OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Cevap

− “İnsana bilmediklerini talim etmiştir.” (96.‘Alak: 5)…

“Âdem’e isimlerin tümünü talim etmiştir.” (2.Bakara: 31)

“İLMÎ SÛRET” olarak varedilen insan, “İlim sıfatının mazharı” olan SALT ŞUURun halifesidir!

“Halife” kavramıyla, insandaki düşünebilme ve ortaya koyabilme özelliğine işaret edilmektedir.

Bir başka açıdan;

“Gökleri, yerleri, o ikisi arasındaki şeyleri HAK olarak ancak biz yarattık.” (46.Ahkaf: 3)

“Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri HAK ile yarattık.” (15.Hicr: 85)

“Rahmân, Âdem’i kendi sûretinde yarattı.” (hadis)…

“Beni gören HAKK’ı görmüştür.” (hadis)…

Bizler, ALLÂH İsmiyle İşâret Edilen; kendinden gayrı olmayan; AHAD olanın, İLMİNDE VARETTİĞİ İLMİ SÛRETLERİZ!

Bu itibarla, varlığı ilimde mevcut olan “YOK”lar olarak; insanların “Yeryüzü halifeliği” şeklindeki sembolik anlatımın, TAHKİKİ−somut karşılığı; BÜRÜNÜLMÜŞ MÂNÂLARdır! O, “insan” adı altında, Kendi isimlerinin mânâlarını seyreder.

Bu bakışla baktığımızda; “İNSAN”, varlıkların-fiillerin-görüntülerin orijinal mânâları olması dolayısıyla “ESM MERTEBESİNİN HALİFESİ”dir!

Diğer bir deyişle; İsimlerin mânâlarının sahibi olan varlığa işaret olarak “HAKK’IN HALİFESİ”dir… diye düşünüyorum…

Üstad

− Teşekkürler…

Hepinize tekrar, bayramın hayrına ermeniz dileğiyle merhaba…

− S… neye katliam diyecekler?..

Cevap

− Üstadım, kurban edilen hayvanları kasdettim… Bazıları kendilerini Allâh’tan daha merhametli görüyor… diyeceğim ama dilim varmıyor!..

Üstad

− Kurban edilen hayvanlara çok yazık arkadaşlar; çok acıyorum!!! Hadi balık avlamaya gidip biraz stres atalım mı!!! Olay merhamet değil, İslâm Dini’ni eleştirmek!

Soru

− Üstadım!.. Rasûlullâh (s.a.v), kurban keserken: “Bu senden sanadır” tâbirini kullanıyor… Bu ne demektir?..

Üstad

− Bu mecazî bir anlatım elbette ki; anlamı ne olabilir; bu ifadeyle ne anlatmak istiyor acaba Rasûlullâh bize?

Soru

− Üstadım, bugün Yahya Efendi Hazretlerine ziyarete gittik. Kitabesinde “Hızır Aleyhisselâm’dan Ledünn ilmini öğrenmiştir” yazıyordu. Biraz açıklar mısınız?

Üstad

− Benim başucumda yazmıyor ki!.. Kimin başucunda yazıyorsa, ona sor o açıklasın!..

Soru

− Üstadım, kurban kesmenin bilimsel açıdan faydası nedir? Aynı fayda vekâlet vererek kesmede de var mıdır?

Üstad

− … Ledünnî ilim ne demektir?..Başkasından naklen gelene Ledünnî ilim denir mi?..

Cevap

− İndînden, özünden gelen ilim olabilir mi?.. Ayrıca bu ifadenizden Hz. Musa’nın da Hızır’dan Ledünnî ilim almadığı ortaya çıkıyor…

− Kurban kesilirken, neden “Bismillâhir Rahmânir Rahıym” denmiyor da, “BİSMİLLÂH ALLÂHU EKBER” DENİYOR?

Üstad

− Beyler… Hanımlar…

Karşınızda din adamı veya şeyhefendi yahut bir hocaefendi yok; ve sanırım bazılarınız bunun hâlâ farkında değil!.. Tanrının şeyhi değilim ben!.. Bunu iyi düşünün lütfen!..

LEDÜNN NE DEMEKTİR H…?

