Allâh Ahlâkı

  • Allâh ahlâkı ile ahlâklanınız”!..

    Hadîs-i şerîfini hatırlayalım.

    Nedir “Allah Adıyla İşaret Edilen’in Ahlâkı”?..

    Herhangi bir birimin ahlâkı ile Allah Adıyla İşaret Edilen’i kayıt altına alabilir miyiz?..

    Elbette ki hayır!..

    Öyle ise “Allah ahlâkı” nedir?..

    “Allah ahlâkı”, muttâli olduğumuz kadarıyla, Allah`ın esmâ-ül hüsnâsı’dır!..

  • “ALLAH’IN AHLÂKI İLE AHLÂKLANMAK” demek, O’nun olabildiğince esmâsının özelliklerini cem edip, O gözle alemleri ve içindekileri değerlendirmek demektir…

  •  Mekârimi ahlâk“, “Ahlâkı tamamlamak” diye Türkçeye çevrilmez! Bu çeviriyi yapmadan önce iyi düşünmek lazım: “Allah ahlâkı ile ahlaklanın” ne demektir? Mekârimi ahlâk” diye işaret edilen, “tahalluku biahlâkillah” uyarısıyla işaret edilen “Allah ahlâkı“dır
  • Bildiğimiz, inandığımız, kabul ettiğimiz kadarıyla; “Hz. Muhammed`in ahlâkı, ALLAH ahlâkı”dır!..
  • “Bilincin arınışı sonunda” dediğimiz, ya da “Nefsin tezkiyesi” diye bilinen özbilinç noktasında yani “Sâfiye Nefs” boyutunda kendini tanıyabilme durumuna işaret eden bir uyarı vardır:
    “Allah`ın ahlâkı ile ahlâklanınız”!..
    Bu mertebedeki bakışa İsa Aleyhisselâm da şöyle işaret etmiştir:
    Sen insan gibi düşünüyorsun, Allah gibi değil”!.
  • “Mirâc”dan amaç; “Allah” adıyla işaret olunanı bâtınında yaşamaktır “Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olarak”…
  • Allah için” = “fiysebilillah” ne demektir?
    Özündekini hissetmenin; ve gereklerini ortaya koymanın yaşanmasıdır!…
    Allah ahlâkıyla yaşayıp, Allah bakışı ve değerlendirmesiyle, yakınındakini-uzağındakini ve dahi tüm yaradılmışları değerlendirmek demektir!.
    Karşındakini Allah’a erdirmek; böylece Allah rızasının onda açığa çıkması için, tüm varlığınla çaba göstermek demektir!.
  • Sonsuz sınırsız, niceliksiz ve niteliksiz, kayıtlardan beri, allâh adıyla bilinenin ahlâkıyla  nasıl  ahlâklanılır?
  • “ALLAH adıyla işaret edilen”i bilmeyenler, “O”nun yarattığı isimlerle “O”nu tanımaya çalışanlar, Kur`ân `ı kelimelerine bakarak anlamaya çalışanlar;  nereden bilsin “ALLAH Adıyla İşaret Edilen`in Ahlâkı “nı!!!…
  • İnsan, taklitten, ezber ve şartlanma yollu edindiği bilinçsiz bilgiden arınıp; hakikatini sorgulayıp, elde ettiklerini değerlendirebilirse, kendisine “ALLAH ahlâkıyla ahlâklanma” yolu açılır.
  • Cennete gidecek kişiler, ancak “Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmış” kişiler olacağına göre, düşünmek zorunludur, nedir “ALLAH”ın “ahlâkı”..?
  • “OKU”yabilirsen ‘’ÜMMÜL KİTAB’’ı; “ALLAH Adıyla İşaret Edilen`in ahlâkı”yla ahlâklanırsın!… 
  • ‘’Din’’, insana; geleceğini kurtarması, Hakikatını tanıması,”halife”liğini  “Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olarak” yaşaması için gelmiştir!…
  • Allah`ın ahlâkı ile ahlâklanmak,  istiyorsan, önce  evrende  yersiz iş görme !..
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanıp-karşılıksız verebilmektir, ‘’zekât’’! 
  • Bütün mahlûkat kendi menfaati için yaşar… Vermek ise, “ALLAH ahlâkıyla ahlâklı olan’’a aittir!.
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmak için sahip olduğunuz ne varsa verin!. Dünyalığınızı verin; ahretliğinizi verin!. Yaksa da, yana yana verin!
  • Allahın ahlâkıyla ahlâklanmak fevkalâde zordur; bundan da daha zor olanı, beşerin arasında gereklerine uyarak yaşayabilmektir. 
  • “İnsan” dışında bir varlığa, “ALLAH AHLÂKIYLA AHLÂKLAN!” uyarısı yapılmamıştır… Niye?
  • Halife, ‘’her an sınırsız ve kayıtsız olan’’ın ahlâkıyla ahlâklanmış olarak Halife olmuştur! 
  • Kur’ân, okunduğu zaman sistem ve düzen farkedilir ki, bu da “Allah ahlâkı”nın farkedilmesi sonucunu getirir… Ne kadar “Allah ahlâkı” ile bütünleşmiş ve o bakış ile varlıkları ve yaşamı değerlendirebilmiş iseniz; o nisbette de “Halife”siniz demektir!.
  • ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in ne olduğu kavranılmadan da, O’nun “ahlâkı” hiç bir şekilde bilinemez!
  • Hadîs-i Şerîf ‘te belirtilen “İHSA”; saymak,mânâsını bilmek ve elden geldiğince mânâlarıyla hallenmek anlamındadır…Ki bu da “ALLAH’IN AHLÂKIYLA AHLÂKLANMAK”tır.
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmak“, zâtında ve benliğinde Allah`tan gayrının var olmadığını müşahede etmekle ve ef`âl mertebesinde bütün ilâhî isimlerin dengeli, ölçülü, kontrollü ve bürünme hükmüyle ortaya çıkışını seyretmekle mümkün olur.
  • İçinde yaşadığınız SİSTEM ve DÜZEN, Allah ahlâkının eseridir!..
  • İlâhi hakikatları yaşayabilmek, ancak ve ancak “Kitabullahı” “oku”yabilmekten sonra mümkün olur… Bunun için de önce “Kur`ânın ahlâkıyla ahlâklanmak” gerekir!. Yani, Kur`ân ‘ı “OKU”mak icabeder!..

    “Kur’ân ‘ı “OKU”mak” demek, alıp eline sadece satırları okumak demek değildir!..

    O cümlelerde, sûrelerde, âyetlerde işaret edilen mânâları kavramak,hissetmek ve gerektiği şekilde yaşamak demektir… Kendinde bu mânâları bulacaksın; bulduğun zaman Kur`ân ‘ın ahlâkıyla ahlâklanmış olacaksın!..

