Âmâ – Hiçlik

  • Bir an “var” olup, bir an sonra “yok” olan “çok boyutlu tek kare resim” dediğimiz esmâ tecellîsini düşünüp hissetmeye çalışın… Bir an “var”, sonra “yok”!.. İşte tam bu noktada durun! O “yok” oluş anında, hiçbir esmâ özelliği açığa çıkmamış “mutlak yokluk”hâli… Ama, “var” oluş anında ortaya çıkan tüm esmâyı da kendi varlığında barındıran bir yokluk hali! “DATA” kelimesiyle işaret etmeye çalıştığımız bu… (Araştırmacı bilim adamlarının bir kısmı buna “hâl”“durum” anlamlarına gelen “state” tabirini de kullanmaktadırlar batıda…)

    “Âmâ” mertebesi denerek “DATA”nın işte bu hâli kastediliyor gerçekte müşahedemize göre. Yani, “Esmâ mertebesi” diye işaret edilen özelliklerin açığa çıkmamış, görünmez, karanlıkta olduğu “AN”! (Hâlbuki şartlanmamıza göre “âmâ” denince “kör, göremeyen” diye bir kavram düşünürüz…)

    “Rabbimiz biz yaratılmazdan önce neredeydi?” sorusuna, “Altında ve üstünde hava olmayan âmâda idi!” açıklamasını hatırlayın!

  • Allah için, daha doğrusu “ALLAH isminin işaret ettiği mânâ” için, zaman bildiren geçmiş, hâl, gelecek kavramları kullanılamaz!.. Allah, bu kavramlardan münezzehtir!.. Bu sebeple, Arapça’da, “Allah â`mâ `da idİ” denilmişse dahi, bu muhâtaba olayı anlayışına göre izah etmek için kullanılmış bir ifadedir. Biz dahi kitaplarımızda bu ifadeyi böylece naklettik.
  • HİÇLİK, yaratılmış için geçerli bir kavramdırAncak, Zat’ın bilinmezliğinden söz edebiliriz!.

    Ahadiyet” mertebesi itibariyle o “bilinmezliği”, biz kendi aramızda anlayabilmemiz için “hiçlik” tâbirini kullanırız. Ama, gerçekte “hiçlik” tâbiri kullanılmaz!. Bizim aramızda diyalog kurup konuyu paylaşabilmek için kullandığımız bir kelimedir bu. 

    Zat, hiçlik kavramından münezzehtir!.
  • “Esmâ“nın ulaşamadığı; tefekkürün durduğu, fikrin cereyan etmediği, yaşamın, hissiyatın, sözün edilemediği “HİÇ”lik hakkında ne bir söz söylenebilir, ne düşünülebilir, ne de yaşantıdan bahis açılabilir…

    “Yerleri ve gökleri yaratmadan evvel O, a`mâ`da idi. El ân öyledir…

    O, öyle bir mutlak karanlıktır ki…

    Bilinen, düşünülen, hayâl edilen, tasavvur edilen, vehmedilen tüm mânâlar orada düşer!…

  • VECH denilen bu vücud ancak bilinç gözüyle veya kalp gözüyle görünen bir vücuddur. Kısacası, mevcûdat yoktur, TEK vücud vardır!..

    Bunun da ötesine geçilince.

    Bu müşahededen de ileriye geçilirse eğer, bu defa, Ehadiyet’i ilâhî‘de, mutlak “BEN”lik kavramı dahi yok olur ve “HİÇ“lik oluşur!..

    HİÇ“lik yani “â’mâ“dan ne bir mertebe olarak sözedilebilir ne de hâl olarak.”Allah â’mâdadır” hükmü bu nokta ile alâkalıdır!..