Cevap

− Kelime olarak; elinde olan, katında-indînde olan, kulunda bulunmayan demektir…

Üstad

− Peki… “Allâh”, kulun neresinde ki, “O”nun indînde olan, kulunda nasıl açığa çıkıyor?..

“Ledünn İlmi” kitabını hangi kitabevinden ya da kişiden temin edebilirim?..

Hızır, Musa’ya Ledünn ilmini mi öğretti?..

Hızır, Musa (a.s.)’a nasıl talim etti. Ledünn ilmi, nasıl talim edilir?..

Hızır Aleyhisselâm bir Rasûl idi… Evet, ustalar, cevap bekliyorum…

Cevaplar

− Allâh diye işaret edilen varlık benim Öz’ümdür. Öz’üm ise sözümdür, kulağımdır, gözümdür; bilirim ki özümden söylerim. Kendimle hâl ve yâr olurum…

− Yukarıdaki ifadenizden anladığım kadarıyla Hızır, Musa’ya Ledünn ilmi vermemiştir… Zira… Bu ilim bilfiil yaşanacak bir olay!.. Kuvvende kemâliyle var olan ilmin fiiliyata çıkışı ile gerçekleşir!.. Kısaca böyle ifade edebilirim… 

Nitekim Abdulkerîm Ceylî hz.leri: Hızır’ın ağzından: “ENE MUALLİMU MUSA’Z ZÂHİR” yani “Ben Zâhir Musa’nın muallimiyim” diye…

− Ledünn İlmi, Allâh’ın kendi İNDÎ’nde olan ilimdir… ÖZ boyuta aittir! Bu ilmi ancak Kendi izhar edebilir! Efâl boyutundan, melekût boyutundan alınan bir ilim değildir…

Üstad

− …, bana İLMİ LEDÜNN öğretir misin?..

Cevaplar

− Hızır Aleyhisselâm Hz. Musa’ya Bâtın ilmini aktarmıştır! Kurân’da Kehf Sûresi’ndeki âyetlerden anlaşılan budur. “Tâ ki iki denizin birleştiği yere kadar varacağım” âyeti açıklamaktadır.

Anladığımız kadarıyla, Musa’ya verilen ilmin, ilmi ledünn olmadığı ortaya çıkıyor. Hızır için ise, Kur’ân, İlmü Ledünn sahibidir, demekte… Bu nedenle Hz. Musa bir Nebi ve Rasûl olmasına karşın, ilim yönü ile ona ağır bastığı için onu etkilemektedir. İlmi ledünn, Mutlak Zât’ın kendini mânâ yollu seyridir. Esmâ’nın müşahedesi değildir. İlmi Ledünn öğretilemez ancak yaşanır. Teşekkür ederim…

− Ledünn ilmini Hızrıyetiyle Musa adı altında izhar etti!..

− Hz. Hızır ismi altında Ledünnî İlmi öğreten, Allâh’tır… kanaatindeyim… Ledünnî İlme sahip olan, onu dilediğine verebilir…

Üstad

− Nakli ilim sınıfında mıdır Ledünn ilmi?..

İlim Ledünn, birisinden diğerine naklolan bir nakli ilim midir; yoksa kişinin indînden yani özünden gelen bir ilim midir?..

Cevap

− Nakli ilim değildir, diye düşünüyorum Üstadım…

− “Ben bunu kendiliğimden yapmadım”dan hareketle sormak istiyorum… İlmi Ledünn, Fenâ hâlinde mi izhar olur?

Üstad

− İLMİ LEDÜNN tanımlamasıyla ne anlatılmak isteniyor acaba?..

Cevap

− Hızır Aleyhisselâm’ın şahsına verilen bir ilimdir. İlmi Zâhir ve İlmi Bâtın’ın fevkinde bir ilimdir…

Üstad

− İlmi Ledünn’ü nasıl anlamalıyım?.. Bana kim öğretebilir bu ilmi?.. Sakın “Allâh” deyip kısadan cevap verme!..

İlmi Ledünn nedir; neden bahseder?.. Ne anlatır, neyin hakkında?..

Şu ilmin ne olduğunu bir anlatan çıksa da, sonra o ilim hakkında bir yorumda bulunabilsem ben de!..

