Adâlet

  • “Adalet” her birimin yaratılış amacına göre hak ettiğinin verilmesidir!. Ya da hak etmediğinin verilmemesidir!.   Herkese eşit vermek değildir, adalet! Her birimin kendi yapısına, yaratılış özellik ve amacına göre hak ettiğinin verilmesidir. 
  • ADALET”, O`nun, hangi amaçla yarattıysa, o amaca uygun olarak birime hakkettiğini vermesinin; dildeki adı!..
  • Herkes ne iş için varedilmiş ise; hangi ismin mânâsının açığa çıkmasına vesile olmak üzere varedilmiş ise; O ismin gereklerini hakketmiş demektir!..işte bu mânâda adalet, onun hakkettiklerini almasıdır!..
  •  Daha Dünya`ya gelişinde eşitlik, adalet diye bir olay yok ki!… Senin anladığın mânâda adalet olsun! Ama… Allah`ın “Adl” olması başka, senin anladığın adalet başka!…

 

ALLAH’IN ADALETİ

“ADALET”, O’nun, hangi amaçla yarattıysa, o amaca uygun olarak birime hakkettiğini vermesinindildeki adı!

Herkes ne iş için varedilmiş ise; hangi ismin mânâsının açığa çıkmasına vesile olmak üzere varedilmiş ise; O ismin gereklerini hakketmiş demektir !

İşte bu mânâda adalet, onun hakkettiklerini almasıdır!

* * *

“Allah adl sahibidir”, demek, herkese hakkettiğini verir demektir!

Adl’in gerçek anlamını kavrayabilmek için, olaya mutlaka Hakk’ın indinden bakmak mecburiyeti vardır.

Mâdem ki Allah, kendi esmâsının mânâsını seyretmek üzere âlemleri var etmiştir; bu takdirde her varettiğinin hakkını da, varediş gayesine uygun olarak verecektir.

İşte budur adalet!

 

ALLAH’IN ADALETİNDE HERKES PAYINA NE DÜŞERSE

ONA RAZI OLMAK ZORUNDADIR!

Adalet” deyince biz ne anlıyoruz?

Eşitlik!… Herkese eşit muamele!…

Hayır!…

Halbuki, “adalet, “ her birimin hak ettiğinin verilmesi; veya, her hak etmediğinin verilmemesidir! Herkese eşit vermek değildir, adalet!

Her birimin kendi yapısına, özelliğine göre hak ettiğinin verilmesidir.

Biz herkese eşit muamele diye anlıyoruz. Ve sonra, “herkese eşit vermiyor!” deyip, suçlayacak makam arıyoruz.

Allah Kurân’da, her kese eşit vereceğim diye bir şey söylemiyor ki! “Ben Âdilim!” diyor.

İşte, bunun gibi bir çok şeyi bizler yanlış anlıyoruz. Ondan sonra da, bu yanlışlığı getirip, tanrımıza bağlıyoruz.

Tabii ki, bu durumda tanrıyı beğenmeyip; “haydi canım, böyle tanrı olmaz!” diyoruz.

Allah adaletinde, herkes payına ne düşerse ona razı olmak zorundadır!

Allah, herkese, dilediği ve takdir ettiği kadarını verir; ki bu da onun “hakkettiğidir”!

Allah herkese hakkettiği kadarını verir; ki Allah`ın “Adl sahibi” olmasının anlamı da budur!

 

 

ALLAH’IN ADL OLUŞU,

YAŞAMIMIZI NASIL YÖNLENDİRMELİDİR?

ALLAH, herkese eşit mi davranıyor?

Yoksa, herkese ortaya koyduklarının karşılığını mı veriyor?

Adalet, herkese hakkettiğinin karşılığını mı vermektir?

Bunun cevabı yaşamımızı nasıl yönlendirmelidir?

 

 

ADALET NE ZAMAN YERİNE GELİR?

Kim neyi hakketmiş ise, o hakkettiğini aldığı zaman adalet yerine gelmiştir.

Halbuki, sanılır ki, herkese eşit davranmak adalettir! Bu yanlıştir. Hakkını, hakkettiğini vermemek zûlümdür!

