Âhiret

  • Mikrodalga boyut.
  • Âhiret” genel anlamda; dünyadan sonraki yaşantı, dünya hayatından sonraki yaşam boyutu anlamında kullanılır. Âhir isminden türemiştir.

    ’Âhir’’; sonrası, sonu mânâsına gelir. Sonunda mevcût olma mânâsına da alınabilir.

    Bir diğer mânâ da “her şeyin sonu olma” şeklindedir. Her şeyin sonu, âhiri! İnsanın bedeninin sonu yani “âhiri”, topraktır!

    Ruhların sonu ise âhirettir! Yâni, sonraki âlem, ölümötesi yaşantı!

  • Kudret-bilinç boyutu.
  • “Âhirete” yani sonsuz gelecek yaşama “iman”“ben”in, “vefat” ederek bedensiz kalarak yok olmayacağına; “ölüm”ün tadılarak, yani madde-biyolojik beden terk edildikten sonra, “bâ`s” diye tanımlanan bir oluşumla “ruh” bedenle, görünmeyen varlıkların da içinde yer aldığı boyutta yaşama devam edileceğine; daha sonra da yaşamın çeşitli isimlerle tanımlanan iki farklı ortam ve boyutta süreceğine imanı anlatmaktadır. “B”harfinin başına getirildiği bölümlerde vurgulanan “bilâhireti” şeklinde tanımlanan “iman” ise, “Ben”in kendi hakikatine dönük olarak sonsuza dek geçireceği aşamalara (İnşikak: 19) ve yaşam hâllerine işaret etmektedir.

  • “Göresel gayb”ın en önemli bölümü, “âhiret” dediğimiz, ölümötesi yaşam boyutudur… Kabir alemi; berzah alemi; mahşer âlemi; sırat süreci; cehennem ve cennet yaşamları hep bu “göresel gayb” ismi altında mütalâa edilir…

  • “Âhiret” yaşamı “ölüm” olayı ile başlar… Kişi beden duyularıyla algıladığı boyuttan “ışınsal beyin-beden” boyutuna intikal ederek yaşamını burada sürdürmeye başlar… Daha sonra Kabir veya berzah âlemine geçer… Kıyâmete kadar da burada yaşar… Bundan sonra kabir âlemlerinde yaşayanlar ile berzahtakiler, kıyâmet âleminin şartlarına göre oluşan yeni bir bedenle o ortamda yaşamaya başlarlar… Mahşer ortamı denen bu boyuttaki yaşam da daha sonra ya sırat üzerinden cehenneme, ya da aynı yoldan cennetlere doğru devam eder!..

  • Ahiret denen mikrodalga boyut da buradan çok farklı bir boyut değildir ki!.

    Evet!.. Birisi, bizim algılarımıza GÖRE kaba madde, atom üstü boyut; diğeri de atomaltı mikrodalga boyut!..

    Neticede, her iki boyutun da bileşimleri gereği kendine özgü sistemleri; ve bu boyut varlıklarının bir diğerini etkilemeleri söz konusu…

  • “Dünya” kelimesiyle kastedilen mânâ nasıl ki çeşitli sayısız ilâhi isimlerin mânâlarının kuvveden fiile çıkışına verilen ad ise aynı şekilde “âhiret” diye bahsedilen ;”Cennet” ve “Cehennem” diye bildirilen âlemler de çeşitli ilâhi isimlerin mânâlarının kuvveden fiile çıkışından başka bir şey değildir!..

  • Âhiret nedir, kaç türlüdür? “âhiret” genel anlamda, dünyadan sonraki yaşantı, dünya hayatından sonraki yaşam boyutu anlamında kullanılır.

    Âhir isminden türemiştir. Âhir sonrası, sonu mânâsına gelir. Sonunda mevcut olma mânâsına da alınabilir. Bir diğer mânâ da her şeyin sonu olma şeklindedir.

    Her şeyin sonu, âhiri!..

    İnsanın bedeninin sonu, yani “âhiri” topraktır!..

    Ruhların sonu ise âhirettir!.. Yani, sonraki âlem, ölümötesi yaşantı!..

    Peki bu âhiret âlemi, dünyadaki bütün insanlar ölüp bittikten sonra, dünyanın kıyâmeti koptuktan sonra gidilecek bir âlem midir?.. Hayır!

    Âhiret âlemi, kişinin fizik biyolojik ölümü tattığı andan sonra, bedenin duygularının ortadan kalkıp; ruh olarak yaşamağa başladığı andan itibaren, içinde bulunduğu boyutun adıdır!.. Fizik bedensiz olarak içinde bulunduğun, yaşadığın boyutun adı âhirettir.

    Âhiret iki devredir:

    Âhiretin birinci devresi, “Berzah” (geçiş) âlemi veya “Kabir” âlemi diye târif edilen devredir. İkinci devresi kıyâmet ve sonrası diye belirtilen devredir.

    Bunlardan “Berzah” âlemi veya “Kabir” âlemi diye târif edilen devre, geçiş devresidir sırf ruhânî bir yaşantıdır.

    Kıyâmet sonrası dediğimiz hayat ise, o boyutun şartlarına göre ruhun kesâfet kazanarak, yeni bir “bedenleşme” olan devredir!.. Kıyâmetten sonra ruhun yaşantısı, ruhun kesâfet kazanarak, bedenleşerek bu hâli ile yaşayacağı bir devredir.

    Vel bâ`su bâ`del mevt“, ölümü tadıp fizik-biyolojik bedeni terk ettikten sonra hayatın RUH ile yâni bir tür hologramik dalga bedenle devam ettiğine iman etmektir!..

  • Namaza durduktan sonra Allah’ın huzûruna çıkacağız!?…

    Öldükten sonra; kabir âleminden sonra mahşerde rabbimizi göreceğiz!?…

    Dünyadan sonra âhireti göreceğiz!?…

    Nasıl bir kelime bu “sonra” ki, bizi alıp alıp bir yerlere götürüyor!?

    Ve bizler, Sistem içinde pek çok önemli konuyu, “sonra” kavramı yüzünden, ötelerde hayâl balonu içinde aramaya başlıyoruz!…

    SONRA“ kavramı yüzünden neler gelecek başımıza!?

    Semâ” kelimesini Kur’ân ‘da geçtiği yerlerde, nasıl yukarıda dünyanın üstündeki “Gök” diye anlayarak; melekleri de uzaya oturttuysak!!!.

    Nasıl ki “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”i, gökte bir yerde yaşayan; oradan bizi seyredip zaman zamanda yanındaki melekler aracılığıyla yaşamımıza müdahale eden bir Tanrı diye kabullendiysek!!!…

    “SONRA“ kelimesini de, Sistem’i (Din’i) anlamada kullanırken; zamana dönük anlamıyla değerlendirerek anlıyoruz… Yedikten sonra su içmek, gibi…

    Oysa, Dinsel kavramlar içinde “sonra” kelimesini üstten sonraki alt boyut olarak algılasak…

    Beden boyutunu dünya (dış-üst boyut), âhiret boyutunu şuur (alt-iç boyut) olarak algılasak…?

    Şuurda rabbini görmeyi, âhirette Rabbini görmek olarak değerlendirip bunun anlamını fark etsek….

    Yaratılanın ortadan kalktıktan “sonra”, yalnızca yaratanın kalacağının; mânâsını anlasak… “Her şey helâk olur vechi rabbin Baki’dir”in nerelerde, ne zaman, nelerden “sonra” oluşacağının; ne demek olduğunu farkedebilsek…

    Allah dilediğini yapar”; uyarısının, “Tanrı dilediğini yapar” anlamına gelmediğini farkedebilsek…

    Fâtır’ın, uzayda mı, nerede; fıtratın neresinde olduğunu görebilsek!

    Ben”, öldükten “sonra” her şeyin ölüp(?), Rasûllerin baygınlık geçirip, Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın dahi arşın direğine sarılıp yarı kendinden geçik bir halde bulunacağı” meâlindeki hadisin neyi anlatmak istediğini farkedebilsek..?

    Kısacası pek çok “sonra”nın; bu kelimenin boyutsallık anlamına kullanılmasıyla oluşacak yeni bakış açısında; anlamını yeniden değerlendirmeye tâbi tutabilsek…?

    Acaba neler olurdu?..

    Nasıl bir dünya ve âhiret anlayışı karşımıza çıkardı?

    Nasıl bir dünya ve kabir âlemi anlayışı önümüze açılırdı?

    Nasıl bir Cennet ve Cehennem kavramı önümüzde sergilenirdi?ALLAH Adıyla İşaret Edilen”i, nelerden “sonra” nerede ve nasıl görebileceğimizi fark ederdik!.