Horasan’da halı denir bir şey dokunurmuş, ama eni nedir, boyu nedir, kaç ilmektir bilmem ben!..

Cevaplar

− Üstadım, sözlükte Ledünn İlmi karşılığı SIR diye geçiyor…

− “Dua ve Zikir”de, “Ledünn nimetiyle kudret sırları seyredilir”…

− Eşyanın var oluşundaki gayeye yönelik ilim olabilir mi?..

− İdrakının oluşturduğu hâldir bu ilim diye düşünüyorum…

− Zât’ın İlim Sıfatının ürettiği mânâlara olan seyridir… diye düşünüyorum…

Üstad

− Tanrımın evliyası!.. Tanrımın özel, kendine mahsus ilmi!.. Tanrımın mertebeleri!.. Benim elimden tutacak tanrımın has kulları!.. Tanrımın Cehennem’i!.. Tanrımın Cennet’i!.. Tanrımın… ???

Bir de, “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen” varmış!.. Her ne ise… Bir anlayabilsem onu!.. O zaman tüm hard diskimi yeniden formatlamam gerekecek galiba!

Cevaplar

− “İlmi Ledünn sadece Mardiye nefs düzeyinde yaşanmakta olan, Arifi Billâh’ın Allâh’ın ilmiyle; ilim sıfatıyla tahakkuk etmesi hâlinde ortaya çıkan bir ilimdir. Yalnızca yaşanır, kelimelerle ifadesi yoktur, izahı da yoktur, tamamen özden gelen bir biçimde yaşanır” diye açıklamıştınız bir sohbetinizde Üstadım…

− Dünya üzerinde her oluş bir hikmete dayalıdır. Bu nedenle, “Dünya hikmet yurdudur” denmiştir. Ve, Dünya üzerinde olmuş ve olacak her şey “Levhi Mahfuz”da yazılıdır. Ledünn ilmine sahip olan Zât, Levhi Mahfuz’u okuyarak kader sırrına vâkıf olur. Ve, Kudret Sıfatı ile tahakkuk ederek, dilediğini ortaya koyabilir…

− Merhaba Üstadım, sistemin kendisi olur diye anlıyorum. Birinden nakil ya da kendinden ortaya çıkması diye bir şey olabilir mi?..

− Birimin gaybından, bilincine ulaşan ve Kudret Sıfatıyla özünden aşikâre çıkan ilimdir…

Üstad

− Adamın biri Mısır’daki piramitlere özenmiş, getirtmiş taşları bahçeye tam tekmil göstermiş millete işte piramit diye! Piramit görmemişler de kabullenmişler taş topluluğunu piramit diye… Sonra bir piramit gören demiş ki, “Bunlar piramitin taşları ama piramit denmez bunlara… Bunları istifleyip düzenlemek gerek… ”

Bilgisayarda da çeşitli dosyaları toplayıp bir Windows’u oluşturamaz ve çalıştıramazsınız… Onun kendini “setup” yapması yani bir bir piramit gibi, alttan zirveye kendini düzenlemesi gerekir…

“Allâh” isminin işaret ettiği mânâyı kavramadan, bu kavrayışa dayalı düşünce sisteminizi oluşturmadan, konuların TAKLİDİNDEN TAHKİKİNE geçmenize asla imkân yoktur!..

Seyir ikidir; Âfakî ve Enfüsî seyir.

Enfüsî seyir tamam olmadıkça, kişide piramitin tepesine çıkıp, oradan aşağıya bakmak mümkün olmaz…

Kendi cebindekinden söz et bana, dediklerinde, cebinizde ne var baktınız mı hiç?..

Falancanın dediğine göre cebiMde şu varmış!..

Bu cevap sonrasında sizi nasıl değerlendirir o soruyu soranlar; düşündünüz mü hiç?..

Argoda bir tâbir vardır, “paran kadar konuş!” derler… Ya, “cebindeki ilmin kadar konuş” derlerse ne yapacağız?.. Dönüp dolaşıp, “falancanın dediğine veya falanca yerde yazılı olana GÖRE böyleymiş” diyerek imtihanı geçeceğimizi mi sanıyoruz!.. 