    Kur’ân böyle diyor ben böyle yapayım demekle“, oluşmaz Kur`ân ‘ın ahlâkıyla ahlâklanmak...

    “Kur’ân ’ın ahlâkıyla ahlâklanmak” demek, Kur’ân ‘da ifade edilenleri kendi özünde bulabilmek; ve kendini o ayetlerde işaret edilen boyutlarda bulabilmek; hissetmek ve yaşamakla mümkün olur.

    Bunu ne derece kendinde kemâle erdirebilirsen, işte o derece Kitabullahı okumak durumuna gelirsin.

  • «İbadet» denen faaliyetlere kısaca bir göz atalım…

    A – Kendini tamamiyle bu beden kabullenmeye ve sırf bedene dönük yaşamaya engel olmak üzere düzenlenmiş ibâdetler.

    B – Beynin bioelektrik enerjisini en yararlı şekilde elde etmeye yönelik olarak düzenlenmiş ibâdetler.

    C – Beynin mevcut bioelektrik enerjisini, dalga enerjiye çevirerek «RUH» adı verilen halogramik dalga bedene yükleme faaliyetlerine dönük ibâdetler.

    D – «ALLAH`ın ahlâkıyla ahlâklanma» şeklinde özetlenen, tasavvufta «ALLAH`a vâsıl olma» veya «ALLAH`a erme» diye izaha çalışılan, evrensel kozmik bilinçle özdeşleşmeye yönelik ibadetler.

  • “Rahmeti Hassa”, “özel rahmetidir” ki, bunu “kendine seçtiği” kullarına ihsan eder!..

    -“ALLAHU yectebiy ileyhi men yeşâu” !…

     -ALLAH DİLEDİĞİNİ KENDİNE SEÇER !.. (42-13)Ve;

     -YAPTIĞINDAN SUAL SORULMAZ !… (21-23)

     Bu rahmetiyle kendine seçtiği kulunu, önce “şirki hafî” denilen “gizli şirk”ten, yani “benlik”ten ve O`nu, “öteNde bir tanrı sanma” düşüncesinden arındırır; sonra, kendi “ahlâkıyla ahlâklandırır”; ve bütün bunlardan sonra da “keşif” veya “fetih” ile mükâfaatlandırarak cennet yaşamına başlatır! Ötesini ise ancak yaşayanlar bilir!. Zira, “Allah” “isim ve sıfatlarıyla tahakkuk etmenin” ne olduğunu anlatmanın yeri bu kitap değildir!..

  • Kişinin, bilinç boyutunda, kendisinin ALLAH’ın sıfat ve esmasıyla yaratılması sonucu, “ALLAH ahlâkıyla ahlâklanmış” olarak, kendisindeki o esma özelliklerini tanıması ve bunları kuvveden fiile çıkarması; yani kendisinde potansiyel olarak bulunan özellikleri istediği anda beyninin elverdiği ölçüde açığa çıkarması demektir. Amaç budur!. Araç ise, bunu oluşturacak ibadet adı verilen çeşitli çalışmalar, gerekli zamanlarda yapılacak riyâzetler, bu yolda kendisini tatmin edecek ve yakîne götürecek düzeyde bilgilenmektir.

  • Bazılarının yetersiz tercümesi olan “ezberleyip tekrarlamak” diye çevrilmesine karşın; “İHS” kelimesinin esas mânâsı, “bu isimlerin işaret ettiği anlamlarını bilmek, bu anlamların kendinde ve tüm birimlerde açığa çıkışını müşahede etmektir”. Bu da sonuçta insanı, benliğinden arındırıp, “ALLAH ahlâkıyla ahlâklı olduğu”nu fark etmeye ulaştırır!.

  • Senin, vehmî senliğinden kurtulman; var ZAN ettiğin kişiliğinden çıkman nasıl olur?..

    Önce senin, “benliğin” dediğimiz şey nedir?..

    Ahmed’in ; daha doğrusu bu isimle işaret edilen müsemmanın, belli bir terkibi var…A isminden %23, B isminden %2, C isminden %7, D isminden %18 ve bu gibi..Böylece çeşitli mânâların terkip hükmüyle bir bedende çıkışına Ahmed demişiz..Bu terkibin başka bir târifi de, belli huylar ve tabiatlardır!…Yani Ahmed’in huyu budur, şunu yapar; Atasay’ın tabiatı budur, şöyle yer, içer, uyur gibi sıraladığımız özellikler, bu terkiplerin fiil mertebesinde ortaya çıkışıdır.

    Yani huy ve tabiat dediğimiz özellikler bu terkibin mânâsının fiil mertebesinde ortaya çıkışından başka bir şey değildir.

    Senin kendini, hakikatınla tanıyabilmen için, zâtının tekliği yönünden harekete geçmen gerekir…zira, sadece tekliğini bilip, mânâları kendinde bulamaman, senin ancak, hayâlini kendine TANRI seçmiş olduğunu gösterir. Bu huylarını, Allah’ın ahlâkı ile genişletmedikçe; yani sen “Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmadıkça”, Allah’ı tanıyamazsın!..tanıdığını iddia ediyorsan, bu tanıdığın ancak belli ölçülerle kayıtlı bir ilâh olur. Allah’ın bir yönü olur!…

    Hz.Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ne diyor:

    “Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanınız!…”

    Tevhid esasındaki görüşe göre, sendeki ahlâk, Allah’ın ahlâkı değil mi?…Evet, ama o sendeki ahlâk, senin terkibiyetin dolayısıyla oluşmuş bir ahlâk!..Yani, sınırsız ve ölçüsüz mâhiyetleri ve asliyeti itibariyle Allah’ın ahlâkı olan o husus; Ahmed ismi altında, terkip hükmüyle müşahede edildiği zaman, tamamen ölçülü, sınırlı, kayıtlı bir hâl alır ki, bu hâliyle görünüşü itibariyle, Allah’ın ahlâkı olduğu iddia edilemez artık!..

    Evet, sana düşen “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak” olduğuna göre, bunu nasıl başarabilirsin?..

    Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmak nedir ve nasıl olur?..

    Daima “LÂFI” edilegelir…Allah zamandan ve mekândan münezzehtir, Allah’ın yeri, yurdu, maddesi, mekânı olmaz diye…Oysa genel yaşantımızda bu asla böyle değildir!..Sanki Dünyadan belli bir uzaklıkta oturmakta olup, oradan Dünyayı idare etmekte olan; kimi işlerimizi düzenleyip, kiminin de düzenlenişini bize bırakan; kah müşfik, kâh celâlli bir “İlâh-diktatör” anlayışı içinde günümüzü geçirir ve bu zannımızda yarattığımız varlığa da “Allah” adını yakıştırırız!!!…

    Hüviyet kağıdında dini ne olarak yazılmış olursa olsun, bu tür bir düşünce içinde olan kişinin, gerçekte inandığı varlık, asla “Allah” olmayıp, kendi hayâlinde yaratmış olduğu bir totemdir!İlâhtır!..Tanrısıdır!..

