OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Merhaba arkadaşlar…

Pazar günkü “İman bilgisi iman mıdır?” yazısını okudu mu herkes?..

Bugünkü konumuz o!..

Cevaplar

− Okumaya çalıştık Üstadım…

− Üstadım, Web sayfanızdaki “Sistemin Seslenişi” isimli köşenizde yayınlanan Pazar yazılarını büyük bir dikkatle okuyoruz. Teşekkürler…

− Biz sadece, bildiklerimizin ismine iman ettiğimize göre, bizden isim kalkınca mı, imanlı olduğumuzu anlarız? Teşekkürler Üstadım.

Üstad

− Arkadaşlar iman konusunun neresindeyiz? Bunu düşündünüz mü hiç?..

İslâm Dini’ni ve iman bilgisini müslümanların pek çoğundan iyi bilen Hrıstiyan müsteşrikler (araştırmacılar) acaba bu bilgiyle müslüman, mümin midirler?

Vicdanımızın bize, “sen imanlısın” demesi önemli mi?..

Yoksa, amelimiz mi imanımızın göstergesi?..

Mesela, sigara içen biri, sigaranın beynine ve dolayısıyla âhiretine zarar vermekte ve kendine zulmetmekte olduğuna imanlı mıdır, sigaraya devam ettiği sürece?..

İmandan AMAÇ, İMANIN GEREĞİ OLAN AMEL MİDİR?..

İmanın gereği olan AMEL yoksa, iman mevcut olabilir mi?..

Sigara için biri, “ben sigaranın zararlarına iman ediyorum” dese dahi, böyle bir imanı var mıdır?

O zarara iman etmiş biri, sigaraya devam edebilir mi?.. Ediyorsa, o konuda imanı hâlâ var olabilir mi?..

Her konuda gerçekçi olalım ve ne karşımızdakini, ne de kendimizi aldatmayalım!..

“İman ehlinden mümine bilerek zarar gelmez” diyor Allâh Rasûlü!

Eğer çevremize veya kendimize bilerek zarar veriyorsak, bu durumda ne kadar imanlı olabiliriz?

Anlayışı kıtlara kapı açıyorum:

(Buhari Tecrid tercümesi 2132 nolu hadise göre) Zina en hafif günahlardandır; iki kişi arasında kalması ve beyne direkt zararı olmaması yönünden!..

Ama sigara kişinin hem kendisine hem de çevresine bilerek zulmetmesidir ki, bu zinadan çok daha büyük günahtır!..

Bir günahın büyüklüğü, kişinin âhiretine verdiği zararla ölçülür…

Kimsenin ne kendi beynine ne de başkasının beynine zarar verme hakkı yoktur!

Mesela sigaranın zararına iman diye bir konu söz konusu olamaz!.. Çünkü artık o, iman boyutunu aşmış, ikân noktasına ulaşmıştır!.. Çünkü bu zarar bilimsel olarak, madden tespit edilmiştir!..

Öyleyse, ister sigara yollu, ister başka fiillerle kendisine veya çevresine bilerek zarar veren kişinin imanından ne kadar söz edilebilir?

Allâh, bizi çevremize ve kendimize (kendisine) yararlı olalım diye mi yarattı; yoksa kendimize ve çevremize zarar verelim diye mi yarattı? 

İman, bizi çevremize yararlı ameller konusunda yönlendirmiyorsa, o iman ne kadardır bizde?

Sigaranın misalini her konuya yayalım…

İman, bizi her konuda insanlara yararlı olmaya, onlara birşeyler kazandırmaya yönlendirmek isterken; biz onlara yararlı olmak yerine zararlı oluyorsak, “bu mümindir” baskılı elbiseyle dolaşsak, imanlı sayılır mıyız acaba?

Önce çok önemli noktayı fark edelim…

İman; amaç mıdır, araç mıdır?

Bunun cevabını verebilmek için şu soruyu soralım…

Niçin iman?

İstenen bir hususun elde edilmesi için gereklidir iman!..

Yani, iman bir ARAÇtır!

O araçla elde etmek istediğiniz şeye ulaşırsınız…

Dünya’da yaşarken, Allâh Rasûlü olan Zât’a iman edenler, elbette ki onun bildirdiği güzelliklere erişmek için gerekenleri yapmayı kabul edenlerdir…

Allâh Rasûlü’ne, “ben sana iman ettim” demek, “seni gördüğüm için elbette ki kişiliğine iman ediyorum” demek değildir…

Benim ölüm ötesi yaşamda istediğim iyi şartları bana temin etmek üzere yapmamı istediklerinin gerekli olduğunu idrak edemesem bile, onları yapmam gerektiğine iman ediyorum; demektir.

