OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Soru

− Bir kişi eğer, kendisine sıkıntı veren bir olaya Hakk’tan geldiğinin idrakı ile değil de, içinde bulunduğu koşullar nedeniyle zorunlu olarak sabrediyorsa veya hoşgörüyle karşılıyorsa, ve bu durum onun bir süre sonra bu olayın kaydından kurtulmasını sağlarsa, söz konusu durum kendisine ölüm ötesinde bir arınma sağlar mı?

Üstad

− Evet!

Soru

− Zihinsel ve bedensel tüm faaliyetler aynen ışınsal bedende bellek dalgalarına aktarıldığına göre; 120. günden itibaren rahimde yaşanılanlar ölüm tadıldıktan sonra hatırlanacak mıdır? Ve nasıl değerlendirilecektir?.. Teşekkür ederim…

Üstad

− Yorumsuz olarak bir film seyreder gibi…

Soru

− Bu boyutta yaptığımız arınma çalışmalarını mevcut %5-6-7 gibi kapasitelerle yapmaya çalışmaktayız… Boyut değiştirdiğimizde yani ölüm ötesindeki süreçte yeni bir kapasite gelişmesi olmayacağına göre arınma yani nârî bedenden nûrî bedene geçiş nasıl olacak?..

Üstad

− Bu yüzde, bilgi kapasitesidir… Beden kapasitesi değil… İkisi ayrı şeylerdir…

Soru

− Bir hadiste geçen “Cennetteki uzun boylu adam İbrahim’dir…” sözündeki “uzun boy”dan ne kastedilmektedir Üstadım?

Üstad

− Hakikate yakîn elde etme!..

Soru

− Ankebût Sûresi’nin 67. âyetinde “haramen eminen” diye geçen ifadeyi birçok meâller “Mekke şehri ya da Kâbe çevresi olarak” değerlendiriyorlar. Mekke şehri veya Kâbe çevresi hırsızlık, tecavüz hatta işgal olaylarına sahne olduğuna göre, “Haramen eminen”den ne kastediliyor?.. Açıklar mısınız Üstadım… Teşekkür ederim.

Üstad

− Kâbe, Hakikati temsil eder; ve “o hakikati yaşayanların çevresi emin bölgedir insanlar için”de… gibi anlıyorum…

Soru

− “AKIL ve İMAN” kitabında; “Varoluş mertebelerinde birçok varlığın kendi görevlerini yapmaları veya imtihana tâbi tutulmaları Cinler aracılığı ile olacaktır” denilmekte. Konuyu biraz açar mısınız? Teşekkürler.

Üstad

− Somut âlemin en lâtif sûretleri olarak cin denen sınıf, kendinden kesif olan tabakadakilerin en büyük imtihan aracıdır…

Soru

− “Aşk” nedir?..

Üstad

− Fıtratında olup, kendinde bulamadığını bulduğun yere kapılmandır… 

Soru

− Bir şeyi kendimizde bulamamamız mümkün mü Üstadım?..

Üstad

− Özünde vardır fakat bilincinde açığa çıkmamıştır… Kendinizde bulamadıklarınızın sayısı bilinemez.

Soru

− Vehim duygusu, insanda bulunan en büyük şerr güçtür. Bilinci âdeta esir eder (Akıl ve İman)… Mevlâna Mesnevîsi ve daha birkaç eski eserde, Azrâil (a.s.)’ın Vehim Meleği olduğundan bahsediliyor. Bu konuya bakış açımız nasıl olacak?

Üstad

− Vehim hem en büyük şerrdir; hem de en büyük hayır!.. Tamamen kişideki açılıma bağlı olarak değişir bu!.. Vehimler üzerinde tasarrufu olan melektir Azrâil…

Geçenlerde bir soru sormuştum sizlere… Cevabını bulan var mı?..

Soru

− Soruyu duymayanlar için tekrarı mümkün mü?

Üstad

− Sorum şuydu:

Yunus’un tespihi diye bildiğiniz, hâlinin dile gelişi olan duası “innî küntü minez zâlimiyn” idi…

Ya sizin hâlinizin, hissiyatınızın duası nedir farkında mısınız?

Cevaplar

− Rabbena zalemnâ enfüsena…

− Allâhümme einniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü ibadetik.

− Bu durumda “Allâhım idrakımı arttır” derim…

− Allâhümme inni euzü bike en üşrike bike şey’en ve ene a’lem ve estağfiruke lima a’lem, inneke entel allamul guyub ve Allâhümme inna nes’elüke min hayri ma seeleke minhu nebiyyuke Muhammedun s.a.v ve neuzü……

Üstad

− … “Dua ve Zikir” kitabı bende de var!..

