OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− A… Hac intibalarını dinlemedik…

Cevaplar

− Çok sağlıklı ve bereketli bir Hac geçirdik şükründen âciziz… Üstadım.

− Hoşbulduk Üstadım.

Üstad

− Evet, yeni gelenler Hac’dan, anlatın bakalım, orada dikkatinizi çekenleri…

Evet bana anlatacak bir şeyi yok mu kimsenin?..

Cevap

− Himmetiniz ile çok rahat ve bereketli bir vazifeyi yerine getirdik. Bunun dışında Mekke ve Medine’de beş sene öncesine göre çok gelişmeler ve yenilikler var Üstadım.

− Cimbom şampiyon!..

Üstad

− Teşekkürler… GS’lilere kutlu olsun; ben dâhil!!!

Arkadaşlara çok AAH çektiriyormuşum, ben de AH oldum… Listenizi infodan UPDATE edin…

Soru

− Üstadım, 1 Mayıs tarihli Yeni Yüzyıl’daki makaleyi okuduk. Teşekkür ederiz, bütün bilgilerin tek bir kitapta toplanacak denmesi ilginçti…

Üstad

− Yahu hem chat istiyorsunuz hem de susup oturuyorsunuz… Siz chat değil vaaz istiyorsanız, ben yokum o işte!..

Cevaplar

− Üstadım, Tek kitaplık kütüphane yazısı çok ilginçti Murat Birsel’in. Teşekkür ederiz.

− Üstadım önümüzdeki chat’in konusunu lütfederseniz memnun oluruz…

Soru

− Muhyiddini Arabî diyor ki: “‘Allâh’ ismi O’nun Zât’ının değil Sıfat ve Cemi Esmâ’nın adıdır…”

Bu cümleyi biraz açar mısınız?

Üstad

− “ALLÂH” kelimesi bir isimdir ve bir varlığa işaret etmektedir sadece…

“ALLÂH İsminin İşaret Ettiği Varlığın” özelliklerine, yani sıfat ve özelliklerine de yine çeşitli isimlerle işaret edilmektedir… Öyle ise bizim, isimlerle uğraşmayı bırakıp, isimlerin işaret ettiği anlamlar doğrultusunda, işaret edilen ZÂT’ı anlamaya çalışmalıyız ki, bu da somut bir ismi olan obje değildir!..

Dolayısıyla bizim çok iyi anlamamız gereken husus şudur:

Evrende bir nokta bile olmayan Dünya’da yaşayan varlıklar, “ALLÂH” ismiyle işaret edilenin özelliklerinin yanında; o isimlerin (Esmâ’nın) işaret ettiği özelliklerle yaratılmışlardır ki, sonsuz varlık içinde bir hiçtir!.. Tüm algılananlar, O’nun yarattıkları içinde bir hiçtir!..

Bizler, gene O’nun dilediği özelliklerle, ve KENDİSİNİ düşünebilecek bir kapasite ve özellikle yaratıldığımız için de bu yönden KULLUK yapmaktayız…

Gerçek kulluğumuz budur!..

“İbadet” adı altında yapılan çalışmalar ise, “Kulluk” kapsamında değil, yeme−içmenin insana yararı gibi değerlendirilmek zorundadır…

Bu çalışmalar, yani zikir, namaz, oruç; bilinçli yapılmak suretiyle beyni geliştireceği için, kendini Vareden’le arandaki perdeleri kaldırır…

Denizdeki bir bardak suyun, kendini kızdırarak camı çatlatıp, kırıp denizle bütünleşmesi misalinde olduğu gibi!..