Kabre girenlere sorulan sorulara, münafıkların verdiği cevap olarak hadislerde şu açıklama vardır:

“Duyduğuma göre Rabbim Allâh’mış; Muhammed Rasûlullâh’mış; kitabım Kur’ân…”

Okuyup ne olduğunu anlamadığın şeyi nasıl tasdik veya reddedersin ki?..

İçindeki vurgulanmak istenen mânâyı anlamadıkça, kitabın sayfaları veya kapağı mıdır, senin kitap sahibi olman demek?..

Görmediğine nasıl şehâdet edip yani şahitlik yapıp, “Eşhedü”yü söyleyebilirsin?..

İlim odur ki, günlük yaşamında seni kendi doğrultusunda yaşatır… PC’de harf kaybolmadan bilgiler saklanıyor, ama insan demiyoruz, ona!..

Dünya’dan â’mâ olarak ayrılmak, “idrak körlüğü” olduğuna göre; bilgimiz ne kadarıyla beynimizde “setup” oldu?..

Sanırım ana problem, aldığımız ilim programını setup yapamamamız! Yani sistemli düşünemememiz!..

Bu yüzden de konuşurken veya düşünürken çelişkilerimiz bitmiyor!..

Bu açıdan bakarsak geçmiş olaylara, onları dışardan bakarak deşifre edebilir miyiz; yoksa kendimizi o olayları yaşayanların yerine koyarak mı anlamaya çalışmalıyız?..

Bakın şunu fark etmeye çalışın…

Demokrasi, İslâm Dini’nin sonucu ve gereğidir… Demokrasinin olmadığı yerde İslâm uygulaması yoktur!.. İslâm Dini’nin anlaşıldığı toplumlarda ise demokrasi zorunlu olarak ortaya çıkar!..

İslâm Dini, insanlara teklifler getirmiştir, geleceklerine dönük olarak… Kişiler bunu isterlerse, içlerinden gelirse, uygular ve karşılığını alır; istemezlerse de uygulamaz ve sonuçlarına katlanırlar!..

Saltanatla veya diktatörlükle idare olan yerlerde İslâm uygulanmıyor demektir!..

İslâm etiketinin, demokrasi olmayan rejimlere etiketlenmesi, onları İslâm uygulamalı rejimler yapmaz!..

Cumhuriyet idaresi, demokrasi değildir. Sovyet Cumhuriyeti veya İran, İslâm Cumhuriyeti’dir. Bunlarda demokrasi olmadığı için, “İslâm” Dini gereği rejim yoktur, demektir; adı “İslâm” bile olsa!..

İslâm, demokrasinin olmadığı rejimlerde yaşanmıyor, demektir.

Nasıl tanrıya “Allâh” etiketi yapıştırmak; kişiyi ALLÂH Adıyla İşâret Edilen’e inanıyor gibi yaşatmıyorsa; ve o kişi bu yüzden cehennemden çıkamıyorsa!

Demokrasi, İslâm’ın gereği ve sonucudur; çünkü zaten herkes kendi fıtratının gereğini yaşayacaktır; dış zorlama ile bunu değiştirmek mümkün değildir!..

Ayrıca dinsel baskı ve zorlama kişiyi riyakâr yapacaktır, Allâh’a veya kendini yönetenlere karşı!.. Münafık olacaktır bu durumda!

Bu da neticede saatli bombaların oluşmasından başka bir şeye yol açmaz!..

Öyle ise, öncelikle, insanların, fıtrî varoluşları gereği, demokratik bir yaşam içinde, her türlü zorlamadan uzak, kendi kabiliyet ve istidatlarının gereğini yaşamalarına saygılı olmasını öğrenmek, insan olmanın ilk şartıdır!.. 

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” ile “zarar vereni öldürün” şeklindeki Rasûlullâh açıklamalarını iyi değerlendirmek gerekir…

Akrepten söz edip öldürebilir miyiz dendiğinde bu söylenmiştir, hatırladığım kadarıyla…

Yani, bir başkasının yaşamına zarar veren, veremez hâle getirilir; demektir bu!..