 

 

KÂİNATTA

“EŞİTLİK” MEVCUD DEĞİLDİR!

Herkese eşit dağıtma, “eşitlik” olarak, adaleti anlayanlar, bu konuda kesinlikle büyük bir yanılgı içindedirler!

Kâinatta “eşitlik” mevcut değildir! Kâinâtta “eşit” iki varlık mevcut değildir!

Herkesin aklı, fikri, idrâkı, kavrayışı, evi-barkı, çoluğu çocuğu farklı farklıdır. Bütün bu sebeplerle de eşitlikten sözedilemez.

Ayrıca insanlar, ellerinde olmayan şeyden dolayı da suçlanamaz.

Kimse, dünyaya gelirken, bedenini, ailesini, yaşayacağı çevreyi, toplumu, aklını vesaireyi seçmemiştir! Herkes, kendi hakkında takdir edileni yaşamak mecburiyetindedir.

Varolurken, hangi şeyi seçmedesin ki, varolduktan sonra da seçebileceksin?

 

***

Lûtfen, gerçekçi bir şekilde düşünüp şu soruların cevabını verin…

Evrende günümüz biliminin tespitlerine göre mevcut olan, bir milyarı aşkın galaksi içinde; “Samanyolu” isimli bu galakside varolmayı siz mi tercih ettiniz?.. Bu sizin isteğiniz mi?..

Samanyolu” adlı, son bulgulara göre 400 milyar yıldızdan oluşan birikimin, merkezden 32 bin ışık yılı uzaklığındaki bir kıyısında, “Güneş” adlı bir sistemde varolmak dahi sizin seçiminiz veya tercihiniz miydi?

Efendim?!..

Güneş” sistemi içinde, Güneş’ten 1 milyon 303 bin defa küçük “Dünya” adlı uyduda, “insan” türünden olarak varolmak da mı sizin tercihiniz değil?

Yoksa bulunduğunuz kıta, ülkeyi de mi siz seçmediniz!?

Öyle ise, içinden geldiğiniz ırkı, nesli, milleti siz seçtiniz..?!

Artık, ana veya babanızı, aile ortam ve şartlarını da seçmediğinizi, size bunun dahi hiç sorulmadığını, söylemeyin bana!

Öyle ise, Erkek ya da kadın bedeniyle bu dünya üzerinde boy göstermek artık sizin tercihiniz olmalı! Ne, o da mı değil?!

Peki bu durumda şunu soralım kendimize,

İnsanlar, ellerinde olmayan şeyler yüzünden kınanır, hor ve küçük görülür, dışlanır ya da suçlanabilir mi?

Bu durumda biz, insanlar arasında ırkları; renkleri; yetişme tarzlarından gelen din anlayışları; dilleri gibi doğmatik özelliklerinden dolayı ayırım yapabilir miyiz? Bu akla, mantığa, insafa sığar mı?

İnsanların bu gerekçelerle birbirlerine baskı uygulaması “İslâm Dini“ne de aykırıdır; “kimse kapasitesinin dışından sorumlu değildir” hükmünce; insanlık şuuru ve aklına da! Eğer böyle bir bakış yanlışı varsa, demek ki bu bakış açısı bir daha sorgulanmalıdır!

Gelelim yaşam yarışındaki “eşit“liğe…

Yarışın, eşit şartlarda olması için, önce başlangıcın eşit olması gereklidir!

Peki biz, yaşam yarışına, eşit şartlarda mı başlıyoruz?

Sen, dehâ bir baba-bilgin bir anneden doğuyorsun, genetiği ilim irfan yüklü; ben saf iyiniyetli, kendi hâlinde; yarını düşünemeyip, o gün karnını doyurmaya çalışan gariban bir çiftten dünyaya geliyorum, genetik yoksulu!

Sen, zengin bir aileden dünyaya geliyorsun; kahvaltısını New York’ta akşam yemeğini Tokyo’da yiyen; ben garip bir aileden merhaba demişim dünya günlerine, altı yamalı pabuç giyip, taksiye binme lüksü olan!