  • Düşünün ki, “Dünya âhiretin tarlasıdır” hükmünce, sadece, burada ektiklerinizi biçeceksiniz ölüm sonrası yaşamda!.. Ve tüm “ekim” süreciniz belki de ortalama 5-6 saniye, o da brüt!.
  • Dünyada iken kendini mezardan kurtaramayan, âhirette de kendini mezardan kurtaramaz!.
  • Galaksi`nin, Galaksi adını verdiğimiz varlığın bilinçli bir birim, belli bir yaşamı olan, bir bedeni olan bir canlı tür olduğunu farketmeğe çalışalım!… Bizim yaşadığımız dünya ve bu dünyanın devamı olan, “Âhiret” adı takılan, ölümötesi yaşam platformu… Cehennem veya Cennet hep o bedenin içinde bir organ!… Belki bir organ bile değil!…
  • Herkes kendisinden açığa çıkanların sonuçlarını âhiretinde kesinlikle yaşayacaktır!. Bu çok önemli gerçek dolayısıyla da herkesin “SÜNNETULLAH” denilen ve “DİN” olarak tanımlanmış olan değişmez evrensel sistem ve düzeni, değişmez evrensel yasaları çok iyi öğrenmesi gereklidir, kendi geleceği dolayısıyla.
  • Nübüvvet, “dünyevi bir görevdir“, Dünya yaşamında son bulur ve âhiret yaşamında işlevi yoktur. Nebî`ler dahi Veli`dirler ve velâyet kemâlleri ile âhırette yer alırlar.
  • Nübüvvet”, içinde yaşanılan topluma, onlara âhiret saâdetini kazandıracak olan asgarî, en alt sınır olanyaşam şartlarını bildirmek ve o insanları bu şartlara göre yaşamaya davet etmek işlevidir.
  • İslâm’a göre esas, kişinin kendi gönül rızasıyla, dilediğini yapması ve sonucuna âhirette katlanmasıdır!
  • AbdülKerîm Cîylî’nin bir sözü vardır: “Bu dünya hikmet dünyası, âhiret ise kudret yurdudur” der, “İnsanı Kamil” adlı çok değerli eserinde.
  • Dünya hikmet yurdudur. Her şey bir sebeble, bir vesile ile oluşur. Ahiret denilen ölümötesi yaşam ise kudret yurdudur; orada hikmet kuralları dünya fizik kanunları geçerli olmaz.
  • İçi-dışı başka olanın, dünyası ve âhireti de başka olur!.
  • Zâhirindeki, bâtınına ve hakikatine perde ise, “Allah”tan perdeli geçeceksin âhirete!.
  • “Kur’ân-ı Kerîm`in RÛHU”nu anlayanlara göre, bu Kitap, insanlık yaşadıkça, onlara ışık tutacak ve âhiret saadetini sağlayacak bilgileri ihtiva etmektedir!.
  • Ölümötesi yaşamda mâzeret kavramı geçersizdir!. Kişi yalnızca otomatik olarak dünyada yaptıklarının sonuçlarını yaşar. Bu yüzdendir ki tanıtmak veya her FERD, Kur’ân-ı “OKU”mak ve İslâm Dini’ni bizâtihi öğrenmekle mükelleftir, kendi geleceği açısından; yanlışları hakkında, “çevremdeki müslümanlar böyle yapıyorlardı.” mâzereti asla geçerli değildir; Dini, müslümanlara bakarak değil, Kur’ân ‘a bakarak öğrenmekherkes için farzdır… Bunu yapmayan sonuçlarına âhirette katlanır!.
  • Ve insanların bir kısmı “B” harfinin işaret ettiği sır kapsamında olarak Allah`a ve yine “B” harfinin işaret ettiği sır kapsamında olarak âhirete iman ettiklerini söylerler; oysa onlar “B” harfinin sırrını anlamış olarak İMAN ETMEMİŞLERDİR..” (2-6/8)
  • Dünyada “a`mâ” olan, âhirette de “a`mâ” olur!.
  • Dünyada a`mâ olduğun şey, âhirette de a`mâsı olacağın şeydir…
  • ÖĞRET VEYA ÖĞREN, YA DA DİNLEYİCİ OL: Karşındakiyle konuşman bu ikisinden biri olacak. Yahut ta neticede, o yapılan konuşma, âhirette dair bir yarar sağlıyor mu, sağlamıyor mu buna bakacaksın?.. Karşındakiyle yaptığın konuşma, eğer ona ya da sana âhirete dönük, geleceğine dönük bir yarar sağlıyorsa; meselâ herhangi bir alışkanlığı terketme bâbında veya bir duygunu terketme bâbında veya birisine bir şeyi ne şekilde yapacağın bâbında konuşmak; bir ilim öğretmek, bunlar hep ileriye dönük yarar sağlayacak fiillerdir. Bunlarda bulunacaksın.
  • -Dünyanı da âhiretini de sana ancak ilim kazandırır; dünyayı istiyorsan İLME yönel, Âhireti istiyorsan ilme yönel, her ikisini de istiyorsan gene İLME yönel!.” demiş. “İLİM ÇİN`DE BİLE OLSA GİT AL.” demiş.
  • -Ben Allah`a inanıyorum. Rasûlullah’a da inanıyorum. Dedikleri doğrudur. Şimdilik ben dünyaya çalışayım da, öldükten sonra da âhirete çalışırız. Her şeyin yeri ayrı, dünyada dünyaya, âhirette de âhirete. İnsana dünyada mekân, âhirette iman lâzım.” diyor. Bu kişinin gerçekte ne dini vardır, ne de imanı!.. Ve ne de Allah Rasûlü’nü kabûlü söz konusudur!..
  • Âhirette saadet ehli 2 grubtur.
    1-Cennet ehli, (bühl sınıfı)
     2-Allâh ehli. (irfân ehli)
  • Dilinizi tutamayıp, bir anlık geçici zevk için beyninizi fuzûliyâta harcamanızın; dünyanın en kıymetli cevheri beyninizi yerinde kullanmayıp boş şeylere harcamanızın «neticesinde» oluşan bir olay!.. Kendi kendinize verdiğiniz bir ceza!..

    Nice insanlar vardır. Hayır hasenat yaparlar. Namaz kılarlar, oruç tutarlar. Zekât verirler. Ve âhirete «dolgun» gittiklerini sanırlar!.. Oysa tamtakır, tamamıyla müflis yani iflas etmiş bir şekilde oraya varmaktadırlar, bundan hiç haberleri yoktur.

    «KİŞİYE GÜNAH OLARAK SADECE DİLİ YETER»

    Hadîs-i şerîfinde anlatıldığı üzere, başkalarının dedikodusunu yapması, zan üzere başkaları hakkında konuşması, iftiralara âlet ve aracı olması yüzünden tüm sevaplarını yani müspet enerjisini onlara dağıtmaktan başka, bir de onların günâhlarını yani negatif yüklerini yüklenmiştir; üstelik bunun farkında bile değildir!..

  • “Ölüm” dediğimiz olayla birlikte yaşamın yeni bir boyutuna geçiyoruz.

    Tabii yeni bir boyuta geçtiğimiz süreçteki bedenimiz, eskilerin “RUH” dedikleri veya bizim bugünkü ifadeyle “astral beden” dediğimiz veya “ışınsal beden” dediğimiz bir bedenle!

    Ama işin çok önemli bir noktası var, göz ardı etmememiz gereken…

    O da, “Ruh” adı verilen bu “astral ışınsal beden”in şu anda dünya üzerinde yaşarken kendi beynimiz tarafından inşâ edildiği gerçeği!.

    Yani biz, ölümötesi yaşamda kullanacağımız bedenimizi, “astral” veya “ışınsal beden” dediğimiz bedenimizi şu anda, bu dünya üzerinde yaşarken, bu biyolojik beynimizle inşâ etmekteyiz!.

    İşte Dünya âhiretin tarlasıdır; burda ne ekersen onu biçersin”in bir başka mânâsı:

    Burada ektiğin, ürettiğin, inşâ ettiğin bedenini orada kullanacaksın!.

    Orada senin, artık bedeninin şartlarından şikâyet etme şansın yok!. Çünkü “bu bedenin özelliklerini sen dünyadayken kendin seçtin ve o özellikleri kendi beyninden üretmek suretiyle elde ettin!” gerçeğiyle karşılaşacağız.

    Oraya gittikten sonra “Âhiret” denen – “Berzah” denen – “güneş platformu” dediğimiz o platformda yaşarken her birimiz bu gerçeği göreceğiz ve diyeceğiz ki:

    “”Keşke bu dünyaya geri dönsek de yapmadığımız ihmal ettiğimiz o çalışmaları yapma şansına kavuşsak; baştan, gerçek değerlere göre yeni verilerle ruh beden yeni bir astral beden inşâ ederek buradaki bu sıkıntıları çekmesek!”

    İşte Kurân-ı Kerim`deki

    “Onların her biri ölümü tattıktan sonra keşke dünyaya geri dönsek de yapmadıklarımızı yapsak derler. Fakat bu ASLA KESİNLİKLE MÜMKÜN DEĞİLDİR!

    diye bize gerçeği anlatmaya çalışan âyet, bu gerçeği vurguluyor.

  • ÖLÜM” denilen, beynin faaliyetinin durması ve vücudun manyetizmasının kesilişiyle beraber, kişi kendini bu “hologramik dalga beden” olarak hissedip yaşamaya başlar…

    Ba`sü ba`del mevt” denilen hâldir bu anlattığımız!…

    Ancak, o kişi yaşamı boyunca neleri düşünmüş, neleri hissetmişse; ne tür endişe ve korkulara kapılmış, sevgiler duymuşsa, o “dalga beden” yaşantısında da bunlardan gayrını bulmaz!..

    Bu sebeple kişi, fizik-şimik bedende kendini ne ölçüde ve nasıl tanımış ve kabullenmişse; daha sonra kendini içinde bulacağı “âhiret âleminde” yani “dalga boyutta”“hologramik dalga bedende” de kendini o özellikleriyle bulur…

  • Bu dünya hayatında ilmini, irfanını basiretini ne kadar artırırsa kişi, ahirette de o mertebelerin gereğini yaşayacaktır. Allah’ın  kurmuş olduğu mizân dolayısıyla biz bu dünyada yaşadığımız her anı, her dakikayı çok büyük bir nimet olarak bilmek zorundayız. Âhirette, namaz var mı? Yok!.. Oruç var mı? Yok!. Zekât var mı?.. Yok!..

  • İnsanın, dünya ve âhiret saâdeti, “Allah” ismi ile işaret edileni fark edip, anlayıp, tanıyıp O’nu değerlendirmesine bağlı!.

  • Din, Allah’ın ezelde yaratmış olduğu bir düzendir.

    Bunun bildirilmesindeki amaç, kişinin içinde yaşadığı sistem ve düzeni anlaması, ona göre kendini geleceğe hazırlamasıdır.

    Ahirette yaşanılan şartların dehşetinden, âlemin yaşamından söz ederek , Âyet-i Kerime diyor ki:

    “o günde kadın kocasından, koca karısından, ana evlât birbirinden kaçar.”

    Yani, herkes ferden ferdadır.

    Orada, normal bir gelişin, akışın gereği olarak, bir takım kavramlar yok artık!. Yedi kat ceddin, deden ninen ile yedi kat torunun ve sen aynı yaştasın aynı ortamdasın… Bunu iyi anlamaya çalış!. Artık orada, bir takım değer yargıları vs. yok! Herkes kendi başına!.

    Din ferde gelmiştir, devlete değil!, Topluma değil!. Rejimler kurulsun diye değil!.

    Hz. İsa, bu gerçekleri anlatıyordu insanlara ve diyordu ki;

    “Kendinizi göklerin krallığına, yani âhiret âlemine, oranın güzelliklerine hazırlayın”!

    O, bunları söylerken, bir Barabbas çıktı ortaya!.

    Barabbas, Yahudilere karşı bir tepki ile gelen bir grubu temsil ediyordu. Ve, İsa’ya dedi ki:

    “Sen bizim başımıza geç. Biz yeni bir din devleti kuralım ve bu din devleti ile yahudilere galebe çalalım.”

    Hz. İsa’nın cevabı şu oldu:

    “Ben, dünya rejimi saltanatı kurmak için gelmedim.

    Ben insanlara âhiretin güzelliklerini anlatıp, oraya hazırlanmaları için uyarmak üzere geldim.”

    İsa’nın devrinde kalmadı Barabbas!. Her devirde var Barabbas’lar!.

  • Yâ Gavs. Dünya geçidinden çık ki, âhirete vâsıl olasın; âhiret geçidinden de çık ki, bana vâsıl olasın!.

Soru
-Bulunduğumuz anda bizden çıkan fiil ve düşünceler bizim bir sonraki anda âhiretimizi mi oluşturur; bulunduğumuz boyut hikmet sistemiyle işlediğine göre…. Burada hikmet sisteminde Kudret sırları seyredilmiş olur mu.? Teşekkürler…


Üstad
-Evet…Bedeniniz Dünya ; bilincinizde hissedip yaşadıklarınız âhirettir!.Sonsuza dek böyledir!.. Ancak Kudret Sıfatının seyri farklıdır!..

Soru
“-Üstadım, Dünya hayatındaki bazı hobilerimiz (müzik,sinema…) âhiret hayatına nasıl yansır? Teşekkürler.

Üstad
Pek iyi yansıyacağını sanmıyorum ; ama gerçeği gidince göreceğiz…

 

Soru
-Herhangi bir şeyi değerlendirme, beyindeki genetik özelliklerin ve astrolojik etkilerin tesiri ile şekil alır. Bu boyut yaşadığımız düzeyi oluşturur. Âhiret hayatında aynı astrolojik etkiler devam edeceğine, ruhta da Dünya üzerinde mevcut genetik kayıt olduğuna göre, âhiret boyutunda başkalaşım yavaşlatılmış bir şekilde mi olacaktır. Belirtildiği gibi Dünya hayatında ki değerler âhiret yaşantısında hükmünü yitirmektedir…

Üstad
-Evet!…

 

Soru
-Akıllanmayacak deliler insan boyutunda yer alır mı?.. Âhiret yaşantısındaki yeri neresidir?..

