OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− “ALLÂH” sevgisi nedir?..

Cevap

− Allâh isminin işaret ettiği mânâ, soyut bir kavramdır. Algılanabildiği nispette, soyut kavram somut kavrama dönüşür. Bizim, “Allâh sevgisi” dediğimiz de işte budur!..

Üstad

− “Allâh sevgisi” anlamını anlamak için, önce “Allâh” isminin ifade ettiği kavramı anlamak lazım…

Soru

− Üstadım, soyut bir kavramın anlaşılması mümkün iken, sevilmesi mümkün müdür?..

Üstad

− Dışta bir varlığa karşı sevgi olabilir… Ama “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”, dışımızda bizden ayrı bir obje olmadığına göre…

“ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”e sevgi ne demektir?.. Buna cevap bekliyorum…

Cevap

− Kendi ilminde var ettiği Esmâ ve Sıfatlarını, dilediği mânâlarını dilediği terkipler adı altında seven kendisidir, Üstadım…

Üstad

− Acaba “sevgi” bize göre midir, yoksa “O”nun böyle bir beşerî duygusu var mıdır?..

Cevaplar

− Bu sorunun cevabını yıllar önce verdim. Ancak yerinde uygulayamadığım kanaatindeyim…

− Sevgi, beşerî bir duygu değildir…  Sistem; sevgi üstüne kuruludur, kendinden kendinedir!

Üstad

− Şimdi fark edilmesi ve idrak edilmesi çok önemli bir konuyla karşı karşıyayız…

“Sevgi”, nedir?

Cevap

− Sevgi, Kudret Sıfatının tezahürüdür. Bu mânâyı algılayan bir birimde sevgi gösterileri başlar.

Üstad

− Sevgi nedir, sorusunun bana göre cevabı şudur:

Yaratmayı dilediği mânâların, birbiriyle ilişkilerini düzenleyen, birimin özüne verilmiş manyetik alan…

Ya da diğer bir yönüyle…

Açığa çıkan mânâya diğer mânânın duymuş olduğu arzu…

Kendinde bulup da, açığa çıkaramadığına hasretin sonucu, onu, açığa çıktığı yerde seyretme arzusu…

Soru

− Bağlantı öğesi gibi mi?..

Üstad

− Bunlar bana göre “sevgi”nin değişik açıklamalarıdır…

Ancak fark edin ki;

Bunlar hep “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”in “Ulûhiyeti” kapsamında cereyan eden; ve asla kendisini bağlamayan özelliklerdir!..

Burasını anlatabildim mi?.. 

Cevap

− Teşekkür ederiz Üstadım.

Üstad

− “ALLÂH ahlâkı”yla ahlâklanmış olanda, sevgi ne kadar veya nasıl olur?..

Bunun cevabını düşünürsek…

“Fenâfillâh”, “ALLÂH Adının İşaret Ettiği”nin, kendi kendineliğinin adıdır, hakikati itibarıyla…

“Gayrı”, “Mâsiva” kavramının “yok” olduğunun yaşanmasıdır “Fenâfillâh”!..

Yani; sen, fenâfillâh olamazsın!..

O yüzden de, bunu fark ettirmek için, önce “fenânın fenâsı” demişler; sonra o da yetmemiş, “fenânın fenâsının fenâsı” demişler…

Gerçekte ise, kişi fenâfillâh olmaz!..

“Fenâfillâh”, o isimle işaret olunanın, kendi kendineliği içinde “Ulûhiyet”ini seyridir…

Bunun minyatürü diyebileceğimiz de, bir birimde, kendi seyrini seyredişidir…

Dolayısıyla, “fenâfillâh”, gerçeği itibarıyla bizim anladığımız gibi; bir birimin, “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”de, fenâya ermesi gibi anlaşılamaz…

Şimdi “fenâfillâh”ın mânâsı bu olduğuna göre…

“Fenâfillâh” ile sevgi olayını nasıl birleştirebiliriz…

A… sorunu tekrar yazar mısın?..

