OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Soru

− Üstadım, zikir nedeniyle yeterince kitap okuyamıyoruz. Zikir ve kitap okumayı beraber yaptığımız zaman da, zikrin faydasının azalacağı endişesini taşıyoruz. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?

Üstad

− Bir yandan zikir, bir yandan kitap elbetteki olur…  Zikir yaparken araba kullanmıyor musunuz? Aynı şey!..

Soru

− Şu’arâ 28’de “Doğunun ve batının Rabbi”;

Rahmân 17’de “‘İki doğunun ve iki batının Rabbi” ve,

Me’aric 40’da “Doğuların ve batıların Rabbi” tanımlamalarındaki “DOĞU ve BATI” tâbirleriyle neye işaret edilmektedir?

Üstad

− Doğu ile enfüs, batı ile de âfak kastediliyor benim anladığım kadarıyla… Bir diğer mânâsıyla da yaşadığımız âlem ile ölüm ötesi boyutun enfüs ve âfaklarına da işaret edilmiştir…

Soru

− Neden “Lâ ilâhe illâllâh” denir de; “Lâ ilâhe illâ Rahmân” veya “Lâ ilâhe illâ Rahıym” denmez..?

Üstad

− Rahmân veya Rahıym ismi, belli sıfatlara işaret eden isimdir… Oysa “ALLÂH” ismi, orijin varlığa işaret eden isimdir…

Benim pek çok vasfımdan, sıfatımdan birine işaret eden isim ile, bana işaret eden arasındaki fark neyse, “Allâh” ile “Rahıym” arasındaki fark da, sanki öyle gibidir…

Soru

− Kadir an’ı fiziksel bir oluşum mudur? Yani Şiron, Jüpiter, Venüs gibi gezegenlerin yer ile belli açılar altındaki konumuyla ilgili olabilir mi?

Üstad

− Fiziksel bir oluşum değildir… Melekî boyuttan bir tenezzülattır!

Soru

− Hafıza, bellek dalgaları şeklinde ruha kaydediliyorsa, ruh beden terk edildiğinde durum ne olacak?

Üstad

− Hafızadaki bilgiler, ruhun beyin tarafından üretilişi anından itibaren otomatik olarak ruhun bünyesinde oluşturulduğu için, ruh bedenden oluşacak olan nûr bedene de gene otomatik olarak dönüşür…

Soru

− Yani ruhu olmayanın hafızası olmaz mı?

Üstad

− Ruhu olanın hafızası vardır; fakat her hafızası olanın ruhu yoktur… Yani ölüm ötesi yaşamını sağlayacak olan beyin üretimi kişilik ruhu, demek istiyorum…Unutmayın ki, genetik hafıza başka şeydir; ruh hafızası başka şeydir.

Soru

− Hafızası olup da ruhu olmayan hangi varlıklardır? Teşekkürler.

Üstad

− Hayvanlar ve diğer canlılar… 

Soru

− Orijin varlığa işaret eden “Allâh” ismini harf harf açar mısınız?..

Üstad

− Sorunun cevabı; AbdülKerîm Ceylî’nin “İnsan-ı Kâmil” kitabında var…

Soru

− Melekî boyuttan tenezzülat, “an” ile kayıtlı mıdır?

Üstad

− Melekî boyuttan tenezzülat, o şuurun dilediği kadar bir süreçtir…

Soru

− Üstadım!.. Meleği tanımadan kendi hakikatini tanımak, idrak etmek, ALLÂH’ı kavramak mümkün değil, buyuruluyor… Melek boyutunu tanımak ne demektir?..

Üstad

− Kendini önce beden olarak tanırsın… Sonra idrak edersin veya takliden kabul edersin ki, bir de ruhun varmış… Bu derinliğine giden bir görüş keskinliğine yol açar; “basîret” de denir…

Bunun da ötesine geçebilirse idrakın… Tüm varlığın (elbette ben dediğin de buna dâhil) asıl kökeni melekî boyutmuş; bunu fark edersin…

Bu boyutu fark etmeden, anlamadan, idrak etmeden, hissetmeden kendi hakikatini kavraman, hissetmen de kesinlikle mümkün değildir!.. Hele ki ötesine geçmek!..

Bu gerçekleşmeden, ötesinden söz etmek, ancak laf salatası olur!.. Yani, takliden yapılan konuşmalar!..

