SİSTEMİN SESLENİŞİ 1

Ahmed Hulûsi

Fıtrattandır elbette; ama gene de insan üzülüyor, sevdiklerinin bazı şeyleri anlayamamasına…

Her boyuttaki yaşamın, tümüyle çalışan muhteşem bir mekanizma olup, Allâh’ın yaratmış olduğu bu mekanizmanın işleyiş SİSTEMinin de İSLÂM Dini adını aldığını idrak ettiremiyorum bir kısım dostlara…

Ne ekersen onu biçersin…

Yağmur eken fırtına biçer…

Türünden pek çok atasözü, bu SİSTEMi fark edenlerce söylenmiştir!..

Fark edenlere muhakkik denmiş!.. Fark ettiği “sistem”değerlendirebilenler, geçmişte Tanrı kabul edilmiş; Olimpos dağında oturan! Günümüzde ise velî adı verilmiş; “velîsi Allâh olan” anlamında.. Onlar, bâtınlarında bilmişler, bulmuşlar, olmuşlar! Sonra da insan olarak, yaşamlarını bu Dünya’da devam ettirmişler yaratılış amaçlarının Dünya bölümü son bulana kadar…

Yaratan Allâh’tır!

Tüm yaratılmışlar Allâh kuludur!..

İmansızlar ise, Allâh kullarıyla mücadele ederek ömürlerini tüketirler!..

“İki müslüman birbirine kılıç çektiğinde, ölen de öldüren de cehennemdedir!” şeklindeki bir sistem gerçeğini açıklayan Allâh Rasûlü uyarısını; anlayışı kıtlar, ucu sivri, bir yanı keskin demir diye düşünürler! “DİL” akıllarına bile gelmez! Dil kılıcıyla savaşıp, öldürüp; kendi zafer şarkılarını terennüm ederek leş yemeyi düşünürler; akbabalar gibi!

Cehennemi yaşarlar ve âkıbetleri de cehennem olur; çünkü kılıç çekmişlerdir bir Allâh kuluna!..

Köpeğin bile sahibi vardır da, kulun sahibi-yaratanı yok mudur?.. Bunu ancak, tahkikî iman sahibi olmayan mukallitler göremez! Zira onlar, tasavvuf hikâyeleriyle doldurulmuş bilgisayarlar gibidirler! Cahiller, o bilgisayarlardaki bilgilere bakıp, onları velî-velîye sanırlar kılıçları olan dillerinden akanlara bakıp…

Kimi, nefsinin şanı için, intikam için, fakat başkalarını bahane edip; bu Dünya’da birbirini öldürerek, cehennemi boyladı! Kimi de, Allâh size selâmet versin deyip onlardan uzak durarak, cennetin yolunu tuttu!

Dil, insanı cehenneme götürür… Dil, insanı cennet ehli yapar! Dil ehli denen gönül ehli kişiler, her dem, her vecihte Allâh vechini görerek; konuşurken, düşünürken kimin hakkında konuştuğunda gâfil olmaz ve bu imanla boyut değiştirerek cennet ehli olurlar.

Nefsiyle mücadelede âciz kalan, başkalarıyla mücadeleyle kendini tatmine uğraşır!

Nefsini terbiye ederek arındıran ise, arınmışlığı kadarıyla Allâh’ı görüp O’na teslim olur; perdeliliği kadarıyla da, yaratılmışlarla mücadele ederek ömrünü tüketir!

İnsan sistemi okur ve yanlızca tebliğ eder okuduklarını…

Yaratılanlarla mücadele yerine, nefsiyle mücahede yolunu tutar.

Bilir ki yaratılan, yaratılış amacını yerine getirecektir… Dünya; muhakkik ile mukallitin, imanlı ile imansızın, akıllı ile akılsızın hâllerinin ve yaptıklarının neticesine erme mahallidir.

Nasipsiz, o kişidir ki; Allâh Rasûlü’ne eriştiği hâlde, ondan feyiz alamayıp; nefsiyle mücahede yerine kullarla mücadele ile ömür tüketip; muhtemelen imansız olarak boyut değiştirendir!

Allâh Rasûlü’nün boyut değiştirmesinden sonra birbiriyle savaşan sahabenin hâli ortadadır!

“Ben Kevser havuzunun başındayken sizlerden bir kısmı yanıma gelmek isterler; fakat melekler onları benim yanımdan uzaklaştırırlar… Ben, onlar benim ashabımdı, nereye götürüyorsunuz; dediğimde, onlar senin yolundan gitmediler; yerleri cehennemdir derler” uyarısını çok iyi idrak etmek lazım!

Bunca yıl Allâh Rasûlü’ne hizmet ettikten sonra; nefis terbiyesi görmedikleri için, nefislerine uyup birbirleriyle mücadele eden insanların âkıbeti Dünya’da da cehennemdir; âhirette de cehennem! Onlar öylesine birbirleriyle mücadeleyi düşünürler; birbirlerine galip gelmeyi düşünürler ki; neticede Allâh ile aralarında kapanmayacak bir ayrılık uçurumu doğar!.. Yediği-içtiği-konuştuğu hep bu mücadele olur! Karşısındaki beşerdir; onu ve fiillerini yaratanı da gökteki TANRI!.. Elbetteki âhiretleri de cehennem! İşte imansızlığın kökenini oluşturan fikir!

