Aciz

  • Bir diğer varlığa göre, Allah kudret izhar ettiği içindir ki bir birim, kudretli ve güçlüdür. Halbuki kendisinden daha kudretli olanın yanında ise âcîz durumda!. Yaratılmışların tümü, istisnasız olarak hakikat itibariyle “ACZ” ile mâlûldür.
  •  Güç denen, kudret denen şey, yaratılmışlarda hep göresel, izâfidir. Bir varlığa göre güçlü olan, başka bir varlığa göre acîz durumundadır.

    Yaradılmışlardaki güç, kuvvet ve kudret izâfi ve geçici!.. Ama sonuçta, tüm yaradılmışlarda ortak olan vasıf “ACZ”dir.

    Her ne kadar, biri diğerine göre güçlü gibi gözüküyorsa da, Allah, bir birimde güç, kuvvet ve kudret izhar ettiği içindir ki, o birim güçlü gibi gözükür
  • Acz içinde olduğunu idrak edende büyüklenme, böbürlenme, gururlanma olmaz!. Kendini bir başka varlığa karşı büyük görmez!..
  • Allah’ın sıfatları arasında kudret sıfatı vardır, acz, yoktur!..
  • Kendinde kuvvet gören, tedbire; acz hisseden, takdire yönelir… 
  • Acz kişinin Tek mutlak NUR`a kavuşmasına vesile olur!..

ACZ

MUTLAK KUDRET SAHİBİ VARLIKTA VAROLMAYAN YEGÂNE ŞEY,

ACZ”DİR!

Şayet sadece Mutlak Varlık olması itibariyle değil, sıfatları itibariyle de; ve dahi tüm varlığı itibariyle de sınırsız olduğunu idrâk edebilmek bizim için dilenmişse, o zaman “kader” dediğimiz hükmün, Tek`liğin dilemesi ile meydana gelen “seyir âlemi” olduğunu farkedeceğiz.

TEK`in seyredilişi!

Öyle ise Seyreden’in, seyretmeyi murad ettiği şekiller ve mânâlar da O Tek`in eseri..

Bu açıdan baktığımızda tüm varlığı, Tek bir varlığın hayatı, ilmi, iradesi, kudreti, kelâmı, semi ve basarı olarak müşahede edeceğiz..

Ve, bütün bunları “Mükevvin`in kevni” olarak değerlendireceğiz..

Mutlak kudret sahibi olan O yüce Varlıkta, var olmayan yegâne şey “acz“dir. Mükevvenatta herşey ise acz ile malûldür, O, mükevvini meydana getiren mutlak kudret sahibine göre..

Bu yüzdendir ki, İnsan-ı Kâmil;

“İnsan zâlim ve câhildir.”

âyetinde anlatıldığı üzere, acz`in eseri olan bir ifade ile tavsif edilmiştir. Çünkü, tüm varlık birer âzâsı olan İnsan-ı Kâmil`in sınırsızlığa göre ifade ettiği sınırlılıktır.

TÜM YARATILMIŞLARDA ORTAK OLAN VASIF

“ACZ” DİR!

Sizlerin çektiğiniz tesbihlerden biri :

“LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH”

Bu, şu demek; kuvvet ve kudret sahibi olan Allah’tır. Gayrında kuvvet ve kudret yoktur.

İşin mikro plânına baktığımızda, virüsler, bakteriler boyutunda; bunlar birbirlerini yiyorlar… ‘’Güçlü’’ güçsüzü yiyor…

Biraz daha büyüğüne bakıyorsun, karıncalar boyutunda da; büyüğü küçüğünü yiyor…

Biraz daha büyük boyuta gidiyorsun; güçlü olan aslan, güçsüz olan ceylanı parçalayıp yiyor. Timsah ne bulursa gücü nispetinde, yakaladığını parçalayıp yiyor.

Yâni her bir güçlü, güçsüzü yiyor. Ama, o güçlü de kendisinden daha bir güçlünün yanında güçsüz kalıyor.

Yâni ‘’güç’’ denen, ‘’kudret’’ denen şey, yaratılmışlarda hep göresel, izâfidir. Bir varlığa göre güçlü olan, başka bir varlığa göre âcîz durumundadır.

Yaradılmışlardaki güç kuvvet ve kudret izâfi ve geçici… Ama tüm yaradılmışlarda ortak olan vasıf, “ACZ” dir!