Allâh Rasûlü’nün dediklerini yapmadıktan sonra, “iman ediyorum” demek hiçbir şey getirmez insana…

Çünkü amaç, iman ediyorum demek değil; iman edilen doğrultusunda fiilleri ortaya koyarak, o fiillerin sonucuna ulaşmaktır!

“İman ediyorum” demek; “böyle olduğuna inanıyorum dolayısıyla bu fiillerle bu neticeyi elde edeceğimi kabulleniyorum. Bunları yapmazsam semeresini de elde edemeyeceğimi kabullendim” demektir.

Seni istediğin sonuca ulaştırmayacak fiiller içindeyken, o konuya iman ettiğini söylemen, yalnızca kendini aldatmak, kandırmaktır ve sonucu da hüsrandır!

Allâh Rasûlü’nün senin imanına ihtiyacı yoktur!

Meleklerin de senin imanına ihtiyacı yoktur!

Kısaca, hiçbir yaratılmışın ve de Yaratanının senin imanına ihtiyacı yoktur!

İmana sen muhtaçsın!

Niye?..

Kafanı yeterli derecede çalıştırıp, o konudaki gerçeği, sistemi idrak edemediğin için, söylenene iman yollu yaklaşıp onun gereği fiilleri ortaya koyarak neticede, elde etmek istediğine ulaşmak için!..

Yani netice şudur ki… İman, idrak edemediğin konuda aklının stop etmesi dolayısıyla durmayıp ilerlemene devam için gereklidir!..

Soru

− Ama imana akıl ile varılmaz mı esas olarak; yani insanın mantığına kabul ettirerek iman etmesi gerekmez mi?..

Üstad

− Aklı olmayanın imanı da olmaz!

Aklın yetmediğine iman gerekir… 

Aklın ihâtası içinde kalana zaten iman gerekmez, o yakîn hükmündedir ve o durumdaki aklın konusu ikândır, imanı geçmiştir.

İmanın gereğini uygulamak dahi gene akıl işidir…

Kişinin aklı, yaşamına hâkim olacak düzeyde değilse, o zaman kişi imanın gereklerini yerine getiremez.

Soru

− Benim demek istediğim, akıl sağlığı yerinde olanlar için, yani bazıları diyorlar ki; “Allâh’ı ve İslâm’ı anlamak için akıl yeterli değildir, kabullenmedir” diyorlar…

Üstad

− Onlar, aklın ne olduğunu tam olarak bilemiyorlar!..

Akıl, sigaranın zararını ilmen biliyorsa, bu artık, iman konusundan çıkar elbette!..

İman akıllıya teklif edilir, aklı olmayanın imanı da olmaz!

Kişinin imanı, aklı kadardır!

Şu anda aklımız kadarıyla konuşuyoruz birbirimizle…

Ve aklımız kadarıyla iman sahibiyiz…

Burada özellikle vurgulamak istediğim husus şu:

Allâh Rasûlü’nün bildirdiklerine iman etmekten amaç, onun gösterdiği doğrultuda fiiller ortaya koyarak yaşamaktır.

Allâh Rasûlü, tüm yaşamında insanlara ölüm ötesi gerçekleri anlatarak, onların gerekli ÇALISMALARI UYGULAMAK SURETİYLE, kendilerini ölüm ötesi ebedî azap ve sıkıntılardan korumaları yolunda mücadele vermiştir.

O’na iman ediyorsak; bize düşen, hiç olmazsa, zamanımızın bir kısmında, insanlara ölüm ötesi gerçekleri idrak ettirerek, onların ölüm ötesi ebedî azaptan kurtulmaları yolunda çalışma yapmaktır…

En azından ölüm ötesi yaşamlarına zarar vermek demek olan beyin sağlığımıza ve beyin sağlıklarına bile bile zarar vermemektir!

İman, o’dur ki…

Seni kendine ve başkalarına zarar vermekten alıkoyar!

Bu, imanın en alt sınırıdır!

Evet, sorusu olan var mı?..

Soru

− “Akıl” dediniz… Nasıl akıl? Albert Einstein akıllı idi, yoksa öyle akıl değil mi? Misal vermekle devam edeyim… Ünlü alman şairi iman etmiş midir ki Rasûlullâh hakkında güzel bir şiir yazmıştır?

Üstad

− Einstein akıllı değil, çok zeki idi… Bu konu detaylı olarak “AKIL ve İMAN” isimli kitabımda açıklanmıştır. Aklı ve zekâ arasındaki farkı orada okuyun!

Soru

− Allâh’a kulluk görevini yerine getirmeyecek hiçbir varlık yoktur. Dolayısıyla kulluk Allâh’ın (bize göre doğru veya yanlış) bize kolaylaştırdığı fiilleri açığa çıkarmaktır ki sonucuna katlanmanın sebebini işlemiş olalım.