    Ya, “ALLAH” ismiyle anlatılmaya çalışılan varlık…?

    Burada, mecburen öncelikle kendini nasıl tanımladığına bakacağız… Zira bizim onu tahayyül ederek bulmamız muhaldir!

    “O’dur EVVEL, ÂHİR, ZÂHİR, BÂTIN”

    “MİSLİ OLAN BİR ŞEY YOKTUR”

    “DE Kİ, ALLAH AHAD’DIR; ALLAH SAMED’DİR; DOĞURMAMIŞ VE DOĞURULMAMIŞTIR VE DENGİ OLAN BİR ŞEY DE YOKTUR”

     Sadece bu yukarıda verilmiş hükümler dahi, eğer dikkatli olarak incelenip, tefekkür edilirse, “diktatör-TANRI” tipinde bir mâbuddan sözedilmediğinden çok açık bir şekilde anlatır.

    Yani, Evvel, âhir,zâhir, bâtın kelimeleriyle kastedilen hep O’dur! Yani, aynı şeydir!..Ki O’nun, bir misli, benzeri, yakını, diye bir şey de sözkonusu değildir!…Ve nihayet O, cüzlere ayrılması, bölünmesi, ya da cüzlerin birleşmesi gibi hususlar söz konusu edilmeden; TEK’tir!..Öyle bir AHAD ki, AHAD’ın varlığı dışında hiçbir şeyden söz edilemez…Hatta AHAD oluşu dolayısıyla, “şey” kelimesiyle kastedilen mânâyı dahi kabul etmez. Evet, sözü fazla derinlere daldırıp, akılları hayrete salmayalım, zira daha bize çok lâzım akıl!..

    Kısaca üzerinde durduğumuz bu husus dolayısıyla, anladık kabul ediyorum ki, varlıkta “TEK” saltanatını sürmektedir!..her şey ise O’nun bir kemâlinden başka bir şey değildir…

    Şimdi bu açıdan sorarsak, O’nun ahlâkıyla ahlâklanmak ne demektir; zira, O’ndan gayrı yoksa, O’nun ahlâkı dışında da bir şey sözkonusu değildir…Sendeki, RABBİNİN ahlâkıdır!..oysa, senden istenen Allah’ın Ahlâkıyla ahlâklanmandır!..

  • Allâh`ın ahlâkıyla nasıl ahlâklanacaksın?..

    Bütün bunları gerçekleşmesi için iki yol vardır:

     A – Dıştan içe gidiş.

     B – İçten dışa geliş.

     Birinci şıkkın gerçekleşmesi nispeten daha kolaydır. Dıştan içe gidiş dediğimiz şeklin gerçekleşmesi, daha önce o hedefe ulaşmış bir kişiyi bulup; onun, senin tabiatına, huylarına, istek ve arzularına ters düşen emirlerine körü körüne sürekli tâbi olarak; yeni bir şekle, tarza, manâya geçiş yoluyla mümkün olur!..

    Daha sonra da bu mânâları kavramaya çalışırsın!..

    “ALLAH BOYASIYLA BOYAN.” (2-138)

    İkinci şıkkın, yani içten dışa gelişin gerçekleşmesi ise bir ölçüde daha zordur. Bunun için geniş tefekkür yeteneğine sahip akla ihtiyaç vardır!.. Ta ki yapılan çalışma ve araştırmalar sonucunda, kendinde mevcut tüm manâları keşfedebilesin, sonra onlarla boyanabilesin. Böylece Allah`ın boyasıyla boyanmış olasın!..

    Allah`ın; önce bilinen tüm isimlerinin manâlarını, sonra da bilinmeyen sayısız isimlerin manâlarını kendinde keşfedip, kendini tanıyasın. Zira…

    Neyi, niye, nasıl, hangi hedefe yönelik olarak yaptığını bilmeden ortaya koyduğun her hareket “tabiî”dir. Yani, tabiatının gerektirdiği bir biçimde!..

    Tabiatının gereği olarak ortaya koyduğun her hareketin karşıtı hareket de senin azâp duymana yol açan şey olur!.. Zaten cehennem de, senin tabiat, huy benlik kayıtlarında kalmanın manâsından başka bir şey değildir, manevî yönü itibariyle!..

    Tabiâtlar, huylar, benlik, cehennem ateşi olduğuna göre, karşındakinin huyuna tabiatına, benliğine uygun olarak yaptığın her hareket ve konuşma, gerçekte, onun cehennem ateşini arttırmaktan, alevlerini körüklemekten başka bir şey sağlamaz!..

    Oysa, bu hareket ona, şu tabiî yaşantısı gereği, sanki nimetmiş gibi tad vermektedir!..

    Diğer taraftan, onu, tabiatının, huyunun, benliğinin zıddına davet ettiğin, hoşlanmadığı hareketleri yaptığın ve bunlara katlanmasına; nihâyet bunları hoşgörü ile karşılamasına yolaçtığın zaman ise, ona cennete davet elini uzatmış olursun!.. Çünkü, bu davranışları kabûlü neticesinde, bir süre sonra ona azâb verecek herhangi bir davranış ya da olay kalmaz olur!..

    Kişinin üzülmesine, sıkılmasına, azâp duymasına, bunalmasına yol açan her şeyin kökeninde, kesinlikle mevcut olan şey, ya benliği, ya tabiâtı, ya huyları; yani, bunlarla kendi hakikatını, kayıt altına alması yatmaktadır!.. Bu kayıtları kırabilirse, kendine azâb veren tüm nesnelerden de arınmış olacak; dünyada yaşarken cehennemden azad edilmişlerden, diye târif edilenlerden olacaktır!.. Aksi takdirde, dünyada yaşadığı sürece de, öldükten sonra da çektiği azâblar çok çok uzun bir süre son bulmayacaktır.

    Hakk`ın rahmetinden, Rasûlullah`ın şefaâtinden murad, kişiyi “rabbının kulu” olma kayıtlılığından, “Allah`ın kulu” olma genişliğine geçirmedir.

    Yani, tabiat, huy, benlik gibi terkibiyetinin sonucu oluşan, kabulüne bağlı kişiliğinden hakî benliğine ulaştırmadır. Bağlarından kurtarıp özgün hakikatını yaşamaya davettir.

    Şayet Hak, bir kuluna sonsuz nimetinden içirmeyi murad ederse, onu kendi huylarının, tabiatının, benliğinin esiri olmaktan kurtarıp; yani ölmeden evvel bu saydığımız özelliklerinden, dolayısıyla kişiliğinden öldürüp, aslına ve hakikatına kavuşturur!.. Böylece o kul, Allah`a vâsıl olur!..