  • Tasavvufî tabiriyle “fenâfillah” denilen bu yolculukta, kişi kendisinin ve evrenin “var“lığının gerçekte ismi “Allah” olan indinde, “yok“luktan ibaret olduğunu; “Yok“tan yaratılmış olduğunu; gerçekte yalnızca “var” olanın “ALLAH” ismiyle işaret edilen olduğunu fark eder… Bu fark ediş, sonuçta kendi “yok“luğunu, “HİÇ“liğini fark etmesi realitesine erer! İdrak veya anlayışının “yok” olduğu noktadır bu!. “Vahdet” anlayışından çıkılarak yürünülen “seyri afâkî“de ise, önce kademe kademe tüm varlığın gerçekte “birimlerden oluşmamış tek bir varlık olduğu” yani “tekillik-vahidiyet” fark edilir; sonra kapasite elverirse bu anlayış “ahadiyyet” yani “HİÇ“likte noktalanır!. Sonuç, mutlak karanlık yaşantısıdır; “âmâ“dır bilinç açısından!. İsmi “ALLAH” olanın, “ahadiyyet” yani “HİÇ“lik sıfatı dolayısıyla, tefekkürün söz konusu olmadığı bu mertebenin yaşantısından dahi söz edilemez!.

  • Biline ki, Zât, sıfatlara dayanan herhangi bir anlamla kavranılmaktan ötedir!

    Kim ki Zât`tan, Zât`ın şuûnâtından bahsediyorsa, o bu konuda cahildir, taklit ehli olduğunu itiraf ediyordur farkında olmadan!.. Çünkü Zât`ın ancak sıfatlarından sözedilebileceğinin irfanına sahip olmamıştır henüz!.

    “Esmâ“nın ulaşamadığı; tefekkürün durduğu, fikrin cereyan etmediği, yaşamın, hissiyatın, sözün edilemediği “HİÇ”lik hakkında ne bir söz söylenebilir, ne düşünülebilir, ne de yaşantıdan bahis açılabilir…
  • “Panteist” görüşe göre, “her şey” vardır ve bunların tümüne “TANRI” denilir.

    Vahdeti Vücûd“a göre ise, ayrı ayrı sayısız şeyler mevcut değildir; bu gözün görme yetersizliğinin getirdiği bilinç yanılgısıdır; gerçekte TEK bir vücud vardır ki; sûrî yani maddi bir vücut değil, mânevîdir bu vücud!..

    VECH denilen bu vücûd ancak bilinç gözüyle veya kalp gözüyle görünen bir vücûd’tur.

    Kısacası, mevcûdât yoktur, TEK vücûd vardır!..

    Bunun da ötesine geçilince.

    Bu müşâhededen de ileriye geçilirse eğer, bu defa, Ehadiyet`i ilâhî`de, mutlak “BEN“lik kavramı dahi yok olur ve “HİÇ“lik oluşur!..

    HİÇ”lik yani “â`mâ”dan ne bir mertebe olarak sözedilebilir ne de hâl olarak.”Allah â`mâ ’dadır” hükmü bu nokta ile alâkalıdır!..
  • “Ahadiyyeti” târif eden en uygun kelime de “HİÇLİK”tir.
  • “Fakr” = mahvı küll = Hiçlik (Vâhidiyet mertebesidir)

  • Şurası kesin ki;

    FÂNİ, zaten fânidir; ve Bâkî de Bâkidir…

    Bu ne demektir hiç düşündünüz mü?…

    Gelecekte bir gün Bâkî`nin kalıp da O`nun “HİÇ”liğine ulaşacağınızı sanmanız bir başka ham hayâldir!…

    “HİÇ”lik ötede değil, içinizdedir!…

    Bâki ‘de sen!…

    FÂNİ, hiç bir zaman varolmadı!…”Fânî”, yok olacak olan ,değil!.. ”Yok” olandır!..