− Üstadım… Eğer amelimiz inancımıza ters ise, vicdanın da imanlı olmadığının farkında olması gerekmez mi?..

Üstad

− Kimse inancına ters amel etmez! Zor altında değilse! Herkesin ameli, inancının dışa vurmasıdır!

Soru

− Kurân’da “kitap yüklü eşek” tâbiri kullanılıyor galiba…

− Üstadım, “kendin” ve “başkalarının” çeliştiği noktada tercih kullanmak gerekirse nasıl kullanılmalı?..

Üstad

− Öncelik, insanlara bir şeyler verebilmekte olmalı daima bence…

Soru

− Şuurunun mutlak TEK varlığın ilmi olduğunu fark eden imanlı basîret sahibi, seyrinin dışında düşünce boyutundan çıkan fiilleri “O diledi” deyip, “kader” der razı mı olur; yoksa “BEN yaptım” der revâ mı görür, Üstadım?..

− İmanın azaldığı bir dönemde, aklın da o çalışmaları yapmana yeterli değilse, ama yapmadığın için sıkıntısını duyup “bunu yapamadım, niye?” diye sorgulaması, insana ne getirir? Bir süre sonra imana kavuşturur mu; ya da akıllıca davranmasına sebep olur mu; yoksa o kişi, duyduğu sıkıntı ile mi kalır?

Üstad

− İnsanlar, akıllı varlık olarak Allâh Rasûlleri’ne iman ederler ve gereğini uygularlarsa kurtuluşa ererler…

Kurân’da daima; “İman ederler ve gereğini yaparlar” ifadesi vardır ki, Kur’ân hep iman ile gereğini uygulamayı bir arada tutmuştur!

İnsan amelinin karşılığını alacaktır!

Ameli getirmeyen iman, hoş bir duygudur ve geçici olarak kendini tatmindir!

Soru

− İnsan aklını geliştirebilir mi?.. Beyin kapasitesini geliştirmek, aklı geliştirmek midir?..

Üstad

− Olan akıl gelişir elbette!

Soru

− İman nûru ışığında Radiye Nefs noktasına nasıl ulaşılabilir? Açabilir misiniz?

Üstad

− Bu konu; “KENDİNİ TANI” ve “TEK’İN SEYRİ” kitaplarında vardır geniş olarak…

Soru

− Üstadım, iman direkt amele mi yoksa iman edilen o hususun idrakine mi taşımalı bizi..?

Üstad

− İkisine de!..

Soru

− Amel deyince, amel-i sâlih mevzu bahisdir… Üstadım; amelle fiil arasında fark var mıdır? Varsa nedir?

Üstad

− İmanın gereği olan fiillere dinî terminolojide “amel-i sâlih” adı verilir.

Soru

− İnsan iman gücüyle vehmi yok edip, aklı ile kontrol altına aldığı zaman, ikân ehli mi olur?.. Teşekkür ederim…

Üstad

− İkân, tespit edilene olandır…

Mesela sigaranın zararı konusunda herkes ikân noktasındadır; burada imandan söz edilmez. İman ise, bilinmeyenedir… 

Soru

− Yazınızda taklidî imandan da söz etmişsiniz. İmansız olarak ölüm ötesi boyuta geçerlerse, onlar için nasıl bir kurtuluştan bahsedebiliriz?..

Üstad

− Taklidî iman, imansızlık olarak değerlendirilmez…

Soru

− Eğer aklımız kadar imanımız varsa, o zaman kişinin de bu aklı kadar imanı olacaktır demektir. Peki o zaman Hazreti Rasûlullâh’ın “Aklı olmayanın dini de yoktur” hadîs-î şerîf’ini nasıl anlayacağız?

Üstad

− Anlayamadım ne demek istediğini…

Herkesin imanı aklı kadardır; aklı olmayanın imanı da yoktur!

Soru

− Pazar günkü sohbetinizde imanın fıtrî olduğundan bahsediyorsunuz.

Nebilerden birini bile bilmeyen bir kişide, fıtrî iman varsa teklik şuuruna sahip olacaksa, bu durumda Nebilerin insanlara tebliğinin asıl amacı, bu şuura sahip olmayanlara sistem hakkında bilgi vermek ve onları ölüm ötesi yaşamda azaptan kurtarmak için midir?

Üstad

− Evet!..

Soru

− İmanın en alt düzeyi muttaki olmak mıdır? Teşekkürler.

Üstad

− “Takva”, imanın gereği olan fiiller ile ölüm ötesi yaşamın sıkıntı ve azaplarından korunma hâlinin adıdır. Yeterince korunamasa da iman sahibi olabilir… Peki, herkese katıldığı için teşekkürler ve iyi geceler… Selâmu aleykum!