OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Soru

− Kıbleteyn camisinde, Hazreti Rasûlullâh’ın, kıbleyi, Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a çevirmesinin, bâtınî mânâsını lütfen açar mısınız?..

Bildigim kadarıyla “Aksa”, en uzak yer; “Harem”, herkesin girmesine müsaade edilmeyen yer yani mahremiyet ifade ediyor değil mi?

Üstad

− Kâbe öncesinde, insanlar âhirete ve tek tanrıya davet edilmişlerdi… Bu sebeple de Mescid-i Aksa’ya yönelinirdi…

İsa Aleyhisselâm ise, bir YAHUDİ olarak; Yahudilere yanlışlarını anlatıp “Tanrı”dan kurtarmak istedi, fakat yeni bir din anlayışı getirmedi… Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ı müjdeledi…

Hz. Muhammed ise, “Arınmamış olanlar el sürmesinler” uyarısını ihtiva eden ve “ALLÂH ismiyle işaret edilen”i açıklayan ve dahi arınmamışların giremeyeceği “Beytullâh” sırrını getirdi…

Bu sebepten de Kâbe’ye dönüldü…

Ancak, şu da var ki;

Kudüs’teki radyasyon, insanların âhirete dönük çalışmalarında her ne kadar yeterli bir radyasyon idiyse de beyinler için…

Kâbe’deki enerji, hakikatin gereğini idrak etmiş olanlara bunu sağlayacak enerji potansiyeline de sahiptir… Elbette o kişi arınmışlardan olması ve bu fıtrata sahip olması şartıyla!..

Soru

− Üstadım, neden bazı evliyaların bedenleri öldükten sonra bozulmuyor?

Üstad

− Her bedeni bozulmayan mutlaka evliyadandır demek değildir… Toprağın killi olup oksijen geçirmemesi de çürümemede önemli bir faktördür… Bunun yanı sıra ruh gücünü de kullanan bazıları, bedenini çürütmeden tutabiliyormuş…

Soru

− “Ebu Bekir kapısı üzerinde bir ışık, başka kapılar üzerinde karanlık görüyorum” hadisinde başka kapılar, diğer halifeleri de kapsıyor mu?..

Üstad

− O söz o geceye mahsus bir sözdür; o geceki ve o tarihteki evleri kasdetmektedir…

Hadislerin bir kısmı, o günkü şartlarla ve kişilerle ilgilidir; bunları genellememek veya daha sonraki olaylarla karıştırmamak gerekir…

Üstünlük değil; bize göre öncelik söz konusudur…

Soru

− Cuma namazında hutbeyi kısa, namazı uzun tutmanın anlamı nedir?..

Üstad

− Halka dönük yan ile Hakk’a dönük yan arasındaki oranlamaya işaret gibi geliyor bana…

Şefaat olayını bir kere daha, ve daha geniş olarak açıklıyorum… Şefaat, anlıyorum ki pek çok arkadaş tarafından tam anlaşılmamıştır…

ŞEFAAT, perdesi kalkmış bir kişinin, diğerinin bilincindeki basîret perdesini açmasıdır; genel anlamıyla!..

Dünya’da şefaat, kişiye hem dikey planda getiri sağlar, hem de yatay planda… 

Âhirette şefaat ise, yalnızca yatay planda getiri sağlar…

Kişi Dünya’da şefaati değerlendirirse, mânen yüksek mertebelere ulaşabilir… Kişi Dünya’da dikey planda gelen şefaati değerlendiremez ise; âhirette, Dünya’da değerlendirdiği kadarının, yatay planda olanını değerlendirmek kısıtlamasıyla karşı karşıyadır; ki bunu da hiç kimse değiştiremez!

Şefaat; insanların, kendilerini arındırmaları için yapacakları çalışmalar konusunda birisinden yardım almaktır!

Şefaat; müminlerin cehennemden çıkıp cennete girebilmeleri için arınma yollarını öğrenmeleridir…

Birisi kolundan tutup da cehennemden çıkarmaz kimseyi!..

Şefaat, hangi yanlış anlaması veya değerlendirmesi nedeniyle cehennemde yanmakta olduğunu ona idrak ettirip; onun bu eksiğinden arınmasını sağlar, böylece de ona şefaat etmiş olur!..

Cennette şefaat yoktur! Ölüm anından cennete girene kadar gelen bütün şefaatler; kişinin içinde bulunduğu süreç içinde kendisine azap veren değerlendirme yanlışından kurtulması amacına dönüktür…

Şefaat edilen kişinin, şefaat edene inanmış olması şartıyla mümkündür!..

Anlaşıldı mı ŞEFAATİN ne olduğu?.. Eksik kalan yerleri varsa lütfen sorun, biliyorsam açıklamaya çalışayım…

Şefaatçilerin şefaati, edilecek kişinin ancak şefaat edenlere inanmış olması şartıyla mümkündür, demiştim…

Mesela, bana inanmayan bir kişi benim verdiğim bilgileri değerlendiremez… Değerlendiremeyince de bu durum, ilim şefaatinden yararlanmaması demektir!

Soru

− Allâh’ın fazlı nasıl olur?

Üstad

− Fıtratında sana o kolaylığın sağlanmış olması dolayısıyla…

Soru

− Cebrâil (a.s.)’in Rasûlullâh Efendimiz’i sıkması olayı ile kadr anı arasında bir bağlantı kurabilir miyiz Üstadım?

Üstad

− Cebrâil’in sıkması deyimiyle tanımlanan olay, kişiye özel bir olaydır… Kişiye yönelimdir… Kadir süreci ise kişinin yönelimine bağlıdır!

Soru

− Tefsir ile Tevil arasındaki fark nedir?

Üstad

− Tefsir; gelen metni açıklamadır… Tevil ise, sembol yollu anlatılanı veya zâhirinde anlaşılandan farklı iç mânâ ihtiva eden metni deşifre etmektir!..

Soru

− Üstadım, namaz kılarken Kur’ân âyetlerinin sadece ayakta dururken okunmasının sebebi nedir?

Üstad

− Ayakta Kur’ân okurken, gerçekte dilinde okuyan Kur’ân sahibidir… O bâtınî hakikatin önünde zâhirinle sen eğilirsin…