OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Selâmu aleykum hepinize… Ne var ne yok bakalım… Şimdilik Pazartesi−Perşembe iki güne çıkardık sohbetleri yoğun bombardıman karşısında… Ancak gene susup oturursanız, bir şeyler anlatmazsanız, beni vaaz hocasına döndürürseniz, bu defa on beşte bire dönüştürürüm…

Soru

− Üstadım, Allâh’ı her şeyden çok sevmek rıza mertebesi, yani fenâfillâh mıdır?..

Üstad

− Kesinlikle Hayır!..

Soru

− Üstadım… Bugünkü SABAH’ın arka kapağında ilginç bir haber vardı. Sayfayı internette bulamadım. Ay’dan Satürn’e kadar tüm gezegenlerin 2000 yılı Mayıs ayında kavuşuma geleceği yazıyor… İlginç olan, Firavun’dan bu yana 6000 yıldır bu kavuşumun ilk kez gerçekleşmesi…

Üstad

− Büyük ve önemli firmalarda, değerli şeylerin olduğu odada şu yazı vardır… “YANGINDA İLK KURTARILACAK”…

Yangın çıktığında ilk onlar kurtarılır…

“HOBİ”leri, din-tasavvuf olan değerli dostlarım…

Yangın başlamış ve her yanınızı kuşatmış bir hâlde, dünyada yanmakta; ya da henüz yanmakta olduğunuzu fark etmez bir hâlde yaşarken; yangından ilk kurtarılacak şeyin ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı?..

Cevaplar

− Yok üstadım…

− Bilincimiz olabilir mi?…

− Yangının büyüklüğü ve konumuna göre kurtarılacak şeyler değişir…

− Ahadiyet, Tek’lik ilmi.

− Kendimi kurtarırım…

− Hâlâ önümüzde var olan “ZAMAN”ı değerlendirmek.

− İmanımız…

− Ömrümüzün son saliseleri…

− Bu dünyada da görebilen bilinç…

− Böyle bir yangında en son kurtarılacak şey kendindir… Üstadım.

− Yanmakta olduğumuzu bile fark edemiyor durumda isek, neyi kurtarabileceğimizi nasıl bilebiliriz?..

− Yanmakta olduğumuzu fark etmez hâlde isek, kurtaracak bir şeyimiz olduğunun da farkında değilizdir!..

− Bilgisayarımı kurtarmak ve chat ortamında kalmak en akıllıca.

− Bize BİLDİRİLDİĞİ şekilde bilincimizi, zamanı iyi kullanarak forme etmekle değerlendirebiliriz…

− Ben!..

Üstad

− Bir eliniz ateş üstünde iken, öbür elinizde de su bardağı olsa… Beyninizden gelecek komut suyu ağzına götür mü olur?..

Cevap

− Suyu ateşe dökmek olur…

Üstad

− Yoksa ateşteki ele, “çekil oradan” mı olur?..

Cevaplar

− Suyu ateşe dökerim; çünkü benden çok o yanmakta!..

− Hayır, elimi ateşten çekmek olur.

− Elimi çekmek olur…

− Hayır… Suyu ateşe dökmek olur…

− Refleks olarak düşünmeden el çekilir DÜŞÜNMEDEN!..

Üstad

− Refleks dediğin olayda beynin kendi içinde bir değerlendirmesi yok mudur Dr. …?

Cevaplar

− Suyu ateşe dökerek yanmayı durdururum…

− Elini çek olur…

− Kendini kurtarmak BENliği kurtarmak olur… Öyle ise, yananı kurtarmak gerekir…

− Gücümün yettiği kadar ateşten kaçarım…

− Elimin ateşte ne işi var diye düşünebilir miyim acaba???

Üstad

− Benim bu dünyada ne işim var, derken de, saat çalışıyor ve zamanın doluyor!..

Cevap

− O anda birimsel olarak düşünemezdim herhâlde. Ben, aradan çıkardım…

Üstad

− Dişçide, dişini oyarken aradan çıkmayı denesen!..

Yangında bir noktaya kadar yanarsın ve o andan itibaren acı kaybolur, ölürsün (boyut değiştirirsin)!..