Her ne kadar bir diğerine göre güçlü gibi gözüküyorsa da, Allah, bir birimde güç kuvvet ve kudret izhar ettiği içindir ki o birim, güçlü gibi gözükür…

Bir diğer varlığa göre, Allah kudret izhar ettiği içindir ki bir birim, kudretli ve güçlüdür . Halbuki kendisinden daha kudretli olanın yanında ise, âcîz durumda!

Yâni, yaratılmışların tümü, istisnasız olarak ACZ ile mâlûldür.

Kendisinde izhar olunan kudret geçici, âcz ise bakîdir!

Mutlak kudret ve kuvvet yalnızca yaradan Allah’a aittir!

İşte yukarıdaki tesbihte bunu anlayıp, bunu idrâk edeceğiz.

Bunu düşünüp, bunu hissedip: ”gerçek kudret ve kuvvet sahibi sadece yaratıcıdır. Varlıklar da, yaratıcının gücünü izhar ettiği zaman güçlüdür. Ama o güçlü de başka bir kudret izharına karşı güçsüz durumdadır. Dolayısıyla, bütün yaratılmışlar acz ile vasıflanmıştır.”… Bunu iyi idrâk etmek lâzım!

KENDİNDE ACZ HİSSEDEN

TAKDİR’E YÖNELİR!

 Kendinde kuvvet gören, tedbire; acz hisseden, takdire yönelir…

ACZ, NUR MENBAĞIDIR.

KİŞİYİ YOKLUĞA VE GERÇEK VARLIĞA GÖTÜRÜR!

“- Yâ Gavs. Acz, nur menbâıdır; ucûb, kendini beğenme de kederlere mahâldir, zulmet kaynağıdır.”

Acz, yokluğa yakındır; ucûb, yani kendini beğenme de varlığa yakındir! Kişinin, kendini var kabul etmesinin sonucudur kendini beğenmesi! Kendini beğenmenin ise sonu gelmez, git gide artar. Bu artış ise benliği kuvvetlendirdiği gibi, kişiyi kendini bir birim olarak görme hâlinde de sâbitler! Bunun neticesi ise, gerçekten o kişi için hüsrandır!

Buna karşılık acz ise, kişiyi yokluğa ve gerçek varlığa götürür…

Kişi kendisinin çeşitli olaylar karşısında âciz kaldığını farkedince, ister istemez güç kudret sahibi arayış içine girer ki; kendisinde olmayanı oradan telâfi etsin.

İşte bu arayış, hem kendisini yokluğa götürür, hem de mutlak kudreti araştırmaya ve tanımaya sevkeder. Ve böylece acz kişinin Tek mutlak NUR’a kavuşmasına vesile olur!

Demek oluyor ki, acz duygusu, kişiyi mutlak kudrete kendini beğenme hâli de ebeden Allah’tan perdeli olarak yaşamaya yol açan iki hâldir.

ACZİYETİ HİSSETMENİN,

‘’ACZ’’ İÇİNDE OLDUĞUNU İDRÂKIN SONU,

“HİÇ”LİKTİR!

Acziyeti hissetmenin sonu “fakr”, onun da sonu “hiç”liktir!.

Sonrasında dilde terennüm eden kendisidir!.

Mutlak kudret ve kuvvet yalnızca yaradan Allah’a aittir!

Bir kişinin bu gerçeği idrâk etmesi demek, o kişide artık kendini büyük görme, böbürlenme, gururlanma gibi hallerin kalkmış olması demektir.

Artık o kişi, izhar olan kudretin yanında gerçekte acz içinde olduğunun idrâki içindedir.

Acz içinde olduğunu idrâk edende büyüklenme, böbürlenme, gururlanma olmaz! Kendini bir başka varlığa karşı büyük görmez!

Kendinde bir varlık görememenin, kendisinin acz içinde olduğunu görmenin sonucu, kendisindeki kemâl sıfatlarının Allah’a ait olduğu müşahedesini getirir…

MAiDE 5-31 Bunun üzerine Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, toprağı eşeleyen bir karga ba`setti… (Kabil) kendi kendine söylendi: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olmaktan acizim ki kardeşimin cesedini toprağa gömmeyi düşünemedim!” Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.