    Sen sendesin; ve bana da hiç bir zaman ihtiyacın yok!…

    Ben sana hiç bir şey veremem!… Zâten her şey sende var!…

    Benden hiç bir şey ummayın gelecek diye!…

    Siz kendinizdekini bulup, sefâsını sürün; beni de bırakın dünyamda, kendimi yaşamaya devam edeyim sizsiz!…
  • “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in ne olduğunu hâlâ anlamadığınız için, hayâlinizde- ötelerde bir hiçliğe atıyorsunuz tanrınızı; bu da sizin “tanrınız”ın yeni bilgiler ışığında “upgrade” edilmesinden başka bir şey değildir!. FÂNİ, zaten fânidir; ve Bâkî de Bâkidir… Bir gün Bâkî`nin kalıp da O`nun “HİÇ”liğine ulaşacağınızı sanmanız, bir başka ham hayâldir!. “HİÇ”lik ötede değil, içinizdedir…Bâki de siz!… FÂNİ, hiç bir zaman varolmadı!.
  • HİÇLİK, yaratılmış için geçerli bir kavramdır. Ancak, Zat’ın bilinmezliğinden söz edebiliriz!. 

  • “HEP” olmak istiyorsanız, “HİÇ” olunuz!.. 
  • Son hedef; ya Ef`al boyutunun sayısız mânâ dalgaları arasında çalkalanmak; ya Esmâ boyutunun sayısız mânâları içinde kulaç atmak; ya Zâtî sıfatlarla vasıflanmış olarak endindeki vasıfları seyretmek, ya da bunlarla birlikte kendi Zâtî Hiçliğinin sınırsızlığı ve sonsuzluğunda “HİÇ” olmak!!. 
  • Biz, Allah indinde bir HİÇ`iz!
  • Mi`râcım, beynimden derûnuma uzanan bir kuyu!.. O kuyuda derûna daldıkça, varlıklar ve yaratılanlar ortadan kaybolur ve sonunda NEFSİM!. Geride sadece bir HİÇ!. 
  • ALLAH” ismi bilindiği üzere Arapça harfler ile yazıldığında, başta kendisinden sonra gelen tüm harflerden bağımsız, tek duran “Elif” ile;” yanında birbirine bağlı iki “Lâm” harfi ve ikinci “Lâm”a bağlı daire (veya kûfi yazılımda dört köşe) “H” harfinden ibarettir. Bir de ikinci “Lâm” ile “H” arasında görünmez ama okunur “Elif” vardır ki bu da “A” sesini verir.

    Şimdi bu harflerin temsil ettiği ve işaret ettiği anlamlara bir bakalım isterseniz.

    Elbette bu değerlendirme, keşif ehlinin kendi keşiflerine dayanmaktadır ve kimseyi bağlamaz. Ama bilgi olarak bazı değerlendirmelerimize yararlı olur diyerek nakledelim..

    Birinci “Elif” ehline göre “ALLAH” ismiyle işaret edilenin Ahadiyetine yani Zâtına işaret eder. Zat mutlak bağımsızlığı ve sıfatlardan kayıtsızlığı itibariyle hiç bir fikre ve düşünceye bağlanmaz. Öyle bir HİÇ’liktir ki, üzerinde ne tefekkür olur ne tahayyül veya ne de târif!. İşte bu duruma yazılımda, ancak mutlak bağımsız, noktanın uzamış hâli olan “Elif” işaret eder.
  • Herkes, kendi cehenneminde, ya da kendi cennetinde yaşar!.
    Tanrısından kurtulanın yaşamı ise, “ALLAH” adıyla işaret edilenin “HİÇ”lik mertebesidir.
  • İzâfi benliğini terkedip, “HİÇ”lik boyutunda yaşayan ise ZÂT`en yanmaz!.
  • Haşyeti duyan kişide ikilik kalmaz! Çünkü, Hiçlik noktasındadır. Haşyetin sonucu; O âzâmet ve Kibriyâ önünde hiç olduğunu hissediştir.