Üstad
-Dünyadakinin devamı olan bir boyuttur baştan beri hasta olanlar için… Sonradan aklını yitirenler ise son akıl kayıtlarına göre muamele görürler…

Soru
-Üstadım…Şuur boyutumuz âhiretimiz olduğuna göre, bügünden âhiretimizi bilmemiz mümkün müdür? Teşekkür ederim.

Üstad
-Size daha önce bir soru sormuştum, cevap vermediniz; gündüzki düşünceleriniz ile geceki rüyalarınız ne kadar bağdaşıyor diye…

Esasen, rüya bir yana, şuursal durumun bugünkü âhıretin olduğuna göre, şuursal olarak ne kadar Cennet’i ve ne kadar Cehennem’i yaşadığını kendine sorabilir herkes…

ÂHİRET

  • Kudret-bilinç boyutu
  • Hikmet kurallarının, dünya fizik kanunlarının geçerli olmadığı kudret yurdu
  • “Yok” olmanın söz konusu olmadığı, sınırsız devam edecek olan yaşam “an”ları.
  • Ölüm ertesinde başlayacak sonsuz yaşam…
  • Ölümötesi yaşamın tüm aşamaları
  • Her “şey”in sonu…
  • İnsanın bedeninin sonu
  • Ruhların sonu
  • Gelecek-içsel hakikat yaşamı
  • Bedensel ortaya koyduğumuzun bir an sonra bilincimizdeki yaşamı
  • Bilincinizde hissedip yaşadıklarınız
  • Dünya hayatından sonraki yaşam boyutu
  • Fizik bedensiz olarak içinde bulunduğun, yaşadığın boyut
  • Kişinin fizik biyolojik ölümü tattığı andan sonra, bedenin duygularının ortadan kalkıp, ruh olarak yaşamağa başladığı andan itibaren içinde bulunduğu boyut
  • “Ölümden sonraki sonsuz yaşamın devamı; bütün insanların ve cinlerin biraraya gelip yaptıklarının sonuçlarını görme süreci”
  • Kişinin bilincinde açığa çıkan-kendini sorguladığı yeni yaşam boyutu
  • Birimin şu andaki aklının, idrâkının ve hâlinin getireceği bir sonraki hâl
  • “El Hasîb” ismi sonucu oluşan yaşam boyutu
  • Dünyadaki bedenli yaşam sonrası, devam edegiden ve sonraki tüm boyutlara uzanan yaşam
  • Mâzeret öne sürme olanağı ve mâzeret mekanizmasının olmadığı yaşam boyutu
  • “Korunan”ların yaşam boyutu
***

 

  • İnsan bedeninin, ruhların, her “şey”in sonu…”âhiret”!
  • Beden-DünyaMIZ sonrasındaki şuur âhiretimiz…
  • Bedeniniz, Dünya; bilincinizde hissedip yaşadıklarınız “âhiret”tir!
  • Âhiret yaşam boyutuna geçen her kişi, yeni yaşam boyutları konusunda kendini sorgular
  • MÂNÂ BOYUTUNDA ÂHİRET(Mânevi âhiret-İlâhi İsimlerin mânâlarından oluşan âhiret)
  • Âhiret, “Kudret yurdu”dur… Orada Dünya fizik kuralları geçerli olmaz
  • Âhiret, “Korunan”larındır!
  • Âhirette saadet ehli….
  • ÂHİRET GÜNÜ(Bilinen o meşhur “An”-Sonsuza dek sürüp gidecek olan bir yaşam… “Yok” olmanın söz konusu olmadığı, sınırsız devam edecek olan yaşam “an”ları-bütün insanların ve cinnin -yani uzaylı denen o varlıkların- toplu olarak bir boyutta, bir ortamda gelip; dünya yaşamlarının semeresini, neticesini görecekleri süreç-“ölüm” denen “beden değişimi” anından sonraki bireysel yaşama anları-Ölümden sonraki sonsuz yaşamın devamı ve bütün insanların ve cinlerin biraraya gelip yaptıklarının sonuçlarını görecekleri toplu yaşam süreci-Kıyâmet süreci)
  • “ÂHİRET GÜNÜ”NE (Âhiret süreçlerine) İMAN (Ölüm ertesinde başlayacak sonsuz yaşama iman-Kıyamete iman-“Âhiret”in varlığında açığa çıkışına iman-Sonsuz gelecek yaşamın getirisine iman-“İçinde bulunduğun andan sonra gelen diğer anda da var olacağına” iman-Sonsuzluk içinde kendilerinden açığa çıkanın sonuçlarını yaşayarak yer alacaklarına iman)
  • “Âhiret”in (Sonsuz gelecek yaşamın getirisinin)varlığında açığa çıktığını (“B” sırrınca) yaşamaya iman(Ve Reenkarnasyon inancını reddeden “Âmentü”deki hüküm)
  • İnsanların bir kısmının imanı (iman ettiklerini söylemelerine rağmen) âhiret süreçleri kapsamında (sonsuzluk içinde kendilerinden açığa çıkanın sonuçlarını yaşayarak yer alacaklarına iman kapsamında) değildir.
  • Vatan sevgisi, imandandır!
  • ÂHİRET DEVRELERİ
  • Dünya geçidinden çıkıp âhirete geçmek
  • Düşünün ki, bütün evreleri tek başınıza geçeceksiniz…
  • Ölümötesi yaşama kendimizi hazırlamak istiyorsak, “Allah” kavramının ne olduğunu fark etmek ve öğrenmek zorundayız!
  • Âhirette mâzeret öne sürme olanağı ve mâzeret mekanizması yoktur.

BAKARA 2-4 Onlar hakikatinden sana (boyutsal geçişle) inzal olunana ve öncekilere inzal olmuşlara iman ederler; geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerine de ikan (kesin idrakten kaynaklanan kabul) halindedirler.

BAKARA 2-8 insanlardan bir kısmı “B” işareti kapsamınca (hakikatlerinin Allah Esma`sı olduğu inancıyla) Allah`a ve ahiret süreçlerine (sonsuzluk içinde kendilerinden açığa çıkanın sonuçlarını yaşayarak yer alacaklarına) iman ettiklerini söylerler; ne var ki imanları gerçekte bu kapsamda değildir!

BAKARA 2-86 işte onlar sonsuz gelecekleri (içsel hakikat yaşamları) karşılığında dünya (bedensel arzu ve zevkler) hayatını satın almışlardır. Onların azabı hafifletilmez! Onlara yardım da edilmez.

BAKARA 2-94 Allah indindeki sonsuz gelecek yaşam ortamı, diğer insanlara değil de yalnızca size ait ise; bu sözünüzde sadıksanız, ölümü temenni etsenize!

BAKARA 2-102 Bunlar Süleyman`ın (hakikatinin oluşturduğu) mülkü (tasarruf ettikleri) hakkında da (inkara gidip), şeytanlara (vehim yollu saptırıcılara) tabi oldular. Süleyman kafir olmamıştır (hakikatinden perdelenmemiştir). Lakin o şeytanlar kafir olmuştur (hakikati inkar ederek); zira insanlara sihirbazlık ve Babil`deki iki meleğe (Melik`e) inzal olanı öğretirlerdi. Oysa: “Biz imtihan vesilesiyiz; sakın hakikatinizdekini örterek (dış kuvvetlere başvurmak suretiyle sihir yapıp) kafir olmayın” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlar karı-kocayı birbirinden ayıracak şeyleri öğretiyorlardı. Onlar Allah`ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine faydası olmayıp aksine zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun ki, onu (sihri) satın alanların sonsuz gelecekte hiçbir nasibi olmayacaktır. Nefslerinin hakikatini ne kadar kötü bir şeye sattıklarını bir bilselerdi!

BAKARA 2-114 insanları (Esma alemi indinde kişinin yokluğunu yaşaması olan) secde mahallerinde Allah zikrinden (ben yokum sadece Allah var demekten); (sen de varsın diyerek) alıkoyandan ve onların (saf kalplerin, benliğini ilah yaparak) harap olmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? Böyleleri oralara korka korka girmelidir. Onlar dünya yaşamında rezil olurlar (hakikati bilenler indinde)… Sonsuz gelecek sürecinde ise feci bir azap beklemektedir onları.

BAKARA 2-130 İbrahim milletinden (varlığın-ın hakikatine iman etmişlerden), kendini bilmez akılsızlardan başka kim yüz çevirebilir ki! Andolsun ki biz Onu dünyada seçtik-saflaştırdık ve sonsuz gelecek sürecinde de salihlerdendir.

BAKARA 2-200 Hac ibadetinizi bitirince atalarınızı anma (adetinizdeki) zikrinizden çok daha şiddetli şekilde Allah`ı zikredin. insanların kimisi: “Rabbimiz, bize dünyada ver” der… Sonsuz gelecek sürecinde nasibi yoktur.

BAKARA 2-201 Onlardan kimi de: “Rabbimiz, bize dünyada da hasene (Esma`nın güzelliklerini yaşamayı) ver, sonsuz gelecek sürecinde de hasene (nefsimizdeki Esma`nın güzellikleri) ver; (ayrı düşmenin) ateşinden bizi koru” derler.

BAKARA 2-217 Sana, savaşmanın haram olduğu ay içinde savaşmayı soruyorlar. O ayda savaşmak büyük iştir! Ne var ki Allah yolundan (insanları) alıkoymak, hakikatini inkar ve Mescid-i Haram`a nankörlük edip, halkı oraya girmekten yasaklamak, ehlini oradan sürmek, Allah indinde çok daha büyük iştir! Fitne, öldürmekten de büyük iştir! Onlar güç yetirebilseler, sizi inancınızdan döndürene kadar sizinle savaşırlar. Sizden, kim din anlayışından döner ve hakikati inkar üzere ölürse, dünyada ve sonsuz gelecek sürecinde, tüm yaptığı iyi işler boşa gider. işte onlar ateş (yanma) ehlidirler ve sonsuza dek orada kalırlar.

BAKARA 2-220 Dünya ve sonsuz gelecek süreci hakkında (düşünün)! Sana yetimlerden sorarlar. De ki: “Onların şartlarını düzeltmek en hayırlısıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız sizin kardeşlerinizdir onlar.” Allah fesat çıkaranı da düzeltici olanı da bilir. Allah eğer dileseydi sizi zora sokardı. Muhakkak Allah, Aziz ve Hakim`dir.

AL-U iMRAN 3-22 işte onlar, dünyada da sonsuz gelecek sürecinde de yaptıkları boşa gidenlerdir. Onlara yardımcı da yoktur.

AL-U iMRAN 3-45 Hani melaike Meryem`e şöyle demişti: “Allah kendisinden Bi-kelimeyi (kendisini tanımladığı Esma`sından kendisine vasfettiği bazı manaları açığa çıkaracağı bir kulunu) sana müjdeliyor. Onun ismi El Mesih, Meryemoğlu isa`dır. Dünyada ve sonsuz gelecek sürecinde vecih (şerefi çok yüce) ve mukarrebundandır (Allah`a Kurbiyet mertebesinde yaşayan {Allah`ın bazı kendine has isimlerinin manalarının bu yakınlık sebebiyle kendisinde açığa çıktığı} mucizelere vesile kişi).”

