OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Evet dostlar… Herkese tekrar merhaba…

Soru

− Üstadım… DOST’tan Dosta 482’de buyuruluyor ki: Maddenin, varlığı ile yokluğunun bir olduğu hâl hangisidir? Bu hâli açıklar mısınız?.. Teşekkür ederim…

Üstad

− Sanırım SİSTEMİN SESLENİŞİ köşesinde çıkan pazar yazılarımı okuyorsunuzdur.

Bu yazılar, adı üstünde SİSTEMİN SESLENİŞİ’dir, tüm insanlaradır, asla herhangi bir kişiyi muhatap alarak yazılmamaktadır…

Esasen bizim görevimiz, SİSTEMİN işleyiş mekanizmasını bildiğimiz kadarıyla açıklamaktır.

Umarım bir gün, “SİSTEMİN SESLENİŞİ” kitabı da çıkar bu yazılar sonunda…

Herkes sistemin işleyişini anladığı kadarıyla, yaşamına yön verir ya da bu konuya ilgi duymaz, bu da kendisinin bileceği iştir.

Biz, kimseye yön veremeyiz ve verecek konuşmalardan da olabildiğince kaçarız… Çünkü, öncelikle herkesin kendi aklı ve ilmiyle kendi yolunu çizip sonuçlarını da duygusallığa kapılmadan yaşamasından yanayız.

Taklitçiliği bırakıp her konuda tahkik ehli olarak yaşamanız, öncelikli tavsiyemizdir.

Bunun için de, “falanca dedi” diye değil, ilminizin ve aklınızın gereği olarak yapılması gerekeni yapın lütfen!

Bu arada…

Lütfen artık Din’in, geçmişte sembollerle açıklanmaya çalışıldığını fark ederek; melekleri yeraltında ya da üstünde, maddenin dışında bir varlık olarak düşünmek yerine; maddenin hakikati−orijini olarak değerlendirmeye çalışın ve ondan sonra hadisleri yorumlamaya gayret edin.

Evet, kitaplarda açıklamamış olduğum bir konu hakkında sorusu olan var mı?..

Soru

− İMAN üzere giden kişinin yanlışı nasıl cezalandırılır; bu ceza kabukta ise, kişi bunu idrak edebilir mi? Teşekkürler Üstadım…

Üstad

− Yanlış yapan kişide o yanlış zaten kendiliğinden o kişiyi cezalandırmakta; o kişiyi o konunun doğrusundan mahrum bırakmaktadır.

Doğrudan mahrum kalmanın bedeli ise; neticede karşılaşılacak olaylardaki yanlış değerlendirmeleri getireceği için, insan bundan dolayı azap çekecektir!..

Yani sizi dışarıdaki biri cezalandırmamakta olup, siz yaptıklarınızın sonuçlarına katlanmak suretiyle kendi cezanızı almış oluyorsunuz.

Soru

− “Zât mertebesi, Kadir ve Cuma geceleridir; Vech mertebesi ise Kıyamet ve Cuma günleridir.” (Nesefî; İnsan-ı Kâmil) Bu konuyu biraz açar mısınız? Teşekkür ederim…

Üstad

− “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”in “ZÂT”ından bahsediş semboliktir… Çünkü “Zât” kavramından da münezzehtir ve bu kavram bize “GÖRE”dir!

Kadir nüzûlle, Cuma Mi’râcla “Cem” makâmından kinâye ilgilidir.

Kıyamet de gene Cem makâmıyla ilgilidir. “O günde TEK BİR NEFS olarak gelirler” anlamında bir âyet vardır sanırım, ki buna işaret eder.

Cevap

− Teşekkür ederim Üstadım.

Soru

− “Hiçbir iyilik ‘ceza’sız kalmaz.” “Ceza”yı açar mısınız, Üstadım?

Üstad

− Ceza = karşılık.

Soru

− İyilik mi, kötülük mü?..

Üstad

− Arapça’da “ceza”, bir fiilin sonucunda karşılaşılan netice demektir… İyi de olabilir, kötü de!

Soru

− Üstadım!.. Bir birimden ağırlıklı olarak, ‘Mâni’ ismi zuhur ettiğinde, karşılık olarak sevgi yeterli olabilir mi?..