Sen, Dünya güzeli bir annenin ve dünya yakışıklısı bir babanın ürünüsün; bense Nasreddin Hoca’nın “bana görünme de kime görünürsen görün” dediği gibi bir ana ile işte öylesine bir babanın karışımı!

Sen iki cihan Efendisinin sulbünden gelmişin; bense Molla Kasım’ın!

Ve biz “EŞİT“iz; öyle mi?!

EŞİT” başladığımız bu hayat yarışında, “EŞİT” şartlarda yaşıyor; “EŞİT” şartlarla karşılaşıyor; “EŞİT” muamele görüyor; “EŞİT” şartlarda ayrılıyoruz dünyadan; bu kadar “EŞİT“likten sonra!

Ama ne “EŞİT“lik!

Ve “ADALET”! Allah dâim bâki rahmetiyle kuşatsın, şimdi İstanbul Silivrikapı’da medfûn annem!

BEN DİLEDİĞİMİ YAPARIM”, diyen; ve kendinden gayrı mevcut olmayan “ALLAH“!

Ve O‘nun takdirine, hükmüne, dileğine mutlak olarak bağımlı; her şeyini, O‘ndan almış; O‘nun, ilim ve kudreti, yaratıcılığı önünde, dünyada bir “hiç” olan ben; ve gibiler!

Para ve etiketin çıplak ya da giyimli bir biçimde, acımasızca insanlara hükmettiği dünya yaşantısı! Aslanın pençe ve dişleri arasındaki ceylan; insanın ağzında dişleri arasinda kuzu ya da tavuk; zenginin elleri arasında insafına kalmış fakir!

Ve de Allah Rasûlü’nün duyurduğu ölümötesi yaşam gerçeği ile; insanların ne tür çalışmalar yaparsa, ölümötesinde onun sonuçlarıyla karşılaşacağı yolundaki, evrensel sistem ve düzene dayalı “İslâm Dini” gerçeği!

Olmuşun kavgasını bırakıp da, oldurabileceklerimizle zamanımızı değerlendirsek; daha iyi olmaz mı dersiniz? Hele bunu bir düşünelim ciddi ciddi!

Niye ve kime ibadet etmek zorundayız acaba?

Seni, zengin-âlim babadan dünyaya getiriyor, ötekini fakir- câhil babadan meydana getiriyor. Yâni, işin bu yönüne gelene kadar, sen doğuştan bir kere bak olaya! Yâni, doğuşta eşitlik yok! Dolayısıyla böyle bir eşitliği hiç arama!

Sen, sadece kendi içinde bulunduğun şartlar içinde kendini en iyi şekilde kullanmağa, şu verilmiş beyin nimetini en güzel, seni hedefe yaklaştıracak en iyi bir biçimde kullanmağa bak!

Bizim yapacağımız olay bu! Çünkü Âyet-i Kerime çok sarih:

“İnsan için kendi çalışmalarının getirisinden başka bir şey yoktur”!

BAKARA 2-143 Böylece, sizi insanlar üzere şahit, Rasulü de sizin üzerinize Şehid kıldık. Siz ümmeti Vasat`sınız (adalet ve Hakkaniyet üzere olan). Kendisine yöneldiğin kıbleyi, Rasule tabi olanlarla, ondan yüz çevirip geri dönenleri ayırt etmek için değiştirdik. Allah`ın hidayet ettiklerinin dışındakilere bu olay çok ağır gelecektir. Allah imanınızı boşa çıkarmaz. Allah insanlara hakikatlerinden açığa çıkan Rauf ve Rahim`dir.

NiSA 4-3 Eğer yetimler (kadınlar) konusunda haklarını vermede korkunuz yoksa, o zaman sizin için temiz olan (şirk ehli olmayan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer (aralarında) adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir tane ile veya ellerinizin maliki ile (yetinin). (Nikahsız {evlilik anlaşmasız} birlikte yaşamayın.) Zulmetmemeniz için bu en ehven olanıdır.