Boyut değiştirince de dünya yaşamında beraberinde olan her şeyle beraberliğin biter…

Yanma araç, boyut değiştirme sonuçtur!..

Araç çeşitli, süreç çeşitli olabilirse de sonuç herkes için kaçınılmazdır…

Gerek chatlerde ve gerekse kendi aranızdaki sohbetlerde, hangi idrak sizde hangi açılımları meydana getirip; ertesi günden itibaren yaşamınızdaki neleri değiştiriyor?..

Yaşamınızı etkileyip, yön vermeyen sohbet DEDİ−KODUdan başka bir şey değildir!.. Oysa Dinde DEDİ−KODU yasaktır!..

İki günü bir geçen bizden değildir; diyor Allâh Rasûlü…

Bugün, dünden farklı hangi düşünce, gelişme ve ilerleme içindesiniz?..

Başkalarına bir şeyler vermeye çalışırken, bu arada kendinizde her gün hangi değişimleri yaşıyorsunuz?..

Dünya’da yanınızda bulunan her şeyden koparak öbür boyuta geçeceğinize göre, o boyuta ne kadar hazırlanabiliyorsunuz?..

Allâh’ı ne kadar tanıyorsunuz?..

Ne kadar YAKÎN sahibisiniz?..

Yapılan chat veya sohbetler, gecenin hoşça geçmesini sağladıktan sonra; ertesi sabah işte veya aşkta ne kadar dün geceyi yaşayabiliyorsunuz?..

Dönüp dolaşıp tekrar soruyorum:

Ne kadar ölüm ötesi yaşama dönük yaşıyorsunuz gün içinde?.. Gitmeye hazır mısınız diye şu an sorsa Azrâil?..

Cevaplar

− Her an hazırız, ama çok korkuyoruz…

− Ben de!.. 

− Hazırlığım hiçbir zaman yeterli değil!.. Yeterli olduğunda da zaten ben bu dünyada olmayacağım…

− Ne kadar çabalayıp stres yapsam da, olaylar bir mükemmellik içinde; bence, iyi veya kötü gelişiyor. Kontrol etmeyi bırakıp, rıza gösterip, dünya işlerini dua ile Allâh’a havale edip, ben yangından yüksek bir percentage sahibi bilinç ile geçmeyi hedefliyorum inşâAllâh…

− Kendimi hiç hazır hissetmiyorum… Elimi ateşten çekmekte çok zorlanıyorum… Ama hâlâ canım yanmasına rağmen elimi çekebilmiş değilim…

− Ben de hazırım ama Üstadım, gün içinde yaşarken ölüm ötesini düşündüğüm pek söylenemez. Ben gün içinde yaşarken kendi özelliklerimi fark ediyorum…

Üstad

− Zorunlu gidişe; hazırım desen ne yazar, hazır değilim desen ne yazar?..

Önemli olan vicdan huzuruyla “hazırım” diyebilmek; elimden geleni yaptım, başka da yapabileceğim bir şey kalmadı diyerek gitmeye hazır olmak!..

Cevap

− Gitmek istemiyoruz. Girebildiğimiz her chat bizi daha donanımlı yapıyor…

Üstad

− Demek hazır değilsiniz gitmeye!..

Cevaplar

− Hiçbir zaman da olmayacağız…

− Kendimi yokladım; biraz panik, biraz korku ve şaşkınlık gördüm kendimde… İlk kez sevgiliyle buluşma hâli gibi bir şey!.. Sarsan bir heyecan ama yine de gidiyorsun seke seke…

− Şu anda Azrâil gelse 5 sene sonra mı şimdi mi canını alayım diye sorsa şimdi derim Üstadım…

Üstad

− Ben de üç gün önce Hac’dan dönseydim, elbette öyle derdim…

Cevaplar

− Hazırlıklı olmak da nasip edildiği miktarda olur… Gün içinde geleceğe yönelik pek planım olmuyor, adımlarımda hep adaletli olmaya çalışıyorum ki kul hakkı taşımayayım. Takdiri değiştiremeyeceğimize göre; hazırız veya değiliz demek yerine, olabildiğince ölüm ötesine hazırlanmayı idrak ederek bu dünyayı değerlendirmek gerek.