AL-U iMRAN 3-56 Fakat o hakikati inkar edenlere gelince; onlara hem dünyada hem de sonsuz gelecek sürecinde şiddetle azap yaşatacağım. Onların hiçbir yardımcıları da olmaz.

AL-U iMRAN 3-77 Allah ahdini ve yeminlerini az bir değere satanlara gelince; onların sonsuz gelecek sürecinde hiçbir nasipleri yoktur. Allah (dıştaki bir tanrıdan değil, hakikatlerindeki Esma kuvvelerinin tahakkukundan söz edilmede) kıyamet sürecinde onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları arındırmaz. Onlar için feci bir azap vardır.

AL-U iMRAN 3-85 Kim islam`dan (teslim olunmuşluğun idrakından) başka bir Din (sistem ve düzen) arayışındaysa, bu geçersizdir! Sonsuz gelecek sürecinde de hüsrana uğrayanlardan olur.

AL-U iMRAN 3-145 Varlığındaki Allah Esma`sının oluşturduğu (“B”iiznillah) değişmez programı (kitaben müeccela) elvermedikçe hiç kimse ölmez! Kim dünyanın nimetlerini isterse, ona dünyada veririz. Kim de sonsuz gelecek sürecinin nimetlerini arzu ederse, ona da ondan veririz. Biz şükredenlerin cezasını veririz (değerlendirenlerin değerlendirmelerinin sonucunu yaşatırız).

AL-U iMRAN 3-148 Allah da onlara hem dünya sevabını verdi hem de sonsuz gelecek sürecinin en güzel sevabını verdi. Allah ihsan edenleri sever.

AL-U iMRAN 3-152 (Uhud`da) Allah elbette size sözünü tuttu; varlığınızdaki Allah Esma`sının elverdiği kuvve ile (biiznihi) onları yok etmek üzereydiniz. Ancak Allah size sevdiğinizi (zafer ve ganimet) gösterdiğinde zayıflık gösterdiniz ve size verilmiş olan hükme isyan edip tartıştınız. Sizden kimi dünyalığı istiyordu (görev yerini bırakıp ganimete koştu), kimi de sonsuz geleceği (Rasulün hükmüne uyup direndi ve şehid oldu). Sonra Allah, size ne durumda olduğunuzu göstermek için geri çevirdi. Bununla beraber sizi affetti. Allah iman edenlere fazl sahibidir.

AL-U iMRAN 3-176 Hakikati inkarda yarışanlar seni üzmesinler. Kesinlikle onlar, Allah`a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara sonsuz gelecek sürecinde bir nasip vermemeyi diliyor (onun için böyleler). Onlar için azim azap vardır.

NiSA 4-59 Ey iman edenler! Allah`a itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden Ulül Emr`e de (Hakikat ve Sünnetullah bilgisine sahip olarak hüküm verme yetisine sahip olana)… Bir şey hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde -şayet Allah`a ve gelecekte yaşanacak sonsuz sürece iman ediyorsanız- onu Allah`a ve Rasulüne döndürün… Bu hem daha hayırlı ve hem de tevil olarak (işin aslına, uygunluğuna ulaşma bakımından) daha güzeldir.

NiSA 4-74 Geleceklerindeki sonsuz yaşam sürecinin getirisi karşılığında dünya yaşamını feda etmeyi göze alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah uğruna savaşır da öldürülür veya galip gelirse, kendisine büyük mükafat vereceğiz.

NiSA 4-77 Kendilerine, “(Kötülükten) ellerinizi çekin, salatı (namazı) ikame edin ve zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Ne zaman ki üzerlerine savaş yazıldı, bir de ne göresin, onlardan bir kısmı insanlardan, Allah`tan haşyet edip ürperdikleri gibi, hatta daha şiddetli bir dehşetle korkuyorlar… “Rabbimiz, niçin üzerimize savaşı yazdın; bizi yakın bir sona kadar erteleseydin?” dediler… De ki: “Dünya zevki pek kısadır! Sonsuz gelecek ise korunanlar için daha hayırlıdır… Size kıl kadar zulmedilmez.”

NiSA 4-134 Kim dünya nimetlerini isterse, bilsin ki dünyanın da, sonsuz gelecek sürecinin de nimetleri Allah indindendir. Allah Semi`dir, Basir`dir.

NiSA 4-136 Ey iman edenler, “B” harfinin işaret ettiği anlam ile iman edin Allah`a, O`nun Rasulüne, Rasulüne inzal ettiği (El Esma mertebesinden bilincine) gibi daha öncekilere de inzal etmiş olduğu hakikat bilgisine… Kim Esma`sıyla her şeyi yaratmış olan Allah`a, O`nun melaikesine (Esma`nın işaret ettiği manaların açığa çıkan kuvvelerine), O`nun Kitaplarına (inzal etmiş olduğu hakikat bilgisine), O`nun Rasullerine ve gelecekteki sonsuz yaşam sürecine kafirlik ederse (inkar ederse), gerçekten çok uzak bir inanç bozukluğuna sapmıştır.

MAiDE 5-5 Bu gün size güzel-temiz tüm gıdalar helal kılınmıştır… Kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanların yemekleri size helaldır… Sizin yemekleriniz de onlara helaldır… iman eden kadınların iffetli olanları ile sizden önce kendilerine hakikat bilgisi verilenlerden iffetli olan kadınlar da, mehrlerini vermeniz (nikahlamanız), zinadan uzak durmaları ve (gizli) dost tutmamaları şartıyla, size helaldır… Kim imanın şartlarını ve gereklerini tanımayıp, hakikati inkar ederse, elbette onun yaptığı işler boşa gider ve o, sonsuz gelecek sürecinde hüsranda olanlardandır.

MAiDE 5-33 Allah ve O`nun Rasulü ile savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkartmak için uğraşanların yaptığının karşılığı; öldürülmeleri yahut asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut hapsedilmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir… Sonsuz gelecek sürecinde ise onlara azim bir azap vardır.

MAiDE 5-41 Ey Rasul! Kalpleriyle (şuurlu olarak-anlamını hissedip yaşayarak) iman etmedikleri halde, ağızlarıyla “iman ettik” diyenlerden küfürde koşuşanlar, seni mahzun etmesin… Yahudi olanlardan öylesi var ki, yalan uydurmak için dinleyen veya sana gelmemiş bir topluluk adına (aracı olarak) dinleyendir… Yerli yerince söylenen Kelimeleri tahrif ederek, “Size şu verilirse alın, eğer o verilmez (Allah hükmü ile hükmedilir) ise sakın yanaşmayın” derler… Allah bir kimsenin dalaletini dilerse, artık onun için sen Allah`tan bir şey bekleyemezsin… işte onlar, Allah`ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir… Dünyada onlar için rezillik vardır… Sonsuz gelecek sürecinde de onlar için çok büyük azap vardır.

EN’AM 6-32 (Esfeli safiliyn olan) dünyanızın yaşamı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir! Sonsuz olan gelecek yaşam ortamı korunanlar için elbette daha hayırlıdır… Hala aklınızı değerlendirmeyecek misiniz?

EN’AM 6-92 Bu ise, Ümmül Kura`yı (Mekke) ve onun çevresinde yaşayanları uyarman için inzal ettiğimiz, mübarek ve kendinden öncekini tasdik edici bir Bilgidir (Kitaptır)… Geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerine iman edenler, O bilgiye de iman ederler… Onlar salatlarına (namazlarına) devam ederler.

EN’AM 6-112 Böylece her Nebiye (ölümsüz sonsuz gelecek yaşam habercisine) insan şeytanlarını (kendini beden kabul edip yalnızca bedenin zevkleri için yaşayanları) ve cin şeytanlarını düşman kıldık… Onlardan bazısı bazısına, aldatmak için yaldızlı söz vahyeder! Eğer Rabbin dileseydi onu yapmazlardı… Artık bırak onları iftiraları ile baş başa!

EN’AM 6-113 Ta ki, geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerine iman etmeyenlerin fuadları (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar-kalp nöronları) ona (aldatıcı bilgiye) meyletsin, ondan hoşlansınlar; (buna göre de) yapacaklarını yapmaya devam etsinler.

EN’AM 6-150 De ki: “Hadi, Allah şunu haram etmiştir diye şahitlik eden şahitlerinizi getirin!”… Eğer şahitlik ettiler ise, sen onlar ile beraber şahitlik etme… (Esma`nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanların ve geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerine iman etmeyenlerin boş hayallerine tabi olma! Onlar (putlarını) Rablerine denk tutarlar.

ARAF (A’RAF) 7-45 Onlar ki, Allah yolundan engellerler ve onu eğri yollara saptırmak isterler… Onlar, geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini inkar edenlerdir.

ARAF (A’RAF) 7-147 (Hakikate) işaretlerimizi ve ahiret likasını (sonsuz gelecek yaşamın getirisini) yalanlayanların yaptıkları boşa gitmiştir… (Onlar) sadece yapmakta olduklarının sonucunu yaşamıyorlar mı?

ARAF (A’RAF) 7-156 Bize hem şu dünyada güzellik yaz hem sonsuz gelecek yaşamında… Doğrusu biz sana yöneldik… Buyurdu ki: “Azabımı, kime dilersem ona isabet ettiririm… Rahmetim her şeyi kapsar! Onu, korunanlara, zekatı verenlere ve işaretlerimizdeki hakikate iman edenlere yazacağım.”

ARAF (A’RAF) 7-169 Onlardan sonra, yerlerine hakikat bilgisine varis olan, yeni nesiller geldi… Şu en sefil dünyanın zenginliğini elde etmek için yaşıyorlar, sonra da “Mağfiret olacağız nasıl olsa” diyorlardı. Şayet onlara onun misli bir dünyalık gelse, onu da alırlardı… Kendilerinden, Allah üzerine Hak olmayanı söylemeyecekler diye, hakikat bilgisi adına söz alınmamış mıydı? Onda olanı ders edinip incelemediler mi? Korunanlar için sonsuz olan gelecek yaşam ortamı daha hayırlıdır… Aklınızı kullanmayacak mısınız?

ENFAL 8-67 Bir Nebiye, arzda ağır basıncaya kadar, (savaşsız) esirler sahibi olması sahih olmaz… Siz (düşmanınızı öldürmek yerine esir almayı istemekle) dünyanın malını diliyorsunuz; Allah ise sonsuz geleceği diliyor… Allah Aziz`dir, Hakim`dir.

TEVBE 9-38 Ey iman edenler… Size ne oldu ki: “Allah yolunda savaşa çıkın” denildiğinde ağırlaşıp arza çakıldınız! Sonsuz gelecek yaşam karşılığında dünya hayatına mı razı oldunuz? (Oysa) dünya hayatının nimetleri gelecek yaşamdakilere göre, hiç mesabesindedir!