  • Nefse zulmetmenin mânâsı, nefsinin hakikatı olan Rubûbiyet kemâlini, Ulûhiyet kemâline genişletmemendir.

    Bu noktaya işaret eden Hz. Rasûlullah, bunun için:

    “Allah ahlâkıyla ahlâklanın”

    demiştir.

    Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmaktan mânâ; rubûbiyetin meydana getirdiği sendeki rubûbiyet sırlarından, rubûbiyet kemâlinden oluşan, “nefis” adını verdiğin nesnede, ilâhî hükümlerin mânâsını âşikâre çıkartman demektir!.. Değişik ilâhî isimlerin manâsını âşikâre çıkartmak, “Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmak” demektir.

    Kişi, Allah`a vâsıl olamaz, nefsine taptığı sürece!.. Kişi, Allâh’a vâsıl olamaz, Rabbının kulu olduğu sürece!.. Falanca Rabbanîdir derler!.. Falanca Rabbanî değil, her kişi zaten Rabbanîdir!.. Her varlık, her zerre Rabbanîdir!..

    Ancak Rabbanî olmaktan çıkıp da ilahî olabilirsen, işte o zaman, Allah`a vâsıl olmuşlardan olabilirsin!..işte o yüzden de Allah`a vâsıl olan bu kişiler, “ehlullah” diye isimlendirilir. Yani Allâh ehli!..

    Genelde, zaten herkes Rabbanîdir! Rab, ehlidir!.. Yani, terkibiyetinin gerektirdiği, verdiği mânâyı ortaya koymaktadır!.. Rabbım, Allah`tır diyebildiğin anda, Allah`a vâsıl olmuşundur. Aksi takdirde rabbın, ilahî isimlerin meydana getirdiği tarkibindir.

    Rabbım Allah`tır, diyebilmek için kendi terkibin olan isimlerin kaydından çıkıp, Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanman, gerekir. Ondan sonra senden çıkacak mânâlar senin Rabbının Allah olduğuna işaret eder!.. Aksi takdirde, Rabbım Allah`tır demen senin Allah`a vasıl olmanı sağlamaz!.. Ve sen, “Allah ahlâkıyla ahlâklanmadığın” sürece, ne kadar kendini vahdette, vahidiyette, hakikatta bilirsen bil, bu sadece aldanıştır!..

    Gerçekte sen, zannında ilâhınlasındır; zannındaki TANRI da Allah değil, senin rabbının meydana getirdiği şeydir!..

    İlâhî ve Rabbanî arasındaki fark budur.

  • Canım istedi, diyoruz. Canım istedi, kelimelerinin karşılığı olan manâ; benim yapımı meydana getiren terkip, beni bu şekilde davranmaya itiyor; demektir! Canın öyle istediği için yaptığın, her fiîl seni izafî kişiliğin bataklığına bir adım daha batırır!..

    Bir fiîli yapıyorsun. Ne ile yapıyorsun?.. Bir şartlanma ile yapıyorsun!.. Şuur var mı orada?.. Yok!.. Şuur, derken neyi kastediyoruz?.. Allah`a vâsıl olma, Allah`ı yaşama anlamında bir şuur!..

    Senin davranışının altında böyle bir şey var mı? Yok! Olmadığına göre, sen o anda terkibinin tabiatı istikâmetinde bir davranış ortaya koyuyorsun; ki bu da senin cehennemde derinliklere doğru bir adım daha atmandır!..

    Allah`ın ahlâkına yönelmeyip, Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmayıp; sende zuhûr eden belli isimlerin meydana getirdiği “hulk“=”huy” ile ahlâklanmandandır bu!..

    Bildin ki, senin varlığın, “Hak”kın varlığıdır!.. Sende ki fiillerin hepsi “Hak”kın fiilleridir!.. Bunu bilmen, seni cennete sokmaz!..

    Çünkü

    İNSAN İÇİN YAPTIKLARININ NETİCESİNDEN BAŞKASI YOKTUR!.. VE KESİNLİKLE YAPTIKLARININ NETİCESİNİ İLERİDE GÖRECEKTİR.” (Necm-39/40)

    hükmü vardır!..

    Şu dünyada, nasıl buradan kalkıp, içeri gidip, mutfaktan yiyecek bir nesneyi alıp, yemedikçe karnın doymuyorsa; yani, bir fiili işlem olmadıkça, bedenden onun karşılığı olan bir fiîli gelişme hâsıl olmuyorsa; aynen bunun gibi, kişi beden ertesi hayatta, aynı şekilde, fiillerinin oluşturduğu neticelerle yaşayacaktır!..

    Şu anda, burada, bu dünyada Allah`a vâsıl olamıyorsan, öldükten sonra da Allah`a vâsıl olman imkânsızdır!.. Dünyada yaşarken ilahî hakikatlara erememiş, idrak edememiş isen, bu öldükten sonra asla mümkün olmaz!.. Çünkü ruhun, dünyada beyinle ne kadar yükleme yapılmışsa onunla kalır! Beyin gittikten sonra ruhunun yeni kayıt alması imkânsızdır. işte ispatı:

     –KİM BURADA A`MÂ İSE O ÂHİRETTE DE A`MÂDIR; VE GERÇEKTEN, SAPMIŞTIR” (İsrâ-72)

  • Şeriatın hükümleri dediğimiz hükümler, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirir. Bu emirler ve yasaklar, kişinin terkibiyet hükmünün ortadan kalkması için birer vesîledir.

    Asgari ölçüleriyle ele alırsak, bu emirlere ve yasaklara uyulması ruhta, cennet dediğimiz hâli oluşturur…Eğer üst sınırı ile ele alırsak, o takdirde kişinin terkib bağını yok eder, kişinin varlığını kaldırır!..Terkib ortadan kalkar ve böylece de “Allah’a vâsıl olma”denilen hâl meydana gelir.

    Allah’a vâsıl olduğun zaman, ilâhi isimlerin mânâları sende, Allah’ın dilediği şekilde âşikâre çıkar ve böylece de sen Allah’a vâsıl olmanın yaşamına geçmiş olursun.Netice olarak demek ki beşerin ebedi saadeti denen şey;beşer hükmü altında var olan terkib kayıtlarının kalkarak;Allah’ı tanıma, bilme, ”Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma” denen şeyin gerçekleşmesi ve böylece bütün ilâhi isimlerin mânâlarının o mahalden aşikâre çıkabilecek hâle dönüşmesidir!..

    Eğer bu böyle olmayıp da, sen Hak’kın ne olduğunu bilmene rağmen, hâlâ terkîbî kayıtlarla tabiatın hükmüyle, alışkanlıklarınla yaşıyorsan, bu yaşamının neticesinde de senin için bir azâb sözkonusudur!..Ancak bu azâb , cehenneme mü’minlerin uğraması şeklinde anlatılan azâbtır!