Yani, ana konu, sen bardaktaki su olarak; denizle bütünleşmeni engelleyen camı yani beşerî değer yargıları ve şartlanmalarını kırarak, “ALLÂH” ahlâkıyla ahlâklanırsın ki; böylelikle denizle bütünleşmenin yolu açılır…

Musa Aleyhisselâm’a, “SEN, “B”ENİ göremezsin” denmesinin sebebi, bardaktakini denizden ayıran cama işarettir…

Kendini, şeffaflığından dolayı fark edemedikleri cam sananlar!!! Ya da camı görüp, içinde su olduğunun farkında olmayanlar…

Denizin bereketinden mahrum kalmış bir hâlde geçip giderler bu Dünya’dan…

Su her ne kadar deniz suyu ise de, bardak onu sınırladığı için, cam kayıtları içinde yaşayıp; kendi varlığını da; Teklik bilgisini almış olduğu için, deniz sanıp; öylece avunarak ebedî yaşamlarına geçerler!..

Anlatabildim mi…….?

Cevaplar

− Teşekkür ederim Üstadım.

− Teşekkürler… Demek ki, gerçekten bilginin ötesine geçmek lazım..?

− Teşekkürler Üstadım…

Üstad

− Evet başka sorusu olan var mı?..

Soru

− Beyin hakkında bilmemiz gereken nedir Üstadım?.. Teşekkürler.

Üstad

− Beyin, oluşumundan itibaren gerek galaksi içi ve gerekse galaksi dışı çeşitli güçlü merkezlerden gelen yayınlarla programlandığı için, biz beynimizi ne kadar zikir ile geniş kullanılır kapasiteye ulaştırabilirsek, o nispette evrensel özellikleri kendimizde keşfederiz…

Soru

− Üstadım, imanın hep aynı derecede kalacağını duymuştum. Yani ne artar ne azalır. Ben bazen namaz kılma isteği duyarken, bazen istemiyorum. İman nûru hep aynı mı kalır?..

Üstad

− İman, vardır veya yoktur; azı-çoğu olmaz!.. İman nûru ise değişkendir… Azalır veya çoğalır… İman nûrunun çoğalmasını sağlayacak değişik faktörler vardır ki, bu kişinin anlayış kapasitesiyle doğru orantılıdır!..

Soru

− Tefekkürün “iman NÛRU”na pozitif katkısı mı var?..

Üstad

− Evet, kesinlikle…

Soru

− Zikir gibi mi..?

− Ümmül Kitap okunan bir kitap mıdır, yaşanan bir kitap mıdır? Ümmül Kitap konusunu biraz açar mısınız? Teşekkürler…

Üstad

− “Ümmül Kitap”, “ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen”in ilminde yarattığı âlemleri oluşturan ana kitaptır.

Tüm boyutları itibarıyla Evren’dir!

“Oku”nması gereken ana kitaptır… 

“Yakîn” nispetinde “Oku”nur!..

Soru

− “Tek’in Seyri” kitabında Güneş sistemindeki tüm birimlerin yapısını ve hayatiyetini Güneş’in boyutsal derinliğindeki meleklerden aldığını belirtiyorsunuz… İstisnası var mı?..

Üstad

− İstisnası yok… Dünya üzerinde var olan her şeyin varoluşundaki hayat kaynağı bu meleklerdir…

Soru

− Ruh-u Â’zâm için, potansiyel güç; Galaktik Ruh için, melekî güç; Sistemin Ruhu için de, melekî güçlerin (fiil olarak) ortaya çıktığı boyut diyebilir miyiz?

Üstad

− Eğer konuyu anlayışına kolaylık sağlıyorsa; evet…

Soru

− Bizim Samanyolu’nda sistematik olarak var olan birimlerin (melek−cin−insan) aynı K’dan çıkış almaları zorunlu mudur?…

Üstad

− Bizim Samanyolu değil, Evren o Nokta’dan çıkmıştır!..

Bu Evren, Tek Nokta’dan oluşan evren!..

Oysa noktalar sayısız… Sayısız noktalardan oluşan sayısız açılımlar var!..

Cevap

− Üstadım, tek K’yı kastetmedim…

Üstad

− Ne K’sını kastettiğini açık anlat öyle ise..?

Soru

− Esmâ ül Hüsnâ’daki isimler dalga boylarının uzundan kalına doğru sıralanışa göre mi sıralanmış?