TEVBE 9-74 Söylemediklerine (dair), Esma`sıyla onların hakikati olan Allah namına yemin ederler… Andolsun ki, o küfür kelimesini söylediler; islam`ı kabullerinden sonra hakikat bilgisini inkar edenler başaramayacakları bir kötülüğe teşebbüs ettiler! Sırf Allah ve Rasulü fazlından onları zenginleştirdiği için intikam almağa kalktılar… Eğer tövbe ederler ise onlar için daha hayırlı olur… Eğer dönerler ise, Allah onları dünyada da sonsuz gelecek sürecinde de acı bir azap ile azaplandırır… Yeryüzünde onların ne bir sahibi ve ne de bir yardımcısı vardır.

YUNUS 10-64 Dünya hayatında da sonsuz gelecekte de müjde vardır onlara… Allah sözleri için, asla değişme söz konusu değildir! işte bu azim kurtuluştur!

HUD 11-16 işte onlar öyle kimselerdir ki sonsuz gelecekte kendileri için ateşten başka bir şey yoktur… Yapıp ürettikleri şeyler orada getiri sağlamaz. Yapmakta oldukları şey boştur.

HUD 11-19 Onlar ki, Allah yolundan alıkoyarlar ve onu (doğru yolu) eğriltmek isterler… Onlar, (işte) onlar geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini de inkar edenlerdir!

HUD 11-22 Gerçek şu ki onlar sonsuz gelecek sürecinde en fazla hüsrana uğrayanlar olacaklardır.

YUSUF 12-57 Sonsuz geleceklerine dönük karşılığı ise, iman etmiş ve korunmakta olanlar için elbette daha hayırlıdır.

YUSUF 12-101 Rabbim… Gerçekten bana Mülk`ten verdin ve bana yaşamdaki olayların hakikatini görmeyi öğrettin… Semalar ve Arz`ın (. Evrensel anlamda: Evrenin hakikati olan ilim boyutu ve yaradılmışlarının algılamalarına göre var olan madde boyutu; . Dünyevi manada: Gökler {boyutsallığı ile} ve yeryüzü; . insani manada: insandaki bilinç boyutları {yedi nefs mertebesi bilinci} ve beden) Fatır`ı; Dünya`da ve sonsuz gelecek sürecinde sensin Veli`m (her anımda hakikatimi oluşturan isimlerinden Veli isminin anlamının açığa çıkışının farkındalığını yaşamaktayım)… Bu teslimiyetle beni vefat ettir (madde beden boyutundan çıkart) ve beni salihlerin arasına kat!

YUSUF 12-109 Senden önce, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz ricalden başkasını irsal etmedik… Arzda dolaşıp seyir etmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler… Korunanlar için, sonsuz olan gelecek yaşam ortamı elbette daha hayırlıdır… Aklınızı kullanmayacak mısınız?

İbrahim 14-3 Onlar (hakikat bilgisini inkar edenler) ki, (sınırlı) dünya hayatını sonsuz geleceğe tercih ederler ve Allah yolundan alıkoyup, o yolun sapmasını isterler… işte onlar dönüşü zor bir sapkınlık içindedirler.

İbrahim 14-5 Andolsun ki biz Musa`yı: “Kavmini karanlıklardan Nur`a çıkar ve onlara Allah hükmünün fark edileceği gelecekteki sonsuz süreci hatırlat” diye mucizelerle irsal ettik… Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette ayetler vardır.

İbrahim 14-27 Allah, iman edenleri dünya yaşamında da, sonsuz gelecekte de değişmez gerçeği vurgulayan söz üzere (Kelime-i Tevhid) sabitler! Allah, zalimleri saptırır! Allah dilediğini yapar!

İbrahim 14-44 Kendilerine azabın (ölümün-hazır olmayan için sonsuz azabın başlangıcı) geleceği süreç hakkında insanları uyar! O süreçte zalim olanlar şöyle der: “Rabbimiz, kısa bir süre daha ömür ver, davetine icabet edelim ve Rasullerine tabi olalım”… Önceden, sizin için böyle bir son olmayacağına yemin etmemiş miydiniz?

NAHL 16-22 ilah olarak düşündüğünüz Uluhiyet sahibi BiR`dir! Sonsuz gelecek yaşamlarına iman etmeyenlere gelince, onların şuurlarını inkar kaplamıştır ve güçlü bir benlikle yaşamaktadırlar (benliklerini şirk koşanlar)!

NAHL 16-107 Bunun sebebi, onların (sınırlı-sefil) dünya hayatını sonsuz geleceğe tercih etmeleri; Allah`ın hakikat bilgisini inkar edenler topluluğunu, hakikate erdirmemesidir.

NAHL 16-122 Biz Ona dünyada güzellikler verdik… O, sonsuz gelecek yaşamda da salihlerdendir.

iSRA 17-10 Sonsuz gelecek yaşamları olduğuna iman etmeyenlere de, kendileri için acı azap hazırladığımızı (müjdeler).

iSRA 17-19 Kim de gelecek sonsuz yaşamı irade eder ve imanlı olarak onun için gerekli çalışmaları yaparsa, işte onların çalışmaları da değerlendirilir, sonucu yaşatılır!

iSRA 17-21 Bak, nasıl onların kimini kimine üstün yaptık! Elbette sonsuz gelecek boyutu, yaşam mertebeleri itibarıyla da en büyüktür, kişisel hissedişler itibarıyla da en büyüktür.

iSRA 17-45 Sen Kuran`ı okuduğunda, seninle, gelecekteki sonsuz yaşamlarına iman etmeyenler arasına gizli perde oluşturduk.

iSRA 17-72 Kim bu dünyada ama (hakikati göremeyen) ise o, gelecek sonsuz yaşamda da amadır (kördür)! (Düşünce) yolu (tarzı) itibarıyla daha da sapmıştır!

MU’MiNUN 23-33 Onun kavminden hakikat bilgisini inkar edenler, sonsuz geleceklerini yaşamayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refaha-imkanlara kavuşturduğumuz o gelenekçi ileri gelenler dedi ki: “Bu sizin gibi bir beşerden başka değil… Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor.”

MU’MiNUN 23-74 Sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, o sırattan sapıyorlar.

MU’MiNUN 23-100 Ta ki (önemsemeyip) uygulamadığım şeylerde (iman üzere yaşamda, kuvveden fiile çıkarmadıklarımda) sonsuz geleceğime yararlı çalışmalar yapayım!… Hayır (geri dönüş asla mümkün değil)! Öyle bir şey söyler ki geçerliliği yoktur (sistemde yeri yoktur)! Arkalarında yeniden ba`s olunacakları sürece kadar, bir berzah (boyutsal fark) vardır (geri dönemezler; reenkarnasyon da {ikinci defa dünya yaşamı} mümkün değildir)!

NUR 24-2 Zina (evlilik dışı ilişki) yaşayan dişi ile zina eden erkek(e gelince)… Her birine yüz değnek vurun! Eğer Esma`sıyla hakikatiniz olan Allah`a ve sonsuz gelecek yaşam sürecine iman etmiş iseniz, Allah`ın Dininde (sisteminde) o ikisi ile ilgili acıma sizi engellemesin (bilakis bu ceza onlara rahmet ve sevginin sonucudur)… iman edenlerden bir kısmı da o ikisinin azabına şahit olsun.

NUR 24-14 Eğer dünyada ve sonsuz gelecek sürecinde Allah`ın fazlı ve O`nun rahmeti üzerinizde olmasaydı, attığınız iftira yüzünden kesinlikle çok büyük azap dokunurdu.

NUR 24-19 iman edenler arasında çirkin söylentilerin yayılmasını sevenler var ya, onlar için dünyada da sonsuz gelecek süreçte de elim bir azap vardır… Allah bilir, siz bilmezsiniz.

NUR 24-23 Kozasında yaşayıp hakikat bilgisi olmayan, iman eden iffetli kadınlara iftira atanlar, muhakkak dünyada da sonsuz gelecekte de lanetlenmişlerdir… Onlar için çok büyük bir azap vardır.

NEML 27-3 Onlar ki, salatı (Allah`a yöneliş ile mi`racı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler; işte onlar sonsuz geleceklerine kesin yakin elde etmişlerdir.

NEML 27-4 Sonsuz gelecek yaşamlarına iman etmeyenlere gelince; onların yaptıkları işleri kendilerine süsleyip (keyifli) gösterdik; artık onlar (hakikate) kör ve şaşkın, (ortalıkta) bocalar dururlar!

NEML 27-66 Halbuki sonsuz gelecek yaşam hakkında onların bilgileri birikmiştir. Hayır, onlar ondan kuşku içindeler… Hayır, onlar ondan kördürler!

ANKEBUT 29-20 De ki: “Arzda (bedende) inceleme yapıp, yaratmaya nasıl başladığına bir bakın… Bundan sonra Allah, neş`e-i ahireti (gelecek yaşam bedeninizi) inşa eder… Muhakkak ki Allah her şey üzerine Kadir`dir.”

ANKEBUT 29-27 Ona (İbrahim`e) ishak`ı ve Yakup`u hibe ettik… Onun zürriyyeti içinde nübüvvet ve BiLGi oluşturduk… Mükafatını Ona dünyada verdik… Muhakkak ki O, sonsuz gelecekte de salihlerdendir.

ANKEBUT 29-36 Medyen`e de kardeşleri Şuayb`ı… Dedi ki: “Ey yurttaşlarım… Allah`a ibadet edin, sonsuz geleceğe iman edin ve bozguncular olarak yeryüzünde taşkınlık yapmayın.”

ANKEBUT 29-64 Şu dünya hayatı (en sefil yaşam-esfeli safiliyn) bir eğlence (kendini avutarak keyifle oyalanma) ve bir oyundan (kurallarına göre oynanan senaryo) başka bir şey değildir! Sonsuz gelecek vatana gelince; işte asıl bilinçlilik-yaşam yurdu odur… Kavrayabilselerdi!

RUM 30-7 Onlar kozalarında yaşamaları yüzünden sonsuz gelecek yaşamdan habersizdirler; dünya hayatını madde yanı itibarıyla bilip kabul ederler!

RUM 30-16 Hakikat bilgisini inkar edenler ve varlıklarındaki işaretlerimizi ve sonsuz gelecek yaşama kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar da (o malum) azabın içinde zorunlu kalırlar!

LOKMAN 31-4 Onlar ki, salatı ikame ederler ve zekatı verirler; onlar sonsuz geleceklerine ikan sahipleridir.

AHZAB 33-21 Andolsun ki, Rasulullah`ta sizin için mükemmel bir örnek yaşam vardır! Allah`ı ve sonsuz geleceği umanlar ve Allah`ı çok zikredenler (hatırlayanlar) için!

AHZAB 33-29 Yok eğer Allah`ı, Rasulü`nü ve sonsuz gelecek yurdunu diliyorsanız, muhakkak ki Allah sizden, muhsin kadınlar (görürcesine Allah`a yönelmişler) için çok büyük bedel hazırlamıştır.

AHZAB 33-57 Allah`a ve O`nun Rasulüne eziyet edenlere gelince, Allah onlara dünyada ve sonsuz gelecek yaşamında lanet etmiş ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.

SEBE’ 34-1 Hamd, semalarda (bilinç mertebeleri) ve arzda (beden) ne varsa kendisi için olan Allah`a aittir! Sonsuz gelecek yaşamda dahi Hamd O`na aittir! “Hu”; Hakim`dir, Habir`dir.

