OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Arkadaşlar, önceki sohbet konusunu düşündünüz mü… O konuda bir şeyler diyeceği olan var mı?..

Cevap

− Kaynak olmak oldukça zor!.. Ama buna rağmen vesile olabilmek de çok güzel. Hiç değilse bunu yaşamak istiyoruz.

Üstad

− Dostlar… İbrahim Aleyhisselâm, bütün bu olayları yaşarken, dışarıda birinden talimat alıyor muydu?..

Cevaplar

− Hayır Üstadım.

− “Hanîf” Nebi İbrahim (a.s.)’ın Nemrud tarafından ateşe atılıp ateşin O’nu yakmaması; İsimler terkibi olarak yaratılan insanın terkibiyetini meydana getiren isimlerin kaydından çıkabildiğinde (Allâh ahlâkıyla ahlâklanabildiğinde), Tevhid anlayışına varabileceği… Kuşu öldürüp dörde bölmesi: şuursal urûcun dört aşamada olacağı (Efâl−Esmâ−Sıfat−Zât); Kâbe’nin inşası: bu şuursal urûc neticesi, insanın hilâfet sırrını açığa çıkarabileceği, bu âyetlerde misal yollu anlatılmakta diye düşünüyorum…

Üstad

− Olayı, mecazından giderek çözmeye çalışmayın!..

Asırlardır bu şekilde, hep işin hikâye yönü üzerinde duruldu!..

Ya da, yukarıdaki bir sihirbaz değneği gibi tasavvur edilen, elinde yıldızlı sopasıyla bir dişi meleğin yardımı olduğu yönünde hayaller kuruldu!..

Oysa, bugüne kadar edindiğiniz ilim ışığında, bu olayların nasıl meydana gelmiş olabileceğini düşünün bakalım…

Haydi chat dostlarım… Bırakın artık taklitçiliği ve ezberciliği… cevaplarınızı bekliyorum..?

Cevaplar

− Öz’ünden…

− Hayır Üstadım, özünden alıyordu…

− Üstadım, kendi özünde, benim tahmin edemeyeceğim bir şekilde!..

Üstad

− Evet dostlar sorumun cevabını bekliyorum burada olduğunuza göre?..

Soru

− Üstadım, sorunuzu yinelemek mümkün mü?..

Üstad

− Sorum şu idi… İbrahim Aleyhisselâm’la ilgili olarak önceki sohbette konuştuğumuz üç olay… Ateşe atılması, kuşu diriltmesi, Kâbe’yi inşası…

Bunları dışarıdan birinin talimatıyla veya dışarıdan birinin yardımıyla mı yaptı?.. Yoksa nasıl?

Biz de, onun misli bir insan olduğumuza göre, o bize örnek midir?.. O bir Nebi idi biz de bir sade vatandaşız; ama ondan ve olaylardan örnek almamız gereken bir YÖN yoksa niye anlatılıyor bunlar bize?..

Cevaplar

− Chat’in baş kısmını kaçırdık ama İbrahim Nebi için onun hanîf oluşu her şeyi özünden aldığını gösterir diye düşünüyoruz.

− Ortada bir diyalog yoktu ki, ayrı odak yoktu ki diyalog olsun…

− Sembol yollu şu anlatılmak isteniyor yanılmıyorsam…

Marifete ulaşmamış bilinç, ölü gibidir. Marifet ilimle gerçekleşir. İlmin tahakkuku sonucu kişi bilir ki, Evvel−Âhir, Zâhir−Bâtın hep aynı sonsuz sınırsız Tek’ten başkası değildir. Bunu ilmi ilâhî ile bilir ve ilâhî kudretle izhar eder. Müşahede sonucu Mutmain olan nefs, bilinci itibarıyla “Kâbe” diye sembolize edilen imar edilmiş beyt hâlini alır. Dolayısıyla da birimselliğe ait yanma olayı (Nemrud’un ateşi) yakmaz diye düşünüyorum.