ENFAL 8-59 O hakikat bilgisini inkar edenler, sakın kaçarak kendilerini kurtaracaklarını sanmasınlar… Kesinlikle onlar (Allah`ı) dilediğini yapmaktan aciz bırakamazlar!

TEVBE 9-2 Yeryüzünde dört ay daha gezip dolaşın… iyi bilin ki, Allah`ı aciz bırakamazsınız… Allah (sonunda) hakikat bilgisini inkar edenleri rezil rüsva eder.

TEVBE 9-3 Haccı Ekber Günü, Allah ve Rasulünden insanlara bir ezandır (çağrı) ki, Allah da O`nun Rasulü de müşriklerden beridir! Eğer tövbe ederseniz, sizin için daha hayırlıdır… Şayet yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah`ı aciz bırakacak değilsiniz… O hakikat bilgisini inkar edenleri, bunun sonucu acı bir azap ile müjdele.

TEVBE 9-87 Savaşa katılmayıp geride kalan kadınlar, çocuklar, acizler ile beraber olmaya razı oldular… Kalplerine mühür vuruldu (anlayışları kilitlendi)! Artık onlar anlayamazlar!

TEVBE 9-93 Ancak şunlar sorumlu tutulabilirler: Zengin oldukları halde (seninle cihada çıkmamak için) izin isterler… Onlar savaşa katılmayıp; geride kalan kadınlar, çocuklar, acizler ile beraber olmaya razı oldular… Allah da kalplerini mühürledi (şuurları kilitlendi)… Artık onlar (hakikati) bilmezler.

HUD 11-20 Onlar arzda aciz bırakıcılar olmadılar (Sünnetulah`ı geçersiz kılamazlar; herkes yaptığının sonucunu kesinlikle yaşayacaktır)… Onların Allah dununda velileri de yoktur… Onlara azap kat kat olur… (Zira onlar) algılayamadılar ve basiretleriyle değerlendiremediler.

HUD 11-33 (Nuh) dedi ki: “Eğer dilerse onu size ancak Allah getirir! Siz, Allah`ı dilediğini yapmakta aciz bırakamazsınız.”

NAHL 16-46 Yahut onları dönüp dolaşırlarken aniden yakalamayacağından (emin mi oldular)? Onlar (Allah`ı) aciz bırakamazlar!

iSRA 17-76 Seni oradan (Mekke`den) çıkarmak için taciz edeceklerdi… işte o takdirde onlar da senin ardından (dünyada) pek az kalacaklardı. (Bunu yaptılar ve Bedr`de öldürüldüler. A.H.)

iSRA 17-111 Hamd, çocuk edinmemiş, mülkte ortağı olmayan ve aciz yüzünden veliye de muhtaçlığı söz konusu olmayan Allah`a aittir de; O`nu (muhteşem azametini) tekbir et (hisset) (Allahu Ekber)!

HAC 22-73 Ey insanlar! Bir ibretlik misal verildi; onu dinleyin… Allah dununda yöneldikleriniz, bir araya toplansalar bile, bir sinek dahi yaratamazlar! Sinek bile onlardan bir şey kapsa, onu sinekten kurtaramazlar… isteyen de istenilen de acizdir!

NUR 24-57 Sakın hakikat bilgisini inkar edenlerin arzda aciz bırakacaklarını (Din`i geçersiz kılacaklarını, sistemi atlayacaklarını) sanma! Onların barınağı Nar`dır! Ne kötü bir dönüş yeridir!

NEML 27-37 Geri dönün onlara (bildirin)… Yemin ederim ki, karşı çıkamayacakları ordularımla gelirim ve oradan onları acizler ve aşağılanmışlar olarak çıkarırım!

KASAS 28-4 Muhakkak ki Firavun o bölgede üstünlük kurmuş ve oranın halkını çeşitli sınıflara bölmüştü. Onlardan bir sınıfı aciz bırakıp aşağılamak için, onların oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını diri bırakıyordu… Muhakkak ki o, bozgunculardandı.

KASAS 28-5 Biz de diledik ki, o bölgedeki aciz bırakılıp aşağılananlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve kendilerini varisler kılalım.

RUM 30-54 Allah`tır ki, sizi zayıflıkla (hakikatinin farkında olmaksızın) yarattı! Sonra, zayıflığın ardından bir kuvvet (hakikatini-Rabbini bilmenin kuvveleriyle) oluşturdu! Sonra, kuvvetin ardından zayıflık (ismi Allah olan indinde acziyetini-abd-i aciz) ve ak saçlı (bilge) haline getirdi… Dilediğini yaratır… “Hu”; Alim`dir, Kadir`dir.