SEBE’ 34-8 (Acaba o adam) Allah`a atfen bir yalan mı uydurdu yoksa onda bir cinnet mi söz konusu? (dediler)… Tam tersine, sonsuz gelecek yaşamlarına iman etmeyenler, azap ve (hakikatten) uzak düşmüş bir sapma içindedirler.

SEBE’ 34-21 Oysaki onun (iblis), onlar üzerine bir zorlayıcı gücü yoktu! Sadece sonsuz gelecek yaşamına iman eden ile ondan kuşku duyanın farkı açığa çıksın diye bunu yaptık. Rabbin her şey üzerine Hafiz`dir.

ZÜMER 39-9 (Böylesi mi) yoksa gecenin bir kısmında kalkıp secdeyi yaşayan ve (Kayyum`un varlığıyla) kaim olarak, sonsuz geleceğin gereklerine hazırlanan; Rabbinin (hakikatindeki Esma kuvvelerinin) Rahmetini (çeşitli özelliklerini açığa çıkarmayı) uman mı? De ki: “Hiç bilenler ile bilmeyenler eşit olur mu? Sadece derin düşünebilen akıl sahipleri bunu anlayabilir.”

ZÜMER 39-26 Allah, onlara dünya hayatında rezilliği tattırdı. Sonsuz geleceğin azabı ise elbette Ekber`dir! Eğer bilselerdi!

MÜ’MiN – MUMIN 40-39 Ey halkım… Şu dünya hayatı sadece geçici nimetlerden yararlanma ve keyif sürmedir! Sonsuz gelecek yaşam daimi kalma yurdunun ta kendisidir!

MÜ’MiN – MUMIN 40-43 Hakikat şu ki: Sizin beni kendisine davet ettiğinizin ne dünyada ve ne de sonsuz gelecek yaşamda bir daveti yoktur… Muhakkak ki bizim dönüşümüz Allah`adır… Muhakkak ki (ömrünü) israf edenler Nar arkadaşlarıdır!

FUSSiLET 41-7 Onlar (o şirk koşanlar) ki Allah için karşılıksız bağışlamazlar; onlar sonsuz gelecek yaşamlarını da inkar ederler.

FUSSiLET 41-16 Bu yüzden, dünya hayatında onlara rezillik-zillet azabını tattıralım diye, o bahtsız günler içinde, onların üzerine dondurucu bir rüzgar irsal ettik! Sonsuz gelecek yaşamının azabı elbette daha rezil-rüsva edicidir… Onlar yardımcı da bulamazlar!

FUSSiLET 41-31 Dünya hayatında da, sonsuz gelecek yaşamda da biz sizin veliniziz! Orada bilinçlerinizin arzuladığı her şey vardır… Orada sizin istediğiniz her şey olacaktır!

ŞURA 42-20 Kim sonsuz gelecek yaşamın nimetlerini isterse nimetleri ona fazlasıyla veririz! Kim de dünyanın nimetlerini isterse, ona ondan veririz… Sonsuz gelecek yaşamda onun için bir nasip yoktur!

ZUHRUF 43-35 Altından süs eşyaları! işte bunların hepsi dünya hayatının geçici zevklerinden başka bir şey değildir! Sonsuz gelecek yaşam ise Rabbinin indinde korunanlar içindir.

NECM 53-25 Allah (Esma`sının özelliklerinin açığa çıkması) içindir sonsuz gelecek yaşam da dünya da!

NECM 53-27 Muhakkak ki sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, melekleri elbette dişi olarak tanımlarlar.

HADiD 57-20 iyi bilin ki dünya hayatı sadece bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür; aranızda bir büyüklenme ve mallarda ve evlatta çoğalma yarışıdır! (Bunlar) şu misaldeki gibidir: Yağmurun yeşerttiği ekinle mutlu olurlar ama sonra bakarsın ki o yeşillikler kurur, sararır ve toprak olur hepsi! Sonsuz gelecek yaşamda ise ya şiddetli bir azap veya Allah`tan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayatı nesneleri, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.

HAŞR 59-15 (Bu Yahudilerin misali) kendilerinden yakın (zaman) önce (Bedir`de) işlerinin vebalini tatmış ve kendileri için (sonsuz gelecekte) feci bir azap olan kimselerin meseli gibidir.

MÜMTEHiNE 60-6 Andolsun ki onlarda (İbrahim ve ashabında) sizin için, Allah`ı ve sonsuz gelecek süreci (yaşamayı) umanlar için güzel bir örnek vardır… Kim (Allah`tan) yüz çevirirse, muhakkak ki Allah Gani`dir, Hamid`dir.

MÜMTEHiNE 60-13 Ey iman edenler! Dost edinmeyin Allah`ın gazap ettiği, sonsuz gelecek yaşama umudu olmayanları; tıpkı gerçeği reddedenlerin kabir halkından ümit kestikleri gibi!

MÜDDESSiR 74-53 Hayır! Bilakis, sonsuz gelecek yaşamdan korkmuyorlar!

KIYAMET 75-21 Sonsuz gelecek yaşamı bırakırsınız!

A’LA 87-17 Halbuki ahiret (kudret-bilinç boyutu) daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

LEYL 92-13 Muhakkak ki bizimdir gelecek sonsuz yaşam da şu anki de!

DUHA 93-4 Elbette sonsuz gelecek yaşam senin için şimdikinden hayırlıdır.

552 – Hz. Enes (radıyallahu anh) “Allah, şüphesiz zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat artırır ve yapana büyük ecir verir” ayeti ile ilgili olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle dediğini rivayet etti: “Allah hiçbir mü’mine, yaptığı tek hayrın bile karşılığını ihmal etmek suretiyle zulümde bulunmaz. Yaptığı her hasenenin karşılığı hem dünyada hem de ahirette kendisine verilir. Kâfir ise, yaptığı hayır sebebiyle dünyada öylesine yedirilir ki, ahirete varınca, karşılığı verilecek tek hayrı kalmaz.”

Müslim, Sıfatu’l-Münâfıkin 56, (2808).

 

561 – Yine İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: “Abdurrahmân İbnu Avf ve bir kısım arkadaşları, Mekke’de Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelerek şöyle dediler: “Biz müşrik iken izzet ve itibarı olan kimselerdik. Müslüman olduktan sonra zelil duruma düştük. (Müsaade edin müşriklere karşı koyalım). Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onlara: “Ben affetmekle emrolundum. Sakın müşriklerle mücâdeleye kalkmayın” dedi. Ancak, Medine’ye hicretten sonra Cenab-ı Hakk cihad emretti. Bu sefer onlar durakladılar. Bunun üzerine şu âyet nazil oldu: “Kendilerine: “Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin” denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah’tan korkar gibi hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar te’hir edemez miydin?” derler. Ey Muhammed de ki: “Dünya geçimliği azdır, ahiret, allah’a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez” (Nisa, 77).

Nesâî, Cihâd 1, (6, 3).

 

583 – İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) dedi ki: “Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çarpraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Onlara ahirette büyük azab vardır. Şu kadar ki, siz kendileri üzerine kâdir olmazdan (kendilerini ele geçirmezden evvel) tevbe eden (muhâriblerle yol kesen)ler müstesnâdırlar. Bilin ki Allah, çok affedici ve çok merhamet sahibidir” (Maide 33-34) ayeti müşrikler hakkında indi. Kendileri mağlub edilmezden önce, kim gelip teslim olursa bu, ona işlediği suç sebebiyle had cezası uygulamaya mani değildir.”

Ebu Dâvud, Hudud 3, (4372); Nesâî, Tahrimü’d-Dem 9, (7, 101).

 

633 – Bir başka rivayette, aynı hâdise şöyle gelmiştir:

“Haccu’-ekber günü, kurban bayramı günüdür. el-Haccu’l-ekber de haccdır. Hacca “el-Haccu’l-Ekber” denilmesi, halkın umreye “el-Haccu’l-Asgar” demesinden ileri gelmiştir.

Ebu Hüreyre devamla diyor ki: “O yıl, Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) bu tebliği halka duyurdu. Bunun üzerine ertesi yıl yani Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in bizzat katılarak Veda haccını yaptığı zaman, tek müşrik hacca katılmadı.

Hz. Ebu Bekir’in müşriklere ilanda bulunduğu sene Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: “Ey iman edenler! Doğrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir” (Tevbe 28).

Müşrikler ticaret yapıyorlar, Müslümanlar da bundan faydalanıyorlardı. Allahu Teâla müşriklerin Mescid-i Haram’a yaklaşmalarını yasaklayınca, Müslümanlar müşriklerin yaptıkları ticaretin kesilmesiyle ondan elde ettikleri menfaatin kesileceği endişesine düştüler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu vahyi indirdi: “Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir.”

Sonra bunu takip eden ayette Cenab-ı Hakk cizyeyi helâl kıldı. Bu daha önce alınmıyordu. Bunu, müşriklerin ticaretiyle elde edilen menfaate bir karşılık (ivaz) yaptı. Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: “Kitap verilenlerden, Allah’a, ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın” (Tevbe 29).

Allah Müslümanlara bunu helâl kılınca, anladılar ki, Allah kendilerine, müşriklerle olan ticaretin kesilmesi sebebiyle kaybından korkup üzüldükleri menfaatten daha fazlasını vermektedir”

Buhârî, Salat 10, Hacc 67, Cizye 16, Meğazi 66, Tefsir, Tevbe 2, 3, 4; Müslim, Hacc 435, (1347); Ebu Davud, Hacc 67, (1946); Nesâî, Hacc 161, (5, 234).

 

647 – Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Allah’a ve ahiret gününe inananlar mallarıyla, canlarıyla savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler..” (Tevbe, 44) ayeti, Nur suresindeki şu ayetle neshedilmiştir: “Doğrusu Allah’a ve Peygamberine inanan mü’minler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında ondan izin almaksızın gitmezler. Ey Muhammed! Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah’a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah’tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder” (Nur, 62).

Ebu Davud, Cihad 171, (2771).

 

708 – İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), “İnsanlardan bâzısı vardır, Allah’a (dininin) yalnız bir taraf(ın)dan (tutup, şekk ve tereddüd içinde) ibâdet eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isabet ederse yüzü üstü döner. Dünyada da, ahirette de hüsrana uğramıştır o. Bu ise, apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hac, 11) ayetinin iniş sebebini açıklamak maksadıyla şöyle buyurdu: “Bazıları vardı, Medine’ye gelir, bakardı; bu gelişiyle hanımı oğlan doğurur, atı da yavrularsa, “Bu din, derdi, sâlih iyi bir dindir.” Şayet hanım oğlan doğurmaz, atı da yavrulamazsa: “Bu din kötüdür” derdi.”

Buhari, Tefsir, Hacc 2.

 

860 – Ebü Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) mescidde iken huzuruna girdim. Bana:

“- Ey Ebu Zerr mescide tahiyye (selam vermek) gerekir” buyurdu. Ben:

“- Mescide verilecek selâm nedir?” diye sorunca:

” (Girince) kılacağın iki rek’at namazdır” dedi. Ben:

“- Ey Allah’ın Resûlü, Hz. İbrahim ve Hz. Musâ’nın suhuflarında olanlardan herhangi bir şey size indirildi mi?” diye sordum, şu cevabı verdi:

” Ey Ebu Zerr! (Evet, şu mealdeki ayetler indi deyip okudu:)

“Şüphesiz iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını (ahiretten) üstün tutarsınız. Halbuki âhiret daha hayırlı, daha süreklidir. Şüphesiz ki bunlar evvelki sâhifelerde, İbrahim ile Müsa’nın sahifelerinde de vardır” (A’lâ,14-19).