    Yâni, sen, şimdi burada kopamadığın alışkanlıklarından, şartlanmalarından, kayıtlarından, cehennemde uzun bir süre kalarak kopmak zorunluluğuna gireceksin!..Bu durumda bağlarından kopma azâbını yaşama durumu senin için mukadder olur!..

    Demek ki biz, “şeriat” dediğimiz ilâhi hükümler bütününe uyduğumuz zaman, ”terkibi kayıtlardan” kısmen çıkmış ve o nisbette “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış” oluruz!..

  • Din, ilâhi hükümdür, dedik…

    Din, hükümler bütünüdür ve bu hükümler, ilâhi olmak mecburiyetindedir!…Beşeri hükümler olmaz!…

    Niye?…Çünkü, bütün beşeri hükümler, beşeriyeti meydana getiren terkibler istikametinde-doğrultusunda meydana gelir ki; bunlar da seni neticede, yine terkibe götürür!..

    Ancak, ilâhi dediğimiz zaman, burada terkib söz konusu değildir!..Çünkü ilâhi hükümler bütünü, neticede, ilâhi ahlâkla “Allah’ın ahlâkıyla” ahlâklanmaya yol açar!

    Nitekim, “Din nedir?” sualine, “Din mekârimi ahlâktır”, ahlâkın mekârımıdır, yâni tam kemâle ermiş hâlidir, yâni “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaktır”denerek cevap verilmiştir.

    İşte bu yüzden ilâhi hükümler bütünüdür.

  • Esasen İslâm, senin tabiatınla, alışkanlıklarınla mücadele yani terkîbini değiştirme çalıştırmalarıdır!..

    Bütün ilâhi isimleri cem etme!.. Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma!..İslâm’ın temel mânâsı bu.

    Nitekim İslâm Dini, kemâli ahlâk için gelmiştir, deniyor. Ahlâkı tamamlamak için.

    Ahlâkı kemâle erdirmek nedir?..

    Allah ahlâkıyla ahlâklanmaktır!..

    Neticede, Allâh ahlâkıyla ahlâklanmak demek, artık, tabiat kökenli davranışların kalmaması demektir.

    Tabîi davranışları kaldırmak bir anda mı olur?

    Hayır!.. Peyderpey olur!..

  • Allah’ın ahlakıyla ahlâklanmaya başladığı andan itibaren “mutmainne nefs” olur. Yâni Allah’ın varlığına itmînan hâsıl olmuş, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya başlamıştır.

    Bundan sonraki Râdiye, Mardiye, Sâfiye denilen haller, bu itminanın sonucu olan hallerdir. Ayrı ayrı nefs hâlleri değildir, ayrı nefs idrâki değildir, diyor bazı ehlullah.

    “Levvame”deki benliğini anlayış farklı, “Mülhime”deki farklı ve “Mülhime”ye göre “Mutmainne” farklı; ama “Mutmainne”den sonrakinde artık temelde fark yok.

    Allah ahlâkıyla ahlâklanma, durumu söz konusu.

    Ama Allah ahlâkıyla ne derecede ahlâklanabilirse, o derecede genişleme sözkonusu!.. Allah’ı o ölçüde tanıyabilme söz konusu!..

    O ana kadar, Allah’ı tanıyabilme sözkonusu değil!.. O ana kadar, rabbını tanıma söz konusu!..

    Ancak Mutmainne’de Allah’ı tanıma, “isimleri yolu” ile açılıyor.

    Artık o yolda ne kadar gidebilirse!..

  • İster kadın olsun ister erkek, insan olarak “hilâfet“ini yaşayabilmenin yolu da öncelikle kendi “Hakikat“ını bilmekten, tanımaktan, gereğini yaşamaktan geçer!. Bunu en kolaylaştıran yol da ilim ve ZİKİRDİR!..

  • İlmi değerlendirecek olan beyin, zikirle kapasitesini arttırabilir. Ve o nisbette de “Hakikat“ını farkederek “ALLAH AHLÂKI ile AHLÂKLANIR“..

    “ALLAH gibi düşünmek” der Hz.İsa Aleyhisselâm. Bununla Allah Rasûlü`nün “Allah ahlâkıyla ahlâklanın”işareti aynı şeydir!. Bu işaretler hep, bizleri bulunduğumuz toplumun şartlanmalarından ve değer yargılarından arınarak, Allah`ın varlığı değerlendirişi gibi değerlendirmeye yönlendirmektedir…

    Bütün bunların gerçekleşmesi ise, yalnızca beyin kapasitemizin arttırılması ve bu kapasitenin gerçek ilimle değerlendirilmesiyle mümkün olur..

    İlmi değerlendirmenin yolu da insanın yeni öğrenmekte olduğu her şeye önyargısız ve objektif olarak yaklaşmasından geçer!.

    KOZAYI delip, dışarıya bakmak!. Yeni düşüncelere açık olmak!.

    “DÜN” KOZASINDAN ÇIKABİLMEK!..

  • «ALLAH» adıyla işaret edilen, “Bâkî”dir; gerçeğindeki uyarıyı değerlendirenler, fâni kavramını kabullenemeyecekleri gibi; “Allah” ahlâkıyla ahlâklanmış olanlar da, âlemlerin, “hayâl” çekirdeğinden oluşmuş bir dev ağaç olduğunun seyri içindedir.

  • “ALLAH” her şeyden ve beşeri kavramdan münezzeh!… Hiç bir şekilde kayıt kavramı düşünülemeyen, sınırlanmayan!. Tüm beşer kavram ve değer yargılarından âri!. Ne ana-babası var ne de çocuğu!.

    Kendi ellerinizle üretip, şekillendirip tapındığınız, sonra da afiyetle yanlışlarını eleştirdiğiniz tanrınızın ahlâkı ile mi ahlâklanacaksınız?

    Beşeri düşünce, kavram ve değer yargılarından münezzeh, “Allah” adıyla işaret edilenin ne olduğunu fark etmeye çalışıp, olabildiğince “O”nun ahlâkıyla mı ahlâklanacaksınız.

  • Mürşide bağlanmak, Yunus’un Taptuk’a bağlanışı gibi kimi zaman 40 yıla kadar varan nefis terbiyesini gerektiren bir iştir!. Mürşid yanında yatıp-kalkmadıkça, her dem onun terbiyesi altında nefsini terbiye etmedikçe; Muhammedî ahlâk ile ahlâklanmadıkça; vermek ve paylaşmak için insanların içine girmek her demlik fiilin haline gelmedikçe velâyet yolu açılmaz!.

    Tasavvuf bilgisi edinmekle, evliya olunmaz!.