Soru

− Allâh’ı her şeyden çok sevmenin getirisi fenâfillâh mıdır? idi…

Üstad

− Bir kişinin “ALLÂH”ı sevmesi nasıl olur?..

Soru

− İdrakı dolayısıyla, sevgisi muhal midir?..

Üstad

− “ALLÂH”ı sevmek; cümlesini nasıl anlayabiliriz bugünkü bilgilerimiz ışığında?..

Cevap

− Ulûhiyet prensipleri içindeki bu varoluşu hissedebilmek, ALLÂH’ı sevmek olur kanaatimce.

Üstad

− Özünde olanın ne olduğunu bilmeden, onu sevmen mümkün mü?

Ya hayalinde yarattığın−kendi uydurduğun bir şeyi seveceksin, “ALLÂH” ismiyle O’nu etiketleyerek…

Ya da o isimle işaret edileni kavramış olarak, O’nu yaşamak hayattaki tek amacın olacak ve bunun için gereken neyse onu yapacaksın…

Birincisiyse, bunun çeşitli dereceleri olur!..

Ama ikincisiyse, bunun dereceleri olmaz; ya olur, ya olmaz!..

Yani ikincisi ise, hayattaki tek amacın budur…

Şimdi, “O”nu ne kadar yaşayabilirsen; hakikatiyle, o kadar soyunmuşundur beşeriyetinden ve beşeriyetini oluşturan düşünce ve duygularından, değer yargılarından!..

Ama soyunamadığın kadarıyla da hâlâ bir tanrı vardır kafanda ve şirki hafî bitmemiştir… 

Değerlendirmelerin, “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”in değerlendirmesi gibi olmadıkça, şirki hafî bitmez!..

Bu takdirde “Allâh”a iman etmiş, şirki hafîdeki “mümin”sindir…

Cevap

− Allâh’ı sevmek, izafî varlığını yok etmektir!.. Zaten yoktu, vehim kalkınca kalan kendisi olur!..

Üstad

− Demek oluyor ki, “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”e sevgi, henüz “müşriklik” devresine ait bir kavramdır…

Ama müşriğin de, bu sevgi olmadan bir yere varması mümkün değildir…

Kendi özünde varlığını hissettiği Zât’a erme arzusunu, “Allâh sevgisi” diye niteleyebiliriz, işin başındakiler için…

Kemâl sahipleri ise, bunun şirk olduğunu fark edip, bundan kurtulmaya, benliklerini ortadan kaldırmaya gayret ederek, çalışırlar…

“Allâh”tan razı olmak ise, laftır!..

Taklidî bir ifadedir…

“ALLÂH’tan razı olmak”, ifadesi, kişinin idrakını bir gerçeğe yöneltmek için kullanılan bir mecaz, bir semboldür…

Senin razı olman, küfründür!..

İçinde gizli şirki barındıran küfürdür, kulun Allâh’tan razı olması…

“Allâh” yaratır!..

Bunu dilediği gibi de isimlendirir veya vasıflandırır…

Ama Âlemlerden ĞANİYY’dir!..

Bu ne demektir bir düşünün..?

“O” mu âlemlerden Ğaniyy’dir?..

“O” diyen müşrik değildir mi?..

“RIZA” nedir?.. Niyedir?.. Kimedir?.. Kimdendir?..

“Allâh” adıyla işaret edilen, diler ve dilediğini yaratır!.. İşte burada biter her şey!..

Bunun ötesi onun yarattıkları arasında isimlendirme ve sıfatlandırmadır…

Öyle ise… “RIZA”yı nereye oturtacağız bu tasnif içinde?..

Konunun özü…

İşin başı, “ALLÂH” diyebilmek… Sonu da, diyenin kendi olduğunun açığa çıkmasıdır!..

Evet benim anlatacaklarım bu kadar… Şimdi sizlere açığım…