Ben tekrar sordum:

“- Ey Allah’ın Resûlü, Hz. İbrahim ve Hz. Musa (aleyhimâsselam)’nın suhuflarında ne vardı?”

” Bunlarda, dedi, hep ibretli şeyler vardı. (meselâ şöyle denmişti):

“Ölümü görüp bildiği halde gamsız-kedersiz yaşayana şaşarım. Cehenneme kesinlikle inandığı halde gülene şaşarım. İçinde yaşayanlarla birlikte dünyanın devamlı değiştiğini görüp de ondan tatmin bulana şaşarım. Kadere inanıp da (haram-helal ayırımı yapmadan hırsla mal peşinde) yorulana şaşarım. Âhiret hesabına inanıp da o maksadla çalışmayana şaşarım.”

Rezîn ilâvesidir, ed-Dürrü’l-Mensürda (6, 341) daha uzun olarak kaydedilmiştir.

 

1042 – Abdullah Ibnu Amr Ibnu’l-Âs (radiyallahu anhümâ) anlatiyor: “Resûlullah (aeyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah yolunda cihada çikip gazve yapan selamete erip ganimetle dönen her ordu ve her seriyye ahirette elde edecegi mükâfaatin üçte ikisine dünyada kavusmus olur. Hiçbir ganimet elde edemeyen, korku geçiren ve musibetlere mâruz kalan her ordu ve her seriyye ise (ahirette) tam ücrete erer. “

Müslim Imâret 153, (1906); Ebu Dâvud; Cihâd 13, (2785); Nesâî,15, (6,17,18); Ibnu Mâce, Cihâd 13,(2785).

 

1365 – Abdullah İbnu Sâib anlatıyor: “Safâ ile Merve arasındaki tavaf sırasında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle dua ettiğini işittim:

“Rabbimiz bize dünyada hayır ver, ahirette de hayır ver ve bizi ateş azabından koru.”

Ebu Dâvud, Menâsik 52, (1892).

 

1641 – İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Allah’tan hakkııyla hayâ edin!” buyurdular. Biz:

“Ey Allah’ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah’tan hayâ ediyoruz” dedik. Arıcak O, şu açıklamayı yaptı.: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah’tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla haya etmiş olur. “

Tirmizî, Kıyâmet 25, (2460).

 

1754 – Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyudular ki: “Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: “Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi.”

Buhârî, Daavât 22; Mislim, Zikr 92, (2735); Muvatta, Kur’an 29 (1, 213); Tirmizî, Daavât 145, (3602, 3603); Ebû Dâvud, Salât 358, (1484).

Müslim’in diğer bir rivâyeti şöyledir: “Kul, günah taleb etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.”

Tirmizî’nin bir diğer rivâyetinde şöyledir: “Allah’a dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek süretiyle olur, yeter ki günah taleb etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”

 

2243 – İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Her sarhoş edici hamrdır. Ve her sarhoş edici haramdır. Kim dünyada hamr içer ve tevbe etmeden, onun tiryakisi olduğu halde, ölürse, ahirette şarab içemez.”

Buhârî, Eşribe 1; Müslim, Eşribe 73, (2003); Muvatta, Eşribe 11, (2, 846); Ebü Dâvud, Eşribe 5, (3679); Tirmizî, Eşribe 1, (1862); Nesâi, Eşribe 22, 46, (8, 296, 297, 318).

 

3325 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim bir mü’minin dünyevi kederlerinden birini giderirse, allah da onun Kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir fakire kolaylık gösterirse, Allah da ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanı örterse, allah da onu dünya ve ahirette örter. Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da onun yardımındadır. Kim ilim aramak düşüncesiyle bir yola düşerse, Allah onun cennete olan yolunu kolaylaştırır. Bir grup, allah’ın kitabını okumak ve aralarında tedris etmek üzere allah’ın evlerinden birinde toplanırsa, üzerlerine mutlaka sekine iner ve onları rahmet kaplar, melekler onları sarar. Allah da onları yanında bulunan mukarreb meleklere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandıramaz.”

Müslim, Zikr 38, (2699); Ebu Davud, Edeb 68, (4946); Tirmizi, Hudud 3, (1425), Birr 19, (1931); Kıraat 3, (2946).

 

3377 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim Allah rızası için bir arkadaşını ziyaret eder veya bir hastaya geçmiş olsun ziyaretinde bulunursa, bir münadi ona şöyle nida eder: “Dünya ve ahirette hoş yaşayışa eresin. Bu gidişin de hoş oldu. Kendine cennette bir yer hazırladın.”

Tirmizi, Birr 67, (2009).

 

4229 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hendek’e gitti. Gördü ki Muhacir ve Ensar soğuk bir sabah vakti hendek kazıyorlar. Onların, bu işi kendilerine bedel yapacak köleleri yok. Onları vuran yorgunluk ve açlıklarını görünce (şiirimsi bir ifade) terennüm ettiler:

“Ey Allahım! gerçek hayat ahiret hayatıdır,

Ensar ve muhaciri mağfiret buyur!”

Çalışanlar da O’na şöyle mukabele ettiler:

“Biz Muhammed’e bey’at edenleriz

Hayatta kaldıkça cihad gayemiz.”

Buhari, Megazi 29, 33, 34, 110, Fedailu’l-Ashab 9, Rikak 1, Ahkam 43; Müslim, Cihad 127, (1805); Tirmizi, Menakıb (3857).

 

4313 – Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Ben, dünyada da ahirette de Meryem’in oğluna insanların en yakınıyım. Benimle onun arasında başka bir peygamber yok. Peygamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”

Buhari, Enbiya 44; Müslim, Fezail 145, (2365); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675).

 

4454 – Ebu Vail anlatıyor: “Hz. Ali radıyallahu anh, asker toplamak için Ammar İbnu Yâsir ve Hasan İbnu Ali radıyallahu anhüm’u Küfe’ye gönderince, Ammar halka şöyle hitap etti: “Ben de biliyorum, O (Hz. Aişe), dünyada da ahirette de Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam’ın zevcesidir. Velâkin Allah sizleri imtihan ediyor. Kendisine mi, yoksa, Aişe’ye mi tabi olacaksınız?”

Buhari, Fezailu’l-Ashab 30, Fiten 17.

 

4483 – Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “”Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Şu ümmetim rahmete mazhar olmuş bir ümmettir. Ahirette azaba maruz kalmayacaktır. Onun azabı dünyadadır: Fitneler, zelzeleler ve katl.”

Ebu Davud, Fiten, (4277).

 

4866 – İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana dedi ki: “Beyyine dâvacı üzerine, yemin de dâvalı üzerine düşer.”

Tirmizî, Ahkâm 12, (1341).

4867 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “İki kadın bir odada deri dikiyorlardı. Bunlardan biri avucuna bîz batırılmış olarak dışarı çıktı. Bunu diğerinin yaptığını iddia etti. Dâva İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ’ya götürüldü. İbnu Abbâs dedi ki:

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuşlardı: “Eğer insanlara sırf iddialarıyla, (delil olmadan) talep ettikleri verilseydi, insanlar başkalarının kan ve mallarını istemeye kalkarlardı. Ancak iddia sahibine beyyine gerekmektedir. İddiayı inkâr edene de yemin gerekmektedir. (Bu kadına) Allah’ı (yalan yere yemin etmenin günahını) hatırlatın. Ona şu âyeti okuyun: “Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir pahaya değişenler, işte bunlar için ahirette hiçbir nasib yoktur” (Âl-i İmrân 77).

Kadına bu hatırlatıldı. Bunun üzerine kadın suçunu itiraf etti.”

Buhari, Tefsir, Al-i İmran 3, Rükün 6; Müslim, Akdiye 2, (1711); Ebu Dâvud, Akdiye 23, (3619); Tirmizi, Ahkâm 13, (1343); Nesâi, Kudât 35, (8, 248).

 

5029 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:

“Ahirette kimin hesabı münakaşa edilirse, azaba maruz kalacak demektir!” buyurmuşlardı. Ben: “Nasıl olur? Allah Teâla hazretleri (meâlen):

“O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse; kolay bir hesabla muhasebe edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek” (İnşikak 7-9) buyurmadı mı, (bu hesap münakaşası değil mi)?” dedim.

“Hayır! buyurdular, bu (münakaşa değil) arzdır. Kıyamet günü hesâba çekilen herkes mutlaka helak olmuş demektir!”

Buhari, ilim 35, Tefsir, İnşikak 1, Rikak 49; Müslim, Cennet 80, (2876); Ebu Davud, Cenaiz 3, (3093); Tirmizi, Kıyamet 6, (2428).

 

5251 – İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

“Dünyada ipeği, ahirette nasibi olmayanlar giyer.”

Buhari, Libas 25, Müslim, Libas 6, (2063), Nesai, Zinet 91, 201).

 

5278 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Allah Teala hazretlerinin (Tebük seferinden geri kalmaları sebebiyle) tevbelerini kabul edip affettiği üç kişiden biri olan Hilâl İbnu Ümeyye radıyallahu anh geldi. (Anlattığına göre) tarlasından evine yatsı vaktinde dönmüştü. Hanımının yanında bir adam buldu. Manzarayı gözleriyle görmüş, kulaklarıyla işitmişti. Sabah oluncaya kadar adamı ürkütüp telaşlandırmadı. Sabah olunca doğru Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına gitti.

“Ey Allah’ın Resûlü dedi, ben aileme geceleyin dönmüştüm, yanlarında bir adam buldum. Üstelik gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim.”

Resülullah aleyhissalâtu vesselâm getirdiği bu haberden hoşlanmadı, adama karşı sert davrandı. Bunun üzerine:

“Kendi hanımlarına zina isnad eden, ancak, kendisinden başka şahidi bulunmayan kimse ise, doğru söylediğine dair Allah adına yemin ederek dört defa şahitlik eder. Beşinci şahitliğinde ise, eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını ister. Kadının Allah adına yemin ederek kocasının yalan söylediğine dâir dört def’a şahidlik etmesi ve beşinci şahitliğinde, eğer kocası doğru söylüyorsa Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını istemesi, onun hakkındaki cezayı kaldırır” (Nur 6-9) meâlindeki ayet nazil oldu. Vahiy hali Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın üzerinden kalkınca:

“Ey Hilâl, müjde! Allah senin için bir kurtuluş ve kurtuluş yolu gösterdi” buyurdular. Hilâl:

“Ben Rabbim Teâla hazretlerinden bunu ümid ediyordum!” dedi. Resûlullah aleyhissalatu vesselâm:

“Kadına adam gönderin gelsin!” emretti. Kadın geldi. Ayet-i kerimeyi Resûlullah ona okudu. İkisine de meselenin ciddiyetini hatırlattı ve ahiret azabının dünyadaki azabtan daha şiddetli olacağını haber verdi. Bunun üzerine Hilâl:

“Vallahi kadın hakkında doğruyu söyledim!” dedi. Kadın da:

“Hayır yalan söyledin!” dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

“Aranızda lânetleşin” emretti. Hilâl’e: “Şehadet getir!” dendi. O da doğru söylediğine dair dört kere Allah’a şehadet etti. Beşinci sefer olunca kendisine:

“Ey Hilâl, Allah’tan kork, zira dünya azabı âhiret azabından pek hafiftir, senin bu yaptığın, üzerine azâbı vacib kılmaktadır!” dendi. O yine:

“Allah’a yemin olsun, ona iftira ediyorum diye bana celde yapılmadığı gibi, Allah da onun sebebiyle bana azab vermeyecektir!” dedi ve “Eğer yalancı ise, Allah’ın lâneti üzerine olsun!” diye beşinci kere şehadette bulundu.