  • Tanrı”, korkulası umacıdır!.
    “Allah”
     ise, ilim sahiplerinde, sonsuz-sınırsızlığın yanındaki hiçliklerini kavrayış nedeniyle oluşan “haşyet”in kaynağıdır!..
  • Hiçlik denizinden gelen ilim dalgaları, her an “Hiç”e dönerken, dalgaların “vücudundan” nasıl sözedebilir? 
  • Şirk, “göre” kalktığında biter; “hiçlik” başlar!. 
  • Vâhid’in zâtı “Ahadiyyet”, kendini bilişi “Eniyyet”, zâtında hiçlik hâli “Â’mâ ‘iyet”…Evet bunların tümü birden de tekrar edelim “ULÛHİYET”tir!.Allah’ın bizde izhâr ettiği ilme göre, bu böyledir…Muhakkak ki Hakikat Allah indindedir!.
  • İlmin ilmi, ilimden cehildir!…Yâni bütün ilimlerin ilmi, AHADİYYET HÜVİYETİDİR ki, Zât-ı baht diye anılır…”Hiçlik” diye bilinen bu nokta tam bir karanlıktır ki, zulmeti â’zâm diye de bilinir!.
  • Gidiyoruz bir semti meçhûle!..
    Varlığın sonu, yokluk!
    Cennetin sonu, hiçlik!
    Nokta’nın yaşamı, bitik!
    Ganî “Allah”!
    Hû “Allah”!.

Siteden Oku >> HİÇLİK

AHADİYET

“Hiçlik”…

“A’mâ”…

“Hüviyyet”

Vâhid’in Zâtı…

Zât’ın hakikati …… Zâtı`nın bir vasfı(sıfatı)..

Zâtın kendi kendini bilişi…

Sınırsız sonsuzluk noktası…

“Hû”

 

  • “A’MÂİYET”
  • “A’mâ” ile Zât’ın hakikati olan Ahadiyet mertebesine işaret edilmiştir!
  • “A’mâ” ile Allah’ın Zât’ına işaret edilir!
  • Nokta’nın varolduğu Ahadiyete işaret eden isim... “HÛ”!
  • Allah Zâtı itibariyle “Vâhid-ül Ahad”dır!
  • Ahadiyet, Hüviyettir ki “Eniyyet kabul etmez!
  • Allah’ın cüzü olmaz! “Allah”, cüzlerden bileşik bir tümel yapı değildir.
  • Ahadiyeti dahi Zât’ın bir vasfıdır; yani sıfatıdır…
  • Ahadiyet, çokluk kavramlarını yok eder!
  • Zât’ı bilinmezliğiyle bilmek, Ahadiyet sırrına vukufla mümkündür!
  • Ahadiyetin tecellisinden söz edilemez!
  • Ahadiyet’te tüm kavramlar düşer!
  • Ahad olan Allah, kendisinin dışında hiçbir varlık olmadığına yine kendisi şehâdet eder!
  • “Ahad”ın kendi kendine olduğu “An”!
  • Vâhid’in Zâtı, Ahadiyettir!
  • Ehadiyet-i İlâhide “Mutlak Ben” kavramı dahi yok olur ve “Hiçlik” oluşur…
  • “Hiçlik” yaratılmış için geçerli bir kavramdır! Zât, Hiçlik kavramından da münezzehtir.
  • Allah Ahad ise…
  • Allah’ın “Ahad” oluşu mutlak; “Vâhid” yani “Bir” oluşu ise izâfidir;göreseldir.
  • AHADİYET NOKTASI(Öz’ündeki Hiçlik…-Sınırsız sonsuzluk noktası…-Ahadiyet İlmi-Bütün ilimlerin ilmi-“Zât-ı Baht”-“Ahadiyet Hüviyeti”-“Hiçlik” Noktası-Kalpteki kara nokta-Sevde-i A’zâm-Zulmet-i A’zâm-Cehl-i Azim-El İlmü Noktatün)
  • “Hiçlik” noktası, Mutlak varlıktaki Ahadiyet’e gelir.
  • “Hiçlik”, ötede değil; içinizdedir!
  • Hiç”liğe mi’râc olmaz… “Hiç”likten tenezzül olmaz!
  • Esmânın ulaşamadığı, tefekkürün durduğu, fikrin cereyan etmediği, yaşamın-hissiyatın sözü edilemediği nokta… “Hiçlik”!
  • “Hiçlik” ne  zaman başlar?
  • “Huvallahû Ahad”ı söyleyebilmek…
  • Allah’ı düşündüğünde aklına gelen her vasıf ve fikir, O’nun Ahadiyeti yanında yok olur!
  • AHADİYET SIFATI”YLA İDRÂKIN SONUCU-> Tahkiki anlamda “Allah’a iman”dır!
  • Ef’al âleminden çıkan insan düşüncesi, Esmâ ve sıfat mertebesinden geçer; Zât’ın “Hiçlik” noktasına çarpar!
  • Allah’ı Ahadiyeti itibariyle bilen için ne mertebe vardır… Ne de esmâlar arasında fark…
  • Hiçliğin farkedilmesiyle kişi istiğfar eder…
  • Ahadiyeti itibariyle Allah’ı bilen kişi müşahede eder ki, Allah “Doğurmamış” ve “Doğmamış” “Ahad”dır!
  • Allah’ın “Ahad” oluşunun mânâsını kavrayabilirsek, herkesin kendi amellerinin karşılığına ulaşacağını idrâk etsek, bütün yaşamımız değişecektir!
  • Allah indinde Hiçliğini idrâk edenin varlığa bakışı ve yaşayışı…
  • Tanrısından kurtulanın yaşamı, “Hiçlik” mertebesidir!
  • Kendi Zâtî hiçliğinin sınırsızlığı ve sonsuzluğunda “Hiç” olmak…
  • Acziyeti hissetmenin sonu, “Hiçlik”tir!
  • Allah’ı tefekkür eden dimağ, “Hiçlik”te “Hiç” olduğunu görür…
  • “Hiç” olabilirsen, “Hep”sin!