− Üstadım, özden gelen bir tahakkuk olduğunu düşünüyorum…

− Nemrud olayı, vehmin tesirinin beyin gücü ile atılabileceğini; kuş olayı Allâh’ın bütün canlıları nasıl dirilteceğini ve buna kesinlikle iman edilmesini; Kâbe olayı ise, kendi hakikatinin açığa çıkmasıdır diye düşünüyorum…

− İbrahim Aleyhisselâm’ın Nübüvvet vasfı, özündeki hakikate ulaşmasını zaten gerekli kılan bir vasıftı… Dolayısıyla çokluk âlemine ait hiçbir olay O’nu kaydı altına alamazdı; biz sade vatandaşın da özü Hz. İbrahim’inkiyle aynı; önce bunu idrak etmeliyiz! Nübüvvet vasfı taşıma şansımızın olmayışı, özümüzdeki hakikati yaşama sürecimizi tamamen ilim ve imanımızın gücüyle sınırlamaktadır.

− Anladığım kadarıyla, bu işaretlerin bir anlamı da, İbrahim Aleyhisselâm’ın bir beşer olarak, etrafa rağmen hak bildiği yolda, kendi özünden aldığı güçle yürümesi, bunun sonucu olarak dışarıdan bir zarar görmemesi, fizik kurallar üzerinde hüküm sürebileceğini göstermesi ve de inancını yeryüzünde bina ederek insanlığa yeni bir yol açması…

− Tamamıyla ÖZünden geldiği şekilde yaptığını, bize örnek olduğuna göre de hangi YÖNe bizim de yönelmemiz gerektiği anlatılıyor şeklinde algılayabiliriz…

− Okuduklarımdan anladığım kadarı ile ateşe atılıp kurtulması birimsellikten çıkıp hakikatine ermesi. Dört kuş hikâyesinden anladığım, kendi programının (Su, Hava, Toprak veya Ateş) dışındaki bütünsel programı yaşaması sonra kendi Kâbe’sini kurup hakikate ermesi (Taklitten taklit..?)

Üstad

− Şimdi İbrahim Nebi olayında olduğu gibi, aynı şeyleri diğer Nebiler ve Rasûller ve olaylar için dahi düşünelim…

Bunlar bize tarih bilgimiz artsın diye mi anlatılıyor Kurân’da?!!

Cevap

− Rabbanîlikten kurtulup ilâhîliğe ulaşıp seyir hâlinde iken İbrahim Aleyhisselâm gibi olunabilinir ancak diye düşünüyorum…

Üstad

− Yahû ne oldu bugün sizlere?.. Nefesinizi bile duyamıyorum!.. Ölü toprağı mı attılar üstünüze?..

Cevaplar

− Varlığımızdaki evrensel özü fark ettirip, bu özdeki mânâları ortaya koyabilme yeteneğine sahip olduğumuzu fark ettirmek için… 

− Tarih tekerrürden ibarettir, deniyor. Belki, o anlamda tarih bilgimizi de geliştiriyordur… Zira, insanlara hakikati bildiren her zât, benzer şekilde olaylarla karşılaşmış…

− Kendimizi tanımamız yolunda rehber olma gayesiyle…

− Neler olabileceği konusunda bilgimiz olsun, görüşümüz genişlesin diye sanırım…

− Üstadım… Âdem’in Rabbine âsi oluşu rubûbiyetin özelliğinden değil midir?.. Rubûbiyetin özellğinden ise Âdem Rabbine nasıl âsi olur? Rubûbiyetin hükümlerini yaşayan ilâhî huzurdan tard olur mu?..

Üstad

− O konu “AKIL ve İMAN “ kitabında… Lütfen o konu için “AKIL ve İMAN” kitabını okuyun…

Cevaplar

− Nemrud’un ateşi Hz. İbrahim’in özündeki seyrinde geçtiği cinlerin boyutu olabilir mi Üstadım?