Sonra kadına: “Şehadet getir!” dendi. Kadın da: “Hilâl yalancıdır diye dört kere Allah’a şehadette bulundu. Beşinci şehadete sıra gelince, kadına:

“Allah’tan kork, zira dünyadaki azab ahiret azabından hafiftir. Bu yaptığın, üzerine azabı vacib kılmaktır!” dendi. Kadıncağız bir müddet durakladı. Sonra:

“Kavmimi, geri kalan zamanlarda rezil rüsvay edemem!” dedi ve beşinci defa: “Hilâl doğru söyledi ise Allah’ın gadabı üzerime olsun!” diye şehadette bulundu.

Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm aralarını ayırdı. Kadının çocuğuna babasının adıyla çağrılmamasına, kadına zina isnad edilmemesine, çocuğa da veled-i zina denmemesine, kim kadına veya çocuğa böyle bir isnadda bulunacak olursa, hadd-i kazfe maruz kalacağına hükmetti. Keza bunlar ne boşanma ne de ölüm sebebiyle ayrılmadıkları için Hilâl üzerinde, ne kadın için mesken ne de çocuk için nafaka mesuliyeti olmadığına hükmetti. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Eğer kadın kızılımsı, kabaları etsiz, sivri omuzlu, iki kabası sivri, bacakları ince bir çocuk dünyaya getirirse, bu çocuk Hilâl’dendir. Eğer esmer, kısa saçlı, iri yapılı, iri bacaklı, iri kabalı bir çocuk dünyaya getirirse bu çocuk, zina nisbet edilen şahsa aittir” buyurdular. Gerçekten kadın esmer renkli, kısa saçlı, iri yapılı, iri bacaklı, iri kabalı bir çocuk doğurdu. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Eğer (şehadetlerle yapılan) yeminler olmasaydı benimle o kadın arasında mesele olacaktı” buyurdular. İkrime der ki: “Kadının çocuğu bundan sonra Mudar üzerine emir oldu, Tesmiye’de babasına nisbet edilmezdi.”

Hadisi Ebu Dâvud bu metnin aynısıyla rivayet etti. Kütüb-i Sitte, İbnu Ömer’den bu mânada rivayette bulundular.

Buhârî, Talâk 28, Şehâdât 21, Tefsir, Nur 3; Ebu Dâvud, Talâk 27, (2254, 2255, 2256); Tirmizî, Tefsîr, Nur, (3178).

 

5332 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kimin azusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya ona hakîr gelmeye başlar. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah iki gözünün arasına (dünyanın) fakirligini koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak, dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez.”

Tirmizî, Kıyamet 31, (2467).

 

5456 – Hâni Mevlâ Osmân İbnu Affân radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Osman radıyallahu anh, bir kabrin üzerinde durunca sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine: “Cenneti ve cehennemi hatırladığın vakit ağlamıyorsun, fakat kabri hatırlayınca ağlıyorsun!” dediler. Bunun üzerine: “Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim:

“Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.”

Hz. Osman devamla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şu sözünü de nakletti:

“(Ahiret âleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!”

Rezin şu ziyadeyi kaydetti: “Hâni der ki: “Hz. Osman radıyallahu anh’ın şu beyti irşad ettiğini işittim:

“Eğer ondan necat buldunsa, büyük musibetten kurtuldun, Aksi halde senin kurtulacağını hayal etmem.”

Tirmizi, Zühd 5, (2309).

 

5785 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: “Kim müslüman bir kimsenin malı hakkında yalan yere yemin ederse, (Kıyamet günü) Allah’la karşılaştığında O’nu kendisine karşı gadablanmış bulur!” buyurdular. Sonra Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bu sözlerini tasdik eden ayetleri Allah Teâla’nın kitabından okudular: “(Ahir zaman peygamberine iman hususunda) Allah’a verdikleri ahdi ve ettikleri yemini, az bir dünya malı karşılığında değiştirenlere gelince, onların ahirette hiçbir nasîbi yoktur. Kıyamet gününde Allah onlara ne bir hitapta bulunur, ne rahmetiyle nazar eder ve ne de onları temize çıkarır. Onların hakkı pek acı bir azabtır” (Âl-i İmrân 77).

Buhâri, Eymân 17; Müslim, İman 234, (138); Ebu Dâvud, Eyman 2, (3243); Tirmizî, Tefsîr, Âl-i İmrân, (2999).

 

5853 – Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah zulüm ve sıla-ı rahmin koparılmasıdır, bu cezanın dünyada gelmesi, ahiretteki cezaya kefaret değildir.”

Ebu Davud, Edeb 51, (4902); Tirmizi, Kıyamet 58, (2513).

 

5874 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.”

Tirmizi, Kıyamet 51, (2502).

 

5966 – Ebu Müleyke’den oğlu Abdullah’ın rivayet ettiğine öre, “O, Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girip, ona kaderle ilgili bir şeyler söylemiş o da kendisine şöyle cevapta bulunmuştur:

“Kim kader konusunda herhangi bir meseleyi konuşacak olsa, ahiret günü kaderden hesaba çekilir. Kim de bu mevzuda bir şey konuşmazsa, ahirette kaderden hesaba çekilmez.”

 

5978 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Her peygamber için ahirette bir arkadaş vardır. Orada benim arkadaşım Osman İbnu Affân’dır.”

 

6031 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh demiştir ki: “Eğer ilim ehli, ilmi koruyup, onu layık olanlara vermiş olsalardı, ilim sayesinde devirlerinin insanlarına efendi olacaklardı. Ne var ki onlar ilmi, dünyalıklarından menfaat sağlamak için ehl-i dünya için harcadılar. Dünya ehli de âlimleri aşağıladı. Halbuki ben, Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim: “Kimin tasası sadece ahiret oIursa, dünya tasalarına Allah kifâyet eder. Kim de dünya tasalarına kendini kaptırırsa, dünyanın hangi vadisinde helak olduğuna Allah aldırmayacaktır.”

 

6459 – Hz. Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun ki, düşük çocuk, ahirette annesini göbek bağından tutup cennete çekecektir, yeter ki annesi düşük sebebiyle sevap kazanacağına inanıp sabretsin.”

 

6622 – Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü’mindir.”

 

6853 – Ata İbnu Ebi Rabah Ka’be’yi tavaf ederken İbnu Hişâm radıyallahu anhüm’ün kendisine şöyle soru sorduğuna ve kendisinin şöyle cevap verdiğine şahit oldum: “İbnu Hişâm: “Rükn-i Yemani hakkında bilgi verir misin?” diye sordu. Atâ dedi ki: “Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın rivayetine göre, Aleyhissalatu vesselam demiştir ki: “Rükn-i Yemani yetmiş(70) bin meleğe emanet edilmiştir. Kim (onun yanında): “Allahım! Senden af, dünya ve ahirette âfiyet diliyorum. Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver ve bizi cehennem azabından koru!” diye dua ederse o melekler “âmin!” derler.” Atâ, Hacerü’l-esved’in bulunduğu köşeye gelince: “Ey Ebu Muhammed! Bu Hacerü’I-esved rüknü hakkında ne işittin?” dedi. Ata şu cevabı verdi: “Ebu Hureyre radıyallahu anh bana, ResÎulullah aleyhissalatu vesselâmın: “Kim hacerü’l-esvede yönelirse, şüphesiz Rahmân (olan) Allah’a yönelmiş olur” buyurduğunu anlattı.. “

İbnu Hişâm, Atâ’ya: “Ey Ebu Muhammed! Tavafın faziletiyle ilgili ne işittiniz?” diye sordu. Atâ şu cevabı verdi: “Ebu Hureyre radıyallahu anh, bana Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Kim Beytullah’ı yedi sefer tavaf eder, tavaf sırasında konuşmayıp sadece “Sübhanallah, velhamdülillah ve lâilahe illallah, vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illa billah” derse ondan on günah silinir ve on sevap yazılır, onun bununla mertebesi on derece yükselir. Kim de tavaf sırasında konuşursa sadece ayaklarıyla rahmete girer, tıpkı ayaklarıyla suya dalanlar gibi.”

 

6964 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Dünyada şarap içen, onu ahirette içemeyecektir.”

 

7046 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Reslulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıntâr onikibin okiyyedir. Her okiyye, yerle gök arasında bulunan şeylerin hepsinden hayırlıdır.”

Yine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişinin ahirette derecesi yükseltilir. Bunun üzerine: “Bu yükselme (hakkım değildi), nereden gelmedir?” der. Kendisine: “Bu senin için evladının yaptığı istiğfar sebebiyledir” denilir.”

 

7153 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mertebe itibariyle insanların Kıyamet günü Allah indinde en kötüsü, ahiretini, başkasının dünyası için helâk eden kuldur.”

 

7207 – Hz. Osman İbnu Affân radıyallahu anh anlatıyor: “Zeyd İbnu Sa’bît radıyallahu anh gün ortasında Halife Mervan’ın yanından çıkmıştı. Ben: “Bu saatte, Zeyd’i mutlaka sormak istediği bir şey için çağırmıştır” (diye düşündüm ve kendisine kanaatimi) söyledim. Zeyd: “O bize, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işittiğimiz bazı şeyler sordu. Ben Aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Kimin emeli dünya olursa Allah onun işini aleyhine darmadağın eder, fakirliği iki gözünün arasında kılar, dünyadan eline geçen miktar da kaderinde yazılandan fazla olmaz. Kimin de kasdi ahiret olursa, Allah, onun (dağınık) işini lehinde toplar, zenginliğini kalbine koyar, dünya nimetleri ona koşarak (kendiliğinden) gelir” sözünü anlattım.”

 

7214 – Ebu Sa’idi’I-Hudrî radıyallahu anh derdi ki : “Fakirleri sevin. Zira ben Resülullah aleyhissalatu vesselâm’ın, dualarında şöyle söylediğini işittim: “Allahım, beni fakir olarak yaşat, fakir olarak ruhumu kabzet, ahirette de fakirler zümresinde haşret.”

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Hiçlik

“HİÇ“lik yani “â’mâ“dan ne bir mertebe olarak sözedilebilir ne de hâl olarak.”Allah â’mâdadır” hükmü bu nokta ile alâkalıdır!…..

Oku »

Evlenmek

Önemli olan nikâh“kavramı“dır!… Bu da iki kişinin bir gecelik zevk için değil, uzun süreli birbirinin maddi mânevi sorumluluğunu üstlenmesidir… Bu konuda iki şâ…

Oku »

Ahadiyet

Anlamı Ahadiyyeti” târif eden en uygun kelime de “HİÇLİK”tir. “LÂHUT”  fikir kabul etmez! Düşünce, o boyutta “yok” olur! “Ahadiyet” denilen bu mertebe “hiç“likt…

Oku »