NiSA 4-127 Kadınlar hakkında senden, haklara dair açıklama istiyorlar… De ki: “Onlarla ilgili hükümler hakkında açıklamayı size Allah veriyor!” Onlar için yazılmış hakları kendilerine vermediğiniz ve (üstelik) kendileriyle nikahlamaya (evlenmeye) rağbet ettiğiniz yetim kızlar ile zor durumdaki çocuklara ve bir de yetimlere adaleti ikame etmeniz hakkında bilgiler yüzünüze okunuyor… Ne hayır yaparsanız, muhakkak ki Allah onu Alim`dir (çünkü yaptığınız hayrın yaratanı O`dur).

NiSA 4-129 Ne kadar isterseniz isteyin eşleriniz arasında adaletli davranamazsınız! (Hiç olmazsa) birine aşırı ilgi gösterirken diğerlerini boşlukta bırakmayın! Eğer aralarında adaletle davranır ve de korunursanız, muhakkak ki Allah Gafur`dur, Rahim`dir.

NiSA 4-135 Ey iman edenler, adaleti uygulamaya azimli olun! Ana-baba veya akrabanız aleyhine de olsa, zengin veya fakir fark etmeksizin Allah için şahitlik edin; zira Allah hakkı, ikisinin de önündedir! O halde adaleti sağlamada geçersiz kabullerinize tabi olmayın! Eğer gerçeği çarpıtırsanız, muhakkak Allah yaptıklarınızın yaratanı olarak Habir`dir.

MAiDE 5-8 Ey iman edenler… Allah için dosdoğru durun, adil şahitler olun… Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe sevketmesin! adil olun, bu anlayış korunmaya daha yakındır… Allah`tan korunun! Muhakkak ki Allah tüm fiillerinizi (onların yaratanı olarak) Habir`dir.

MAiDE 5-42 (Onlar) sürekli yalan dinleyenler, çokça haram yiyenlerdir… Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir… Eğer onlardan yüz çevirir isen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler… Şayet hükmedersen onların arasında adaletle hükmet… Muhakkak ki Allah muksitleri (adil olup her şeyin hakkını verenleri) sever.

MAiDE 5-95 Ey iman edenler… ihramda iken avlanmayın… Sizden kim kasten avı öldürürse, o işin vebalini tatması için yaptığının karşılığı olarak; öldürdüğünün misli, Kabe`ye ulaşacak bir kurban gerekir. Ki ona da sizden iki adalet sahibi hükmeder… Yahut miskinleri doyurma olan bir keffarettir yahut ona denk bir oruç tutmak… Allah geçmişi affetmiştir… Fakat kim bir daha yaparsa Allah ona yaptığının sonucunu yaşatır!.. Allah Azizün Züntikam`dır (açığa çıkan fiilin sonucunu şiddetle yaşatandır).

MAiDE 5-106 Ey iman edenler… Sizden birine ölüm (alametleri) geldiğinde vasiyet anında, adalet sahibi iki şahit bulunsun… Ya da seyahatteyseniz ve ölüm de size isabet etmişse, size iki şahit gereklidir… (Şehadetleri konusunda) kuşkulanırsanız, namazı eda etmelerinden sonra onların ikisini alıkoyarsınız, “Yeminimizi, akraba da olsa hiçbir bedele satmayacağız; Allah şahitliğini saklamayacağız; aksi takdirde suçlu oluruz” diye Allah`a yemin ederler.

EN’AM 6-152 (Yetim) olgunluk yaşına ulaşıncaya kadar, en güzel şekilde idare amacı hariç, yetimin malına yaklaşmayın… Ölçme ve tartmayı adaletle tam yapın… Hiçbir nefse kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da hakkı söyleyin, isterse yakınınız olsun! Allah`a olan sözünüzü yaşayın! Aklınızı kullanmanız için, (Allah) size bu uyarıyı yapar!

HUD 11-85 Ey halkım… Ölçmeyi ve tartmayı adaletli olarak tastamam yapın, insanların hakkını vermemezlik etmeyin ve bozguncular olarak arzda taşkınlık yapmayın.

AHZAB 33-5 Onlara (evlatlık aldıklarınıza), babalarına nispetle hitap edin… Bu, Allah indinde daha adaletlidir. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, bu durumda onlar, sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır… Hata yaptığınız şeyde üzerinize bir suç yoktur… Fakat kasıtlı düşünerek yaptıklarınız hariç… Allah Gafur`dur, Rahim`dir.