− Her an, yaptığım her şeyi “Mükemmel” yapıyor olmam gerek… Öyleyse “başka yapabileceğim” şeyler gerçekten var mı, Üstadım?..

Üstad

− Her an yaptığının yönünü tespit senden çıkıyor ya A…!

Soru

− Her chat gününün ertesinde, öğrenebildiklerimi hayatımıza uygulamaya çalışıyorum, ölüm hiç aklımdan çıkmıyor ama vâdem ne kadarsa benim için, en hazır ve tekâmüllü olduğum zaman, o zamandır sanıyorum; yaptığım çalışmaları da hiç yeterli görmüyorum… Ona da razıyım… Nasibim ne ise o kadarı oluyor…

− Biz galiba her an ölüyor ve her an yeniden diriliyoruz…

Üstad

− Chatte öyle oluyor galiba… Çünkü dediğin gibi görüyorum sizleri…

Cevap

− Bir an önce yapılanların sorumlusu ben değilim… Çünkü artık ben o ben değilim… 

Üstad

− Önemli değil Ü…, yanarken de; yanan, bu sen, olmayacaksın!..

Cevap

− Allâh’la beraber olduğumuza göre burası Cennet olmalı… Yaşasınnnnnnnnnn!

Üstad

− Allâh’la beraber olan YANMAZ!..

Cevap

− Söz mü Üstadım???

Üstad

− Yanan da müşriktir!..

Müşrik, imansızdır!..

Tuzu kuru olanın imanı, Allâh sevgisi boldur!..

İmtihan geldiğinde, görülür Hanya Konya!..

Bizler, günümüzü, tavla yerine, Allâh konusuyla geçiriyoruz!!!

Başına belâlar geldiğinde kaç kişi kalır acaba bu meydanda?..

Mahalle ahlâkıyla, “ALLÂH”çılık oynamak çok zevklidir… “Allâh ahlâkı” nedir, onu anlamamışlarca!..

Kim var acaba “ALLÂH” için her şeyinden vazgeçebilmeyi göze alan?..

“Ben varım” diyebilecek olan; bu büyük sözünü Allâh’ın dinlemekte olduğunu; ve “peki görelim öyleyse” diyebileceğini hesaba katması gerekir… Kullarında Gören ve İşiten O’dur!..

Cevap

− PARDONNNNNN Üstadım… Pişmanım… Bir daha tekerrür etmemmm…

Üstad

− Teşekkür ederim… Ucuz kurtuldun!..

Cevap

− Biz yokuz Üstadım…

Üstad

− Sen grubunla hobine devam et!..

Cevaplar

− Kendimi, çalışmalarımdan dolayı asla yeterli bulmamakla beraber, ümidimi kesmeyerek daima daha iyisini yapmaya çalışıyorum…

− Sonucu değil ama an’ı düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum…

Üstad

− Evet dostlar… Uzun sözün kısası…

Dilerim, “ALLÂH” bize ahlâkıyla ahlâklanmış olanların sevgisini ve beraberliklerini nasip etmiş olsun ve onlara katlanmayı kolaylaştırmış olsun…

Yoksa bu demir leblebi, C…’in, benim hazmedebileceğimiz bir şey değil!.. Allâh gibi düşünmenin ne olduğunu bile anlayamayan bizler, çalışmalarımızı yapıp âhirete hazırlanalım, zikrimizi aksatmayıp beyin kapasitemizi genişletelim, ötesini de ehlinde seyredelim…

Ne yaparsak yapalım ama ne olur kendimizi aldatmayalım… İyi bir beş defa büyüten boy aynası edinip kendimizi orada dikkatlice inceleyelim…

Gerçeklerle yüz yüze getirse de, sükûtuhayal hiç hoş olmuyor!..

Kendini günde kaç dakika hakikatinde yaşayabiliyorsun ve bu bakış açısını günlük yaşamın içinde ne kadar devam ettirebiliyorsun?..

Peki bu defalık da bu kadar… Herkese iyi geceler!..