Üstad

− Hoşlanmadığınız bir zuhurdan, “ALLÂH”a sığınmaktan başkaca çareniz yoktur!

Soru

− Bir televizyon programında; vefatından dokuz ay sonra, yakınları tarafından organları bağışlanan bir kişiden söz edildi. Bu kişinin ölüm ötesindeki durumu nasıl olabilir?…

Üstad

− O kişinin bedeniyle hiçbir ilgisi kalmamıştır; bana göre…

Soru

− Üstadım… Ruhun bilince feedback etkisi mümkün mü, eğer mümkünse bunu biraz açar mısınız?.. Teşekkürler.

Üstad

− Beyinden ruha yüklenme söz konusudur.

Soru

− Ölen evliyadan bir zâtın gidip mezarını ziyaret edip, orada yapılan duanın kabul edilmesindeki faktör nedir? Bedenle ilgisi kalmadığına göre, biraz açar mısınız? Teşekkür ederim..

Üstad

− Mezar, semboldür ve konsantrasyon aracıdır.

Mezara değil, mezar objesi ile, o kişiyle telepatik bağ kurulur ve o kişi de ehil biri ise, aynen dünyada yaşayan gibi cevap verebilir…

Ama büyük çoğunlukla, ne yönelinende o kapasite vardır ne de yönelende! Bu yüzden de o yönelişe, devreye giren cin türünden varlıklar cevap verir… Bunlar insanların imanlarının artmasını isteyen mümin cinler de olabilir…

Soru

− Cenaze namazında, ölen kişi için Fâtiha okunmuyor çünkü feth kapanmıştır artık, ama ölülerin ardından Fâtiha gönderiliyor, aradaki farkı açar mısınız lütfen…

Üstad

− Dünya’dayken Fâtiha’dan yarar sağladığı kadar, öldükten sonra da yarar sağlar!

Soru

− Sistemin Seslenişi’nde “İnsanın ilâhî bir zorlama olmaksızın, düzen değiştirmesinin fevkalâde güç olduğunu” belirtmişsiniz. Burada bahsedilen ilâhî zorlamadan kasıt nedir?..

Üstad

− “İlâhî zorlama”dan murat; kişinin fıtratında yer alan, onu bir hedefe zorlayıcı programdır!

Soru

− Ruh’tan beyne etki yok mudur, varsa nasıldır?.. Teşekkür ederim.

Üstad

− Beynin “ruhu” iş görür! Ruh, ölüm ötesi beden olarak işlevini ortaya koyar.

Soru

− Allâh’ın Celâl ve Cemâl sıfatları konusunda bir anlam karmaşası yaşıyorum, bu sıfatları açıklar mısınız?

Üstad

− Abdülkerîm Ceylî’nin “İNSAN− I KÂMİL” isimli kitabını okuyun… Orada geniş bilgi var bu konuda…

Soru

− Şehîdlik” kavramını açar mısınız Üstadım?.. Savaşta öldürülen herkese şehîd diyebilir miyiz?..

Üstad

− İslâm Dini’ne düşman bir kısım insanlar, müslümanlar arasında kavram kargaşası yaratmak için, dinî anlamı başka olan kelimeleri, orijinal anlamının dışında kullanarak, müslümanları yanlış yollara sürüklemek istiyorlar…

“Sahne şehîdi” deyimi gibi…

“Şehîd”, Allâh inancı dolayısıyla dünya yaşamına değer vermeyip ölümü Allâh için göze almış ve bedeninden geçmiş kişinin içinde bulunduğu duygusal ve düşünsel hâli ifade bâbında kullanılan bir kelimedir. Bu anlamın dışında kullanılan her yer saptırmadır.

Kur’ân, “Şehîd”lik şartı olarak “fiysebilillâh” açıklamasını getirir!..

Soru

− “Cennetler de burçların tesiri altındadır” açıklaması, cennet maddesel olmadığına göre, nasıl oluşuyor?