ŞURA 42-15 işte bunun için sen davet et! Hükmolunduğun gibi fıtratın istikametinde ol! Onların hevalarına (boş arzu ve fikirlerine) uyma! De ki: “Allah`ın inzal ettiği BiLGi`ye iman ettim!.. Aranızda adaletli olmamla hükmolundum! Allah bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bizedir, sizin yaptıklarınız da sizindir. Bizimle sizin aranızda deliller savaşına gerek yoktur! Allah aramızı cem eder! O`nadır dönüş.”

HUCURAT 49-9 Eğer iman edenlerden iki topluluk çarpışırlarsa, onların arasını düzeltin… Eğer onlardan biri diğerine karşı haddi aşıp tecavüz ederse, o tecavüz edenle, Allah`ın emrine dönünceye kadar savaşın! Eğer dönerlerse, adaletle aralarını bulun. Muhakkak ki Allah, her şeyin hakkını verenleri sever.

RAHMAN 55-9 Değerlendirmeyi (Uluhiyet hükümlerine göre) adaletle yaşayın ve mizanı dengelemede yanlış yaparak hüsranı yaşamayın!

HADiD 57-25 Andolsun ki Rasullerimizi apaçık deliller olarak irsal ettik ve onlarla birlikte Hakikat ve Sünnetullah BiLGisini ve mizanı da (muhakeme-dengeleme) inzal ettik ki, insanlar kıst`ı (adaleti) ayakta tutsunlar! Kendisinde şiddetli bir güç bulunan ve insanlar için faydaları olan (kanda mevcut; mağma-insan bedenindeki demir ilişkisi?) Hadid`i (demir) de inzal ettik ki Allah, kendisine ve Rasullerine gayblarında kimin yardım ettiğini bilsin. Muhakkak ki Allah Kaviy`dir, Aziz`dir.

MÜMTEHiNE 60-8 Allah sizi, din yüzünden sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış kimselere iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan engellemez. Muhakkak ki Allah muksitleri (her şeye hakkını verenleri) sever.

TALAK 65-2 iddetlerinin sonuna ulaştıklarında, ya onları örfe uygun nikaha devam ettirin veya örfe göre onlardan ayrılın… Sizden iki adalet sahibini şahit tutun… Allah için şehadeti ikame edin… işte bu, Esma`sıyla hakikati olan Allah`a ve sonsuz yaşam sürecine iman eden kimsenin kendisi ile öğütlendiğidir… Kim Allah`tan korunursa, ona bir çıkış yeri oluşturur.

411 – Hâris el-A`ver anlatıyor: “Mescide uğramıştım, gördüm ki halk, zikri terkedip malâyanî konulara dalmış, konuşuyor. Hz. Ali (radıyallahu anh)`ye çıkıp durumdan haberdâr ettim. Bana: 

-“Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?” dedi, Ben: 

-“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)`ın şöyle söylediğini işittim: 

-“Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben hemen sordum: 

-“Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah`ın Resûlü?” Buyurdu ki: 

-“Allah`ın Kitabı (na uymak)dır. O`nda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyân edecek ahvâlin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. O`nda herşey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip, O`na inanmaz ve O`nunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim O`nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allah`ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokca tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Biz, hiç duyulmadık bir tilâvet dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah kelâmı olduğuna) inandık” (Cin 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A`ver, bu güzel kelimeleri öğren.”

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Afuvv

El AFÜVV… Şirk dışında işlenmiş bütün suçların tövbesini kabul edip, affedendir. Şirk hâli yaşamında bu ismin özelliği açığa çıkmaz. Burada fark edilmesi önemli…

Oku »

Nankör

Anlamı Nankör, ilmin gereğini yaşamayandır!. Nankör kelimesi kendisine verileni değerlendirmeyip, eline geçeni tepen, kadir kıymet bilmeyenler için kullanılır….

Oku »

Basiyr

Anlamı EL BASIYR… Açığa çıkan Esmâ özelliklerini her an seyir ile onlardan çıkanları değerlendirip sonuçlarını oluşturan. BASİR :Yaratıklarının her hâlini değer…

Oku »