KENDİNİ TANI

Ahmed Hulûsi

Peki ya biz bu velîlere rastlamıyorsak, rastlayan, tanıyan bize göre daha şanslı değil mi?.. Adalet, eşitlik nerede kaldı?..

Hayır böyle değil!

Bir yığın insan var; hiçbir şeyden haberi olmadan bu dünyadan geçip gidiyor. Kime rastlayacak?.. Kime hesap soracak?.. Niye bana rastlamadın, diyebilir misin?

İki adam, ikisi de kalp hastası… O adama milyonlar veriyor, o adam gidiyor Amerika’da kalp kapakçığını değiştiriyor, daha kaç sene yaşıyor. Ötekinin parası olmadığı için kalp kapakçığını değiştiremiyor, üç ayda ölüp gidiyor!..

Şimdi, üç ayda ölüp giden adam, kime hesap soracak, bana niye para vermedin de, beni yaşatmadın, diye?.. Bunun gibi…

Sen gidiyorsun bir yere, bir velîye rastlıyorsun, O’nun hayır duasını alıyorsun, himmetini alıyorsun!.. Öbür adam, rastlamıyor. Yani, bu dünya, kim kime dünyası bir noktada!.. Kime ne isâbet etmişse, şansına!.. Takdir edilen neyse o!..

Hac olayı… Adamın imkânı yok. Hacca gidemiyor!.. Ötekine de imkân vermiş… O adam da gidiyor, orada bir güzel arınıyor!.. Yani, kimin nasibine ne düşerse…

Esasen burada çok önemli bir bakış yanlışı var!.. Onu açıklamaya çalışayım…

Biz, hep çoktan TEK’e bakarak sorunları çözmeye çalışıyoruz. Oysa bu yoldan soruları cevaplamak, kesinlikle mümkün değildir!.. Çıkmaz sokaktır bu bakış açısı!..

Sen var oldun da, daha sonra senin için, herhangi bir takdirde bulunuldu, değil!.. Olayın gerçekleşmesinde bu tarz tamamen geçersizdir!..

Gerçek şu ki…

ALLÂH, ortaya çıkmasını dilediği özelliklerini Esmâsıyla aşikâr kıldı. Sonra da o aşikâr kılınan mânâya bir isim verildi. Mesela senin ismin!..

Yani, gerçekte takdir edilen mânâlar toplamı vardır; o mânâlar toplamına sen “ben” dersin!.. Oysa “ben” diyen, o mânâlar toplamıdır!.. İsmin ise sadece bir yakıştırma!..

Bunu anlayamıyorsak, idrak edemiyorsak şartlanmalarla papağan gibi tekrarlayıp duralım…

“Yaa! Bana para verdi de, ona vermedi, ona verdi de bana vermedi!..”

Buna gelene kadar, o kadar çok sual var ki!..

Bir kere, seni Türkiye’de doğurdu, ötekini Amerika’da, diğerini Afrika’da kabilelerin ortasında doğurdu, dünyaya getirdi.

Daha dünyaya gelişinde eşitlik, adalet diye bir olay yok ki!.. Senin anladığın mânâda adalet olsun! Ama… Allâh’ın “Adl” olması başka, senin anladığın adalet başka!..

“ADL”; hakkını vermektir!.. Kişi hangi programla hangi amaca yönelik yaratılmışsa, yapısının gereğini alır; ki bu da ona “âdil” davranılmasıdır!.. Allâh adaleti budur!.. Yoksa herkese eşit dağıtılan bir şey, anlamında değil!..

Bu konuda Hz. Ömer’in olayı meşhurdur…

Beytül maldan -hazineden- insanlara bir şeyler dağıtılacak… Sorar oradakilere Hz. Ömer:

− Size Allâh adaletiyle mi dağıtayım, yoksa Ömer adaletiyle mi?

Hz. Ömer adaletiyle meşhur!.. Ama gene de Ömer adaleti, Allâh adaleti yanında ne ifade eder ki?..

− Allâh adaleti üzere dağıt bize yâ Ömer!.. demişler.

Hz. Ömer de başlamış kimine çok, kimine az olmak üzere eline geçtiği gibi dağıtmaya!..

Hemen itiraz gelmiş hepsinden:

− Yâ Ömer bu ne biçim dağıtmaktır?.. Kimimize az, kimimize çok!.. Biz eşitlikte hata olmasın diye “ALLÂH ADALETİ” istedik… Sense hepten eşitliği kaldırdın ortadan..?

Hz. Ömer gülmüş:

− Eğer siz Ömer adaleti isteseydiniz, ben bunu hepinize eşit taksim edecektim. Çünkü ben içinizi bilemem; neyi ne kadar hak etmiş olduğunuzu bilemem!..

Ama siz “ALLÂH ADALETİ” istediniz!..

Allâh adaletinde, herkes payına ne düşerse ona razı olmak zorundadır!.. Allâh, herkese, dilediği ve takdir ettiği kadarını verir; ki bu da onun “hak ettiğidir”!.. Allâh herkese hak ettiği kadarını verir, ki Allâh’ın “Adl sahibi” olmasının anlamı da budur!..” der.

Seni, zengin, âlim babadan dünyaya getiriyor, ötekini fakir, cahil babadan meydana getiriyor. Yani, işin bu yönüne gelene kadar, sen doğuştan bir kere bak olaya!.. Yani, doğuşta eşitlik yok!..

Dolayısıyla böyle bir eşitliği hiç arama!..

Sen, sadece kendi içinde bulunduğun şartlar içinde kendini en iyi şekilde kullanmaya, şu verilmiş beyin nimetini en güzel, seni hedefe yaklaştıracak en iyi bir biçimde kullanmaya bak!..

Bizim yapacağımız olay bu!.. Çünkü âyeti kerîme çok sarih:

“İnsan için yalnızca çalışmalarının (kendisinden açığa çıkanların) sonucu oluşacaktır!” (53.Necm: 39)

Dikkat ediniz!..

İnsanın kendi çalışmasının ona getireceği birtakım neticelerden başka bir şey, insan için mevzubahis değildir, diyor… Yukarıdan, havadan gelecek bir şey yok!..

Şimdi… İnsanın çalışmaları, fiilleri nasıl meydana geliyor?..

Kişiden çıkan bütün fiiller; ki buna duyguları, düşünceleri vs… de dahil, bunların tümü, onun terkibinin getirdiği oluşlardır.