Üstad

− Burçlar, orijini itibarıyla melekî boyuttan kaynaklandığından; bu boyut itibarıyla cennet boyutunda tesirlerini icra ederler… Burçlar melekî varlıklardır gerçekte…

“Burçlar” dediğimiz sistemler, sürekli dönüşüm hâlindedir bedenleri itibarıyla… Ruhları ise Esmâ kökenli meleklerdir ve onlar için ölüm kavramı geçersizdir.

Soru

− Peki, okunan Fâtiha nasıl ölüye faydalı oluyor… Bu konuda hadisler de neler var? Çünkü bildiğimize göre insanın amel defteri ölümden sonra kapatılıyor… Okunan Fâtiha ölüye bu noktadan sonra nasıl faydalı oluyor?..

Üstad

− Dünya’dan yollanan dalgalar, ölüm ötesi boyuta ulaşır ve ölüm ötesi boyutta, rüya âleminde olduğu gibi lisan kavramı yoktur. Okunan âyetler orada çeşitli yaşantı içinde olan insana sistemin bazı gerçeklerini hatırlatarak, onun içinde bulunduğu sıkıntıdan bir süre için kurtulmasını sağlar…

Soru

− Üstadım.. DOST’tan Dosta 482’de; “Maddenin, varlığı ile yokluğunun bir olduğu hâl hangisidir?”… ve 483’te; “Varlıkla yokluğun birleştiği nokta neresidir?..” 

a. 482’de ki HÂL nedir?..

b. Bu iki cümlenin farkı nedir?.. Teşekkür ederim…

Üstad

− Allâh indînde var ile yok aynı şeydir!

Soru

− İnsan fark ettiğini kopyalamak yoluyla başlayarak kendinde karşılığını buldukça veya fark ettikçe ona hayatiyet kazandırarak melekiyet kazanır; ama fark edip Dünya’da açığa çıkaramadığını ölüm ötesinde hayatiyete geçirmesi mümkün müdür?..

Üstad

− Dünya’da elde edip ruhuna yükleyemediğin özelliği âhirette çıkarabileceğini sanmıyorum.

Geçen haftaki bir konuya ek:

Elimde 15 haziran tarihli TIME dergisinin 85. sayfası açık…

Metnin tercümesi özetle şöyle…

“Sigarayı bırakmanız için gırtlak kanseri ve kalp krizi ile yüz yüze olmanız yeterli gelmiyorsa bir kötü haberimiz daha var sizlere…

Günde 1 paketten az içenlerde yapılan son araştırmalara göre, kulakta ses kaybının da büyük ölçüde sigaraya dayandığı tespit edilmiş!

İç kulağa giden damarlarda tıkanıklığa neden oluşu sigaranın zaman içinde duyma yetersizliğini meydana getiriyormuş.

Ayrıca sigaranın cinsel iktidarsızlığa yol açtığı da tespit edilmiş…”

Cevap

− Sigaranın mesane kanserine yol açtığı kesinleşmiş bir bilgidir Üstadım… Dr. C…

− Üstadım zikir haricinde, herhangi bir olay, kişinin beyninde Esmâ açılımına yol açar mı? Teşekkür ederim. Yani herhangi bir olay karşısında…

Üstad

− Beyindeki her tekrar, beynin kullanılır kapasitesinin o istikamette genişlemesine yol açar… Esmâ tekrarı ise, tekrar edilen Esmâ’nın anlamı kapsamında meydana gelir…

Soru

− Üstadım, bu haftaki Sistemin Seslenişi’nde; “…karşısındakine hakkettiğini vermesine bağlıdır!..”

Bizler şu andaki bilincimize göre bunu nasıl bileceğiz? Bunu biraz açabilir misiniz? Teşekkür ederiz.

Üstad

− Karşısındakine, iman esaslarının gerektirdiği şekilde davranamayan kişi, ona zulmetmiş demektir.

Bu yüzden o kişiden af dileyip helallık almalı, böylece hakkettiğini ona vermelidir ki, o perdeden kurtulabilsin…

Soru

− Feyz vermenin sistemini nasıl anlamalıyız?..

Üstad

− Her an hepimiz birbirimizden feyz alıp, veriyoruz. Telepatik bir olaydır…

Teşekkürler, herkese iyi geceler…