Öyle ise, İslâm Dini’ne göre, yani Sistem, uygulamada insanların başkalarına zarar vermedikleri sürece dilediklerini yapabilmesi esasına göre düzenlenmelidir!.. Bu olmadan, insan yaptığından mesûl tutulamaz ve mükâfat da alamaz!..

Herkes, kendi fıtratı doğrultusunda yaşayacak ve yaşadıklarının sonucuna da ulaşacaktır!..

Beşerî kanun ya da düzenlemeler, pek çok toplumda, “sisteme” göre düzenlenmediği için, zorlamaları beraberinde getirir ki, bu da ya bireysel çıkarlara dayanır, ya da şartlanmışlığa!..

İnsan bunları aşabildiği ölçüde kendi hakikatine yönelebilir…

Ve sistemli düşünce sonucu çelişkilerinin kalktığı nispette dinginleşir!..

Acaba ne demek istediğim açıklık kazandı mı?..

Peki şimdi çelişkisiz düşünmeyi nasıl elde edeceğiz?.. Bunun yolu ne olmalı?.. Bu konuda fikirleriniz nedir arkadaşlar?..

Cevap

− Çelişki için gelişmiş bir beyin şart…

Üstad

− …, biraz daha açar mısın anlayabileceğim şekilde?

Cevap

− Denizler durulmaz dalgalanmadan… Şüphe, bilimin temel taşıdır!..

Üstad

− Ben konulara şüphe ile değil, nasıl ve nedenle yaklaşıyorum; bilim adamı kökenli olamadığım için sanırım!

Cevap

− Biz sizinle chat’te ancak 2 saati paylaşırız… Ötesi hayal…

Üstad

− Aynı özden gelen bizler, sözümüzle birliği nasıl yakalayabiliriz?..

Cevaplar

− Yakalayamayız…

− Üzerimizdeki Hilâfetin değerini iyi anlamamız gerekir!

− Samimiyet…

− İlim kendimize ait olmadıkça, bizler ilmin sadece dedikodusunu yaptıkça, çelişkilerden kurtulmamız mümkün değildir… 

− Önyargısız yaklaşımla diye düşünüyoruz.

− Hâlis niyet, tam TESLİMİYET…

− Temel kavramları çok iyi anlamak ve uygulama yolu ile çelişkilerden kurtulabiliriz diye düşünüyorum.

− Her oluşta bir hayır olduğu mantığını her an hatırda tutarak ve bir sonraki olayın zuhurunda da sadece kendi kendinle olduğunu ve yine ne yaparsan sadece kendine yaptığını bilerek hareket etmek…

− Samimiyet, SEVGİ.

− Doğru referansa dayalı sistemi kavramak ve sistemli düşünmeyi elde etmek…

− İçinde bulunduğumuz sistemi kavrayıp öze yönelmeyi sağlayan böylesi tavsiyeler kesinlikle baskı oluşturulmadan sunulduğu hâlde, bizler maalesef bunların tam tersi olan kesitsel algılama araçlarının somut hâle getirdiği bir yaşam biçimine eğilim duymaktayız. Tabii sonucunu da hep beraber izliyoruz.

− Benim anlayabildiğim, çelişkisiz düşünebilmek için “Allâh” sözcüğü ile işaret edilen şeyin ne olduğunu anlamamız lazım…

− İlk önce âfaktan vazgeçip enfüse yönelmemiz gerekir.

− Her olaya, insana veya diğer varlığa karşı herhangi bir gorüş ve yargı oluşturmadan sadece gözlemlemek önemli bir basamak olabilir diye düşünuyorum.

− B sırrı ile sırlanmak lazım…

− Gözlük takıp çıkarmayı terk edip, gözlerimizi kapatmakla başlamak…

− GÖRE’lere göre düşünmekten Sistem’e göre düşünmeye geçebildiğimizde…

− Çelişki olmazsa her duyduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Tahkike geçmeyi denemek istiyorsak her şeyi kendimiz idrak yoluna gitmeliyiz herhâlde… Ama sizin yol göstermenize her zaman ihtiyacımız olacak.

− Çelişkisiz düşünce, ancak sistemin ne olduğunu anlayıp, tarafsız bir şekilde kararlar alarak mümkün olur.