HAŞR 59-21 Eğer şu Kuran`ı (bildirdiği gerçeği) bir dağın (benlik sahibi bilinç-ego-eniyet) üzerine inzal etseydik, elbette onu Allah (ismiyle işaret edilen`in) haşyetinden (muhteşem azamet karşısında benliğinin hiçliğini fark ederek) huşu ederek, çatlayıp paramparça olduğu halde görürdün! işte bu MiSALLERi (sembolik anlatımları) insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz!

ARAF (A’RAF) 7-143 Musa, takdir ettiğimiz süreç tamamlandığında; Rabbi de Ona seslenince, (şöyle) dedi: “Rabbim, göster kendini, bakayım sana!”… (Rabbi) buyurdu: “Beni, asla göremeyeceksin!.. Fakat dağa (benlik dağı) nazar et… Şayet (tecelli ettiğimde) dağ hala durursa, beni görebilirsin!”… Rabbi dağa (benliğe) tecelli edince, onu yok etti… Musa da baygın (benliğini yitirmiş olarak) düştü! Kendine döndüğünde: “Subhansın sen (seni tenzih ederim)! Sana tövbe ettim… Ben iman edenlerin ilkiyim” dedi.

ARAF (A’RAF) 7-206 Muhakkak ki senin Rabbinin indindekiler, asla O`na kulluktan büyüklenerek kaçınmazlar… O`nu tesbih ederler ve O`na (azameti indinde kendi hiçliklerini hissederek) secde ederler. (. ayet secde ayetidir.)

Rasûlullâh Aleyhi’s-Selâm’a bir gün şu sual sorulur:

-Yerleri ve gökleri yaratmazdan evvel Rabbimiz neredeydi?..

Cevaben buyururlar ki:

“- Altında ve üstünde hava olmayan A’mâ da idi!..”

Bu Hadîs-i Şerîf’te işâret edilen husus Allahu Teâlâ’nın Zâtıdır…

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Farz

Anlamı Kur`ân-ı Kerim, insanların üzerine farz kılınan; yani onların uymak zorunda oldukları; uymamaları halinde büyük zarar görecekleri 54 çok önemli kuraldan…

Oku »

Ahmed

Anlamı Zât`ın tecellisi olarak Hamd etmekte olan. Hz. Muhammed s.a.v. Detaylı Bilgiler Eğer, kişi “ölmeden evvel ölmek” diye bahsedilen hakikate erme sırrını ya…

Oku »

Azab

“Azâb” deyince, ancak el yanması ya da diş-baş ağrısı bilen insanlara ben nasıl anlatabilirim ki, Allah`tan mahrum kalmanın azâbını?… Dünyada edindiğin yanlış d…

Oku »