Cevaplar

− Sevdiklerinle ünsiyet edip onların hâlleriyle hâllenmemi hazmıyla nasip et, derim…

− Sistemi okumak…

− İman ve marifet nûru bağışlamasını ve hazmını ve sevdikleriyle bir arada olmak!

− Üstadım merhaba. Ben son zamanlarda kendimi terkip kalıbında sıkışmış hissediyorum. Bu durumu üzüntü veya kızgınlıkla karşılamıyorum ama bu kalıbı aşmanın yolunu kolaylaştırması için dua ediyorum. Ayrıca bu sene kısmetse Hacc’a gideceğim. Şimdiden burada ve gidince orada tavsiye edeceğiniz özel çalışmalar var mı? Teşekkürler…

− Şu anda hakikati bulmaya çalışıyorum. Allâh’ın bunu kolaylaştırmasını ve O’nun yolunda beni sâbit kılmasını diliyorum…

Üstad

− “Dua ve Zikir” kitabındaki dualar sizin duanız olmaz!.. Bu yaptıklarınız, taklittir!..

Siz taklit ehli olarak yaşayıp, mukallidandan biri olarak mı bu dünyadan ayrılmak istiyorsunuz?..

Ben ömrüm boyunca taklitten uzak durmaya çalıştım; her şeyin hakikatini düşünerek ve anlayarak yaşamaya çalıştım; ve idrak ettiklerimi, etraf ne derse desin, bildiğimden şaşmayarak uyguladım…

Başkalarının duaları, sizin dualarınız değildir!..

Bu demek değildir ki, yaptığınız dua ve zikirleri bırakın… Onların getirisiyle siz bugün buradasınız ve ilerleyebilirsiniz ancak… Bu hâl sizin gerçek duanızdır… Ve onun karşılığını alacaksınız… Ne alacağınızı merak ediyorsanız, duanızı fark etmeye çalışınız… Ne var ki bir de gelmiş olduğunuz idrak seviyesinin sizde oluşturduğu bir hâl vardır…

Cevaplar

− Şirk ağacımın meyvelerinden sakınıp nefsimin hakikatiyle meşgûl olurum…

− Benim duam hissettiklerimdir! Hissettiklerimin, benim tarafımdan oluşturulduğunu düşünmediğim için duam budur diyorum. Bu nedenle size klasik anlamın dışında bir tespih ve dua var mıdır şeklinde bir sual sordum…

− Duam duadan arınmış olmaktır, ne dersiniz?

− Hayatta en büyük isteğim ölmeden önce ölmek! Duam da budur, hedefim de…

− Dünkü sorumun bir devamı olarak: Ahadiyet mertebesinin tecellisinin olanaksız olduğundan yola çıkarak Ahadiyeti de içeren Ulûhiyet mertebesinin tecellisinin nasıl anlaşılması gerektiğini açıklar mısınız?

Üstad

− Bu konu “İnsanı Kâmil”de işleniyor. ….. hanım ile görüşün…

Cevaplar

− Şirkten arınabilmeyi, kendine seçtiklerinden olabilmeyi ve seçtikleriyle beraber olabilmeyi diliyorum.

− Sistemi çözüp, gereğini bilinçli şekilde yaşamak…

− Son bir yıldır bir tek duam var “Allâhım sana ulaşmama engellerden sana sığınırım.”

− Yaradanın beni en mükemmel şekilde yarattığına eminim; hedefim programımla barışmak; sistemle ilişkimi okumak ve zamanın yöneticisinin hakkımda (eğer varsa) bir modifikasyon takdiri varsa bunu hazmetmeye çalışmak ve şükretmek… Gecikme için özür dilerim…

Üstad

− Teşekkür ederim…

Peki şimdi hepinize soruyorum… Soruyu dikkatle okuyun…

Başımıza gelecek olanların, yaşayacaklarımızın ezelde takdir olduğuna inanıyorsak… Falanca şunu yaptı da başına şu geldi, böylece cezasını buldu sözünün; ya da o olayla ilgili olarak Mars-Satürn vs. vs. kavuşumlarından söz etmemizin anlamı nedir?..

Başımıza gelen belâ, cezalandırılma; takdirin mi, yaptıklarımızın mı sonucudur?..

Cevabını Cuma akşamı istiyorum… Hepinize iyi geceler…