OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Soru

− “Sarı boya Müslümanların, kırmızı da müminlerin boyasıdır…” hadisini biraz açar mısınız?..

Üstad

− Sarı ile kırmızıyı yan yana koyduğunda hangisi daha dikkat çekicidir?.. Bana göre kırmızı… Müminin nûru, müslümanın nûrundan daha güçlü ve dikkat çekicidir anlamında bir benzetme…

Soru

− Allâh’ın Ahadiyeti ve Ekberiyeti… Öz’e yakınlık ve kapsam itibarıyla nasıl bir değerlendirme yapabiliriz?.. Teşekkürler…

Üstad

− Ahadiyeti öz olarak düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Ekberiyeti, yaradılmışa göredir.

Ahadiyetinden söz edildiğinde tüm kavramlar düşer; öz-dış gibi tanımlar düşünülmez.

Soru

− “Tecelliyât” kitabında kendilerine kimse ses etmeden gerçek yolu bulmaktan bahsetmişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?..

Üstad

− Fıtraten Risâlet kemâlâtıyla gelenler… Fıtrat olarak Tek’ten çoka bakmak istidadına sahip olarak dünyaya gelen zâtlar, fıtratlarındaki bu özelliğin açığa çıkmasıyla kendilerindeki hakikati yaşayabilirler; aldatıcı dünya değerlerinden ve şartlanmalarından arınabilirler, diye anlıyorum…

Soru

− “Allâh vardı; ve Allâh’tan başka bir şey yoktu” ve “Allâh’ın ARŞI su üzerinde bulunuyordu” hadisini açıklar mısınız? Teşekkür ederim.

Üstad

− Bu konu kitaplarda yazılı… Yalnız “su”yun tasavvuf lisanında “ilim” olarak algılandığına dikkati çekmek isterim… Buna göre düşünün…

Soru

− Şehâdet, “HÛ”ya bağlanırsa, o şehâdetin izahı yapılabilir mi?.. Şayet yapılamaz ise Allâh nasıl şehâdet eder?..

Üstad

− Şehâdet kesrete ait bir kavramdır… Kesret sûretlerinden şehâdet etmektedir… “Atan bendim”deki gibi… “HÛ”ya yapılmayan şehâdetle tenzihiyet olmaz.

Soru

− Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları arasında nisbî bir üstünlük var mıdır?

Üstad

− Üstünlük değil; bize göre, öncelik söz konusudur…

Soru

− İman nûrunun insanı cennete ulaştırması yanında, kişinin mertebesini tayin etmedeki faktörü nasıl yorumlanmalıyız?..

Üstad

− Ölüm anından sonra, iman nûru artmaz veya azalmaz…

Dolayısıyla kişi, iman nûru kadarıyla şefaatten faydalanır ve cehennemden çıkıp; iman nûru kadarının karşılığı olarak cennet boyutunda yaşar… 

Soru

− Nisâ’ Sûresi’nin 100. âyeti “Kim Allâh yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidilecek genişlik bulur…” diye devam ediyor. Buradaki “hicret”ten kasıt nedir? Teşekkürler…

Üstad

− Benim New Jersey’e gelmem!.. Burası hayli geniş ve ferah!..

Soru

− Ümmül Kitap, Sıfat tecellisine işaret ederse, tecelli olarak Kurân’dan farkı nedir..?

Üstad

− “Ümmül Kitap”, Esmâ mertebesinin zuhuru-Allâh’ın yarattıklarıdır; Kur’ân, o yaratılanları ve sistemi anlatandır!..

Soru

− Hedef Allâh’a ulaşma ise, iman kavramını sıratı müstakim olarak değerlendirebilir miyiz?..

Üstad

− Herkesin Allâh’a ulaşması bir değil, birbirinden farklıdır… İman, cennete giden yol için gereklidir… Allâh’a erenler ise ikân sahipleridir!..

Soru

− Üstadım İnsan-ı Kâmil’in, 99 ismin mânâsını eşit kullanması beynin yüzde yüzünü kullanması demek mi?

Üstad

− İnsan-ı Kâmil’in dahi beynin yüzde yüzünü kullanabildiğini sanmıyorum… Bunun birkaç sebebi var!..