İnsanoğlu yalnız gelir Dünya’ya, yalnız yaşar yaşamının çok çok büyük bir kısmında ve yalnız yaşar kabir âleminde..

Bakın, bir düşünün, yaşamınızın yarısı uykuda geçiyor, yalnızsınız… Birçok zamanınız ise kalabalıkta, yalnız geçiyor!.. Belki eşiniz veya evlatlarınız ile iken dahi yalnızsınız! Buna rağmen yalnızlığınızı kabullenip; kendinizi, yalnız gideceğiniz gelecek boyuta hazırlamıyorsunuz, sistemin gerçeklerini fark edip; ona göre yaşamınızı düzenleyerek! Kâbuslu rüyalardan zevk mi alıyorsunuz; ki kendinizi yanlızlık ortamına hazırlamıyorsunuz? 

Dostlarım…

Bilgi yüklü bilgisayarlar cennete gitmeyecek!.. İlim yüklü âlimlerin, ilimlerinin gerektirdiği şekilde yaşamamaları hâlinde; ilim kitapları yüklü eşeklere benzediğini anlatan âyeti hatırlayalım…

Bilgimiz bize gereken yaşamı getirmiyorsa; onu sırtımızda taşımaktan başka bir şey yapmıyoruz!

İnsan yaşadığı sürece, tövbe-pişmanlık kapısı açıktır. Zararın neresinden dönülse kârdır! İş ki nankörlerden olmayalım!

Bir insanın önde gelen zevkleri bedensel, dünyasal, kesretsel ise elbette bunun sonuçlarını da yaşayacaktır! O zaten bulmuştur bulacağını; bâri siz onunla Allâh’tan perdelenip, kalbinizi zulmetle doldurmayın! Zira, onun yaptıklarıyla uğraştığınız kadarıyla, Allâh’tan perdelenmektesiniz; bu da sizin imansızlık hâlinizidoğurur ve katmerlendirir!

Allâh Rasûlü bile tebliğle görevli iken, zorlayıcı değil iken; biz kim oluyoruz insanlarla mücadeleye girecek! Biz kavga için gelmedik!.. Sizi bilmem!

Ebu Cehil de Allâh Rasûlü gibi yedi içti, sakal bırakıp, onun gibi giyindi; oturdu kalktı; ama O’nun imanını paylaşmadı!.. Kevser başında, Rasûlullâh’ın yanından uzaklaştırılanlar da!..

Eğer yaptıklarınızın heba olup gitmesini istemiyorsanız; Allâh Rasûlü’nün uyarısını ciddiye alın ve derhâl hâlinize tövbe ederek; O’nun getirdiği iman esaslarına dayalı biçimde rotanızı düzenleyin! Aksi hâlde, geçmişteki imansızların başına gelmiş felaketlerin, sizlerin de başına geleceğinden hiç şüpheniz olmasın!..

“ALLÂH’ın SİSTEMİNDE – Sünnetullâh’ta asla değişiklik olmaz”!

Her topluluk, başına belâ gelmeden önce mutlaka uyarılmıştır! Allâh sistemine kafa tutacak kadar kendini güçlü sanan gâfiller de, sonunda belâlarını bulmuşlardır.

Bildiğim kadarıyla, “AKIL ve İMAN” isimli kitabımda Allâh’a ve diğer iman edilmesi zorunlu hususlara, nasıl iman edilmesi gereğini yazdım; Allâh inayetiyle… Bu inayeti değerlendirmeyenler, elbette sonuçlarını yaşayacaktır!

Tek başınayken bunları bilmek önemli değildir; önemli olan, insanlarla ilişki ve iletişimde, bu imanın esaslarına göre yaşamaktır…

Gönül alma etiketi altında yalan söylemek, aldatmak, kandırmak, dedikodu, gıybet yapmak; imanla bağdaşmaz ve kişinin imansız olarak ölmesine yol açar! Hayatı namaz-oruç-hacla geçse bile!.. Zira bu yanlış fiiller, “ALLÂH”ı inkâr düşüncesinden kaynaklanır ve imansızlık sonucudur!

İyi düşünün… “ALLÂH”a iman etmiş veya bunun ötesine geçmiş bir insanın dedikodu veya daha beteri gıybet yapması mümkün müdür? Yapıyorsa, o kişinin “Allâh”a imanından şüphe etmek gerekir! Onun sözlerini ise, ancak anlayışı sınırlılar dinler!

Dedikodu ve gıybet dinleyenler, ancak ahmaklardır!..

İnsan ilim için yaratılmıştır; ilim dinler; ilim konuşur!..

İlmi olmayanın dedikodusu boldur!..

İmanı olmayanın gıybeti bitmez!..

Gıybet ateşini, ancak iman suyu söndürür!..

Gıybet bir fitnedir ki, onu uyandırana, devam ettirene, ancak Allâh’ın belâsını isteyenler uyar ve devam ederler!..

Allâh hepimize aklın yolundan, imanın gereğini yaşamak suretiyle; Allâh Rasûlü’nün yolunda yürümeyi nasip etsin ve kolaylaştırsın.

 

19.2.1999

Wayne – New Jersey