− Nemrud’un ateşi âdeta Deccal’ın cehennemi hükmünde; benliğin önündeki ilk imtihan olup, her bir insan için geçerliliği söz konusudur! (Gene olayın bize uygulanırlığını da dikkate alarak), Kâbe’yi inşasına: “Allâh’ın mescitlerini, “B” sırrıyla Allâh’a ve Âhir güne iman edenler ANCAK imar eder” işaretinin yüklediği mesûliyeti ve şartları yerine getirmeyi; anlıyorum… (Kuş âyeti hakkında önceki görüşlere ilave edecek orijinal bir fikrim yok)…

− Üstadım, Hz. İbrahim İsimli Nebi, kendisini “Allâh” ismi aynasında görmüştür! Önce bunu idrak etmek gerekiyor!.. Her Nebi bu vasfı elde etmiş midir, bu tartışılır… Ancak, Hz. İbrahim Kendini (hakikatini) gördüğünde; gören artık Hz. İbrahim değildir! Var olan mutlak varlık, kendini seyretmededir! Bu vasıf (yani görenin gördüğünde sahip olduğu özellikler), Hz. İbrahim adı altında muhtelif misallerle anlatılmıştır…

Âyetler, Hz. İbrahim adı altında olayları analiz etmek gerekirse, Kâbe’yi inşası, Kâbe’nin hakikatine vâkıf olması; kuşa can vermesi, ilâhî vasıflarla tahakkuk etmesi; Ateşte yanmaması ise mutlak benlik idrakına sahip olan bir birimin terkibiyet hükmünde yaşamadığını ve herhangi bir kimse tarafından sınırlandırılamayacağını göstermektedir! Teşekkür ederim.

− Mevzu edilen Nemrud’un ateşi, belki biz insanların her gün karşılaştığımız ve yaşadığımız; bize dokunduğunda, üzen, yakan olaylar olduğunu; ancak bu yanmaları bünyemizde erittiğimizde; bu olaylara karşı güç kazanmamız ve bir daha başımıza geldiğinde bizi etkilememesi ateşten çıkmaktır!.. Tüm bunların neticesinde de bizde kuvvede kalmış özelliklerin cebimize giren üzerinde tasarruf ettiklerimiz olduğu kanaatindeyim…

− Kendini−ÖZ’ünü bilmiş; ve dahi varlığında mevcut olan güçlerinin hakkını verebilen; ATEŞte yanmaz! Bu güçleri ile tahakkuk edebilen, Kâbe’sini inşa etmiştir; ve insanları da buna davet eder! Olaylar tamamen kendimizi tanımamızın çeşitli merhaleleridir; diye düşünüyorum…

− Bu olayların asıl anlamları direkt olarak insanlara verilseydi kolay idrak edilmezdi! Hazmederek araştırmak insan için daha doyurucudur. Zaten takdir edilmişse karşısına da çıkacaktır.

Üstad

− Yiyip−içip, gezip−tozup gönül eğlendirirken; günde veya haftada bir−iki saat de hobi kabilinden bu konuya eğilerek nasıl anlayacağız ki biz bu SIRLARI?.. Bunun nasıl gerçekleşebileceğini bir bilen varsa, lütfen anlatsın bana?..

Cevaplar

− Kuşu dörde bölüp, tekrar diriltmesi Allâh’ın kudret sıfatının tezahürü olan dört meleğin varlığı ile meydana geldiği anlatılmak mı isteniyor Üstadım?..

− İbrahim (a.s.)’ın bu üç aşamalı olayı “öz”e seyri tarif ediyor… Varlığının gereğini idrak ile kavminin putlarını kırmıştı… Kavmi onu ateşe attı, (aleve değil) ama kavminin ateşi onu yakmadı… 

Kuşu dört parçaya ayırdı dört yöne attı (bu ise Efâl−Esmâ−Sıfat ve Zât boyutlarını müşahededir)… Sonra bu parçaları birleştirdi (Vahdeti idrak)… Nihayet Kâbe’yi inşa etti; ki bunu etraftaki yedi dağdan gelen taşlarla yaptığı söyleniyor… Yani Zâtî Sıfatlarla tahakkuk etti… anladığım budur Üstadım…

Üstad

− Dostlarım…

Kur’ân bizlere, bizden öncekilerin yaşadığı olayları, ibret olsun diye anlatmıştır…

Nesiyle ibret olsun diye?..