  • Vicdanı rahat; yaşamı huzurlu; her dem cemâlullahı seyreden ve bunun gereklerini yaşayan; “Allah ahlâkı ile ahlâklanmış” insan, hazımlı, ilminin yaşattığı şekilde huzurludur, DENGE sahibidir!…

    O kendisi için değil, çevresine bir şeyler kazandırmak için yaşar… Bunun yolu da gerekiyorsa halvet, gerekiyorsa uzlettir!.

  • Yaratan, “Sistem”i yaratmış… “Kendini tanı; kendindeki beni bul” ve “ben”imle yaşa; “bana yakışır şekilde”;demiş… “Benim ahlâkımla ahlâklan” demiş…

  • Hüküm Allah’ın!.

    Rasûller bile yalnızca kulluklarını yerine getirmekteler.

    Âcilen “Allah ahlâkı ile ahlâklan” ve Allah dostlarını dost edinmeye bak ki, çevrene toplanmış maddi-mânevi çıkar tüccarları mahvına vesile olmasın!… İllâ ki Hükmü!

    Yanılttıklarının hesabını bile düşünmeyecek kadar perdelenmiş; olabilirsin… Sevdiklerini bile ateşe atıp, sonra da muradı ilâhi böyleymiş; diyebilirsin… Hükmü ilâhi buymuş; diyebilirsin…

    Ama tek kesin gerçek şu ki…

    Neye vesile kılındın isen; âkıbetin de o olacaktır!.

    “İlim geldikten sonra hevâna tâbi olursan; nefsine zulmedenlerden olursun”!

    “Rabbim Allah’tır” de!.

    Allah hükmü ile hükmedebilmek için âcilen Allah ahlâkıyla ahlâklan!.

    Aksi halde ne Allah hükmüyle değerlendirme yapabilirsin; ne de “kâfir”lik, “zâlim”lik, “fâsık”lık etiketinden ve yaşantısından kurtulabilirsin!.

    Allah, yeryüzünde “halife” insan oluşun yaşamıyla kulluğunu îfa edenlerden olmayı nasip etmiş olsun!…

  • Paylaşmak; Sünnetullâh’tandır! Allâh ahlâkıdır. Tüm esmâsını, yarattığı insanla paylaşmıştır!
  • Allâh ahlâkı; sevip kendisine yönelenlerin sonuna kadar arkasında olmak, nankörlük edenleri de dünyasına terk etmektir. Bu Rasûlün de ahlâkıdır!
  • Dünyaya gelenler iki sınıf ayrılır dünyadan; ya Allâh’a ermiş olarak, ya da Allâh’tan gâfil olarak! Eren, Allâh ahlâkıyla yaşar, ermeyen beşerinki.
  • Kendini Halife olarak hissedip yaşayanlar, Allâh ahlâkıyla yaşamak durumundadırlar, akıbetleri cennettir.
  • Dünyada iki nedenden biriyle varsın Kurân’a göre… Ya HALİFE/İNSAN olduğunu hatırlayıp Allâh ahlâkıyla yaşamak üzere ya da bunun dışı istediğinle…
  • Rabbinin ahlâkıyla ahlâklanmış olarak yaşayanın, ne bilirse bilsin, bilgisi, Allâh ahlâkıyla yaşamı getirmez. Allâh ahlâkı ile yaşa diyor!
  • “İNSAN”, Allâh ahlâkıyla ahlâklanmış olandır! Toplumsal örfe dayanan ahlâklar evcilleşmişlere aittir. Onları mükemmelleştirir!
  • Allâh’ın yarını da yoktur, yarın korkusu veya beklentisi de! Allâh ahlâkıyla ahlâklanmış kulların da ne yarınları vardır, ne de yarın korkuları.
  • Duan neyse geleceğin odur! Talebin, Allâh ahlâkıyla ahlâklanmak mı; mahallenin ahlâkıyla yaşayıp geçip gitmek mi? Yaşadığın, talebinin sonucu.
  • Tasavvufun hedefi, Vahdettir (insana hakikatini hatırlatıp yaşatmak). İyi ahlâk derslerini, iyi ahlâk dernekleri veriyor zaten.
  • “Allâh için” bahanesiyle, hırsların zirve yapıp, her türlü İslâm ahlâkı dışındalığının mübah görüldüğü ortamda, yüzünü Allâh’a dönüp yakîn dilemek…
  • Kendine dön; şartlanmalarını ve bunlara dayalı değer yargılarını sorgula; Allâh ahlâkıyla ahlâklan; ki böylece kurtul. Kurân’ı “OKU”!
  • Şiddet, vahşet, zorbalık, taklitçilik insansıların genetiğinin devamıdır. Rasûller ve velîlerin ahlâkı ise, hilâfet sırrından kaynaklanır.
  • Hadis: “Allâh ahlâkıyla ahlâklanın”! Allâh ahlâkıyla ahlâklanmak için, beynin öncelikle Allâh indîndeki gibi düşünmeyi öğrenmesi gerekir.

Soru

-Şeytâniyet bir vasıf ise,”halife”de vasıfsızlık demekse şeytanın Âdem’e secde etmemesini nasıl anlamalıyız?…

Üstad

Şeytâniyet, gördüğü ile kayıtlamak ve kayıtlanmaktır… Hilâfet ise gördüğünü kayıtlamamak, sınırlamamak ve sınırsızlıktan nasip almaktır!…

Şeytan gördüğüyle kayıtlandı… Halife ise her an sınırsız ve kayıtsız olanın ahlâkıyla ahlâklanmış olarak, Halife olmuştur…

 

Soru

-“Abduhû ve Rasûluhu”, yani Abdullah ve Rasûlullah dediğimizde, “Hû” isminin kulu ve Rasûlü olmakla Allah isminin kulu ve Rasûlü olmak arasındaki anlam farkı nedir…

Üstad

-Birisi Allah’ı Hüviyetinde bulmayı anlatır… Öteki, Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olmayı…

Dikkat!…İsmin kulu olunmaz!..İsimle işaret edilen mânânın zuhûrundan söz edilebilir.

 

Soru

-Allah ahlâkıyla ahlâklanmak, iç güdüsel yaşamanın ve de tabiatın, vehmi benliğin ve şartlanmaların kaydından kurtulmaktır diyebilir miyiz?..

Üstad

-Yazdıklarından kurtulmak , Üniversite kapısından içeri adım atmaktır…

Soru

Kur`ân ‘ın ahlâkı ile ahlâklanan, Allahın ahlâkı ile ahlâklanmış olur mu?..

