GAVSİYE AÇIKLAMASI

Ahmed Hulûsi

 Yâ Gavs. Dünya geçidinden çık ki, âhirete vâsıl olasın; âhiret geçidinden de çık ki, “BANA” vâsıl olasın!

 

Dünya geçidinden çıkıp da âhirete geçmek, mülk âleminden melekût âlemine girmek demektir!

“Mülk âleminden melekût âlemine geçmek” ne demektir?

“Mülk âlemi”; bizim beş duyumuza hitap eden bildiğimiz madde âlemidir.

“Melekût âlemi” ise; sezgi, ilham ve benzeri yollu farkında olmadan algıladığımız, yani üst beyin faaliyetleri sonucu algıladığımız kozmik yapılı âlemdir.

Dünya’dan nasıl çıkılır, mülk âleminden nasıl çıkılır?

Dünya’da, madde âlemine ait olan şeylerle, düşünce dünyanı bloke etmemekle! Yoksa intihar edip, bedeni öldürüp, ruh olarak kalmak suretiyle bu çıkış elde edilmez!

İntihar ederek, bedeni kullanım dışı bırakmak, bilakis kişinin dünyaya bağlı ve bağımlı kalmasına yol açar ki, bu da insana cehennemden başka bir şey getirmez!

Evet, bu durumda Dünya varlıkları ile perdelenmeyip; o varlıklarda tasarruf eden Tek Gerçek Mutasarrıfıgöreceğiz. İşte böylece de mülk âleminden melekût âlemine geçmiş olacağız.

Bu âlemdeki bütün varlıkların hep Hakk’ın Esmâ’sının mazharı olduklarını, bu hâlleriyle de gerçek mânâdaki “KULLUK”larını yerine getirmekte olduklarını göreceğiz.

Ancak iş burada bitmiyor! Bundan da geçmek gerek.

Bu defa iş geliyor o mutlak tasarruf sahibi Tek’i tanımaya. O’nu nasıl tanıyabiliriz, görünmez, tutulmaz bir varlık olduğuna göre? Özellikleriyle… Huylarıyla!.. Yani Ahlâkıyla!..

“Allâh ahlâkı ile ahlâklanınız!”

Hadîs-î şerîfini hatırlayalım.

Nedir Allâh adıyla işaret edilenin ahlâkı?..

Herhangi bir birimin ahlâkı ile Allâh adıyla işaret edileni kayıt altına alabilir miyiz?

Elbette ki hayır!

Öyle ise “Allâh ahlâkı” nedir?

“Allâh ahlâkı”, muttali olduğumuz kadarıyla, Allâh’ın Esmâ ül Hüsnâ’sıdır!

Allâh’ı ancak Esmâ’sı kadar tanıyabilmek mümkündür!

Çünkü, zaten Zâtı itibarıyla tefekkür edilmekten, tanınmaktan münezzehtir!

“Allâh’ı idrak, ancak O’nun idrak edilemeyeceğini idraktır” diyen Hz. Ebu Bekir Sıddîk (r.a), işte bu noktaya işaret etmiştir.

“Zâtı, bilinmezliğiyle bilmek”, “Ahadiyet” sırrına vukufla mümkündür!

Zâtın bilinmezliğini idrak ettikten sonra, kalır iş isimleri yollu tafsilî bilmeye… Ki bu da ancak melekût âleminin içinde olan, Efâl tecellilerine vukufla mümkün olur!

Esmâ’nın, “Mardiye” nefs düzeyinde toplu bilinişi, ancak Efâl mertebesindeki ortaya çıkışlar ile tamamlanır.

Ancak ne var ki, bütün bilişler dahi, çeşitli perdeler olan Esmâ tecellilerinden başka bir şey değildir!

Bir başka anlatım ile, “Melekût âlemi”, “Akl-ı Küll âlemi”dir ki, mânâları seyir hâlidir. Ve bunlar dahi, Zâtın kendi özelliklerini, mânâlarını seyir için meydana getirdiği tecellilerdir.

Sen, bunlarla kayıtlı olarak seyre başladığın zaman, sürekli çeşitli isimlerin mânâlarını müşahedeye başlayacağın için, zâtını görmekten perdeli kalırsın! Bu yüzden de zâtını tanıma yolunda geri kalırsın. İşte bunun için, aklı cüzden geçtiğin gibi, Akl-ı küll’ün seyrinden dahi geçmek tavsiye edilmektedir