Üstad

− İsimlerin mânâlarının açığa çıkışında böyle bir sıra vardır sanırım. Ancak Esmâ ül Hüsnâ’yı okuduğunuz sıralamada bu esas alınmamıştır.

Soru

− Rûm Sûresi: 27; “Mahlûkunu ibdâ edip (yani ilkin yaratıp) sonra bunu iade ederek yaratmayı tekrarlayan O’dur…”

− Allâh’a dua etmek, ondan bir şeyler istemek; olana razı olmamak değil mi?

Üstad

− Rıza, olana isyan etmeyip, yersiz görmemektir…

Dua ise, olabildiğince özündekileri açığa çıkarmak amacına dönüktür…

Aklı olan, ilmi olsun veya olmasın dua’ya çok çok devam eder…

Bu yazdığımı çok iyi anlamaya çalışın…

Dua, yeni tecellilerin açığa çıkması mekanizmasına dönük olarak faaliyet gösterir…

Dua’da yaratış sırrı gizlidir…

Hangi mertebede olursa olsun, dua’dan geri kalan, çok fazla şeyden mahrum kalır!..

Dua’dan mahrum kalan, yaratılış kemâlâtının sırlarını açığa çıkartmaktan mahrum kalmış olandır…

Dua, diyebilirim ki, kerâmettir!..

Soru

− Bulunduğumuz anda bizden çıkan fiil ve düşünceler bizim bir sonraki anda âhiretimizi mi oluşturur; bulunduğumuz boyut hikmet sistemiyle işlediğine göre… Burada hikmet sisteminde Kudret sırları seyredilmiş olur mu..? Teşekkürler…

Üstad

− Evet… Bedeniniz Dünya; bilincinizde hissedip yaşadıklarınız âhirettir!.. Sonsuza dek böyledir!.. Ancak Kudret Sıfatının seyri farklıdır!..

Soru

− Genetik yolla intikâl eden ilim, nakil midir? Özden gelen bir ilim midir?..

Üstad

− Özden gelen ilimlerden biridir, genetik bilgi!..

Soru

− Kurân’da bahsedilen yedi uyurları boyutsal olarak düşünebilir miyiz?

Üstad

− Sanmıyorum… Başka sorusu olan var mı?..

Soru

− Ulûhiyet, Zât’a mı mahsustur?..

Üstad

− Ulûhiyet, O’nun Zât’ını da anlatan SIFATIDIR!..

Soru

− Niye kendini seyretmek istemiş olabilir?..

Üstad

− Bunu Kendisine sormak daha yerinde olur bence!..

Soru

− Muhammedî meşrepli olan bir velî, ilmi Cebrâil’den mi alır, yoksa özünden mi, Zât’ından vasıtasız mı alır?..

Üstad

− Velî olmadığım için bilemem S…, bunu velî bulduğunda ona sor!..

Soru

− Her şey bir başka şeye vesile olur düşüncesinden yola çıkarak… Bir canlının bir diğer canlıyı meydana getirmesi, Esmâ’ların yürürlüğe girmesi, Allâh sistem ve düzeninin işleyişini mi gösterir?..Teşekkürler…

Üstad

− Muhtemelen genellikle evet!..

Soru

− İyiliğe niyet edilip fiil boyutuna çıkmasa bile, sevabının bir kısmının oluşmasına karşılık; kötülüğün sadece fiil boyutuna çıktığı zaman günah olarak oluşması, hadisini sistemde nasıl düşünmeliyiz?..

Üstad

− “Sevap” denen sistem düşünceye, “günah” denen sistem ise beyindeki fiile dönük devreyle çalışır…

Şirk ise, fiile değil, imana bağlı olarak çalışır ve düşünceye yansır!..

Cevap

− Teşekkür ederim Üstadım.

Üstad

− Peki bu akşamlık da bu kadar…

Perşembe akşamı buluşuruz kısmetse saat 21:00 gibi… Hoşça kalın…