Onların yaşadıkları hâllerin, bizim için de söz konusu olabileceğini bildirme yollu ibret olsun diye… O tarihlerde, bu gibi olaylar cereyan etmiş bilfiil!

Geneliyle, bunları sembol kabul edip, mecazmış gibi yorumlamak yanlıştır!.. O bilfiil yaşanmış olan olaylarda, özellikle Nebiler ve Rasûller nasıl davranmış, bu çok önemlidir!.. Çünkü, Rasûller, bize örnek olacak davranışlar için görevli kişilerdir!.. Yani, bizim yapabileceklerimizi bize bildirmek için görevlidirler!

Bu sebeple, olayları, öncelikle, bize ne tür davranmayı veya düşünmeyi öğretmek istiyor gözüyle değerlendirmemiz gerekir…

Cevaplar

− Okumaya, anlamaya, yaşamaya çalışıyoruz Üstadım! Allâh ne kadarını kolaylaştırmışsa!..

− Hz. İbrahim kendisini ateşe atanın da Hak olduğunun bilincinde idi; çünkü o bir “hanîf”ti! Bu yüzden Rabb-ül âlemîn’e kayıtsız şartsız teslim olmuştu diye düşünüyoruz…

− Yanma olmayınca, arınma olmaz! Arınma tamam olduğunda ise ateşin yakma gücü biter!

Bâtınında, Zâtî boyutu yaşama noktasına ulaşan Hz. İbrahim, zâhirde de Kâbe’yi inşa ederek, enfüsî ve âfakî seyrini tamamlamıştır. İzafî benliğini terk edip, HİÇ”lik boyutunda yaşayan ise ZÂT’en yanmaz!

Bizim, kendi adımıza çıkaracağımız hisse: Yaşamımızdaki yanmaları arınmamıza vesile kılacak şekilde değerlendirebilmek; ve izafî benliğimizi terk edebilmek için gelecek belâları rahmet olarak değerlendirmektir.

− Onların yaşantılarından çıkaracağımız bir ders olmasaydı, şu anda bunları konuşmazdık…

− Ben neyim?.. Nereden geldim?.. araştırması içindeyken ateşteydim… İlim geldikten sonra ateş dediğimin, gül bahçesi olduğunu anladım inşâAllâh! Zannımda olanları dört unsura dağıtınca, baktım hepsi toplanıp Tek’e döndü, şuuru mamûr etmeye Kâbe’mi inşaya uğraşıyorum!..

− Dışarıdan gelenlerden değil de özümden gelenle yanmayı diliyorum!.. Diskimi o kadar bir dışarı ile doldurmuşum ki boş yere!.. İnşâAllâh diskimi formatlayıp, hakikatimin gereğini yaşayabilirim…

Üstad

− Evet başka?..

Cevaplar

− Dünya hayatında çektiğimiz her eziyet Rabbimizin bizi terbiye ederken hissettiğimiz yanmalardır… Gönül Kâbe’sinde Hz. İbrahim’in devirdiği putların sesleridir… Bu lütufları değerlendirebilmemiz gerekir… diye düşünüyorum Üstadım.

− Herhâlde sizin söylemek istediklerinizi söylüyordur. Yani taklitten tahkike geçin…

Üstad

− Önceki gece İbrahim Aleyhisselâm ile ilgili bir bilgi aldım… !!!

İbrahim Aleyhiselâm olayının Kurân’ı anlamada bir ANAHTAR olduğu; ve bu konudaki SIR, tefekkür dünyamızda açıklık kazanmadan, Kurân’ın tarafımızdan asla değerlendirilemeyeceği; bu yüzden de bu konunun TAKLİDİNDEN TAHKİKİNE GEÇİLMESİ yolunda bir bilgi aldım… ve size naklettim…

O yüzden de bu konu üzerinde hassasiyetle duruyorum… Ve görüyorum ki; bir çoğunuz, daha değil konunun önemini; getirmek istediğim bakış açısını bile edinememişsiniz!

Öyle ise bu konu üzerinde biraz daha düşününüz, geçmiş sohbeti de okuyarak lütfen…

İyi geceler…