Üstad

-“OKU”yabilirsen Ümmülkitab’ı; “ALLAH Adıyla İşaret Edilen’in Ahlâkı”yla ahlâklanırsın!…

Kur`ân “OKU”yamayan, nasıl Kur`ân ‘da anlatılmaya çalışılanın ahlâkıyla ahlâklanır?…

 

Soru

Muhyiddin-i A’rabi diyor ki: “Allah” ismi O’nun Zât’ının değil Sıfat ve Cemi Esmâ’nın adıdır…

Bu cümleyi biraz açar mısınız?

Üstad

-“ALLAH” kelimesi bir isimdir ve bir varlığa işaret etmektedir sadece…

“ALLAH İsminin İşaret Ettiği Varlığın” özelliklerine, yani sıfat ve özelliklerine de yine çeşitli isimlerle işaret edilmektedir… Öyle ise bizim isimlerle uğraşmayı bırakıp, isimlerin işaret ettiği anlamlar doğrultusunda, işaret edilen ZÂT’ı anlamaya çalışmalıyız ki, bu da somut bir ismi olan obje değildir!..

Dolayısıyla bizim çok iyi anlamamız gereken husus şudur:

Evrende bir nokta bile olmayan Dünya’da yaşayan varlıklar, “ALLAH” ismiyle işaret edilenin özelliklerinin yanında ; o isimlerin (Esmâ’nın ) işaret ettiği özelliklerle yaratılmışlardır ki , sonsuz varlık içinde bir hiçtir!… Tüm algılananlar, O`nun yarattıkları içinde bir hiçtir!…

Bizler, gene onun dilediği özelliklerle, ve KENDİSİNİ düşünebilecek bir kapasite ve özellikle yaratıldığımız için de bu yönden KULLUK yapmaktayız…

Gerçek kulluğumuz budur!…

“İbadet”adı altında yapılan çalışmalar ise, ”Kulluk” kapsamında değil, yeme-içmenin insana yararı gibi değerlendirilmek zorundadır…

Bu çalışmalar, yani, zikir, namaz, oruç; bilinçli yapılmak sûretiyle beyni geliştireceği için, kendini Var eden’le arandaki perdeleri kaldırır…

Denizdeki bir bardak suyun, kendini kızdırarak camı çatlatıp-kırıp denizle bütünleşmesi misâlinde olduğu gibi!…

Yani, ana konu, sen bardaktaki su olarak; denizle bütünleşmeni engelleyen camı yani beşeri değer yargıları ve şartlanmalarını kırarak, “ALLAH” ahlâkıyla ahlâklanırsın ki; böylelikle denizle bütünleşmenin yolu açılır…

Musa Aleyhisselâm’a, -SEN, “B”ENİ göremezsin- denmesinin sebebi, bardaktakini denizden ayıran cama işarettir…

Kendini, şeffaflığından dolayı fark edemedikleri cam sananlar!!!… Ya da camı görüp, içinde su olduğunun farkında olmayanlar….

Denizin bereketinden mahrûm kalmış bir halde geçip giderler bu Dünya’dan…

Su her ne kadar deniz suyu ise de, bardak onu sınırladığı için, cam kayıtları içinde yaşayıp ; kendi varlığını da; Teklik bilgisini almış olduğu için, deniz sanıp; öylece avunarak ebedi

 

Cevap

-Allah’la beraber olduğumuza göre burası Cennet olmalı..

Yaşasınnnnnnnnnn!

Üstad

-Allah`la beraber olan YANMAZ!…

Cevap

-Söz mü Üstadım ??

Üstad

-Yanan da müşriktir!…

Müşrik, imansızdır!…

Tuzu kuru olanın İmanı, Allah sevgisi boldur!…

İmtihan geldiğinde, görülür Hanya Konya!…

Bizler, günümüzü, tavla yerine, Allah konusuyla geçiriyoruz!!!…

Başına belâlar geldiğinde kaç kişi kalır acaba bu meydanda?…

Mahalle ahlâkıyla, “ALLAH”çılık oynamak çok zevklidir… “Allah ahlâkı” nedir, onu anlamamışlarca!….

Kim var acaba “ALLAH” için her şeyinden vazgeçebilmeyi göze alan?….

Ben varım” diyebilecek olan; bu büyük sözünü Allah`ın dinlemekte olduğunu; ve “peki görelim öyleyse”diyebileceğini hesaba katması gerekir…Kullarında Gören ve İşiten O’dur!..

Cevap

-PARDONNNNNN Üstadım…. Pişmanım… Bir daha tekerrür etmemmm…

Üstad

-Teşekkür ederim… Ucuz kurtuldun!…

Cevap

-Biz yokuz Üstadım..

Üstad

-Sen grubunla hobine devam et!…

Cevaplar

-Kendimi, çalışmalarımdan dolayı asla yeterli bulmamakla beraber, ümidimi kesmeyerek daima daha iyisini yapmaya çalışıyorum…

-Sonucu değil ama an’ı düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum..

Üstad

-Evet dostlar…Uzun sözün kısası…

Dilerim, “ALLAH” bize ahlâkıyla ahlâklanmış olanların sevgisini ve beraberliklerini nasip etmiş olsun ve onlara katlanmayı kolaylaştırmış olsun…

Yoksa bu demir leblebi, Cüneyd’in, benim hazmedebileceğimiz bir şey değil!…

Allah gibi düşünmenin ne olduğunu bile anlayamayan bizler, çalışmalarımızı yapıp âhirete hazırlanalım, zikrimizi aksatmayıp beyin kapasitemizi genişletelim, ötesini de ehlinde seyredelim…

Ne yaparsak yapalım ama ne olur kendimizi aldatmayalım… İyi bir 5 defa büyüten boy aynası edinip kendimizi orada dikkatlice inceleyelim…

Gerçeklerle yüzyüze getirse de, sukûtu hayâl hiç hoş olmuyor!…

Kendini günde kaç dakika hakikatında yaşayabiliyorsun ve bu bakış açısını günlük yaşamın içinde ne kadar devam ettirebiliyorsunuz?…

Peki bu defalık da bu kadar… Herkese iyi geceler!…

ALLAH AHLÂKI

Allah’ın esmâ-ül hüsnâsı

Bütün ilâhi isimler

 