Soru

− Ehli beyt, Kurân’a tamamen ayna olma vasfını taşıyor mu?..

Üstad

− Ehli beyt, fıtratları kadarıyla Kurân’dan aksettirirler…

Soru

− Herhangi bir şeyi değerlendirme; beyindeki genetik özelliklerin ve astrolojik etkilerin tesiri ile şekil alır. Bu boyut, yaşadığımız düzeyi oluşturur. Âhiret hayatında aynı astrolojik etkiler devam edeceğine, ruhta da Dünya üzerinde mevcut genetik kayıt olduğuna göre, âhiret boyutunda başkalaşım yavaşlatılmış bir şekilde mi olacaktır? Belirtildiği gibi dünya hayatında ki değerler âhiret yaşantısında hükmünü yitirmektedir…

Üstad

− Evet!..

Soru

− Efendimizin halifelerinin her hutbesinin farz oluşunun altında yatan espri neye dayanmaktadır?..

Üstad

− Soruyu daha aç…

Soru

− Halifelerin Cuma namazında yaptığı hutbeyi kastediyorum…

Üstad

− Cemaatin, yöneticisinden haberdar olması ve onu dinlemelerinin farziyetine işaret eder… Bu dediğim, şeriattaki farziyet anlamında değil, gereklilik anlamındadır. 

Soru

− Kurân’ın Mekke’de ve Medine’de yani iki ayrı şehir de nâzil oluşunun ayrı bir hikmeti mevcut mudur?..

Üstad

− Kur’ân; yerleşim alanına değil, kişiye nâzil olmuştur!..

O Zât nerede ise oraya nâzil olur…

Mekke’nin fazileti bulunduğu yerden; Medine’nin fazileti orada bulunan kişiden ileri gelir!..

“Şerefil mekân bilmekin” uyarısını hatırlayalım Hz. Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi vesellem’in…

Soru

− Bir hadiste bazı Nebi ve Rasûllerin yanlarındaki hayvanları, Efendimiz’in de devesini cennete götüreceği belirtiliyor. Hayvanlar ölüm ötesi yaşamda ruhunu üretemediğine göre bu hadisi nasıl anlamalıyız?..

Üstad

− Dün bir soru sormuştum kapatmadan evvel. Bu cevap onunla ilgilidir… Şimdilik erteleyelim…

Soru

− “Ebrâr’ın güzellikleri mukarreblerin kusurlarıdır” hükmünü açar mısınız?

Üstad

− Taklit ehlinin yaptığı davranışlar ve düşünceler, tahkik ehlinin bakış açısı içinde büyük noksanlıklar ihtiva eder… anlamındadır herhâlde…

Soru

− Üstadım, “Allâh razı olsun” derken kendimizin razı olduğunu mu ifade etmiş oluyoruz?..

Üstad

− Hakikatinin gereğinin senden açığa çıkmasını niyaz ederim, beni memnun kıldığın için… gibilerindendir, bu idrakla söylenmişse… Âdetten denmişse; tanrıya dönük; “Allâh şirk koşanın hiçbir ibadetini kabul etmez” âyetini hatırlamak gerekir…

Soru

− Nûh Sûresi, 26-27. âyetlerde “Rabbim yeryüzünde kâfirlerden kimse bırakma… Bırakırsan onlar kâfir ve fâcir evlatlar doğururlar”… deniyor. Burada vurgulanan “küfür” hâlinin kalıtsallığı ise, bu ne düzeyde geçerlidir?

Üstad

− “Küfür” kalıtsallığını değiştirecek bir melekî müdahele olmadığı sürece…

Soru

− Bir hadiste Efendimiz, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir…” demektedir. İhtilafın rahmet oluşu, ne demektir?

− Hz. Musa’nın ümmetini oniki fırkaya, Efendimiz’in ümmetini yetmişiki fırkaya ayırması ile bir bağlantısı var mıdır?..

Üstad

− Hayır… Ayrı konulardır…

Birincide bahsedilen ihtilaf, araştırmayı teşvik anlamında kullanılmıştır…

İkincide ise, işin hakikatinden sapmalar anlamında…

Bayram gecesi sizleri daha fazla tutmayayım… Katılanlara teşekkürler ve iyi geceler…