kadar tüm konular beyni üst düzeyde çalışan her insanın düşünme sahasına, ilgi alanına girer!

İlkel insan, kendi gibi sanır karşısındakini; ve kendi beyin kapasitesiyle sınırlı olarak bakıp değerlendirir… Bilmez ki, kendi bardağındaki suyla sınırlı değildir yalı sahibi!

Beyin bir alanda ne kadar araştırıcı kapasiteye sahipse, her alanda da o kadarlık araştırma kapasitesine sahiptir!

Beyin hücreleri, yaptıkları işlev dışındaki her işlevi de yapabilecek kabiliyete sahiptir; ama bunun ne mânâya geldiğinin farkında bile değiliz…

İşte bu gerçek doğrultusunda olayı ele almak gerekirse…

Hayalindeki “din adamı”, “evliya” ve “tanrı” kavramından kurtulmak istiyorsa insan, önce “Ümmül Kitap”olan “SİSTEM ve DÜZEN”i okuyup; ondan sonra okuduklarının, geldiği günün şartları içinde bunun sembolik veya mecazî anlatımı olarak “sistem manual”i işlevini yapan Kutsal Kitabı değerlendirmeye çalışacaktır…

Eğer “DİN”i yani “SİSTEM ve DÜZEN”i anlamadan, Kur’ân-ı Kerîm’i anlamaya kalkışırsa bir kişi; bu defa oradaki mecazî anlatımları gerçek ve somuta işaret ediyor sanarak, öyle bir hayal kozası örer ki kendine, bunun içinde boğulmaktan kimse kurtaramaz kendisini!.. Şefaat bile delip giremez artık o kozanın içine!

Halkın “evliya”dan sandığı kişi, binde 999 çoklukla Nefs-i levvâme düzeyindeki zâhit sınıfı ile, Nefs-i mülhime’deki “ârif” sınıfıdır! Oysa bunlar daha hakikatin oksijeni ile nefes bile almamış kişilerdir… Bunlar Hakk’a urûc yolunda olup yüzü Hakk’a dönük kişilerdir ki, işin mecazıyla meşgûldürler… Seyri enfüsî ile varlığın hakikatine erme yolunda yürümektedirler… 

Gerçek öze ermişler ise, Halkta (tüm yaratılmışlarda) “Hak”kı seyredipzâhir oluşuna göre hakkını vererek;sembol ve mecazlardan kurtulmuş; “Tanrı”, “Tanrının elçisi”, “Tanrının evliyası” gibi kavramlardan geçmiş; Dünya insanı kadar Dünyalı, Allâh adamı kadar Allâh adamı, siyaset adamı kadar siyasetçi, kısacası bulunduğu ortam ve şartların adamı olarak öylesine yaşarlar ki, bu yüzden bâtın yanlarıyla insanlara karşı örtülüdürler ve onları kimse bilemez!

Onlar fark etmişlerdir, görmüşlerdir ve yaşamaktadırlar ki; “SİSTEM” adı altında yaşamakta oldukları boyut ve içinde olup biten her şey, yalnızca “açığa çıkışına GÖRE” hakkı verilmesi gereken, bir sonsuz yaşamdan ibarettir; ve bu yaşamda beşerî değer yargıları ve duygulara yer yoktur!..

“Beşerî değer yargıları ve kavramlar” ifadesi üzerinde iyi durmak gerek…

Bu ifade çokça tekrar edilmesine rağmen, anlam olarak hiç idrak edilmemektedir ve dolayısıyla da yaşama geçirilememektedir, gördüğüm kadarıyla…

Bunu ben de daha fazla açmak istemiyorum… Ama hakikati yaşamanın sırrı ve anahtarı da bu cümledir; diyebilirim… Elbette fıtratında kolaylaştırılmış olan, nasibi olan bu cümlenin üzerinde duracak, gereğini anlamaya ve yaşamaya çalışacak ve takdirinde varsa bunu yaşayacaktır.

Takdirde yoksa bunu anlamak, neye yarar zorlamak?

Öyle ise biz, takdiri bilmediğimize göre… Sanki takdirimizde varmış gibi bunu idrak edip yaşamaya çalışarak ömrümüzü değerlendirip; daha başta, “biz anlayışı kıt olarak yaratılanlardanız” kabulünden geçip; yaşamı kendimize ve çevremizdekilere cehennem etmekten kurtulmaya bakalım…

Allâh çilemizi tamam etmiş olsun!

 

5.7.1998
New Jersey – USA