ZÜMER 39-51 Sonunda kazandıkları şeylerin kötülükleri kendilerine isabet etti… Bunlardan zulmedenlere gelince, onların kazandıkları şeylerin kötülükleri de kendilerine isabet edecektir… Onlar (Bizi) aciz bırakamazlar!

ŞURA 42-31 Siz, arzda (Allah`ı) aciz bırakamazsınız! Sizin Allah`tan başka ne bir veliniz ve ne de bir yardımcınız yoktur.

AHKAF 46-32 Kim Allah davetçisine icabet etmezse, (Allah`ı) arzda aciz bırakamaz! O`nun dununda onun dostları da olmaz… işte onlar apaçık bir sapma içindedirler.

EN’AM 6-134 Muhakkak ki (size) vadolunanlar kesinlikle gelecektir… Siz (vaadini yerine getirmesi konusunda onu) acze düşüremezsiniz!

ENFAL 8-2 Kesinlikle iman edenler o kimselerdir ki, “Allah”ı anıp düşündüklerinde onların şuurlarında ürperti olur (o azamet yanında kendi acziyetlerini düşünmekten); onlara O`nun işaretleri okunduğunda, onların imanlarını arttırır (düşünebildikleri oranda)… Onlar Rablerine tevekkül ederler (hakikatlerindeki El-Vekil isminin gereğini yerine getireceğine iman ederler).

RUM 30-54 Allah`tır ki, sizi zayıflıkla (hakikatinin farkında olmaksızın) yarattı! Sonra, zayıflığın ardından bir kuvvet (hakikatini-Rabbini bilmenin kuvveleriyle) oluşturdu! Sonra, kuvvetin ardından zayıflık (ismi Allah olan indinde acziyetini-abd-i aciz) ve ak saçlı (bilge) haline getirdi… Dilediğini yaratır… “Hu”; Alim`dir, Kadir`dir.

4807 – Hz. Ebu Hureyre (R.a) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 

“Kuvvetli mü`min, Allah nazarında zayıf mü`minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah`tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına gelirse: “Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!” deme. “Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!” de! Zira “eğer” kelimesi şeytan işine kapı açar.”

Müslim, Kader 34, (2664).

1815 – el-Hudri (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün Mescid`e girdi. Orada Ensâr`dan Ebü Ümâme (radıyallahu anh) denen kimse ile karşılaştı. Ona: 

“Ey Ebu Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescid`de oturmuş görüyorum?” diye sordu. 

“Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah`ın Resülü” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm): 

“Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder.” 

“Evet, ey Allah`ın Resülü, öğret!” dedim. 

“Öyleyse, dedi, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku: “AIlahım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çaImasından ve insanların kahrından sana sığınırım.” 

(Ebü Ümâme) der ki: “Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi.”

Ebü Dâvud, Salât 367, (1555)

1848 – Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle istiâze ederlerdi: “Allah`ım! Aczden, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Haya ve ölüm fitınesinden sana sığınırım.”

Buhâri, Daavât 38, 40, 42, Cihâd 25; Müslim, Zikr 52, (2706); Tirmizi, Daavât 71, (3480, 3481); Ebü Dâvud, Salât 367, (1540, 1541); Hurüf 1, (3972); Nesâi, İstiâze 6, (8, 257, 258).

 

Acz

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Bais

Anlamı EL BAİS… Sürekli yeni yaşam boyutlarına dönüştüren! “Her an yeni bir şe`nde” oluşun mekanizması olarak sürekli yeni bir hâl yaşatan. “BÂİS” ismi dar manâ…

Oku »

Adl

Anlamı EL ADL… Ulûhiyetinin sonucu olarak açığa çıkardığı her Esmâ özelliğinin yaratış amacına göre hakkını veren. Haksızlık etmekten, zulüm etmekten münezzeh o…

Oku »

Efâl Âlemi

Anlamı  Ef`âl âlemi denen fiiller âleminin, yani bütün bu gördüğümüz-göremediğimiz, algıladığımız-algılayamadığımız fiillerin, bireylerin, birimlerin yani “kesr…

Oku »