Soru

− Rüya âlemi, misal âleminin bir parçasıdır. Rüya âleminde gelişen olaylar belirli rumuzlarla anlatıldığına göre, bu rumuzları değerlendirmedeki yöntem nasıl olmalıdır?..

Üstad

− Rüyada görülen sûretler bize dışarıdan gelmez…

Aynı, ilhamın bitişik yatakta yatan iki kişiye geldiğini düşünelim… Birisi beyin verilerine göre başka sembollerle görecektir o mesajı, diğeri başka…

Gün içinde, aynı astrolojik etkileri alan insanlar, nasıl farklı duygular hissediyorlarsa; bu da beyin açılımlarında ileri geliyorsa… Aynı şekilde rüyada görülen semboller de o kişinin veritabanına göre sûretlenir!..

Bu sebeple rüya yorumu, sezgi yollu rüyayı gören kişiyi OKUMAKTAN geçer!.. kanaatindeyim…

Soru

− Mânevî yanmanın maddi yanmaya nispetle daha uzun sürmesindeki sebebi nasıl izah edebilirsiniz?..

Üstad

− Maddi yanma, hücre yenilenmesiyle geçer; evladını kaybeden bir annenin yanması neyle ve ne kadar zamanda geçer?..

Soru

− Allâh’ın iki elinin olmasının, bir anlamda enfüsî ve âfakî boyutlar şeklinde kabul edebilir miyiz?..

Üstad

− İki el, İLİM ve KUDRET sıfatlarıdır… İLMİ, bâtın; Kudreti da zâhir -açığa çıkış- olarak değerlendirebilirsin belki; ama tam anlamıyla kapsamaz!.. Enfüs ve âfak, izafî yani göredir!

Soru

− İsim, işaret edilenin Zât’ına işaret etmesi yönüyle, sıfattan daha kapsamlı olmuyor mu?..

Üstad

− İsim, yalnızca işarettir!.. İsim, “var”a işaret eden “yok”tur!..

Soru

− Nebi ve Rasûllerde buluğ çağından önce görülen olağanüstü hâller nasıl açıklanabilir?..

Üstad

− Fıtrî istidat gereği melekî kuvvetlerin açığa çıkışı…

Soru

− Önceki konuşmalarınızda Hz İsa’nın Yahudi olduğunu söylemiştiniz, ve Yahudilerin yanlış anladıkları şeyleri düzelttiği için yeni bir din getirmediğini belirttiniz. Bu, Hz. Musa’nın tespih anlayışını ortaya koyduğunu gösterir mi?..

Üstad

− Hz. İsa’nın düzelttiği yanlış, insanların kendilerini yalnızca tenzih görüşüyle kayıt altına almaları…

Din, “Sistem” demektir… Yeni bir sistem getirmemiştir bu yüzden de… Sisteme yeni bir bakış getirmiştir Yahudilere…

Soru

− “İtimat ettiğini DOST seçebilirsin, ancak DOST seni itimattan arındırandır.” Bunu açar mısınız? Teşekkür ederim.

Üstad

− Bu hayli derin bir konu…

Senin kabul etmen başkadır; kabul edilmen başkadır; bu bir… İkincisi… DOST, ALLÂH’tır yalnızca!..

Bunun ne demek olduğunu idrak edersen; “Allâh dilediğini yapar” hükmünü de bir salise aklından çıkarmaman gerekir… Ötesini yazamam… Sen düşün, bu işin sonu neye varır…

Soru

− Hz. Âdem ve Hz. Havva hata işledikten sonra “Rabbimiz nefislerimize zulmettik. Bizi bağışla…” diye dua etmişlerdir. Onlar gerçekten böyle dua etmişler midir, yoksa bu mânâyı yaşamışlar mıdır?.. Teşekkürler…

Üstad

− Geçen gün, Kurân’da anlatılan bu olayların, bir yaşam sonucu erişilen idrakın dile gelişidir; diye anlatmıştım…

− Şimdi HERKESE SORUYORUM…

Şu anda çektiğiniz gerçek TESBİH veya DUA nedir farkında mısınız?.. BİLİYOR MUSUNUZ?..

Günlük yaptığınız dua ve zikirleri sormuyorum; bunu anlamışınızdır herhâlde… Neyse siz bunu düşünedurun…