“ALLAH AHLÂKI”YLA AHLÂKLANMA

  • Bütün ilâhi isimleri cem etme
  • “Kurân‘ın ahlâkıyla ahlâklanmak”
  • Kâinatı vareden Mutlak varlığın ilmiyle ilim sahibi olmak…
  • “Sistem”in(“Din”-“Sistem” gibi bizim alt yapımıza işaret edilen kelimelerle işaret edilen yaşam sisteminin)çalışma mantığını algılayabilme…
  • Kur’ân’da ifade edilenleri kendi özünde bulabilmek; ve kendini o âyetlerde işaret edilen boyutlarda bulabilmek; hissetmek ve yaşamak…
  • Değişik ilâhî isimlerin mânâsını âşikâre çıkartmak…
  • Birimsellik duygu, değer yargılarından arınmak; Allah gibi düşünüp, Allah gibi değerlendirmek…
  • Olabildiğince Allah’ın esmâsı’nın özelliklerini cem edip, o gözle âlemleri ve içindekileri değerlendirmek…
  • Bütün İlâhi İsimlerin dengeli, ölçülü, kontollü ve bürünme hükmüyle ortaya çıkışını seyretmek…
  • Kişide artık tabiat kökenli davranışların kalmaması…
  • Şeriat hükümlerine uyma…
  • Rabbani hitaplardan ilâhi hitaplara yönelme…
  • İlâhi hitaplarda itminan hâsıl olma hâli…
  • Rabbini biliş değil; Allah’ın varlığına itminan hâsıl olma hâli(Velisinin Allah olması-Başlangıcı “Mutmainne nefs” düzeyi olan yaşam…)
  • Mutlak istikrarlı bir seyir hâli…
  • Herşeyi Hakk’ın nuru ile algılama (es Semî)…
  • Her an “Rıza” mertebesiyle yaşama…
  • Kendi hakikatına dair tatmin edici yaşamın oturup; yaşama dönüşen âfâkî ağırlıklı olan bu seyr sonucunda “var olan yalnızca Hak`tır; gayrı mevcud değildir” idrâkı…

***

 

  • “ALLAH AHLÂKI”
  • Allah ahlâkının eseri(İçinde yaşadığınız Sistem ve düzen)
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanma
  • Kişide artık tabiat kökenli davranışların kalmaması…
  • Allah’ın varlıklarına bakış açısıyla bakmaya çalışmak…
  • Değişik İlâhi İsimlerin mânâsını âşikâre çıkartmak…
  • Kurân ahlâkıyla ahlâklanmak(Kur’ân’da ifade edilenleri kendi özünde bulabilmek; ve kendini o âyetlerde işaret edilen boyutlarda bulabilmek; hissetmek ve yaşamak)
  • Şeriat hükümlerine uyduğumuz nisbette Allah ahlâkıyla ahlâklanmış oluruz.
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmaya başlayan, “Mutmainne nefs”tir ve velisi “Allah”tır!
  • “Allah ahlâkıyla ahlâklanmanın gerçekleşmesi için iki yol vardır.
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmak, bütün İlâhi İsimlerin dengeli, ölçülü, kontrollü ve bürünme hükmüyle ortaya çıkışını seyretmekle mümkün olur.
  • “Din”=”Sistem” gibi kelimeler, bizim alt yapımıza verilen isimlerdir! Bize düşen, bu Sistem’in çalışma mantığını algılayabilmek yani “Allah ahlâkıyla ahlâklanmak”tır!
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmanın sonucu Sistem ve Sistem içindekileri değerlendirmeye başlamaktır!
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmadıkça Allah’ı tanıyamazsın!
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmaktan daha da zor olanı…
  • Allah ahlâkıyla ahlâklanmak için herşeyinizi verin!
  • Tüm beşeri düşünce kavram ve değer yargılarından münezzeh olan “Allah” İsmiyle işaret edilenin ahlâkını fark etmeye çalışın!
  • Ahlâkı kemâle erdirmek
  • Ahlâk bozukluğu
  • Ahlâk bozukluklarının sebebi…
  • İnsan, ahlâkî davranışlarından niçin sorumludur?

KALEM 68-1 Nun (Uluhiyet ilmi) ve Kalem`e (ilmi açığa çıkaran) ve satır satır yazdıklarına (ilmin gereğini tüm detaylarıyla Sünnetullah olarak yaratana) kasem ederim ki…
KALEM 68-2 Sen, Rabbinin nimeti olarak, bir cin (görünmeyen varlık türlerinden biri) hükmü altında olan değilsin!
KALEM 68-3 Muhakkak ki senin için ardı kesilmeyen bir mükafat vardır.
KALEM 68-4 Muhakkak ki sen azim bir ahlaklasın!

1646 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mü’minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır.”

Tirmizî, Rad 11, (1162); Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4682).

 

1647 – Hz. Ebu’d-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kıyâmet günü, mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla hazretleri, çirkin düşük söz ve davranış) sahiplerine buğzeder.”

Tirmizî, Birr 62, (2003, 2004); Ebu Dâvud, Edeb 8, (4799);

 

1649 – Nevvâs İbnu Sem’an (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a iyilik (birr) ve günah hakkında sordum. Bana şu cevabı verdi: “İyilik (birr), güzel ahlaktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının muttali olmasından korktuğun şeydir.”

Müslim, Birr 15, (2553); Tirmizî, Zühd 52, (2390).

 

4972 – Ebu İshâk anlatıyor: “Hz. Ali radıyallahu anh, oğlu Hasan radıyallahu anh’a baktı ve: “Bu oğlum, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın tesmiye buyurduğu üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden peygamberinizin adını taşıyan biri çıkacak. Ahlakı yönüyle peygamberinize benzeyecek; yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek” dedi ve sonra da yeryüzünü adaletle dolduracağına dair gelen kıssayı anlattı.”

Ebu Davud, Mehdi 1, (4290).

 

5815 – Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullâh aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Her nerede olursan ol Allah’tan ittikâ et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele et.”

Tirmizi, Birr 55, (1988).

 

5816 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu.

“Ağız ve ferc!” buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular:

“Allah’a takva ve güzel ahlak!” buyurdular.”

Tirmizi, Birr 62, (2005).

 

5817 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a soruldu: “Mü’minlerden hangisi efdal (enfaziletli)dir?”

“Ahlakça en güzelleridir!” cevabını verdi. Tekrar soruldu:

“Pekiyi, mü’minlerden hangisi en akıllıdır?”

“Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır. İşte akıllılar bunlardır.”

Rezin tahric etmiştir. İbnu Mâce, Zühd 31, (4259).

 

5885 – Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Ben, haklı bile olsa münâkaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü, ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum.”

Ebu Davud, Edeb 7, (4800).

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Âdem a.s.

Anlamı Adem “nefs“inin hakikatını bilecek ve gereğini yaşayacak bir kapasite ile yaratıldığı için “halife” oldu “yeryüzünde“!.. Burada, “Adem” ismiyle, “İnsan“ı…

Oku »

Âmâ – Hiçlik

Anlamı Bir an “var” olup, bir an sonra “yok” olan “çok boyutlu tek kare resim” dediğimiz esmâ tecellîsini düşünüp hissetmeye çalışın… Bir an “var”, sonra “yok”!…

Oku »

Semûm

Anlamı Cehennemin alevleri “semûm” diye ifade edilmiştir Kur`ân’da; ki, bunun günümüzdeki anlamı “zehirleyen ve tahrip eden radyasyon” demektir!… Nedir «nârı SE…

Oku »